Okulların sabahın köründe olmasını kim bulduysa götüne değnek sokmuşlardır umarım. Her sabah yedide uyanmak zorunda olmak işkence resmen. Daha gelişme çağında olan çocuklar olaraktan bunu yaşıyor olmamız bizi kısa bırakıyordu bence. Yani kesinlikle 1.64 olmam bu sebepten, uyuyupta uzamam gereken saatlerde okula gittiğim için.
Yine her sabah olduğu gibi söylene söylene sıcacık yatağımdan kalktım bu ne soğuktu omeygat yani. Fukaralığın gözü kör olsun kombimiz bile bozuktu. Annem yine klasik kızım hadi kalk mesaisindeydi. Kalktım diye bağırıp lavoboya geçtim ama kombi bozuk olduğu için sıcak suyumuz bile yoktu gerçekten tanrım neden ben diye oturup ağlamama az kaldı.
Soğuk suyla yüz yıkayıp en azından yüzümüz gerildi diye düşündükten sonra odama geçtim. Yorganımı şöyle bir kaldırıp ayaklarımı soktum sırtımı da başlığa yasladıktan sonra telefona bakmaya hazırdım.
Karşımda kardeşim sıcacık yatağında horul horul uyuyordu ne vardı bende hala ortaokul veledi olsaydım da okula öğlen gitseydim Allah’ım. Ama şimdi her gün yks calismak zorundaydım hayat zordu cidden. Ona gözlerimi devirerek telefonuma geri döndüm.
E ayılmak lazımdı benimde ayılmak için yaptığım tek şey yaklaşık bir senedir otobüste her gün gördüğüm çocuğun profiline bakmaktı. Kesinlike aşık değildim. Sadece, belki ama belki hoşlanıyordum. Ama asla adım atmazdım o yüzden sadece uzaktan izlemek nasip oluyordu.
İnstagrama girip hemen profiline tıkladım sadece bir fotoğrafı vardı, fenerbahçe formasıyla çekilmişti. Tabi ben bunu görünce durur muyum artık tüm fener maçlarını izliyordum. Zaten fenerbahçeliydim ama öyle her zaman maç izlemiyordum arada abimler açınca izliyordum. Genelde Emir izliyordu gerçi Emre’nin de pek arası yok futbolla. Babamla Emir ise resmen futbol piri.
Biraz da instagramda gezindikten sonra kalkıp okul formamı giydim. Annemle kahvaltımı da ettikten sonra evden çıkmaya hazırdım. Montumu giyip çantamı taktım aynada kendime de baktıktan sonra evden çıktım. Evim durağa çok uzak değildi yaklaşık iki dakika yürüdükten sonra durağa gelmiştim. Arkadaşım da orada bekliyordu. İkimiz günaydınlaştıktan sonra beraber beklemeye başladık. Şu otobüs saatelerini anlamıyordum ne zaman geç kalsam erken geliyordu, ne zaman erken gelsem geç kalıyordu. Neyseki bes dakika kadar bekledikten sonra otobüs gelmişti ve evet yine kalabalıktı.
Kesinlikle hanımefendi olduğum için arkadaşımı erken bindirmiştim yani başka ne gibi bir amacı olabilirdi ki. Otobüse bindiğimiz gibi o kalabalığın yoğun kokusu bizi karşıladı kartı bile zar zor bastıktan sonra olduğumuz yerde sıkış tepiş kalmak zorundaydık.
Otobüs ilerlemeye başladığında sendeleyerek Mayıs’a a tutundum çünkü tutunacak yer yoktu. Biraz ilerledikten sonra dengemi toplayarak kapıya dayandım biliyorum aşırı tehlikeli ama şartlar bunu gerektiriyor. Durağa yaklaştıkça geriliyor ve kalbim neredeyse ağzımda atıyordu. Her sabah rutin bir şekilde karşılaşmamıza rağmen vücudum hala aynı tepkileri veriyor olması ciddili çıldırmama ramak var demekti. Ya insan bir alışır sevgili vücudum. Derken otobüs durdu Mayıs’ın beni dürteklemesiyle onun da bineceğini anladım.
Arka taraftakilerin birazcık ilerlemeleriyle bizde ilerledik yaklasik iki insan yeri kadar gidip şoför camına tutundum bu kez ben tutunabiliyor Mayıs tutunamıyodu. Arkama tamamen ne kadar yerde durduğuma bakmak için döndüm başka ne gibi amacım olabilirdi ki. Ayy bayılcam tam arkamda.
“İlerler misiniz?” Aynen paşam önümdeki teyzeyi içime alıyım öyle ilerleyim nasıl ilerleyebiliriz oğlum. İlerleyemeyiz yani.
“İlerleyemeyiz.” WTF hayır hayır onu ben demedim. Öyle bir şey olmadı. İç sesimi dışarı niye aktardım lan ben. Çığlıklar atasım var şuan. Duyulmamış olması umuduyla Mayısa döndüm ama gülmemeye çalışarak bana bakınca Onurun da net bir şekilde duyduğunu anladım. Kahretsin ya benim bu çocukla ilk konuşmam böyle olmamalıydı. Önüme dönerek teyzeye baktım ne bok yiyecektim şimdi platonik olmak zaten zordu bir de çocuğu terslemiştim. Hayır sen bu çocuğun hesabında yatıp kalkıyorsun nereden bu cesarette tersliyorsun. Ama bir yandan da kendime hak veriyordum ne mal bir soruydu o. Teyzeyle iç içe geçmiş bir bütün oluşturmuşum. Cama yapışıp da çıkamayan sinekler gibi cama yapışmışım bana diyor ki ilerleyin. Lan insanlar tutunacak direk bulamamış mis gibi yerde duruyorsun hala laf yapıyor.
Bu sefer içimden olacak şekilde cıkladım ayıptı yani. Zaten bir durak daha gidince diğer okulun öğrencileri inecekti ne gerek vardı yani lagaluga yapmaya. Bir dakika olmadan diğer durak göründü ve aynı zamanda meslek lisesi tabiki de. Her sabah şoför burada ani fren yapıyordu biliyordum çünkü her gün otobüse biniyordum fukaralıgın gözü kör olsun like i said before yani. Neyse yine beklenen oldu ve çok sevgili şoför beyimiz sert bir fren yaptı. Mayıs zaten tutunamiyordu düşmesin diye onu tuttum ama burada atladigim şey onu tutmak için benim tutunmayı bırakmamdi. Az daha teyzenin üstüne dusecekken kolumdan biri kavradı ve dengemi saglamama yardım etti ben dengeye gelince Mayıs da dengesini buldu. Arkama dönüp tutan kişiye -anladiniz siz onu guyssss- teşekkür ettim. O da yani hayatimin aski benim her şeyim birtanem kafasıyla eyvallah çekti. Offf lanet gelsin çok yakışıklı. Ön kapıdan ineceklere yol vermek için ucumuzde indik. İnenler bitince otobüste bayağı boşalmıştı. Biz Mayıs’la ortalara doğru ilerleyip orta kapının orada durduk. Onur da tam karşımızda duruyordu.
Mayıs bana doğru naptın sen diye fısıldadı. Kasım gözümle sonra demeye çalıştım. Çünkü çocuk net duyardı yani. Şimdi konuşulacak konular değildi. Tam ona bakmadan camdan dışarı bakmak için kafamı çevirip disarilara bakıyordum ki cebimdeki telefonum titresmeye başladı. Çıkarıp baktığımda abimin-emir- aradığını gördüm.
“Alo, efendim Emir?”
“Abi diyeceksin salak.”
“Efendim Emir, otobüsteyim.”
“Salaksın. Neyse anahtarın var mı senin? Aldin mi yanına?”
“Bekle bakıyorum. Niye ki?” Elimle ceplerimi yokladım. Hayır almamıştım.
“Annemler köye gidicekmiş. Emre de evde değil. Kapıda kalacaksın.”
“Bunu söylemek için mi aradın? Anneanneme giderim gülüm. Benim gidecek kapım mı yok?” Emirin gülme sesi geldi.
“Evet gülüm biliyorum da göndereyim anahtarını diyecektim. Madem istemiyorsun..”
“Hayır istiyorum tabiki de. Ne zaman getirirsin?”
“Ben değil ya Selimler hocaları ziyarete gidecekmiş senin okula. Biliyorsun sizin okuldan mezun onlar. Selime verecektim sana versin diye.” Selimler abimin arkadaş grubuydu. Selim, Ömer ve Faruk. Bu arada ikisinin ismide Ömer Faruk karismasinlar diye biri Ömer biri Faruk kullanıyor. Neyse üçü de iyi insanlardı. Genellikle bizim bahcede takılıyorlardi. O yüzden birbirimizle iyi anlasiyorduk üçünün de benden küçük kardesleri vardı onlarla da iyi anlasiyordum.
“Tamam da zahmet olmaz mı?”
“Yok be ne olacak? Veriyorum Selim’e.”
“Tamam, görüşürüz.”
“Görüşürüz gülüm.” Gülümseyerek telefonu kapattım.
Mayıs niye gülümsedigimi anlamaya çalışarak bana bakıyordu sonuçta benim rezil bir gün geçiriyor olduğum için mutsuz olmam gerekiyordu haklıydı. Açıklama gereği duydum o yüzden.
“Emir ya. Arkadaşlariyla anahtar gönderecekmis. Kapatırken gülüm dedi yine ona güldüm.” O da gülümsedi.
“Sende gülüm dedin kanka az önce.”
“Hadi lan harbiden mi? Benimde ağzıma takmış salak.” Mayıs gittikçe gülmeye başladı.
“Bence Emir sana benziyor gittikçe ama neyse.” Tam ağzımı açıp bir şey söyleyecektim ki hastane duraginda otobüs yine sert bir frenle durdu. Otobüsün yarısı inince boş iki koltuğa oturduk. Onur da bizden baya bir uzağa oturmuştu. İki gözümün çiçeği niye o kadar uzağa oturdun ki balim. Mayıs’ın beni durteklemesiyle ona döndüm.
“Kanka sen telefonda abinle konuşurken pür dikkat seni dinledi. Bak yemin ediyorum sana. Emir diye açtın ya pat diye döndü bize sonra benimle göz göze geldi, cama döndü ama sen gülüm falan diyince böyle gözlerini falan kıstı. Kanka net aşık bu çocuk sana diyorum bak.” Mayıs konuştukça kafamda iki çocuklu hayalimizi kuruyordum. Ve evet bende bazı şeyler hissediyordum ama bence bu ondan hoslandigim için hissettiğim saçma altıncı his falandı.
“Bilmiyorum kanka belki de sadece otobüslerde telefonla konuşulmasını sevmiyordur. Ya da ne bileyim ya. Kanka zibilyon tane ihtimali olabilir öyle bakmasının ve hiçbir ihtimalde benden hoşlandığını sanmıyorum.”
Mayıs bir elini koluma atıp dostça okşadı.
“Öyle düşünme. Ben imkansız olduğunuzu düşünmüyorum. Ayrıca yakışırsınız bence. Ayrıca sevmezse sevmesin be daha 17 yaşındayiz illaki karşına seni seven ve senin sevdiğin çok daha iyi biri çıkacak.” Kafamı onaylarcasina salladım.
“Evet öyle. Ve sana bir sır vereyim mi?” Mayıs hemen kafasını salladı.
“Ben platonik olmayı seviyorum. Karşılık verse büyüsü kaçar zaten.” İkimiz de güldük.
“ erkeklerle normal bir ilişki düşünemiyorum zaten. Çok korkunclar bence. Kesinlikle en iyisi platonik olmak. Sana katılıyorum.”
“haklisin aşkım. Uzun yıllardır erkeklerle maalesef ki aynı ortamda yaşıyorum hem tuhaflar hem de igrençler.” Yüzümü eksittim aklima evdekiler gelince. Babam dahil dört erkekle beraber yaşıyordum. Allah düşmanının başına vermesin bir durumdu cidden. Biz Mayıs’la konuşurken okula varmıştık bile. Otobüsten inerken onurla göz göze gelmiştim ama umurdayamadim açıkçası çünkü ilk iki dersimiz tarihti ve şuan tam olarak ders başlama saatiydi. Mayıs’la neredeyse koşar adım bir hızla okul kapısından içeri girdik ve girdiğimiz gibi müdür yardımcısıyla karşılaştık.
“ İsim soy isim sınıf söyleyin hanımlar.”
“Ama hocam daha bir dakika bile geçmedi ki.” Anlamıyordum bu kadını zaten geç girsek sınıf defterine ilk ders yok yazılıyorduk ne gerek vardı bir de burada tutmasına.
“İsim soy isim hadi!” İçimden ofladim.
“Ece Aksoy. 12/C 334 hocam.” Elindeki kağıda beni not aldıktan sonra Mayıs’a döndü.
“Mayıs Güner. 12/C 128.” Mayıs’ta söyledikten resmen koşarak bir üst kattaki sınıfa çıktık. Kapıyı çalıp içeri girdiğimde hoca yoklama alıyordu. Allah’ıma yok yazılmış olmamak için yalvarirken hoca Mayıs Güner dedi. Neyse ki daha isimlerimiz okunmadan sınıfa gelebilmiştik. Yüce rabbime teşekkür ettikten sonra hızla yerime geçtim kapı kenarı üçüncü sırada oturuyordum. Mayıs hemen arkamda zehrayla oturuyordu bense Zeynep’le oturuyordum. Oturduğum gibi Zeynep konuşmaya başladı.
“Neden geç kaldınız?”
“otobus geç geldi.” Kafasını salladı. Sonra da sıraya yattı. Klasik bir sayısal sınıfı olarak hocayı çok az kişi dinliyordu. Bende dinleyenler arasında degildim açıkçası ama uyumayacaktım da hayır kendime izin vermiyordum. Oturulup test çözülecekti o kadar.
Çantamdan matematik kitabımı çıkarttım ve problemleri çözmeye başladım. Şu hayatta sevdiğim şeylerden biri kesinlikle problem çözmekti. Ben ne kadar çözmeyi sevsem de uzun zaman harcıyordum ki bu sefer de öyle oldu 40 dakikalık derste sadece bir test çözebilmiştim. Hepsi doğru olsa kaç yazardı. Teneffüs olmuştu hemen arkamda oturan Mayıs’a döndüm “kantin?” başka bir şey dememe yoktu o anlardı. Kantin bahanesiyle onuru görmek istiyordum.
Kantine indiğimizde Onurun da kantinde olduğunu gördük Mayıs beni ona doğru iteklerken kanka yapma demeye çalışıyordum ama kime demeye çalışıyordum. Onur beni fark etmemişti bile tam yanındaydım ama görmemişti. Modum düşmüştü kantinden iki çikolata ve iki kahve alıp çıktım. Biri Mayıs içindi. Üst kata çıkıp koridorda arkadaşlarımızın yanında dikelmeye başladık öyle havadan sudan sohbet ediyorduk. 12. Sınıf olmamın tek güzel yani kesinlikle arkadaşlardi onun dışında çekilir hiçbir yanı yoktu. Ders başladı ve bugünün ne kadar sıkıcı olacağını hatırladım. İçimden of çeke çeke test çözüp müzik dinledim. Hayır yani niye bizlere tarih ve edebiyat zorunlu ders olarak konuluyordu ki, eşit ağırlıklar fizik kimya biyoloji görmüyordu bile ama bizde coğrafya hariç tüm dersleri vardı asıl biz eşit ağırlıkçıydık amınakoyim. Of çeke çeke matematik çözmeye devam ettim. Başarılı olmam gereken bir sınav vardı en nihayetinde. Tyt konuları ufaktan bitiyordu, netlerimde Allahıma bin şükürlerim olsun artıyordu, kafam bir tık da olsa rahattı ama önümde kocaman bir altı ay daha bitmemiş ayt vardı. 40 dakika en nihayetinde bittiğinde hoca cok şükür kalkıp gitmişti. Tenefüse çıkmaktansa 10 dakikada olsa kafamı sıraya koyup uyuyacaktım yeterdi gari bu kadar çalıştığım, aşkımda hiç kusura bakmayıversin bir teneffüs dinlenmek benimde hakkımdı. Zaten bir sonraki ders matematikti Niyazi hoca ağzımıza sıçacak diye düşünürken aklıma Emirin arkadaşlarının bugün okula geleceği geldi. Hemen arkama dönüp Mayısa hadi dedim.
“Kanka nereye yine mi kantine?” kafamı hayır anlamında salladım.
“Hayır aşk bahçem, niyazi hocanın dersini kaynatmaya.” Mayıs bana nasıl dercesine bakıyordu.
“Bak şimdi Emir dedi ya arkadaşlarım gelicek diye onları bulup niyazi hocayı ziyaret etmelerini isteyeceğiz. Hadi bulalım hemen.”
“Hee, ama kanka niyazi hoca gelmez ki bu numaraya.”
“Aşk bahçem, üçü de niyazi hocanın eski öğrencisi ve üçü de iyi üniversitelerde okuyor bence denemeye değer.” Alt kata yeni inmiştik ki kapıdan giren üçlüyü gördük. Hemen yanlarına ilerledim.
“Naber canım abimin en sevdiğim arkadaşları?” selim sadece gülmekle yetinirken Ömer Faruklar aynı anda “ne istiyorsun” demişti. Madem anlamışlardı lafı gevelemeye gerek yoktu.
“valla dünyanın en basit isteği. Şimdi dersimiz Niyazi hocayla ilk onu görseniz sizi davet eder zaten sınıfa. Yani ilk onunla konuşur musunuz? LÜTFEN” Selim yine yarımağız güldü.
“biz sizin dersten kaytarmanızı sağlarsak bizim kazancımız me olacak?” bir an onların emirin arkadaşı olduklarını unutmuştum tabiki de bir çıkarları olmadan iş yapmazlardı.
“Şimdi Selim abicim şöyle ki zaten kazançlısınız eski öğretmeninizi göreceksiniz ve sizin geçtiğiniz yollardan geçen gençlere ışık tutucaksınız daha ne kazancınız olacak ki değil mi ama?” hepsinin yüzüne baktım ama yüzleri düşmüştü sanki, sevimli kız kardeş rolü sadece emirde işliyordu demek ki yine de denemeye değerdi.
“Tamam o zaman bu akşam çayı ben demlerim tatlı da yaparım. Gelirsiniz dimi sınıfa lütfen gelin.” Yine cevap veren selim olmuştu.
“Tamam geliriz.” Çok da samimi olmayan bir gülümsemeyle gitti. Zil çalınca diğerlerine görüşürüz diyerek Mayısla sınıfa çıktık. Beş dakika sonra hoca yanında bizimkilerle gelmişti.