İçeriğe geç

İkinci Gelin

Bölüm 16 · 4 dk okuma

İkinci Gelin

Bölüm 16

Aynı Gün

Rıza’nın son sözü revakta asılı kalıyor. Süreyya vakıf odasının eşiğinde duruyor; Miran’la ben karşısındayız. Avludan yükselen çocuk sesleri, onun elindeki dilekçe nüshasını tutan parmaklarına kadar ulaşıyor.

“Nasıl aynı ek?” diye soruyorum. “Bağ hissesini teminat göstermekle bir kapıyı onarmak aynı işlem değil.”

“İşlemler ayrı,” diyor Rıza. “Meclis, bağ evinin yanındaki yapının giderini çocukların gelir hesabına bağlıyor. Teminat önerisiyle kapı onarımını da bu yüzden tek mali işlem altında kaydediyor. Kapalı ekte iki ayrı karar işareti var.”

Miran hemen soruyor:

“İşaretler aynı üyeye mi ait?”

“Hayır. Teminatı öneren üye başka, onarımı karara bağlayan üye başka.”

Süreyya’nın elindeki kâğıt hafifçe kıvrılıyor.

“Demek çocuklarımın hesabından çıkan para, iki ayrı üyenin kararını birbirine bağlamak için kullanılıyor.”

“Bu, kaydın gerekçesi,” diyor Rıza. “Kararların yerinde olduğunu söylemiyorum.”

Rıza’nın bu ayrımı yapması hoşuma gitmiyor. İnsan kâğıda bir gerekçe yazınca işin kendisini de temizlediğini sanabiliyor. Bebeğim için tutulan kayıtlarda da kusursuz sözcükler duruyor. Hiçbiri onun yokluğunu açıklamıyor.

“Adları neden dağıtılan surette yok?” diye soruyorum.

“Kapalı ekte tutuluyor.”

“İki ayrı adı saklamak için tek ek kullanmak ne kadar elverişli.”

Rıza karşılık vermiyor. Miran vakıf odasındaki masada bıraktığı tespihine yönelmiyor; elleri iki yanında duruyor.

“Ekin aslını istiyorum,” diyor. “İki işareti de görmem gerekiyor.”

“Meclis izni olmadan çıkaramıyorum.”

Süreyya eşiği geçip revaka geliyor.

“Öyleyse çocukların hesabından bu yapıya giden tutarın aktarılmasının şimdilik durdurulmasını talep ediyorum.”

“Yazılı olması gerekiyor,” diyor Rıza.

“Yazılı veriyorum. Önceki itirazım kayıtta. Bu talebi de ona bağlayın.”

Miran, “Ben de destekliyorum,” diyor.

Süreyya ona dönüyor. “Sizin desteğiniz güzel. Fakat benim itirazımın yerine geçmiyor.”

“Geçmesini istemiyorum.”

Onların arasına girmiyorum. Süreyya çocuklarının hakkını savunuyor; bunu benim için yapmıyor. Yine de ilk kez, aynı kapının iki yanında durmadığımızı düşünüyorum.

Rıza defterini kolunun altına alıyor. “Avluda yazacak yer var.”

Merdivene doğru birlikte yürüyoruz. Basamaklarda kimse konuşmuyor; yukarıda söylenenler, taş duvarların arasında hâlâ kulağımda.

Avludaki taş masa, kuyunun yanındaki gölgede duruyor. Üst katın çıkması güneşi kesiyor; kâğıt buraya konmazsa rüzgâr sayfayı çeviriyor. Rıza kayıt defterini masaya açarken Süreyya bir yaprak istiyor.

Ben masadan uzak duruyorum. Baran’la Eren şimdi Zeliha’nın atölyesinde. Oraya varmak için telkâri çarşısının dar sokağını kullanıyorlar; kalabalığın sağladığı güven duygusu, birinin yolu göstermesiyle dağılıyor. Nihat’ın dükkânı tehdit eden adamlara göstermesi aklımdan çıkmıyor. Avludaki seslere kulak versem de zihnim o dar sokakta kalıyor.

“Miran,” diyorum, sonra alıştığım mesafeyi düzeltiyorum. “Kardeşlerim için seçilen güzergâhı denetleteceğinizi söylüyorsunuz. Yazılı uygunsuzluk kaydı ne durumda?”

“Hamza alt kapıdaki çizelgeyi koruyor. Yolu ayrıca denetletiyorum.”

“Denetim bitene kadar onları oradan çıkarmıyorum.”

“Benden izin istemiyorsunuz.”

“Hayır.”

“İyi.”

Bu tek kelimeyi beklemiyorum. Miran masanın öbür yanında duruyor; avludaki herkes konuşmamızı duyabiliyor. Yine de cevabın ardından söylemediği şey, aramızdaki boşluğu dolduruyor. Ona, eşimin adını taşıyan sevkiyat kaydını soracak gibi oluyorum. Ceketinde bulduğum Sancaktar mühürlü senet evimde, tezgâhın altındaki tel kutuda. Mührü kimin kullandığını öğrenmeden o kâğıdı buraya getirmiyorum. Soruyu da içimde tutuyorum.

Süreyya kalemi Rıza’ya bırakıyor.

“Okuyun,” diyor.

Rıza yazdıklarını seslendiriyor. Metin, yapının gideri için çocukların gelirinden yapılan kesintinin, itiraza yanıt gelene kadar durdurulmasını talep ediyor. Önceki başvurunun kayıt tarihini de ekliyor.

“Bir satır daha,” diyor Süreyya. “Kesilen tutarlar ayrı dökülsün. Geri konması için miktarı bilmem gerekiyor.”

Rıza satırı ekliyor. Süreyya kâğıdı okuyup imzalıyor. Rıza dilekçeyi kayıt defterinin arasına yerleştiriyor; Süreyya kendi nüshasını yanında tutuyor.

“Bu talep durdurma kararı değil,” diyor Rıza.

“Biliyorum. Meclis cevap verene kadar hiçbiriniz sessizliğimi onay sayamıyorsunuz.”

Miran’a bakmıyorum. Onun evindeki düzenin beni korumadığını ikimiz de biliyoruz. Süreyya ise bu düzenin kendi çocuklarını da korumadığını kâğıda geçiriyor. Az önceki sesindeki kesinlik, imzasıyla birlikte masada duruyor.

Rıza defteri kapatınca avlu kapısına yöneliyorum. Konağın dış kapısından çarşı yolunu görebiliyorum; Zeliha’nın sokağına buradan iniliyor. Taş döşeme günün son ışığını tutuyor. Uzaktan bir ustanın çekiç sesi geliyor. Dükkânlar kapanmadan kardeşlerime haber göndermem gerekiyor.

Miran arkamdan sesleniyor.

“Reyhan, atölyeye yalnız gitmeyin. Güzergâhın denetimi henüz tamamlanmıyor.”

“Tamamlanmıyorsa güvenli olduğunu söylemeyin.”

“Zaten söylemiyorum.”

Yanıma gelmiyor. Aramızda kapının ağır kanadı duruyor. Bu mesafede onu dinlemek daha kolay; buna kızıyorum. Eşimin ölümünden söz açınca söylediklerini hep ölçülü buluyorum, fakat ölçünün ardında ne sakladığını bilmiyorum.

“Sevkiyat avlusundaki eski defter yerinde mi?” diye soruyorum.

“Yerinde. Hamza’nın çıkış çizelgesi de kulübede.”

“İkisini karşılaştırmadan bu yapının yalnızca tamir edildiğine inanmamı beklemeyin.”

“Beklemiyorum.”

Rıza da dış kapıya geliyor. Süreyya birkaç adım gerimizde, merdivenin başında duruyor.

“Karar işaretlerinin tarihleri,” diyorum Rıza’ya. “Aynı ek altında diye aynı gün mü atılıyorlar?”

Rıza kayıt defterini açıyor. Açık sayfayı bize uzatmıyor; parmağını iki satır arasında gezdiriyor.

“Aynı gün,” diyor.

“Gönderi kaybolmadan ne kadar önce?”

Rıza, Miran’a dönüyor. Miran’ın yüzünden yanıt çıkmıyor.

“Bir gün önce,” diyor Rıza.

Kuyunun yanındaki kalem sesi artık duyulmuyor. Yapının kapısı onarılıyor, bağ hissesi teminat konusu yapılıyor; ertesi gün kimliği yazılmayan birine gönderi veriliyor. İki ayrı üye aynı gün karar alıyor. Biri çocukların hesabını, öbürü kapıyı ilgilendiriyor.

“Bu iki karar neden aynı güne geliyor?” diye soruyorum.

“Bilmiyorum.”

“Sevkiyattan hemen önce neden?”

Rıza defteri kapatıyor. “Onu da açıklayamıyorum.”

Süreyya merdivenden bir basamak iniyor.

“Öyleyse meclise soracağınız soru yalnızca kimin imza attığı değil,” diyor. “Onlara günü kimin seçtirdiği.”

Rıza’nın elindeki defter kapalı duruyor. İki ayrı kararın tarihi artık orada; o günün nedeni hiçbir yerde yok.

Bir gün sonra gönderi kayboluyor.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.