İçeriğe geç

İKİZ KARDEŞİM

Bölüm 1 · 7 dk okuma

İKİZ KARDEŞİM

Bölüm 1

CANAVAR

Merheba ...

Kurguma hoş geldiniz.

Bölüme başlamadan önce aldığım eleştiriler doğrultusunda birkaç konuya değinmek istiyorum.

İlk iki bölümde daha çok karekter tanıtımı mevcut

Kitap psikolojik gerilim olduğundan bu tanıtım daha çok duygu durumları ve karekterleri hakkında.

Umarım beğenerek okursunuz. Yorumlayıp oylayarak bana destek olursanız sevinirim.😊

(TANITIM)

Saniyeler geçtikçe hızlanan solukları, göğüs kafesine sığmayan kalp ritmi ile adeta yarışa girmişti. Gürültüleri ile içinde bulunduğu sessizliğe inat kulakları tırmalıyordu.

Boğulma hissi ile ayıldığından beri gerginliği her saniye biraz daha artmış, hızlanan solukları alabildiğinin iki katı havaya ihtiyaç duyar hale gelmişti. Lakin bedeninin birçok noktasını sararak, onu yattığı yatakla bütünleştiren kayışların sıklıkları daha fazlasına müsaade etmiyordu.

Dakikalardır doyasıya ciğerlerine dolduramadığı hava, göğsünde can yakıcı bir sızıya dönüşerek tahammül sınırlarını da zorlamaktaydı.

Kabaran öfkesi, bedeninin her hücresinde gezinmeye başladığında ise acımasız dürtüleri yapabileceklerine zemin hazırlığı içerisine girmişti.

Özgür ruhu bulunduğu birkaç metre karelik alana dahi sığmazken, esaretin en acımasızı ile bedeni tutsak edilmiş, köşeye sıkıştırılmış vahşi bir hayvan gibi saldırganlığını iki katına çıkarmıştı.

Ama bilmiyorlardı ki dünyanın en vahşi hayvanı bile onun gibi bir yaratığın yanında masum kalırdı.

O sadece iyi olan değil, her hangi bir kötü duyguya dahi sahip olmayan bir canavardı.

İyilik ya da kötülük kavramı onun için hiçbir şey ifade etmediği gibi, şu an patlayacak düzeyde çarpmakta olan kalp denilen şey ise onda sadece bir et parçasından ibaretti.

Kişiliği de, var oluş sebebi de intikam denilen tek bir dürtü üzerine kurulmuşken, onu birkaç bağla zapt edeceklerini düşünmeleriyse, zavallı bir girişimden başka bir şey değildi.

Uzun süredir kıpırdamadan yatmaktan ötürü kaslarına girmeye başlayan kramplar, yaşadığı şeyi artık işkenceye dönüştürmüş, esaretinin öfkesine birde canının acısı eklenmişti.

Dayanılmaz düzeydeki acısına inat baskıladığı feryatları ise boğazında düğümleniyor, neden olduğu korkunç hırıltılar küçük odanın duvarlarında yankılanarak canavar lakabının hakkını veriyordu.

Normalde bile hiç bir zaman sönmek bilmeyen içinde ki öfke ateşiyse ona bunu yapanları kavurmayı arzuluyordu.

Üstelik gerilen kasları nedeni ile kendi çapını aşan bedenini sabit tutmak için direnen bağlar, artık bulundukları yerin derisinin içine gömülmeye de başlamıştı.

Kapatıldığı odanın nemli havası üşütecek kadar serin olmasına rağmen, üzerinde iç çamaşırı hariç hiçbir kıyafeti yoktu.

Bu da kayışların kenarlarının derisine oturarak kesikler açmasına neden oluyor, açılan yaralardan sızmaya başlayan kan bedenini kızıla boyuyordu.

Kendine verdiği zarar karşısında sakinleşmesi gerekliydi lakin, onun kişiliğinde var olmayan birçok şeyden biride vazgeçmekti.

Var olduğu sürece kişiliğini öfkesi yönetmişken, acımasızlığı ve duygusuzluğu ile bilinmiş biri olarak kendi bedenine merhamet etmesi beklenemezdi.

Esaret onun için katlanması imkânsız ötesi bir durumken, kendi vücuduna acıyacak kadar bile bedenine uygulanan işkence düzeyinde ki tutsaklığa toleransı yoktu.

Gerilerek genişleyen vücudunun uyguladığı baskı nedeni ile göğsünün üzerinde olan kayış, kaburgalarında ezilmelere yol açarak nefes alışverişlerini sonlandırma düzeyine ulaştırmıştı.

Lakin o ne soluksuz kalmaktan ne de ölümün sıcak nefesini tüm bedeninde hissetmekten korkuyordu.

Kasılan çene kemikleri ve boynunda şişen damarların boyutu, kendini haddinden fazla zorladığının ispatı olarak korkunç görüntüsüne eşlik ediyordu. Bir çekimlik havaya dahi muhtaç kalan ciğerleriyse iflas etmek üzere olduğunu vurgularcasına yanıyordu.

Daimi yok oluş, içinde bulunduğu odadaki loşluğu dahi karanlığa boğarken, nefessizlikten kendinden geçmesine ramak kala önce anlındaki, sonrada göğsündeki kayışlar birer birer koparak sırtının yatakla olan temasını sonlandırdı.

Kopan kayışların tutsaklığından kurtulup hızla oturur pozisyona geçtiğinde ise havasız kalan ciğerleri, alabileceği limiti sonuna kadar kullanmak istedi. Fakat göğsüne doldurduğu hava, hasarlı olduklarını belli eden kaburgalarında ince bir sızıya yol açtı.

Baş dönmesi ve gerilen kaslarına düzelmesi için verdiği sürenin sonunda, görüşünün olabildiğince netleşmesiyle, ilk iş olarak ayak ve el bileklerindeki kayışlardan kurtuldu.

Sonrasında da özgürlüğüne kavuşan uzuvlarını esneterek, hareket yetisini geri kazanıp ayağa kalkmayı başardı. Kan çanağına dönmüş gözleri, kızıla boyanmış iri bedeni ile artık tam bir canavara benziyordu.

Başını çevirip az öncesine kadar bağlı olduğu, idrar ve kanla kirlenmiş yatağa göz ucu ile baktığındaysa gördükleri ile kasılan yüz kasları şekilden şekle girdi.

Ona bu muameleyi layık görenlere karşı öfkesi maksimum seviyesine ulaşırken, bedenine kanlı izler bırakanlarada aklında sayısız vahşet senaryoları canlanlanır oldu.

Yinede, her ne kadar tüm varlığını öfke ve acımasızlığı yönetiyor olsa da, aceleci davranıp kurbanını ürkütmemesi gerektiğini biliyordu.

Bu yüzden avını pençelerine düşürmek için acımasızlığını değil, her zaman yaptıği gibi kurnazlığını kullanacaktı.

Bakımsızlık ve gıdasızlıktan bitap halde olan bedeninde ki son gücünü, kapıyı yumruklayıp tekmelemek gibi gereksiz eylemlerle harcamak yerine, geleceklere saklayacak olması da bunun ispatıydı.

Bulunduğu birkaç metre karelik alanın kapı arkasındaki duvara yaslanıp, bağırmaya başladığında ise gerekli olan tek şey, avının onu hala bağlı zannederek, tedbirsizce içeri dalmasını beklemekti.

Başlarda kuruyan boğazı yüzünden sesi kısık çıksada açıldıkça sesi daha bir gür çıkmaya başladı. Küfür ve hakaret dolu bağırışları boğazını tahriş etse de, isteğine ulaşmak adına uzun süre durmayıp bağırmayıda sürdürdü.

Susmak bilmeyen bağırtıları artık katlanılmayacak düzeye ulaştığında ise beklediği oldu. Öfkesine yenik düşüp, kapının üzerinde ki sürgüden kontrol etmeyi unutan hademelerden biri, hızla içeri daldı.

Eline aldığı bezle " Ben senin ağzını..." diye söylenerek bir hışımla içeri giren adam, yatakta bağlı olması gereken kişiyi göremeyince, yaptığının farkına vararak sözlerini yarıda kesti. Fakat hatasından geri dönmek için artık çok geç kalmıştı.

Ardına dönmesine bile fırsat bulamadan boynuna dolanan kollarla nefesi kesildi. Bitmişliği ve çelimsizliğine rağmen hala insanüstü bir kuvvete sahip olan adamın gücü ise inanılır gibi değildi.

Tüm gücü ile sırtına yapışan adamı bedeni ile duvara defalarca çarpmasına rağmen, boynunda ki kollarda en ufak bir esneme olmuyordu. Soluksuz kalan ciğerleriyse ölümün yakınlığı ile sızlamaya başlamıştı.

Onun gibi birini birkaç kayışın zapt edebileceğine güvenerek odaya kontrolsüzce dalması canına mal oluyordu. Son bir gayret can havli ile kurtulmak için çırpınıyor oluşu ise artık faydasızdı.

Kısa süreli boğuşma sonunda kurbanın göz bebekleri yerini beyazın kızılla kirlenmiş en korkunç haline bırakırken, soluksuz kalan adam morarmaya başlamıştı.

Canı çekilmeye başlayan beden dizlerine üzerine yere çöktüğündeyse odayı dehşet dolu bir çığlık doldurdu.

Ölümün soğukluğunu kucaklayan hademe, acı feryadı duydu mu bilinmez ama kulaklarına en sevdiği nida ulaşan canavar, yeni gelen kurbanlarına yer açması gerektiğini anlamıştı.

Kendi yarattığı kaosun siren sesleri, küçük hücresinin içinde bulunduğu tüm binayı inletmeye başlamıştı. Verilen alarmla omuzlarına yapışan ellerin çoğalmasını beklemeden, kollarının arasında ki adamın boynunu kırarak yeni kurbanına yöneldi.

Kollarından sıyrılan ceset yerdeki yerini alırken, o ise hiç vakit kaybetmeden siren sesi ile hücreye dalarak hızla sırtına yapışan diğer adama saldırdı.

Boynuna atıldığı adam ne yapmaya çalıştığının bilinci ile kendini geri çekip hamlesini savuştursa da, arkasından kollarını kavradığı canavarın kafa hamlesi ile burnuna ağır bir darbe almaktan kaçamamıştı.

Adam burnundan fışkıran kan ile iki büklüm dengesini toplamakla uğraşırken, canavar ise tekme ile kurbanını yere sermeyi başarmıştı.

O sırada odada bulunan dördüncü kişiyse, o cüssedeki birinin alt ediliyor olmasını dehşetele izliyordu. Sıranın ona gelme ihtimali ile de yardım nidalarını daha bir korku ile seslendirmeye başladı.

Görmediği bir şey kalmadığını düşünen hemşirenin her daim kendinden emin sert duruşu, şahit olduğu ve hala gözlerinin önünde sergilenen vahşet karşısında yok olmuştu. Yerini ise korkudan kaçmayı dahi akıl edemeyen sersem bir çaylağa bırakmıştı.

İnen vahşi yumruklar altında zamanın dahi ezildiği bir süre zarfında, kadın nihayet yardım çığlıklarının karşılığını alabildi.

Bir düzine insanın koridor boyunca koşarak olay yerine geldiğini gördüğünde ise azda olsa rahatlamıştı.

Lakin tanınmaz hale gelen yaralı adamın görüntüsüne bakıldığında, yardımın ulaşabileceği o birkaç saniyeye bile dayanabileceğinden emin olamıyordu.

Hemşire kilometrelerce uzun gelen koridordaki yardımı ağır çekimdeymiş gibi soluksuz beklerken, canavar ise kendinden geçen adamın başını zemine çarpmaya başlamıştı.

Gördükleri karşısında kadında son umut parçası da yok olup gitmiş, odayı dolduran tok sesler ölümün haberciliğini yapar hale gelmişti.

Bir süre sonra yardım için odaya ulaşanlardan her biri ise önce gördükleri vahşeti sindirmeye çalışır gibi birkaç saniye duraklamışlar, kendilerini toplar toplamaz da canavar lakabı ile tanınan adamın üzerine atılmışlardı.

Sonradan gelenlerden hiç biri, nasıl biri olduğunu duydukları ve an itibari ile gördükleri adamla daha önce karşılaşmamışlardı.

Yine de gördükleri vahşetten korksalar da, zavallı kurbanını onun kollarından kurtarmak için tüm güçlerini harcıyorlardı.

Aldığı darbeler ile tanınmaz hale gelen adamın başını sarmalayan parmakları, kırma raddesine getirecek düzeyde çekiştirerek kurtarmayı başardıklarında ise sıra kendilerine gelmişti.

Üç kişi tüm kuvveti ile onu zapt etmeye çalışırken, arada oluşan arbededen canavar dâhil herkes nasibini alıyordu. Bir türlü durdurulamayan yaratık orda bulunanlarda en az birkaç iz bırakıyordu.

Kendisinin iki katı cüsseye sahip iki adamı yere seren o değilmiş gibi üzerine çullanan üç kişiye de zorluk çıkartacak kadar güce sahip olması ile de, lakabının hakkını sonuna kadar veriyordu.

Başından beri her ana şahitlik eden kadınsa, peş peşe enjekte ettiği sakinleştiricilere rağmen adamın hala nasıl mücadele ettiğine inanamıyordu.

Üzerine çullananlardan güvenerek araya girip, sakinleştiricilerin üçüncü dozunu vurduğunda ise canavarın tüm hırsı tamamen ona yönelmişti.

Onu tutanlardan kurtulmayı deneyip, hedefinde olduğunu vurgular bakışlarla üzerine atılmaya çalışıyordu.

Bu da yetmezmiş gibi birde vahşi hayvanlar gibi hırıltılı sesler çıkararak, haddinden fazla korku salıyordu.

Ardında bir ölü, biri ağır birçok yaralı bırakan adamın direnci, kadının dördüncü enjekteyi düşündüğü sırada nihayet azalmaya başlamıştı.

Yine de son bir hamle yaparak kadına ulaşmaya çalıştığında, başarılı olamadan üzerine abananların verdiği ağırlıkla dizlerinin üstüne çöktü.

Canavar kapanmaya başlayan bilincine rağmen son bir gayret, üzerine abananlardan imkân bulduğu düzeyde derin bir nefes alıp, algılarını toplamaya çalıştı.

Elinde yedekte tuttuğu şırınga ile tedirgince bekleyen kadına gözlerini diktiğinde ise bitiremediği öfkesini dudaklarından dışa döktü.

Hırıltılı bir ses tonu ile "Bekle sıra sana da gelecek!" diye başladığı tehditkâr sözlerini "Acımasızca sapladığın o iğneler ile şah damarını parçalara ayıracağım" diyerek devam ettirdikten sonrada etrafında korku dolu bir soğukluk bırakarak kendinden geçti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.