Nesrin, Levent’in eve geç kalmasına kızmamıştı.
Henüz.
Saat gece yarısını geçmişti. Salondaki televizyon çoktan kapanmış, mutfakta bıraktığı çay soğumuştu. Masanın üzerinde ertesi günkü duruşması için hazırladığı dosyalar duruyordu.
Telefonunu eline aldı.
01.26
Levent’ten hâlâ haber yoktu.
Mesaj yazdı.
“Neredesin?”
Göndermeden önce birkaç saniye bekledi.
Sonra mesajı sildi.
Levent bazen geç kalırdı. Ama bu kadar geç kaldığında mutlaka haber verirdi.
Telefonu masaya bıraktığı anda çaldı.
Ekrandaki numarayı tanımıyordu.
— Alo?
— Nesrin Hanım?
— Evet, benim.
— Ben Trafik Şube’den Murat. Levent Yalçın’ın eşi misiniz?
Nesrin’in yüzü değişti.
— Evet. Ne oldu?
Karşıdaki adam kısa bir sessizlikten sonra konuştu.
— Levent Bey bu gece bir trafik kazası geçirmiş.
Nesrin’in eli titredi.
— Nerede?
— İstanbul’da.
— Hastanede mi?
— Evet.
Nesrin ayağa kalktı.
— Hangi hastane?
Hastanenin adını dinledi.
Çantasını aldı.
— Durumu nasıl?
Cevap gelmedi.
Nesrin’in sesi sertleşti.
— Memur Bey, lütfen. Bana eşimin durumunu söyleyin.
Adam derin bir nefes aldı.
— Nesrin Hanım…
— Evet?
— Başınız sağ olsun.
Nesrin’in gözleri bir noktaya takıldı.
— Ne?
— Çok üzgünüm.
Telefon elinden kayacak gibi oldu.
— Hayır…
Sesi çıkmakta zorlandı.
— Siz… emin misiniz?
Karşıdaki adam cevap verdi.
Nesrin telefonu kapattı.
Bir süre olduğu yerde kaldı.
Sonra koridordan gelen hafif bir sesle başını çevirdi.
Alina’nın odasının kapısını açtı.
Sekiz aylık bebeği yatağında uyuyordu.
Nesrin kapının yanında durup onu izledi.
İçeri girmedi.
Alina’yı uyandırmak istemiyordu.
Telefonunu çıkarıp birkaç saniye düşündü. Sonra annesi yerine güvendiği bir komşusunu aradı.
— Ayşe Hanım?
— Nesrin? Bu saatte ne oldu?
Nesrin konuşmadan önce yutkundu.
— Benim hastaneye gitmem gerekiyor. Alina’yı birkaç saatliğine sizde bırakabilir miyim?
Karşı taraf hiç soru sormadı.
— Tabii. Hemen geliyorum.
— Teşekkür ederim.
Telefonu kapattı.
Nesrin yatak odasına gidip montunu aldı. Aynanın karşısında bir an durdu.
Gözleri dolmuştu.
Ama hâlâ ağlamıyordu.
Çünkü zihninde tek bir düşünce vardı.
Belki bir yanlışlık vardı.
Belki başka bir Levent’ti.
Belki…
Belki hastaneye gittiğinde onu karşısında bulacaktı.
Belki doktorlar bir şey söyleyecekti ve bütün bunların sadece korkunç bir yanlış anlaşılma olduğu ortaya çıkacaktı.
Kapının zili çaldı.
Nesrin hızla açtı.
Ayşe Hanım içeri girdi.
— Alina uyuyor mu?
Nesrin başını salladı.
— Evet.
Ayşe Hanım onun yüzüne baktı.
Bir şey sormak istedi ama vazgeçti.
— Sen git. Ben buradayım.
Nesrin sadece,
— Sağ ol, diyebildi.
Ayakkabılarını giydi.
Kapıdan çıkmadan önce bir kez daha Alina’nın odasına baktı.
Sonra kapıyı kapattı.
Merdivenlerden inerken telefonunu çıkardı.
Levent’i aradı.
Telefon çaldı.
Cevap yoktu.
Nesrin gözlerini kapattı.
Bu kez ağlamasına engel olamadı.
Ama gözyaşlarını eliyle hemen sildi.
Çünkü birazdan hastaneye girecekti.
Ve hâlâ Levent’in öldüğüne inanmıyordu.