İçeriğe geç

İlaç

Bölüm 1 · 4 dk okuma

İlaç

Bölüm 1

AĞLAMAYACAĞIZ

1. Bölüm

Ben Dilan, 19 yaşındayım, hukuk okumak istiyordum. Evet istiyordum. Bütün her şey bir gün okuldan arkadaşlarımla beraber çıkıp kafeye gitmemizle başladı. Çok hanım hanımcık, çıt kırıldım bir kızdım aslında.

Hayatımın nasıl alt üst olduğuna gelin bir bakın.

(2 yıl önce)

12 Şubat 2020

Okul açılalı ortalama 2 yada 3 ay olmuştu. Benim bir arkadaş grubum vardı. Ortalama 6-7 yıldır hiç dağılmadık. Umarım asla dağılmayız. Onlar olmadan bir hiçim. Tamamıyla bir hiç.

Dersten çıkıp hep beraber kantine geçip bir masaya kurulduk.

"Abi hayır! Maçta hakem taraf tutuyordu resmen!" bu Emrah. Grubun futbol severi. Tüm gün bize izlediği maçları ve gelecek maçların ilk 11'ini yorumlayıp durur. Hiç anlamam futboldan ama yorumlarken çok komik yorumluyor.

"Kardeşim, adamın işi gücü yok gidip milli maçta taraf mı tutacak!" bu da Boran. Emrah maç yorumlarken onu sinir etmeye bayılır. Emrah bıkmadan karşılık verir, Boran da hiç bıkmadan Emrah'ı daha da sinir eder.

"Of, futbol haricinde bir şey konuşun artık yeter ya!" bu Miray. Grubun en asabisidir. Hiç sabretmeyi bilmez. Bazen sinir bozucu olur ama yine de çok severim onu da.

"O değilde haftaya sınavlar başlayacak. Ne yapacağız?" ve son olarak da Senem. Senem grubun en çalışkanıdır. Bizim sınavlardan geçmemizi sağlayan her zaman Sanem sağlar.

Hepsiyle şu zamana kadar arkadaş olduğum için çok mutluyum. Umarım hep böyle kalırız. Aptal ama mutlu.

***

Her zamanki gibi öğle arası hep beraber oturmuş kahkahalar atarak, bağıra bağıra gülerek kafe de çok büyük bir gürültü oluşturuyorduk.

Senem'den okula gelmediğim günlerin matematik notlarını istemiştim. Çantasında matematik defterini arıyordu. O sırada da bizim siparişlerimiz geldi.

"Tamam Senem, sonra bakarsın. Şimdi yemeğimizi yiyelim." dedim yemeğini yemesi için. Sanem konu ders olunca biraz fazla inatçı olabiliyor. Biraz değil bayağı inatçı oluyor.

"Yok yok, bulurum ben şimdi." dedi Senem inat ederek.

"Ya kızım, bırakta yemeğini ye!" diye araya girdi Emrah.

"Of tamam be!" dedi ve çantasını kapatıp bize döndü.

"Hadi hadi! Aşırı açım, başlayın artık!" dedi Miray ve direkt yemeğini yemeye başladı. Miray'ın yemeğini yemeye başladığı anda bizde başladık.

Hepimiz normal bir şekilde yemeğimizi yerken yanımda oturan Emrah karnını tuttu.

"Midem bulanmaya başladı..." dedi karnını tutarak.

"Ne?" dedim sorgulayarak.

"Kusacağım sanırım." dedi ve ağzını tuttu.

"Boran, tuvalete götür hemen!" Senem'in söylediğine karşılık Boran kalktı ve direkt Emrah'ı tutarak tuvalete doğru götürdü.

"Ne oldu birden böyle?" dedi Miray korkan sesiyle.

"Acaba yemeklerde bozuk bir malzeme mi var?" dedim Miray gibi korkarak.

"Bize de bir şey olmadan yemeyi bırakın." dedi Sanem. Ve tuvaletin ordan Boran alelacele çıktı.

"Ambulans çağırın! Hemen!" diye bütün kafeye bağırdı. Biz hemen ayaklanıp tuvalete girdik. Emrah vücudu terli bir halde yerde yatıyordu.

"Emrah..." dedim şoka girmiş bir şekilde. Gözlerimin dolduğunu hissederek Emrah'ın yanına gittim ve baş ucuna oturdum. "İyi olacaksın, iyi olacaksın..."

Çok geçmeden ambulans geldi ve Emrah'ı götürdüler. Boran ambulansa binip Emrah'la gitti. Bizde Miray'ın babasını çağırıp onunla hastaneye gittik. Gittiğimiz de Emrah hâlâ ameliyathanedeydi.

Miray'ın babası bizi hastaneye bıraktıktan sonra karakola gidip kafenin ihmalinden bahsetti. Çünkü onların çok küçük bir ihmali yüzünden bir insan ölüm döşeğinde yaşama tutunmaya çalışıyordu.

Boran, Miray, Senem ve ben de birbirimize sarılmış Emrah'ın iyi olması için dua ediyorduk.

"Emrah bu seneki maçlar bitmeden bizi bırakmaz..." dedi titreyen sesiyle. Acı içerisinde güldüm. Sonrasında hepimizin arasına bir sessizlik çöktü. Biraz zaman geçti ve doktor geldi. Hepimiz aynı anda kalktık ve doktorun yanına geçtik.

"Nasıl? İyi değil mi?" dedi Miray telaşlı sesiyle. Doktor yutkundu.

"Emrah Bey'in nesi oluyorsunuz?"

"7 yıldır yakın arkadaşız. Emrah'ın tek yakını biziz." dedim hızlıca. Tek yakını bizdik. Çünkü Emrah'ın kimsesi yoktu. Ailesi onu çok küçükken terk etmişti.

"Anladım. Emrah Bey, yüksek doz ilaçtan dolayı zehirlenmiş." dedi doktor usulca.

"İlaç mı?" dedik dördümüz aynı anda.

"Evet ilaç. Zehir vücuduna çok hızlı yayılmış. Hastayı kaybettik maalesef."

"Hastayı kaybettik maalesef."

"Hastayı kaybettik maalesef."

"Hastayı kaybettik maalesef."

"Hastayı kaybettik maalesef."

Aynı cümle tekrar tekrar kafamda yankılanıyor. Gözlerimden yaşların aktığını hissedip kendime geldiğimde hepimizin hüngür hüngür ağladığını fark ettim.

***

Emrahın cenazesindeyiz. Dördümüzün ailesi toplanıp hep beraber Emrah'a küçük bir cenaze töreni yapıyoruz.

Emrah bizden öldüğü zaman hiç ağlamayın demişti. Bizde "Ne ölmesi saçmalama!" diye kızardık hep. Emrah'a saçmalama dedik ama ilk o gitti aramızdan. Ağlamıyorduk. Emrah istediği için ağlayamıyorduk.

Hepimizin babası geçip küreklerini aldılar. Emrah'ın tabutunun üzerine toprağını atmaya başladılar. Tabut topraktan görünemez hale gelince geri çekildiler. Son dualarımızı ettik. Dördümüz mezarının başına geçip mezar taşını öptük.

"Ağlamayacağım Emrah." dedi Sanem. Sonra hepimize bir kere göz gezdirdi. "Ağlamayacağız..."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.