İçeriğe geç

İkinci Gelin

Bölüm 26 · 4 dk okuma

İkinci Gelin

Bölüm 26

Kabul Şerhi

Sevk talimat defterindeki kopuk yerin iki yanında aynı güne ait işlemler duruyor. Eksik sayfanın izi, satırların arasından değil cildin dikişinden okunuyor. Rıza parmağını oradan çekmiyor; dikişin açıldığı yerde iplikler görünüyor.

“Bu sayfa bulunmazsa emri veren de bulunmaz mı?” diye soruyorum.

“Usulüne göre, burada bulunmaz.”

Miran defterin başına eğiliyor. Süreyya ise masanın öbür ucundaki fişleri kenara alıyor.

“Kapalı eke alınanların kaydı ayrı tutulur,” diyorum. “Sevk emri yoksa bile alan kişinin şerhi kalır.”

Rıza’nın eli dikişin üstünde duruyor. Cevap vermesini bekliyorum; parmağını bile oynatmıyor.

Süreyya anahtarını masaya koyuyor. “Aile vakfının kabul defterleri avluya açılan dolapta. Onları da görelim.”

“Bu inceleme için yetki gerekiyor,” diyor Rıza.

“Buradaki inceleme talebimin sureti çantamda. Defterlerin korunması için de yeni bir izin beklememiz gerekmiyor.”

Miran kapıya yöneliyor, sonra bana dönüyor. “Dolaba birlikte gidelim.”

Odanın eşiğinden avluya çıkıyoruz. Süreyya dolabı açıyor; Rıza, kalın ciltlerden birini rafından kendisi indirip gider odasının masasına taşıyor. Tarihler sırayla işleniyor. Kayıp gönderinin gününe gelince imzasız kılıfın karşısında kısa bir teslim şerhi görüyorum.

*Kapalı eke alınması, yazman Rıza Karaca’nın talimatıyla.*

Parmağımı satırın altına koyuyorum. Eksik sayfa artık bir boşluk; bu cümle ise yerinden sökülmemiş.

“Emri siz veriyorsunuz,” diyorum.

Rıza cildi kapatmaya kalkmıyor. “Şerh öyle söylüyor.”

“Ben de onu söylüyorum.”

Miran, “Meclis yeni güvenceyi kabul etse de bu kayıt duruyor,” diyor. “Yönlendirmeyi kimin yaptığı belli.”

“Yönlendirme belli,” diye karşılık veriyor Süreyya. “Kılıfın içinde ne olduğu değil.”

Masadaki cilde yeniden bakıyorum. Ölen eşimin ceketinden çıkan senet Zeliha’nın tel kutusunda; şeritteki eski vakıf mührünün izi onda yok. Birini ötekinin yerine koyarsam Rıza’nın işini kolaylaştırıyorum. Şerhin söylediğiyle benim bilmek istediğim şeyi birbirinden ayırmam gerekiyor.

“İçeriğini sormuyorum,” diyorum. “Önce emri konuşacağız.”

Rıza dudaklarını sıkıyor. Cildi masada açık bırakıyor.

*

Avluda taşların üstüne ince bir akşam ışığı düşüyor. Rıza cildi kollarının arasında taşıyor; odanın dışına çıkarmasına Süreyya izin veriyor ama kenarından elini ayırmıyor. Çocuklarının payını korumak için tuttuğu hesabın defterleri nasıl kullandığını biliyorum. Bu evde her satır, onu açan kişi için de bir risk.

“Şerhi kim yazıyor?” diye soruyorum.

“Teslim alan görevli,” diyor Rıza.

“O hâlde sizin talimatınızı bir başkası duyuyor.”

“Duyuyor ya da kendisine iletilen emri işliyor.”

“Hangisi?”

Rıza avlunun ortasında duruyor. “Talimatı ben veriyorum. İmzalı sevk sayfası olmadan kılıfın ayrı işlem görmesine ben yol açıyorum. Bunu inkâr etmiyorum.”

Sonunda söylediği söz, kayıp sayfanın bıraktığı kuşkuyu bitiriyor. Yerine daha ağır bir soru koyuyor.

“Neden?” diye soruyorum.

“Kılıfın içindeki evrakı görmüyorum.”

“Ben nedenini soruyorum.”

“Görmediğim bir şeyin içeriği hakkında ifade veremem.”

Miran’ın tespihi vakıf odasındaki masada kalıyor. Elleri boşken daha dikkatli konuşuyor.

“Kimse sizden içerik istemiyor. Talimatı hangi gerekçeyle verdiğinizi istiyoruz.”

Rıza başını çeviriyor. “Bu konuşmada siz de tarafsınız.”

“Evet,” diyor Miran. “O yüzden herkesin önünde soruyorum.”

Miran’ın yanımda durması güven vermek zorunda değil. Tel kutunun yerini gizli başvurusuyla meclise taşıması hâlâ aramızda. Yine de burada sesini yükseltmeden, sorunun açık kalmasına izin vermiyor.

“Sizinle aynı soruyu soruyorum,” diyorum Rıza’ya. “Ama cevabı bana vermeniz gerekiyor.”

Süreyya cildin kapağını kapatıyor. “Defter avluda kaybolmaz. Yazman, cevap vermeyecekseniz bunu da kayıt altına alın.”

Rıza ilk kez ona dönüyor. “Beni susmuş gibi yazdırmayın.”

“Öyleyse konuşun.”

Avlunun ötesinden alt kapıya giden dar geçitte bir arabanın tekeri taşa takılıyor. Yük ağır; sürücü arabayı yerinden oynatmak için bekliyor. Kapı onarımı ödemesinin paket çıkışından önce yapıldığı aklıma geliyor. Onarımın yeri ile teslim gözü arasındaki mesafe, çizelgede birkaç satır; burada birkaç adım. Geçide bakınca aradaki uzaklığı yeniden ölçüyorum.

“Kılıf buradan mı geçiriliyor?” diye soruyorum.

Rıza geçide bakıyor. “Kabul şerhinde elden teslim yazıyor.”

“Şimdi oraya gidelim.”

*

Alt kapı geçidine vardığımızda Hamza kulübesinden çıkıyor. Miran ona yolu açmasını söylüyor; kimseyi göndermiyor, hiçbir defteri yerinden aldırmıyor. Cilt Rıza’nın elinde. Hamza kapıyı kapalı tutuyor ki sokaktan gelenler aramızdan geçmesin.

Taş sövedeki eski deliklerin hizası hâlâ seçiliyor. Zeliha’nın kısa şeridinde gördüğüm izleri burada sınamaya kalkmıyorum; elimde şerit yok. Asıl gördüğüm, dar geçidin bir ucunun konağa, öteki ucunun sevkiyat yoluna çıkması. Elden verilen bir kılıf, çarşının kalabalığına karışmadan kapalı eke ulaşıyor.

“Bu geçidi kimin açtığını çıkış çizelgesinden öğrenebiliriz,” diyorum.

Hamza kulübesini gösteriyor. “Çizelge masamda.”

Rıza, “Kapıyı kimin açtığı emri kimin istediğini göstermez,” diyor.

“Bunu size henüz sormadım.”

“Birazdan soracaksınız.”

“Evet.”

Miran geçidin ağzında duruyor. Bana yaklaşmıyor; sözünü doğrudan Rıza’ya yöneltiyor. “Kayıp sayfanın yerine geçen kayıt elimizde. Onu da eksiltmeyin.”

Rıza’nın yüzü sertleşiyor. “Sizin susmayı öğütlemeniz kolay.”

Miran’ın eli taş söveden ayrılıyor. “Size susmayı öğütlemiyorum.”

Aralarındaki cümlenin geçmişini bilmiyorum. Bilmediğim şeyi ikisinden birinin lehine doldurmayacağım. Şimdi duyduklarım, elimdeki şerhin ötesine geçmiyor.

“Kabul cildine bir ek şerh istiyorum,” diyorum. “Emri verdiğinizi ve içindeki evrakı görmediğinizi kendi sözlerinizle yazın. Sonra bu kaydı meclisin incelemesine sunalım.”

Rıza, “Beni böylece korumuş olmuyorsunuz,” diyor.

“Koruduğumu söylemiyorum. Defter sizi gösterirken başkasına ceza kesilmesine de izin vermiyorum.”

Süreyya kısa bir süre Hamza’nın kulübesine bakıyor. “Çocuklarımın payından alınan saklama bedeli için de aynı şeyi istiyorum. Kim neye karar veriyorsa adı yanında dursun.”

Rıza cildi kolunun altına alıyor. “Şerhi yazacağım.”

“Bir soru daha var,” diyorum. “Bu emri sizden kim istiyor?”

Hamza kapının sürgüsüne dokunmadan bekliyor. Sokakta araba nihayet ilerliyor; tekerin sesi dar taşların arasında uzaklaşıyor. Rıza önce Miran’a, ardından Süreyya’ya dönüyor.

“İsteyen kişi,” diyor, “şu an burada.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.