Yedi yıl.
Tam yedi yıl geçmişti.
İnsanlar yedi yılda üniversite bitirir, şehir değiştirir, hayat kurar, aşık olur, evlenirdi.
Bazıları da yedi yıl boyunca tek bir geceden kaçamazdı.
Bade ikinci gruptandı.
Konservatuarın prova salonunda yankılanan piyano sesleri havayı doldururken Bade gözlerini kapattı.
Nefes aldı.
Bir.
İki.
Üç.
Ve söyledi.
İlk nota çıktığı an odadaki herkes sustu.
Sesi temizdi.
Güçlüydü.
Ama en çok hissettiren şey teknik değil, duyguydu.
Sanki her notada içinde sakladığı bir parçayı dışarı bırakıyordu.
Buse piyanoda her zamanki gibi kusursuzdu. Parmakları tek bir notayı bile şaşmıyordu.
Ece kemanıyla melodiyi yükselttiğinde odanın atmosferi değişti.
Ardından Kaan gitarla giriş yaptı.
Her zamanki gibi özgüvenli.
Her zamanki gibi biraz fazla rahat.
Arka tarafta Göktuğ ritmi taşıyor, Pamir ise çellosuyla parçaya derinlik katıyordu.
Şarkı bittiğinde ilk konuşan Kaan oldu.
“Tamam, bunu söylemem canımı yakıyor ama…” dedi sandalyesine yaslanarak. “Bu sefer gerçekten iyiydik.”
Göktuğ kaş kaldırdı.
“Vaay. Kaan’dan övgü almak.”
Buse kollarını bağladı.
“Takvime işaretleyelim.”
Ece gülmeye başladı.
Kaan dramatik şekilde iç çekti.
“Değerim bilinmiyor.”
Bade istemsizce gülümsedi.
Bu grubu seviyordu.
Hayatının en karanlık dönemlerinden sonra sahip olduğu en güzel şeylerden biriydi.
Belki de en güzeli.
“Beş dakika mola?” dedi Ece.
“On dakika,” dedi Kaan.
“Beş,” dedi Buse.
“Sekiz?” dedi Kaan.
“Beş.”
“Zalim kadın.”
Herkes dağılırken Bade su almak için odadan çıktı.
Koridor sakindi.
Sadece uzak sınıflardan gelen enstrüman sesleri duyuluyordu.
Otomattan su aldı.
Tam kapağı açarken—
Pat.
Bir kapı sertçe kapandı.
Bade elindeki su şişesini sıkıca kavradı. Yüzündeki ifadeyi düzeltmesi yalnızca birkaç saniye sürdü. Bu konuda ustalaşmıştı.
Panik.
Korku.
Titreme.
Hepsini içine gömüp dışarıya sakin bir yüz göstermek…
Yedi yılın ona öğrettiği şeylerden biriydi.
Kaan kaşlarını çattı.
“Az önce yüzün bembeyaz oldu.”
Bade omuz silkti.
“Bir şey yok.”
“Emin misin?”
“Kapı sesiyle irkildim sadece.”
Kaan bakışlarını ondan ayırmadı.
Sanki yalanı yakalamaya çalışıyordu.
Tam o sırada arkadan bir ses geldi.
“Bade.”
Buse.
Tek kelime.
Ama Bade için yeterliydi.
Buse’nin ses tonundaki küçücük değişim bile onun anladığını söylüyordu.
Bade başını çevirdi.
Buse’nin yüzü sakindi.
Diğerleri için tamamen normal görünüyordu.
Ama gözleri değildi.
Gözleri sadece Bade’ye soruyordu:
Yine mi?
Bade çok hafif başını eğdi.
Evet.
Buse bir saniye bile tereddüt etmeden yanlarına geldi.
“Kaan, hocanın seni aradığını gördüm.”
Kaan kaş kaldırdı.
“Beni mi?”
“Evet.”
“Niye?”
Buse omuz silkti.
“Bilsem söylerdim.”
Kaan birkaç saniye şüpheyle baktı.
Sonra iç çekti.
“Tamam. Geliyorum.”
Gitmeden önce Bade’ye son bir bakış attı.
“İyiysen sorun yok.”
“İyiyim.”
Kaan uzaklaşınca koridorda sessizlik oluştu.
Bade derin bir nefes verdi.
Omuzları düştü.
Maske indi.
Buse yavaşça konuştu.
“Kâbus?”
Bade başını iki yana salladı.
“Hayır.”
“Anı mı geldi?”
Bu kez cevap vermedi.
Sessizlik zaten cevaptı.
Buse yaklaşarak elini Bade’nin koluna koydu.
“Geçti.”
Bade acı bir gülümseme gösterdi.
“Geçmedi.”
Buse sustu.
Çünkü ikisi de gerçeği biliyordu.
Bazı şeyler geçmezdi.
Sadece insan, onlarla yaşamayı öğrenirdi.
Bade duvara yaslandı.
Bakışları boşluğa kaydı.
“Bazen çok saçma hissediyorum.”
“Neden?”
“Yedi yıl oldu, Buse.”
Sesi alçalmıştı.
Kırılgandı.
“Yedi yıl.”
Parmakları su şişesinin etrafında gerildi.
“Ben hâlâ bir kapı sesi duyunca nefes alamıyorum.”
Buse’nin yüzü yumuşadı.
“Bu seni zayıf yapmaz.”
“Öyle hissettiriyor.”
“Bade.”
Buse’nin sesi bu kez daha netti.
“Sen on yedi yaşında silahlı bir adamın karşısına çıktın.”
Bade’nin göz bebekleri hafifçe titredi.
O gece.
Kan.
Silah.
Gözler.
Buse devam etti.
“Çoğu insan donar kalırdı.”
“Ben de korktum.”
“Korkarak yaptın zaten.”
Bade başını eğdi.
“Bazen düşünüyorum…”
Buse bekledi.
“Ya ölmediyse?”
Sessizlik.
Koridordaki hava ağırlaştı.
Buse’nin eli Bade’nin kolunda sıkılaştı.
“Bade.”
“İki el ateş ettim, biliyorum.”
Bade’nin sesi neredeyse fısıltıya dönmüştü.
“Ama… bilmiyorum.”
Yutkundu.
“Bazen içimde garip bir his oluyor.”
“Nasıl bir his?”
Sanki…
Sanki bir gün karşıma çıkacak.”
Bu sözler havada asılı kaldı.
Buse cevap veremedi.
Çünkü mantık bir şey söylüyordu.
İçgüdü başka.
Ve bazen Bade’nin içgüdüleri ürkütücü derecede doğru çıkıyordu.
Buse sonunda hafifçe gülümsedi.
“O çıkarsa…”
Kaş kaldırdı.
“Bu sefer ben de ateş ederim.”
Bade istemsizce güldü.
Gerçek bir kahkaha değildi.
Ama karanlığı bir anlığına delmeye yetmişti.
Tam o sırada prova salonundan Göktuğ’un sesi duyuldu.
“İkiniz dedikodu yapmayı bitirdiyseniz yarışmayı da kazanalım!”
Ardından Ece bağırdı:
“Açım ben!”
Pamir’in sakin sesi geldi.
“Sen her zaman açsın.”
Ece itiraz etti.
“Bu bir karakter özelliği.”
Bade ve Buse birbirine baktı.
Sonra aynı anda gülümsediler.
Hayat bazen acımasızdı.
Ama bazen insana tutunacak insanlar da veriyordu.
Ve Bade’nin şu an en büyük tutunduğu şey… Bu insanlardı.
Bade ve Buse prova salonuna geri döndüklerinde herkes yerini almıştı.
Göktuğ bagetlerini parmaklarının arasında döndürüyordu.
“Sonunda.”
Ece kollarını bağladı.
“Ben açlıktan melodileri yanlış duymaya başladım.”
Pamir çellosunun telini ayarlarken başını kaldırmadan konuştu.
“Daha demin do notasına tost dedin.”
“Çünkü tost istiyorum.”
“Bu mantıklı değil.”
“Benim için mantıklı.”
Kaan sandalyesini geriye yatırıp sırıttı.
“Bence Ece haklı.”
Buse kaş kaldırdı.
“Şaşırtıcı.”
Kaan dramatik şekilde göğsüne dokundu.
“Bugün çok kırıcı davranıyorsunuz.”
Bade istemsizce gülümsedi.
Az önceki ağırlık biraz hafiflemişti.
Bazen arkadaşlarının aptalca konuşmaları bile onu gerçekliğe geri çekiyordu.
Yerine geçti.
Mikrofonu eline aldı.
Parmakları metal yüzeye değdiğinde omuzları tekrar istemsizce gerildi.
Derin bir nefes aldı.
Kontrol.
Her şey kontroldeydi.
Buse ilk notayı verdi.
Ardından Pamir.
Sonra keman.
Davul.
Gitar.
Bade gözlerini kapatıp giriş yaptı.
İlk kıta kusursuzdu.
İkinci kıtada sesini biraz daha açtı.
Tam nakarata girerken—
“Dur.”
Müzik kesildi.
Bade gözlerini açtı.
Kaan ona bakıyordu.
“Ne?”
Kaan gitarını dizine yasladı.
“İyi söylüyorsun.”
Göktuğ araya girdi.
“Bu iltifat mı?”
Kaan gözünü Bade’den ayırmadı.
“Ama bir şey eksik.”
Bade kaşlarını çattı.
“Neymiş o?”
Kaan omuz silkti.
“Fazla kontrollüsün.”
Oda sessizleşti.
Bade’nin çenesi hafif gerildi.
“Kontrollü olmak kötü mü?”
“Kötü değil.”
Kaan öne eğildi.
“Ama sen şarkıyı söylemiyorsun.”
Bakışları keskinleşti.
“Saklıyorsun.”
Bu kelime Bade’yi beklenmedik şekilde vurdu.
Saklıyorsun.
Sanki Kaan bunu sadece müzik için söylemiyordu.
Sanki onun içine bakıp bir şey görmüştü.
Bade soğuk bir sesle cevap verdi.
“Sen de fazla konuşuyorsun.”
Ece iki yana bakındı.
“Tamam, ben şu an bir gerilim hissediyorum.”
Göktuğ el kaldırdı.
“Ben de.”
Buse sessizdi.
Çünkü Kaan’ın bilmeden tehlikeli bir yere bastığını fark etmişti.
Kaan geri çekilmedi.
“Ciddiyim.”
Ayağa kalktı.
Bade’ye doğru birkaç adım attı.
Aralarında artık çok az mesafe vardı.
Bade başını kaldırıp ona baktı.
Kaan’ın sesi bu kez daha alçaktı.
“Sesin çok güzel, Bade.”
Kalbi bir an ritmini şaşırdı.
“Ama hep duvarın arkasından geliyor.”
Bade’nin nefesi hafifçe takıldı.
Kaan devam etti.
“Bir kere o duvarı indirsen…”
Gözleri Bade’ninkilere kilitlendi.
“…ortalığı yıkarsın.”
Sessizlik.
Bade ne diyeceğini bilemedi.
Bu çocuk bazen inanılmaz sinir bozucuydu.
Bazen de…
Rahatsız edici derecede doğru konuşuyordu.
İlk toparlanan yine Ece oldu.
“Ben bir şey diyeceğim.”
Kimse ona bakmadı.
Ece boğazını temizledi.
“Aranızda bir şey varsa bize de söyleyin çünkü ben gerilimden besleniyorum.”
Bir saniyelik sessizlik.
Sonra Göktuğ kahkahayı patlattı.
Pamir bile başını kaldırıp hafifçe gülümsedi.
Bade gözlerini devirdi.
Kaan sırıttı.
“Merak etme Ece.”
Bakışları Bade’den ayrılmadan konuştu.
“Daha hiçbir şey yok.”
“DAHA?” diye bağırdı Ece.
“Ben bunu duydum.”
Bade mikrofon standına yaslandı.
“Prova yapıyor muyuz?”
Buse hemen piyanoya döndü.
“Evet. Ve bu sefer lütfen flört etmeyin.”
Bade ile Kaan aynı anda konuştu.
“Flört etmiyoruz.”
İkisi bir an durdu.
Sonra göz göze geldiler.
Ece çığlık attı.
“AYNI ANDA KONUŞTULAR.”
Göktuğ bagetini masaya vurdu.
“Tamam, bu ekip dağılmıştır.”
Salondaki kahkahalar yükselirken Bade de gülmeye başladı.
Bu kez gerçekten.
Ama gülüşünün ardında hâlâ küçük bir huzursuzluk vardı.
Çünkü içinin derinliklerinde, adını koyamadığı bir his kıpırdanıyordu.
Sanki…
Yaklaşan bir fırtına vardı.
Ve henüz kimse gökyüzüne bakmamıştı.
Kahkahalar yavaş yavaş dinerken prova yeniden başladı.
Bu kez parça daha temiz akıyordu.
Bade Kaan’ın söylediklerini istemese de düşünüyordu.
Duvarın arkasından geliyor.
Sinir bozucuydu.
Ama…
Yanlış değildi.
Şarkı bittiğinde bu kez kimse itiraz etmedi.
Buse not defterine birkaç şey yazdı ve bir yandan da konuştu .
“Bu versiyon yarışmaya çıkabilecek seviyede.”
Göktuğ bagetlerini bırakıp gerindi.
“Sonunda.”
Pamir kısa bir “Hm.” çıkardı.
Bu onun onay verme şekliydi.
Ece kendini yere bıraktı.
“Ben bittim.”
Kaan güldü.
“Daha bir buçuk saat oldu.”
“Ruhsal olarak üç gün geçti.”
“Abartı.”
“Sanatçılar abartıyla yaşar.”
Bade gülümseyerek su şişesinden bir yudum aldı.
Göktuğ bir anda doğruldu.
“Benim bir fikrim var.”
Ece anında şüphelendi.
“Senin fikirlerin genelde ya yasadışı ya da saçma.”
“Bu sefer ikiside değil.”
Kaan kaş kaldırdı.
“Şaşırdım.”
Göktuğ boş su şişesini Kaan’a fırlattı.
“Bir sus.”
Sonra hepsine baktı.
“Yarışmaya bir ay kaldı.”
Buse başını salladı.
“Evet?”
“Ve hepimiz stresliyiz.”
Pamir sakince ekledi:
“Özellikle sen.”
Göktuğ bozuntuya vermedi.
“O yüzden… küçük bir kaçamak?”
Ece doğruldu.
“Nasıl bir kaçamak?”
Göktuğ yüzünde yavaş yavaş sırıtışla konuştu.
“Amcamın bir dağ evi var.”
Oda birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra Ece çığlık attı.
“DAĞ EVİ?”
Kaan güldü.
“İşte şimdi ilgimi çektin.”
Göktuğ ellerini iki yana açtı.
“Şehirden uzak.”
“Orman.”
“Temiz hava.”
“Şömine.”
“Barbekü.”
Ece’nin gözleri parlıyordu.
“Ben varım.”
Buse temkinliydi.
“Kaç gün?”
“İki gece.”
Pamir düşünceli şekilde sordu.
“Elektrik var mı?”
Göktuğ alındı.
“Ben mağarada mı kalıyoruz dedim?”
Kaan kıkırdadı.
Bade sessizdi.
Göktuğ sonunda ona döndü.
“Sen?”
Beş çift göz bir anda Bade’ye çevrildi.
Bade kaşlarını çattı.
“Ne?”
Ece ellerini birleştirdi.
“Lütfen gel.”
“Ben daha evet ya da hayır demedim.”
“Biliyorum ama şimdiden ikna etmeye çalışıyorum.”
Kaan kollarını bağladı.
“Gelmelisin.”
Bade ona baktı.
“Neden?”
Kaan omuz silkti.
“Çünkü bazen nefes almak için bulunduğun yerden çıkman gerekir.”
Bu söz beklenmedik şekilde içine dokundu.
Sanki bugün herkes onun içine bakmaya yemin etmişti.
Bade bakışlarını kaçırdı.
Dağ evi.
Issız bir yer.
Sessizlik.
Normalde sevmezdi.
Sessizlik bazen fazla şey hatırlatırdı.
Ama…
Belki de gerçekten mola gerekiyordu.
Belki biraz uzaklaşmak iyi gelirdi.
Buse, kimsenin fark etmeyeceği kadar hafif bir şekilde ona baktı.
Kararı ona bırakıyordu.
Baskı kurmadan.
Destek olarak.
Bade yavaşça nefes verdi.
“…Düşüneceğim.”
Ece dramatik şekilde yere kapandı.
“Bu hayır değil!”
Göktuğ zafer kazanmış gibi yumruğunu sıktı.
“Alırım bu cevabı.”
Kaan’ın dudaklarının kenarı kalktı.
“Geleceksin.”
Bade kaş kaldırdı.
“Falcı mısın?”
Kaan gözlerini onunkilere sabitledi.
“Hayır.”
Sesi alçaktı.
Sakin.
Ama kendinden emindi.
“Seni okuyabiliyorum.”
Bade’nin kalbi bir an tekledi.
Sinir bozucu çocuk.
Gerçekten sinir bozucu.
Ve belki en kötüsü…
Bazen haklıydı.
——
Prova bittikten sonra herkes yavaş yavaş dağıldı.
Bade eve giderken telefonu titredi.
Bildirim.
Grup sohbeti.
“Kaotik Senfoni”
Bade istemsizce gülümsedi.
Ece: BEN DAĞ EVİNE GİDİYORUM.
Ece: Bade sen de geliyorsun.
Göktuğ: Daha tarih belirlemedik deli.
Ece: DETAY.
Kaan: Ben Ece’ye katılıyorum.
Buse: Bu cümleyi tarihe not alın.
Pamir: Ender olay.
Kaan: Hepiniz çok komiksiniz.
Göktuğ: Özellikle sen.
Ece: Bade cevap ver.
Ece: Seen?
Ece: ???
Bade güldü. Parmakları ekranın üstünde gezindi.
Bade: Baskı yapmayın. Düşünüyorum.
Mesaj atılır atılmaz cevap geldi.
Kaan: Geliyorsun yani.
Bade: Öyle mi demişim?
Kaan: Alt metni okudum.
Bade: Kendine fazla güveniyorsun.
Kaan: Genelde haklı çıkarım.
Bade gözlerini devirdi. Sinir bozucu. Ama nedense gülümsüyordu. Telefon tekrar titredi. Bu kez özel mesaj.
Buse.
Buse: İyi misin?
Bade’nin gülümsemesi hafifçe soldu. Her zamanki gibi. Buse hep fark ediyordu. Herkes Bade’nin gülüşünü görürdü. Buse ise gülüşün arkasındakini.
Bade: İyiyim.
Üç nokta.
Sonra cevap geldi.
Buse: Bana yalan söyleme.
Bade iç çekti.
Kaldırımda yürümeyi yavaşlattı.
Bade: Bugün biraz zorlandım sadece.
Bu sefer cevap hemen gelmedi.
Buse düşünüyordu.
Sonra yazdı.
Buse: Dağ evine gitmek sana iyi gelebilir.
Bade durdu.
Sokak lambasının altında kaldı.
Bade: Ya kötü gelirse?
Uzun bir duraksama.
Buse: O zaman yanında olurum.
Bade’nin boğazı düğümlendi.
Bazı insanlar çok konuşmazdı.
Ama doğru anda doğru şeyi söylerdi.
Buse öyleydi.
Telefonu tekrar titredi.
Grup mesajı.
Ece: Kaan ve Bade yine mi özelden flört ediyor
Bade: Etmiyoruz.
Kaan: Henüz değil.
Bade olduğu yerde kaldı.
Mesajı üç kez okudu.
Kalbi ritmini şaşırdı.
Henüz değil.
Ece çıldırmıştı.
Ece: AAAAAAAAAA
Göktuğ: Adam açık oynuyor.
Pamir: İlginç.
Buse: Kaan. Sus.
Bade ekrana bakarken istemsizce dudaklarını birbirine bastırdı.
Kaan…
Tehlikeliydi.
Silahlarla değil.
Bakışlarıyla değil.
Başka türlü.
Duvarlarını çatlatıyordu.
Ve Bade, hayatında birini içine almanın ne kadar tehlikeli olabileceğini herkesten iyi biliyordu…