Turuncu ışıklar gözümü kamaştırıyordu. Onların, doğan güneşin ışığı olduğunu sandım. Oysa ki doğmayı boş ver bizi sokak lambalarını açmaya mecbur bırakacak kadar uzaktı güneş. Galiba hayatımda ilk kez o kadar geç vakitte uyanıktım. Gecenin soğuk olduğunu öğrendim. Bir elim montumun cebinde yumruk olmuştu. Ötekiyle annemin parmağını tutuyordum. Montumun, kıyafetlerimin rengini ya da yüzümdeki ifadeyi hatırlayamıyorum. Şimdiki yaşımda anılarını ancak bir hayal gibi hatırlayacak, aynaya bakma gereği duymayacak kadar küçüktüm. Küçücük elim anneme tutunuyor, küçücük yüreğim hiç görmediğim bir durumda olmama rağmen güvende, sıcacık hissediyordu. O huzurlu andan beni çıkartan bir şey oldu. Merak.
Turuncu ışık gözümü kamaştırmasına karşın o kadar parlak, o kadar neon, o kadar cazibeliydi ki elimi cebimden çıkarıp ışığa uzattım. Arkadaki demir siyah bina kapısı gıcırdadı ve babam belirdi. Elinde gri içine sığabileceğim kadar büyük bir bavul vardı. O, bavulu sürüklüyor, benle annem merdivenlerden inip yola, orada bekleyen bir arabaya doğru yürüyorduk. Yolun ortasında durduk. Annem, babam ve arabanın yanındaki genç adam yetişkince konuşuyorlardı.
Sokağın sağ tarafında ışıklar seyrekleşiyor ve sonu gözükmüyordu. Sol tarafta sokağın sonu olan binalar dizesi ve iki yana açılan yolun kolları vardı. Her gün gittiğim, tam karşımda duran bakkalın kepenkleri inmiş, abur cuburlar görünmüyordu. Hiçbir evden ışık gelmiyordu. Galiba uyanık olan yalnızca bizler ve arabadaki adamdı. Hâlâ konuşuyorlardı. Onlara sessiz olmalarını söylemek isterdim. Uyku mahmurluğumu azaltacak kadar yüksek sesleri, benim gibi uyumak isteyen başka çocukları da uyandırabilirdi.
Annem beni arabaya bindirdi. Sesler buğlandı. Araba sıcak ve uyumam için yeterli konfordaydı. O an, bütün yorgunluğuma rağmen beni ayakta tutmaya çalışan merakın gücüyle annemi, babamı dinlemeye; arabaya binenlerin yüzünü tanımaya çalıştım. Sonra uykuya daldım. Arabada rüya görüyor, uyandırılıp biri tarafından kolumun çekiştirildiğini hissediyordum. Bilincimin tam anlamıyla açılması inek sesleriyle oldu.
Yine geceydi ama bu sefer etrafta sokak lambası yoktu. Tek ışık arabadan geliyordu. Ayrıca evimdeki gibi etrafta ne yüksek binalar vardı ne de asfalttan yollar. Evler tek katlı ayrık ayrık, yol topraktan ve tıkırtılıydı. Araba sağa döndü, ikinci bahçenin çit kapısından sola dönüp içeri girdi. İnek tekrardan mööledi. Hayatımda ilk kez gerçek canlı, çizgi filmlerdekinden daha canlı, ineğin sesini duyuyordum. Annemin beni kucağından çimenlere bırakışını hissettim. Bavullar indi, yetişkince konuşmalar tekrar başladı. Bebek denecek kadar küçük kardeşim annemin eteğinde dolanıyordu. Abim, ikimizin duyduğu yabancılık hissini duymadan içeri girmek istiyordu. Eşyalarla birlikte ince ağaçların yapraklarının çatı gibi üstünü örttüğü bir yoldan geçtik. Taş merdivenleri çıktık ve sarı ışıkla aydınlatılmış köy evine girdik. İçeride iki yaşlı insan vardı. Onların ananem ve dedem olduğunu şuan biliyorum ama köye ilk gidişimde bilip bilmediğinden emin değilim. Uslu, saygılı, hanımcık bir kız olup ellerini öptüm. Onlar da benim yanaklarımı. Sonra koltuğa oturdum. Arkama yaslanmadığım ve koltuklar alçak olduğu için ayaklarım yere değiyordu. Bu koltukları sevdim. İstanbul’dan Ağrı’ya geldiğimiz yol boyunca uyudum diye hatırlasam da tekrardan uyumak istedim evimden binlerce kilometre uzakta olduğumu bilmeden. İnek tekrardan mööledi. Onun sesi elektrikli süpürgenin ninni sesi gibiydi. Beni uykuya daldırdı.
Artık arkadaşları gitmiş yalnız kalan inek evin arkasında möölüyordu. Ağaç yaprakları seyrekleşmiş, o çatılı yolu yok etmişti. Bir önceki seferimde nereye kaybolduğunu merak ettiğim bahçe sağda ileride duruyordu. Yanında uzun renkli çiçekler vardı. Bahçeyle ev arasındaki düzlükte bulunan iki ağaca ip bağlanıp salıncak, hamak, yapılmıştı. Oraya gidip salıncakta unutulmuş annemin telefonunu almayı amaçlıyordum. Merdivenlerde ayakta durmuş gergin bir şekilde hindiyle bakışıyordum. Telefonu almaktan vazgeçtim. Kim bilir kaç sene evvel girdiğim aynı, yalnız biraz tadilat ve değişiklik vardı, eve tekrardan girdim.
Yazar: Melek CAN