Bir sabah, güneşin doğuşunu iliklerine kadar hissettirdiği bir sabah.
Açtığım pencereden yüzüme vuran hafif rüzgar ve dalgalar.
Denizin güzelliği, hazzı içine çekiyordu beni.
Yüzümü ona çevirdim.
Sanki güneşle birlikte o da doğmuştu.
Uyurken bile adeta süzülüyordu.
Yine ve yeniden durmaksızın sanki yeşeriyordu.
Kuşların cıvıltısı, dalgaların sesi , güneşin sıcaklığı sanki açtığım pencereden değil de ondan geliyordu.
Uyandırmadan bikinimi giydim, saçlarımı taradım, vücut spreyi sıktım hafif ruj ve terliklerimi alıp çıktım.
Kapıdan çıkar çıkmaz ağaçlar, kaldırım taşları, böcekler günaydın dediler adeta.
Sonunda sahile varmıştım.
Terliklerimi çıkartmamla birlikte kumlar parmaklarımı ısıtmaya başladı.
Sarıp sarmaladılar.
Denize doğru yürümeye başladım.
Saçlarımı okşamaya başladı rüzgar.
Deniz sanki geldiğim için durgunluğunu bırakmaya başlamıştı.
Önce ayaklarıma, sonra bacaklarıma çarpmaya başladı.
Bedenim süzülen damlalardan adeta haz duyuyordu.
Artık tamamen bırakmıştım kendimi dalgalara.
Aldılar beni taşıdılar oradan oraya.
Saçlarımı sevdiler tel tel.
Ve yine aynı şey oldu aynı his aynı ağrı aynı el.
Uyanmış o da gelmişti.
Sıcacık ellerini belimde hissettim.
Bakmaya kıyamadığım gözleri güneşten parlıyor , o beni benden alan vücudundan sular süzülüyordu .
Işte o an bir su damlasını bile kıskandım.
Güneşi kıskandım.
Onu ondan bile kıskandım.
Dalgalarla konuştum onu hissetmesinler diye.
Her şeyi durdurmak istedim.
O varken onunla beraber oluşan her dünyevi şeyi yok etme arzusuyla yanıp tutuştum.
O ise bilmiyordu bunları bakıyordu sadece, anlamaya çalışıyordu sanki beni .
Nasıl der gibiydi ama ne nasıl bunu ben de anlayamamıştım .
Ankara göründü bana gözlerinden .
Beni, bizi gördüm.
Nefes alışımız bile belliydi.
Bana beni yansıtıyordu, istediklerimi , olduğumuzu, olacağımızı ...
Aşk üç harf değildi benim için .
Karşımda duran çehrenin beni benden olmasıydı aşk , nefesiydi, sıcaklığıydı, dudakları, duruşu, gülüşü her durumu her fiili her anıydı aşk.