Adam işten çıkınca mutluydu. Belki de ilk kez torna başında çalıştığı iş yerinde tüm gün gülmüştü. Patron da onun bu haliyle dalga geçmiş ve işinde çalışmasından zevk alan personeli olmasından gurur duymuştu. Göğsünü kabartıyor ve böyle coşkuyla işçisiyle gurur duyuyordu. Patron böyle çalışkan bir işçisine hediye vermek istedi. “Bugün, Ahmet abi istersen erken çıkabilirsin. Maşallah çok çalıştın.”Patronun böyle bir izin vermesine memnun oldu Ahmet Bey.Nostaljiyi severdi. Eski ailesini özlerdi. Anne babasını ve kalabalık ailesini. Sekiz kardeşi ile bir bütün büyümüştü. Bribirlerini destekliyorlardı. Anne sevgisini görmüştü ama babası uzaktan sevmişti. Babasının sevgisini hissetmişti ama uzaktan. Ellerini her gece uyurken başında hissederdi. İşten geç gelen babasının başını okşamasını ve son parasıyla aldığı ve yastığın altına çikolatalı gofret hiç unutmadı. Sabah okula giderken de babasını görmemişti ama pazar günleri muhakkak evde olurdu. Mahalleli gibi kahve alışkanlığı olmayan babası ailesini severdi. Televizyonda kovboy filmi izlemek çok keyifliydi ama film, televizyon değildi önemli olan önemli olan babası ve annesiyle pazar kahvaltısı yapmaktı. Annesinin pişi ekmekleri ve ona sürülen salçayı severek iştahla yerdi. Yüzü güler ve bu haline abileri hayalci derdi. İçlerinde en küçük oydu. Abilerinin bu halini umursamazdı. Babası sert konuşur ve çocuklarına öğüt verirdi. “Siyaset yapmayın, Sağa sola karışmayın.” derdi. “Okuyun evlatlarım. böyle eşşek olmayın. Benim gibi cahil olursanız eşşek olarak kalırsınız.” derdi. Her pazar bu cümleleri muhakkak kurardı. Abileri de kendisi de onu dinlemedi. Okumadılar. Abileri uyanık çıktı ve her devrin adamı oldular. Siyasetle ilgilenmediler ama siyasetle büyüdüler. Ahmet Bey ise hayalciydi. Ne müteahhit ne başka bir şey oldu. Haramdan korktu hayatı boyunca. Babası onu sanayiye verdi. Tornacı oldu. Sadece çalışan olarak kaldı ama. Bir işyeri açayım diyemedi bile. İşte böylece o da babası gibi evini kıt kanaat geçindiren bir adama dönüştü. Abileri onun bu saf halinden kurtarmak da istedi.İş yeri açalım, sen kendi işinin patronu ol, dediler. Hepsiyle kavga etti. Haram boğazından geçemezdi. Abilerinin parası haramdı. Bunu onlara da söyledi. Hepsi küstüler ona. Konuşmadılar bir daha. Şimdi iki çocuğu ve cefakar karısı dışında kimsesi yoktu. Kahveye de gitmezdi ki arkadaşı olsun. Herkes ona çay ısmarlarsa gün gelecek o da birine çay ısmarlamak zorunda kalacaktı. Babasının niçin kahvehaneye gitmediğini biliyordu. O da aynı sebeple uğramazdı. İşten eve evden işe. İşte küçük hayatının küçük dünyası bu kadardı. Ve babasının kovboy filmleri şimdi onun hayatıydı. Yaşı 54 idi. Babasının öldüğü yaşa gelmesine altı sene vardı. O babası gibiydi ama. İşte her şey o amadan sonrası geliyordu. Cefakar desem de bu Ahmet Bey’in görüşüydü. Aslında bu hayattan nefret ediyordu. Parasız olmak canına tak etmişti. Komşuları rahatlık içinde yaşarken o hala kirada ve eski eşyalarıyla yaşıyordu. Bulaşık makinesi bile almamıştı eve kocası olacak adam. Allahtan mutfak masraflarından kıstıkları para ile kendine bir şu dokunmatik telefonlardan almıştı. En azından kocasına böyle demişti ama aslında 50-55 yaşlarında dostundan almıştı parayı. Oğlu ise okula gidiyorum diye çıkıyor kahvelerde sürtüyordu. Elinde bol para vardı. Babasının ruhu duymuyordu. Onun için oğlu masumdu. Eski Türk filmlerindeki Hulusi Kentmen’di, Ali Şen’di. İkncil el bir dokunmatik telefonu vardı. Son teknoloji Iphone’u evde bodrumda eski bir torbanın dibindeydi. Kızı da akıllıydı. O Iphone’u eve bile getirmezdi. Arkadaşı Merve’deydi. Evden her çıktığında arkadaşına uğrar ve telefonunu alırdı. Babası Merve’yi bir kez görmüş ve onun sağlam pabuç olmadığını anlamıştı. O yolun yolcusuydu. Konduramamıştı prensesine. Zaten evdeki utangaç, muhafazakar kıza nasıl toz kondurabilirdi? Umuyordu ki arkadaşlıkları bozulsun. Üniversiteye gitsin istiyordu. Sırf bu yüzden kızına eski bir telefon almıştı. Çin Malı olanlarından ama sonuçta o da akıllıydı. O telefonun interneti bitmemeliydi. Çünkü devletin sağladığı uygulamalar, testler ve birçok imkana ulaşabilirdi. Fakat babasının bu uğraşalarına rağmen kız çoktan zengin birkaç adamın metresi olmuştu. - yaşındaki bir adam gözdesiydi. Çünkü eli en çok onun bonkördü.Babasının namus, emek takıntısı aklına geldikçe küfre Umursamıyodu. Çünkü önemli olanı babası hariç herkes biliyordu. Bu dünya kötüydü ve sen de kötü olmak zorundaydın. O da annesi, erkek kardeşi, komşuları, yedi amcası gibi babasının saflığıyla dalga geçiyordu.Eve erken varmak istiyordu. Hızla adımlarla otobüs durağına geldi. Beklediği otobüs hep geç geliyordu ama şansı yüzüne gülüyordu. Otobüse biner binmez biletini okuttu. En arka sıraya geçip oturdu. Şansı devam ediyordu.Birazdan yaşayacakları için onu ödüllendirmek istiyordum. Yani en azından o böyle düşünüyordu. Kafasından çocukları ve karısı için güzel bir sürpriz yapmak geçti. Zaten evde bu yokluğu çekerken bir de yoruluyorlardı. Eve yakın beyaz eşya mağazasına girdi. Tezgahtaki 50-55 yaşlarındaki yakın arkadaşı Rüstem’e selam verdi. Arkadaşının masasına oturdu. “Eee, Ahmet kardeşim, seni buraya hangi rüzgar attı böyle.” dedi. “Ondan önce müşterilerine ısmarladığın okkalı kahveden söyle de içelim.” dedi adam. “Vaay, nerenin kurdu öldü böyle? Sen alışveriş yapmaya geldin ha! Toto mu, loto mu söyle bakalım.”“Yok, haşa! Geçen ay zam yapmıştı patron sağolsun. Şimdi senden hanıma bulaşık makinesi almaya geldim.” “Allah razı olsun! Ya sana ben hediye de veririm ayıp ediyorsun!” dedi Rüstem Bey. Biraz da alay ediyordu dostuyla. Adam buradayken bodrum kattakinin hayali başını döndürüyordu.Kahveler şekerli olacak cinsten söylendi. Keyifler yerindeydi. Kahvelerden sonra bulaşık makinelerinin olduğu alana geçtiler. Paraya kıydı ve en iyisini beğendi Ahmet Bey. Rüstem Bey’de maliyetine sattı dostuna. Böylelikle nereden baksan üç-beş bin karı oldu Ahmet Bey’in. Borcu olan on iki bin lirayı da on iki taksit de ödeyecekti. Dostuna şükran duydu Ahmet Bey. Hırsızdı, dolandırıcıydı ama arkadaş hatır gönül biliyordu. Belki acımış bile olabilirdi Ahmet Bey’e. Olsun, karısı ve kızı mutlu olacaktı ya. Rüstem ise taksitleri başka yollarla alacağını bilmenin memnun gülümsemesiyle arkadaşını kapıya kadar uğruladı. El sıkıştılar ve öpüştüler. Ayrıldılar. Ahmet Bey eve hızla gitmek istiyordu ve ilk kez çekinerek de olsa ve bin bir dua ile mezarlıktan geçmeye karar verdi. Her mezarın ismini okuyor ve hayaleti evine uğramasın diye dua ediyordu. Babaannesinin anlattıığı mezarlık hikayeleri ve hurafeleri geliyordu aklına. Mezarlıkta bir ağacın altına geldiğinde babasının mezarına geldiğini fark etti. Bilmeden ayakları onu oraya götürmüştü. Yaz kuran kurslarında öğrendiği birkaç duayı okudu. Şanslı saydı, kendini ve şükretti. Kim bilir nasıl aileler vardı? Kızları kötü yola düşen oğulları serserilik yapan aileleri düşündü. Benden onları ıslah etmesini niyaz etti. Mezarın yanına oturdu. Toprak yeni kazılmıştı. Otlar sonradan konulmuştu. Merak mı başka başka bir şey mi, anlamadı. Kazdı ve çukurun içinde beyaz tozlar buldu ve daha önce gördüğüne inandığı düğme buldu. Düğmeyi ve tozları cebine koydu. İşte merak böyle bir şeydi. Eve gelmek için hızlandırdı adımlarını. Eve vardığında kapı açıktı. İçeri girdi. Yerde oğlunu ve karısını gördü. Eğildi başlarına. Anlamaya çalışıyordu. Oğlunun ağzından köpük vardı. Hasta mı olmuştu? Eğildi iyice ağzına kadar. Gömleğinin üst düğmesi yoktu yerinde. Düğme düştü cebinden ve oğlunun üstünde yerini buldu. Karısı öfkeyle baktı kocasına. “Al.” dedi “Al, oku!” “Beni affet baba, kızın bu yoksul hayatı çekemeyecek!” İşte böyle yaşadı Ahmet Bey. Sonra da döndü ve bana ilk kez o gün isyan etti. MURAT GÜVEN
Bölüm 2
MÜŞTEKİ
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.