İçeriğe geç

İlk gün kabusu

Bölüm 1 · 4 dk okuma

İlk gün kabusu

Bölüm 1

İlk gün kabusu

Babamın sesiyle uyandım. Gözlerimi ovuşturup doğruldum. Yataktan kalkıp aynaya baktığımda dağınık siyah saçlarımı parmaklarımla tararken lacivert gözlerimle kısa bir göz göze geldim. İç çekip telefonuma uzandım. Babamdan mesaj vardı:“Kahvaltı hazır.”Yavaşça pijamalarımı çıkarıp koyu mavi dar pantolonumu ve beyaz tişörtümü giydim. Odanın kapısını açtığımda, koridorda karşıma çıkan ilk kişi en büyük abim oldu.Ela gözleriyle beni tepeden tırnağa süzdü. Siyah tişörtü ve eşofman altıyla her zamanki gibi tehditkâr görünüyordu. Kaşlarını çattı. Kalbim istemsizce sıkıştı. Çünkü onun gözlerinde her zaman bir yabancıydım. Gerçek kardeşi değildim. Babamın başka bir kadından olan kızıydım. Üvey annem bana karşı her zaman nazikti, babam da beni severdi. Ama abilerim… Onların bakışlarında hep bir mesafe, hep bir öfke vardı.“Ooo, guluyabanemiz odasından çıkmaya karar vermiş,” dedi alaycı bir tonla.İçimden geçirdim: Evet, ilk günüm böyle mi başlayacaktı?Tam ona cevap verecektim ki diğer iki abim de kapılarından çıktılar. Ortanca olanın koyu kahverengi saçları vardı, siyah gözleriyle her zaman sert bakardı. En küçüğü ise tam bir kopyasıydı: siyah saçlar, siyah gözler… Üçünün arasında birer yaş fark vardı ve ben hepsinden küçüktüm.Tam birlikte üzerime gelmeye başlayacaklardı ki, annemin sesi koridoru yankıladı:“Kızımla uğraşmayı bırakın!”Annemin otoritesi abilerim için bile tartışılmazdı. Üçü de bakışlarını kaçırarak sessizce aşağı inmeye başladı. Ben de peşlerinden gittim. Mutfağa girdiğimizde, annem ve babam kahvaltı masasının başında oturuyordu. Her ikisi de sırıtıyordu. İçimde kötü bir his kıpırdanmaya başladı.Babam heyecanla:“Çok önemli bir şey söyleyeceğiz,” dedi.Göz ucuyla abilerime baktım. Onlar da neler olacağını merak ediyordu. Ama ben umursamıyordum. Çünkü bir his vardı içimde — hoşuma gitmeyecek bir şeydi bu.Ve tahmin ettiğim gibi oldu.“Artık abilerinle aynı okula gideceksin, tatlım.”NE?!Boğazıma bir yumruk oturdu. O anda içimden geçen tek şey: Bu kesinlikle bir kabus.“Bu fikri unut! Böyle bir şey olmayacak!” diye bağırdım.Annem, sanki beni sakinleştirmeye çalışır gibi gülümsedi:“Üzgünüm Andy, kayıtların çoktan yapıldı. Birazdan arabayla gideceksiniz. Ve siz üç kardeş, kız kardeşinizi koruyun!”Ha-ha. Koruyacaklar öyle mi? Onlar beni okulda gözetmektense ortadan kaldırmayı tercih ederlerdi.Kahvaltı bitmeden annem ve babam kalktı. Annem kapıya yürürken arkasına döndü:“Çantan kapının önünde, Andy. Hepiniz çantalarınızı alın ve okula gidin.”Babam sırtımdan hafifçe iterek beni kapıya yönlendirdi. İtiraz etmeye çalıştım ama çok geçti. Çantayı elime tutuşturdu ve kapı kapandı. Abilerim de benim kadar mutsuz görünüyordu ama annemi kırmamak için bir şey demediler.Üçü öndeki arabaya bindi. Ben ise tek başıma arkadakine. Okulun önüne vardığımızda, içime garip bir sıkıntı çöktü. Burası okuldan çok taş duvarlı, soğuk bir şatoyu andırıyordu. İçerisi kasvetliydi. Herkes tanımadığım, yabancı yüzlerdi. Abilerim çoktan içeri girmişti. Ben hala kapının önünde dikilip etrafı süzüyordum.Sınıfımı ararken birinin omzuma çarpmasıyla sendeledim. Siyah saçlı, iri yapılı bir çocuktu ama yüzünü göremedim. Görmesem de olur zaten. Yürümeye devam ettim. Bir öğretmen bana seslendi:“Andy, müdür seni bekliyor tatlım.”Elimden tuttu ve beni koridordan geçirip müdürün kapısına getirdi. Kapıda altın harflerle yazılmıştı:“Leroy Power – Müdür”Kapı açıldığında, içeri girdik. Müdür orta yaşlı, hafif tombul bir adamdı ama gözleri keskin bakıyordu.“Andy, seni bekliyordum,” dedi.Sinirle cevap verdim:“Bu cehenneme geleli daha yarım saat oldu, şimdiden müdür odasındayım.”“Umarım abilerine benzemezsin,” dedi.“Merak etme, benzemem,” dedim kısa ve net.Omzuma hafifçe dokundu, sonra beni sınıfa götürdü. Sınıf kapısı açıldığında herkes bana döndü. 20 çift göz üzerimdeydi. Kalbim göğsümden fırlayacak gibiydi.“Andy değil mi? Kendini tanıtır mısın?”Zaten ismimi söyledin, daha ne tanıtayım?Başımı sallayıp boş bir sıraya geçtim. Ders boyunca hiçbir şey anlamadım. Zihnim hala evde duyduğum cümlelerde takılıydı.Teneffüste müdür tekrar geldi.“Sana dolabını ve şifreni göstereceğim.”Dolabımı açarken etrafıma bakınıyordum ki, iri yapılı bir çocuk önüme geçti. O çarptığım çocuk olabilir miydi?“Drake’in kardeşisin, değil mi?”Sesi tehditkârdı.“Sana zarar verirsem hoşuna gitmez.”Komik çocuk…Onu ittim ama yeniden önüme geçti. Gözlerim karardı. Hiç düşünmeden kasıklarına bir tekme savurdum. Acıyla yere düştü. Eğilip kulağına fısıldadım:“Evet, o üç aptalın kardeşiyim ama beni onlar değil, ben kendim korurum.”Tam o sırada ortalık karıştı. Diğer öğrenciler bağırmaya başladı. Tabii öğretmen de geldi. Ve evet… Yine müdür odası.“OTUR!” diye bağırdı müdür.“Neden çocuğa tekme attın?”“Bana zarar vereceğini söyledi! Ne yapmamı bekliyorsunuz?”“Babanı arayayım mı?”“Evet! Ara lütfen! Ve bu lanet okuldan beni almasını söyle!”Müdür dışarı çıktı. Yarım saat sonra babam geldi. Suratında hem yorgunluk hem hayal kırıklığı vardı.“Tatlım, daha ilk gün… Sakin ol biraz,” dedi. Ama ben artık patlamıştım.Babam beni eve götüreceğini söyledi. Yolda üç abimin sınıfına uğradık.“Drake, Francis, Derek’i alabilir miyim?”Onlar da bizimle geldi. Arabada gözlerim kapanmaya başladı. Uyuyakaldım.Eve vardığımızda babam koltukta, abilerim ayakta duruyordu. Sessizlik vardı. Aniden babamın sesi yükseldi:“Neden kız kardeşinizin yanında değildiniz?!”Drake cevap verdi:“O bizim kardeşimiz değil! Bunu kafana sok!”O an babamın gözleri bana döndü. Gözlerindeki o kırık, çaresiz ifade… İçimi delip geçti.“Andy…” diye fısıldadı.Gözlerim doldu. Ama ağlamayacaktım.Gözyaşlarımı silip dışarı çıktım. Sokak sokak yürüdüm. Başımı dağıtmak istiyordum. Derken bir sokakta ilerlerken içimi bir ürperti kapladı. Arkamı döndüm. Beş adam…Bir tanesi öne çıktı. Yüzünde hiçbir duygu yoktu.“Sen bizimle geliyorsun.”İçimden geçen tek düşünce:“Ha… Şimdi sıçtım.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.