İçeriğe geç

İKİ YÜZLÜ

Bölüm 1 · 35 dk okuma

İKİ YÜZLÜ

Bölüm 1

♣️1♣️

Ben kimim?

23 yaşında üniversite öğrencisi, yazın harçlık çıkarmak için Kıbrısa bir otele garsonluk yapmaya gelen genç bir kız mıyım?

25 yaşında Kıbrısta yaşayan, ailesi olmayan, para kazanmak için kumarhanede çalışmaya mecbur olan, hayat mücadelesi veren genç bir kadın mıyım?

Kimim ben?

Mihri mi? Mehir mi?

Gerçek ismim Mihri, güneş anlamına geliyorken, kendime koyduğum Mehir ismi ay parçası demek.

Gündüzleri aydınlatan bir güneş miyim?

Günahlarla dolu geceleri süsleyen ay mıyım?

♣️

BU KİTAP GERÇEK BİR HAYAT HİKAYESİNDEN UYARLANMIŞTIR.

♣️♣️♣️

İnsan geleceği bilebilseydi, kaderin hiçbir cilvesi kalmazdı. Hayat bizi oradan oraya sürüklerken beklediğimiz sonuçlara ulaşamayınca, başımıza istemediğimiz olaylar gelince hep geçmişe bakardık. Geçmişteki bizin şimdi ki aklı olsaydı, yine aynı adımları atar mıydı? Çoğunlukla bunun cevabı 'hayır' iken bazen sonuçların tatlılığı yine bu adımları atacağımızı söylerdi. Her güzel şeyin bir bedeli olduğu gibi, atılan her adımın verilen her kararın bir bedeli vardı.

Valizimi hazırlarken düşüncelerim birbirine girmişti. Hayatın beni nereye sürüklediğine baktığımda kafam karışıyordu. Aslında sıradaki adımım çok hovardaydı. Çok düşünülerek verilen bir karar değildi. Bu adımın hayatımda bu kadar şey değiştireceğini asla tahmin edemezdim. Acaba bir kaç ay sonra ki ben olsaydı, yine bu adımı atar mıydı? İşte buna karar verebileceğimi sanmıyordum.

"Hazır mısın?" diyerek odama dalan Beyza'ya baktım. Çoktan hazırdı ve oldukça heyecanlıydı. Bu gözlerinden okunuyordu. Acaba bir kaç ay sonra ki Beyza olsaydı yine bu kadar heyecanlı olur muydu?

"Sayılır... sen?"

"Hazırım, ve çok heyecanlıyım!"

"Görebiliyorum."

"Hadi geç kalacağız ya!"

Valizimin fermuarını çekip, son kez odama göz gezdirdim. Sanırım her şey tamamdı. Unuttuğum bir şey yok gibiydi.

"Bugün yeni hayatımızın ilk günü." dedi Beyza, heyecanla. Bu durumu fazla romantikleştiriyordu.

"Alt tarafı 3 ay çalışmaya gidiyoruz, sence de çok abartmıyor musun?"

"Kıbrısa gidiyoruz!"

Üniversite 3.sınıfı bitirmiş, 2001 doğumlu, kanımızın en kaynar olduğu zamanlarda olan iki yakın arkadaştık. Onunla yurt odamda tanışmıştım. Çok yakın dost olmuştuk. Onu çok seviyordum ve kardeş gibiydik. Onunla kendi kardeşimden daha çok anlaşabiliyordum.

Okul yaz tatiline girdiğinde ve evlerimize döndüğümüzde ondan heyecanlı bir mesaj gelmişti. Bana Kıbrısta bir otelde garsonluk hakkında bulduğu iş ilanından bahsetmişti. Dolar üzerinden maaş alınacaktı ve otel çok güzeldi. Üç ay hem harçlık çıkaracak, hem de tatil yapmış olacaktık. Kulağa çok hoş gelmişti ama ailemi ikna etmek hiç kolay olmamıştı. Onun ailesi benim ailemden daha rahattı, bazen onun ailesine çok özeniyordum. Bizden zengin veya bizden daha farklı bir konumda değillerdi ama mutlulardı. Bizim ailemizde olan eksik tam olarak onlarda vardı. Üç senedir arkadaştık ve bir çok kez evlerinde kalmıştım. Hep babasıyla ilişkisine imrenerek bakmıştım.

Beni daldığım derin düşüncelerimden uyandıran, Beyza'nın sitemkar sesi oldu. "Hadi Mihri ya, geç kaldık gerçekten."

Sinirli bir nefes verdim. "Ya tamam ya, sadece durumu biraz dramatize ediyorum. Gurbete gidiyoruz sonuçta, sal azıcık."

"Tamam kanka, en gurbet sensin." dediğinde kahkaha atmaya başladık. Gülerek aşağıya indiğimizde annemin keyifsizliği hemen keyfimi kaçırıp, gözlerimi doldurdu. Ona çok düşkündüm ve her ayrıldığımızda böyle oluyordu, üzülüyordum. O da üzülüyordu. Üniversiteye gitmem bunda hiçbir şey değiştirmemişti. Alışamamıştık.

"Yani bu iş nereden çıktı anlamıyorum, yakın çevrede iş mi yok?" diye söylenip, sigarasını küllüğe bastırdı. Çok sigara içiyordu, bu onda en şikayetçi olduğum şeydi.

"Bu kadar büyütülecek bir şey yok Nermin teyzeciğim ya! Alt tarafı üç ay. Üstelik çok birikim yapmış olacağız." diyerek onu rahatlatmaya çalıştı Beyza, bunun işe yaramayacağını biliyordum.

"Başlatmayın paraya ya. Ne paraymış arkadaş. Size yokluk çektiren mi var? Senin ailen nasıl izin verdi?"

"Bana güveniyorlar."

"Bunun güvenmekle bir alakası yok Beyzacığım. Ben başınıza bir şey gelir diye korkuyorum."

"Gelmez! Gel Nermin teyzeciğim seni bir öpeyim!"

♣️

"Ayaklarım çok ağırıyor." diye sızlanan Beyza'ya göz devirdim. Havalimanından çıktığımızda gideceğimiz otelin çok yakın olduğunu ve yürüyebileceğimizi söyleyen kendisiydi!

"Gerçekten sus." diye söylendim. Eninde sonunda otele varmıştık ve otel tüm gösterişiyle karşımızdaydı. Deniz kenarında harika bir oteldi. Oteli görmek beni sandığımdan daha çok heyecanlandırmıştı. Burada önümüzde üç ay yaşanabilecekleri düşündüm. Belki bir yaz aşkı bile bulabilirdim. Bu her zaman hayalimde olan bir şeydi. Yazın hiç bilmediğim bir memlekette, beni kimsenin tanımadığı bir yerde çevre baskısı yüzünden içimde bir yerlerde yaşattığım o hovarda kızı dışarıya çıkarmaktı. Sanırım o yaz, bu yazdı. Düşüncelerimden beni ayıran telefonumun sesi oldu.

"Vardın mı aşkım?" diye soran sevgilime, "Vardım aşkım." derken az önce ki hayalimden utandım. O hayatımdayken böyle hayallere kapılmak, aldatmak sayılırdı. O bunu asla haketmiyordu. Üniversite birinci sınıfın ikinci döneminde tanışmıştık ve o zamandan bu zamana süregelen düzgün, seviyeli bir ilişkimiz vardı. Hiç kavga etmemiş, birbirimize kötü söz söylememiş ve ayrılmamıştık. Dışarıdan herkesin özeneceği bir çifttik. Saygılı ve sevgili. Ama bazen yalnız kaldığımda, o şehvetli aşk nerede diye düşünmekten kendimi alıkoyamıyordum. Belki de bu kadar ciddi ve monoton bir ilişki için çok gençtim. Daha heyecanlı bir şeyleri hayal eden genç kızdım. Bilmiyordum ama onu sevdiğimi biliyordum. Sevilmeyecek hiçbir yanı yoktu çünkü.

Tıp öğrencisiydi benden iki yaş büyüktü, hayalleri vardı. Muhtemelen bütün hayallerini gerçekleştirecekti. Düzgün bir aileden geliyordu, benimle gelecek planları yapıyordu ve evlenmeyi düşünüyorduk. Bunun için okulların bitmesini bekliyorduk. Ailesi beni seviyordu, benim annemde Caner'i çok seviyordu. Babam henüz bilmiyordu gerçi babam benim hakkımda pek bir şey bilmiyor, çok da ilgilenmiyordu.

"İyi sevindim, yolculuk nasıldı?"

"İyiydi aşkım. Otelin önündeyiz şimdi."

"İyi bakalım, görüşürüz o zaman. Ne kadar bu Kıbrıs işi hoşuma gitmesede bunu aramıza sokmayacağım. Her şeyi haber et lütfen. Seni seviyorum."

"Desteğin için teşekkürler, ben de seni seviyorum. Görüşürüz."

İşte bu kadar.

"Çok sıkıcısınız ya." dedi Beyza, ben telefonu kapatırken. Ona göz devirdim.

"Hiç uzun ilişkin olmadığı için, bir yerden sonra bir şeylerin monotonlaştığını bilemezsin tabii ki."

"Evet evet, kesin öyledir."

"Sen her ilişkiyi kitaplarda ki gibi sanıyorsun sanırım. Sana bir spoi, değil! Uzun ilişkilerde bir yerden sonra heyecan biter ve bazı şeyler monotonlaşır." diye çıkıştım.

"Tamam bir şey demedim, ne abarttın ya. Bu yüzden uzun ilişki yapmıyorum. Ben heyecan seviyorum ve sıkıcılaşan şeyler bana göre değil."

"Artık şu otele girelim mi? Gerçekten yoruldum."

Bunu çok istiyordum. Tek isteğim güzel bir duş ve rahat bir yataktı.

♣️

Karşımda duran odaya bakarken, "Daha güzel bir oda verebilirlerdi bence." diye söylendim. Bu kadar güzel ve lüks bir otelde böyle bir odanın bulunması, otele hakaret gibiydi. Tamam abartmış olabilirdim, çok kötü değildi tabii ki. Ama otelin lüksüne uymadığı kesindi. Daha çok üç yıldızlı bir otelin odasına benziyordu.

"Hem para verip, hem de suit oda mı ayarlamalarını bekliyordun? Biz müşteri değil, çalışanız. Kendine gel ya." diyen Beyza'ya baktığımda, çoktan odaya adapte olmuş gibiydi. Odada yan yana iki tane tek kişilik yatak vardı, karşısında da iki tane iki kapaklı dolap vardı. Yatakların yanında küçük komidinlerden bulunuyordu. Girişin tam yanında bir kapı vardı, burası banyo olmalıydı. Diğer duvarda da askılık ve büyük bir ayna vardı. Banyo olduğunu düşündüğüm kapıyı merakla açtım. Benim için banyo çok önemliydi. Üç ay boyunca tuvalete çıkma sorunu yaşamak istemiyordum. Neyse ki beklediğimden iyiydi, küçük ama temizdi.

Beyza çoktan valizini açmış, kıyafetlerini cam kenarının orada olan yatağın karşısındaki dolaba yerleştirmeye başlamıştı. İçime sıkıntı girdi. Ben camın olduğu yatakta yatmak zorundaydım, yoksa zor uyurdum. Bunun için erken davranmam gerekiyordu yine de Beyza'yı ikna edebilirdim.

"Hiç o gözlerle bakma." diye hemen beni tersledi.

"Lütfen, uyku problemim var biliyorsun."

"Tuvaletin problem, uykun problem! Neren düzgün?"

Cevap vermedim. Onu ikna edemeyecektim belli ki. Belki biraz daha üstelerdim ama gerçekten yorgundum. Yatakları geçerek cam kenarına yaklaştım. Odamız çok şükür ki zemin kat değildi. Deniz görmüyordu, otelin arka odalarındaydık. Çalışanlar için ayrılan kattaydık belli ki. Otelin arka tarafında kocaman bir havuz vardı ama biz o tarafı da çok görmüyorduk. Yeşilliklere, ağaçlara bakıyorduk. Bu hoşuma gitmişti. Üstelik küçük bir balkonumuz bile vardı. Bunu sevmiştim.

Arkamı döndüğümde Beyza'nın hiç üşenmeden eşyalarının yarısını yerleştirdiğini gördüm. Önce yatağa sonra valizime baktım. Eğer o yatağa uzanırsam, bir daha bu valizi boşaltmak için kendimde enerjiyi bulamayacağımı anladım ve işe koyuldum.

♣️

"Eee kızlar yerleşebildiniz mi odanıza?"

Beyza ile yerleşme işini bitirdiğimizde hava kararmaya başlamıştı. Kimse odamıza gelip bir şey demediği için, giyinip süslenip oteli keşfe çıkmıştık. Önümüzde ki havuza bakarken arkamızdan gelen ses ile irkilip döndük. Karşımızda güler yüzüyle 40 yaşlarında yetkili olduğu her halinden belli olan bir adam vardı. Saçlarında beyazlıklar vardı ama onlara çok temiz bir şekil vermiş, arkaya yatırmıştı. Karizmatik görünüyordu. Sakalı yeni traş edilmişti. Üstü başı temizdi ve çok iyi görünüyordu. Tüm dişlerini bize göstererek gülümsüyordu ve tüm sevecenliğiyle karşımızdaydı.

Biz onu incelerken cevap vermeyi unutmuş olmalıyız ki, "Oteli sevdiniz mi?" diyerek tekrar bir soru yöneltti.

"Çok sevdik, çok güzel." dedi Beyza. Ben hala bakınıyordum. O benden daha atikti. Ben de çok asosyal sayılmazdım ama o benden daha cesur sayılırdı. Ben bazı noktalarda kitlenirken, hayır diyemezken, kendi sınırlarımı çizemezken o bu konularda ustaydı. Onun bu güçlü karakterine hayrandım.

"Buna sevindim." dedi tekrardan karşımızdaki sevecen adam. "Ben Ferhat."

Beyza elini sıktı. "Beyza."

Elini sıktım. "Mihri."

Ferhat beyin yüzü merakla kırıştı. "Mihri mi? Değişik bir isim."

"Rahmetli halamın adı."

"Ah, mekanı cennet olsun. Hatırlattıysam üzgünüm."

"Sorun yok." diyerek gülümsedim. Sandığı gibi bir aile bağımız yoktu. Üstelik halamı görmemiştim bile. Amcalarımı da yolda görsem tanımazdım.

"Gelin, otelin restoranına geçelim. Size biraz otelimizden ve çalışma şartlarımızdan bahsedeyim. Hem açsınızdır, yemek yemiş olursunuz."

♣️

"Sabah 11'den akşam 8'e kadar çok ya." diye söylendi Beyza. "Üstelik sadece pazar günü izin."

Elimizde iş kıyafetlerimizle odamıza giderken, benim düşüncelerimi sesli söyleyen Beyza'ya baktım. Haklıydı ama beklentimiz saçmaydı.

"Ne bekliyorsun?" dedim. "Memur değiliz ki sabah 8 akşam 5 olsun. Haftasonumuz tatil olsun, hayat bayram olsun."

"Sana da bir şey denmiyor, ne bu gerginlik ya?"

"Caner hiç aramıyor." dedim odaya girerken, Kıyafetleri yatağın kenarına koyup, yatağa atladım. Gerçekten uyumak istiyordum.

"Nasıl yani, hiç mi?"

"Evet hiç, sadece bir kere mesaj attı."

"Belki kıbrısa çalışmaya gelmene hala bozuktur."

"Ama bunu aramıza sokmayacaktı, aştık dedi. Neyse boş versene, her zaman ki hali. Birbirimizi gün içinde unutuyoruz."

"İyi de bu çok saçma işte, unutmamalısınız."

Haklı olabilirdi. Bu düşüncelere bende bazen kapılabiliyordum ama sonra hemen savuşturuyordum. Uzun ilişkilerde bu çok doğal bir durumdu.

"O kıvırcık kızdan hiç hoşlanmadım bu arada." dedi Beyza, sigarasını yakarken. Ferhat bey restoranda bizi bütün çalışma arkadaşlarımızla tanıştırmaya çalışmıştı. Çoğuyla henüz tanışamasak bile, 20 kişiyle tanıştık diyebilirdim. Bu otel çok büyüktü. Yan yana üç tane otel vardı, ve hepsi birdi. Üstelik bu üç otelin her biri gerçekten devasaydı. Oteller ve çevresi zaten başlı başlına bir tatil köyü gibiydi. Gelip bir hafta burada kalsanız, otelden çıkmanıza gerek bile kalmazdı. Her şey vardı.

"Ön yargıyla yaklaşma hemen." Canım arkadaşımın en sevmediğim huyu, bu ön yargısıydı. Kesin infazlar kesiyordu ve kaba davranabiliyordu. Bu da sosyal hayatımızda ona zorluk çıkardığı kadar bana da zorluk çıkarıyordu. Benden farklıydı, ben işimi görmek için rol kesebilirdim ama o bunu yapmaya çalışsa bile bakışları onı ele verirdi. Onu bu konuda sıkça uyarıyordum. Her zaman fikirlerini söylemek zorunda değildi, sırf kendi çıkarları için işine geldiği gibi davranabilirdi.

Bir sigara yaktım yattığım yerden. Tavanı izlerken üzerimde ki hüzünün anlamını çözmeye çalışıyordum. Dramatik hissediyordum ve bundan hoşlanmıyordum. Kafamı çevirip Beyza'ya baktığımda benden farklı bir yanı yok gibiydi.

"Ne düşünüyorsun?" diye sordum sigaramın külünü küllüğe dökerken.

"Resepsiyondaki yakışıklıyı." dedi kıkırdayarak. Beni de güldürmüştü.

Sonra sahte bir hiddetle bana döndü. "Seni resepsiyona verdiler, gülersin tabii!"

"Resepsiyonda ne yapılır bilmiyorum bile..."

"Çok zor olduğunu sanmıyorum, o yakışıklı sana öğretir. Ona borçlanırsın ama ödersin."

Yüzünde oluşan hınzırlığa sitemle, "Benim bir sevgilim var!" diye çıkıştım.

"Doğru, öküz ve avel bir sevgilin var." dedi sıkkınlıkla. Hızlıca ayaklandım ve balkona yürüdüm. Sinir olmuştum. Sevgilim hakkında böyle konuşması hoş değildi.

"Sadece şaka yaptım." diyerek balkondaki diğer sandalyeye oturdu.

"Yapma."

"Regl falan mısın?"

"Ya, değilim!"

"Off, tamam. Özür dilerim. Küsme, naparım sensiz?" deyip, kocaman sarıldı.

Ona küsmem imkansızdı zaten, o benim en yakın arkadaşımdı.

♣️

"Gerçekten çok yoruldum!"

Beyza aniden resepsiyona gelip, sitemkâr sesiyle beni ürkütmüştü. Burada ne işi vardı? Onun işi otelin beachinde garsonluktu.

Yanına yaklaşıp, "Ya ne yapıyorsun burada? Hemen yerine geç! Kızacaklar." dedim. Ona kızmalarını istemiyordum. Üç günde yeterince azar işitmiştik.

"Senin tuzun kuru tabii! Oturuyorsun burada! Denizin kenarında eriyeceğim artık sıcaktan. Memnuniyetsiz bir sürü müşteri var ve onlarla uğraşmaktan gerçekten çok sıkıldım."

Saatimi kontrol ettim. Mesaimizin bitmesine sadece iki saat kalmıştı. "Hemen yerine dön, iki saat kaldı zaten. Sonda odaya geç, ben de geleceğim. Hadi!" diyerek onu ittirdim. Üfleye püfleye otelin çıkışına doğru giden Beyza'yı izlerken arkamdan, "Bakar mısınız?" diye biri seslendi. Yine irkilmiştim. Bu irkilmelere bir çare bulmalıydım.

"Ah pardon tatlım, seni korkuttum mu?" dedi az önce seslenen kadın. Çok hoş gözüküyordu. Masmavi gözleri, sapsarı saçlarıyla yüzündeki kırışıklıklara meydan okuyordu. Saçları belli ki doğal değildi ama yine de güzeldi. Yüzünde de çok doğallık yoktu, bir çok estetiği olmalıydı. Üzerinde siyah bir elbise vardı, elbise askılıydı. Bol kesimdi ama iki bacağında da derin yırtmaçları vardı. Ayağındaki siyah sandaletleriyle tam olarak yazın tatile çıkmış, kocası ultra zengin cemiyetten bir kadın gibiydi. İki adım arkasında koruması olduğunu düşündüğüm güneş gözlüklü bir adam vardı. İzbandut gibiydi ve onun yüzüne bakmak için, kafanı kaldırmak zorunda kalıyordun.

"Niye far görmüş tavşan gibi bakıyorsun, çirkin mi olmuşum?" dedi kadın, sahte bir üzüntüyle. Güzel olduğunu kendi zaten çok iyi biliyordu. Benim bakışlarımın hayranlık olduğunu da biliyordu.

"Beni tavşan gibi baktıran şeyin zaten güzel olmanız olduğunu çok iyi biliyorsunuz." dedim ve dediğim anda pişman oldum. Sesli düşünmüştüm.

Ben sesli düşüncelerim yüzünden mahçup bir ifadeyle alt dudağımı dişlerken, o kahkaha attı ve elini uzattı. "Sevdim seni, ben Ferhunde."

Şaşırarak elini sıktım. Resepsiyonda ki çalışan ile muhattap olacak bir kadına hiç benzemiyordu. "Mihri."

"Mihri mi? Ne değişik bir isim." dedi. Yüz ifadesi çok kötü der gibi değil, daha çok ne hoş der gibi bakıyordu. Gülümsedim.

"Tanıştığıma memnun oldum." Rahmetli halamın ismi olduğunu belirtmek istemedim. Bu bilgiyi vermek artık bana saçma geliyordu.

"Bana Ferhat beyi çağırır mısın Mihri?" dedi.

Hemen telefonu elime aldım ve sorumlumuz Ferhat beyi çağırdım. Ferhat bey 5 dakika bile sürmeden yanımızda bitti. "Ferhunde hanım, bu ne güzel süpriz!" deyip, elini avuçlarının içine alıp, üstünü nazikçe öptü. "Sizi bu kadar erken beklemiyorduk."

"Aaa," dedi Ferhunde hanım, alınmış gibi yaparak. "Gelmese miydim?"

"Olur mu öyle şey?"

Onları izlemeye kendimi kaptırmıştım ki Ferhat bey sertçe bana döndü. "İşine bak artık." dedi. "Ferhunde hanım müşteri değil."

"Tabii." dedim ve işime dönerken Ferhunde hanımla göz göze geldik. Bana bir şey söylemek ister gibi bakınca istemsizce gözlerine kitlendim. Bir şeyi çözmeye çalışır gibi bakıyordu. Onun mavi gözleriyle benim ela gözlerim birbirine kitlenmişti ve birbirlerine soru sorup cevaplıyorlardı sanki. Gülümsedi, ben de gülümsedim.

"Hadi ama!" diye uyardı tekrardan Ferhat bey ve yine irkildim. Artık yeterdi bu irkilmeler!

♣️

"Yani sabahçıyız diye seviniyorduk, bir de gece işi çıktı!" diye söylendi Beyza. Gece yapılacak olan davetten bahsediyordu. Biz aslında ilk hafta gündüz mesaisindeydik ve bu bizim çok işimize gelmişti. Akşamlarımız bize kalıyordu ve en azından aktivite yapabiliyorduk. Gece mesaisi gözümüze daha zor geliyordu ama şimdi gece mesaisine görevlendirilmiştik. Aslında çok gece sayılmazdı. Akşam 9 civarlarında başlayıp, 12 gibi işimiz bitecekti. Ünlü iş adamları için otelin davet salonunda bir organize düzenlemişlerdi ve biz de görevlendirilmiştik. Aslında bu görev için fazla toyduk fakat Ferhat bey, Ferhunde hanımın beni de görmek istediğini söylemişti. Beyza ile arkadaş olduğumuz için Beyza da bundan faydalanmıştı. Tabii buna fayda denir miydi, bilmiyordum.

"Kim bu Ferhunde?" diye sordu Beyza. Ferhunde hanıma sinir olmuştu.

"Sabah resepsiyona geldi. Ayak üstü tanıştık. Neden böyle bir istekte bulundu anlamadım." dedim.

"Niye illa senin de görev almanı istedi ki?" Aynı şeyleri söyleyip duruyorduk. Zaten ben de anlamamıştım ve bunu Beyza'ya kaç kere daha izah etmem gerekiyordu, bilmiyordum.

Ben gömleğimi ütülerken, Beyza çoktan hazırlanmıştı ve makyajına geçmişti. Bu önemli bir davetti ve Ferhat bey üstüne basa basa uyarmıştı. Onun verdiği kıyafetleri giyecek, topuklu ayakkabılar üstünde çalışacak ve ünlü iş adamlarına servis yapacaktık. Bu gece gözümde şimdiden büyümüştü. Tek iyi tarafı yarın izinli olacak olmamızdı. Beyza bunu gözden kaçırıyordu.

"Bu gece Levent ve arkadaşlarıyla takılacaktık ya." diyerek iç çekti.

Levent resepsiyondaki iş arkadaşımdı ama arkadaşlarını tanımıyordum. "O nereden çıktı?" diye sordum. Kırmızı rujunu yarım bırakarak bana döndü. "Bugün beachte bir arkadaşıyla samimi olduk. Gece oturur, takılırız diye konuşmuştuk. Yakışıklı Levent ile tanışacaktım ya."

"Şansına küs." derken ütüm bitmişti. Beyaz gömleği giydim, boynuma siyah kısa kravatı geçirdim ama bu işten hiç anlamıyordum. Kravatla boğuşmaya başlamıştım ki telefonum çaldı. Ekranda kırmızı kalbi ve Caner ile resmimizi görünce hemen açtım.

"Aşkım, bugün hiç aramadın." diye sitemle giriş yaptıktan hemen sonra pişman olmuştum. Keşke daha ılımlı olsaydım.

"Özür dilerim aşkım. Biliyorsun babamın yanında çalışıyorum. Yoğunuz."

Caner'in ailesinin, İzmir'in Urla ilçesinde bir kafeleri vardı ve yaz ayı olduğu için yoğun olmaları kaçınılmazdı. "Anladım aşkım." dedim uzatmadan. Uzatmanın anlamı yoktu. Ondan fazla bir beklentim yoktu ve zaten artık iletişimimizin yetersizliğine canım sıkılmıyordu. Biz uzun bir ilişkideydik, bu çok normaldi.

Caner ile sohbet ederken, Beyza kravatımı bağladı. Az bir zamanımız kalmıştı. Ferhat bey, Ferhunde hanımın isteği üzerine akşam mesaisi için bizi iki saat erken bırakmıştı ve sadece yarım saatimiz kalmıştı. Caner'e kısaca bugün olanlardan bahsettim, o da bana gününden bahsetti. Gecenin ilerleyen saatlerinde konuşamayacaktık. Ben çalışacaktım, o ise uyuyacaktı. Birbirimize iyi geceler dileyip kapattığımızda, Beyza makyajını da tamamlamıştı.

Dar ve dizlerimin bir karış üstünde biten siyah eteği giydim. Aynaya baktım. Hoş görünüyordum. Dalgalı ve belime neredeyse yetişecek siyah saçlarımı düzleştirmiştim. Makyajım eksikti. Çok makyaj yapan biri değildim. Rimel benim için çok önemliydi ve ruj. Ten makyajı sevmezdim. Pürüzsüz bir cildim yoktu bazı ergenlik sivilcesi lekerim vardı ama yine de gerek duymazdım. Kırmızı rujumu sürerken, bu rujun zaten sanki çok makyajlıymış gibi durmasına baktım. Bu hoşuma gidiyordu. Ne uzun ne kısa olan topuklu ayakkabıları giydiğimde artık tamamdım.

♣️

Davet salonunda 30 ön saha çalışanı ip gibi sıraya dizilmiş, Ferhat beyi dinliyorduk. Bu gece için çok fazla çalışan görevlendirilmişti. Arka tarafta çalışanlar, ön saha çalışanlarından fazlaydı. Bu davetin önemli olduğu, Ferhat beyin gerginliğinden belli oluyordu.

Ferhat bey bize gecenin ve davetlilerin ne kadar önemli olduğunu üstüne basa basa anlatıyordu. Can kulağımla dinliyordum çünkü Ferhunde hanımın özel isteğine karşılık burada olduğumuzu biliyordum ve sebepsiz bir şekilde bu gece asla bocalamak istemiyordum. Bunun iki sebebi vardı; Birinci sebep Ferhat bey çalışmaya başladığımızdan beri her gün bizi azarlayacak bir şeyler buluyordu, ilk gün ki bizi karşılayan o sevecen adamı yok etmiştik. Haklı yanı çoktu çünkü Beyza ve ben toyduk, çok bir çalışma geçmişimiz yoktu. Kovulmak istemiyordum. İkinci sebep ise Ferhunde hanıma ayıp etmemekti. Beni özel olarak istemişti ve bunu boşa çıkarmak istemiyordum.

"Anlaşıldı mı?" dedi Ferhat bey, yüksek sesle. İrkilmiştim.

"Anlaşıldı!" dedik, hep bir ağızdan. Anlamıştık. Tamam davet çok özeldi, gelen kişilerde çok özeldi. Bu davet Ferhunde hanım tarafından verilmişti ve çok önemliydi. Tamam, anlamıştık.

Ferhunde hanımın topuk sesi, sessiz bekleyişimizi yardı. "Merhaba!" dedi sevecen sesiyle. Gözleri beni aradı ve fazla uzatmadan, "Mihri, sen benimle kapıya gel lütfen." dedi. Tedirgin oldum. Garsonluk yapmayacak mıydım?

Ferhat beye dönerek, "Mihri'yi kapı karşılama olarak istiyorum. Benimle duracak, ben gelen misafirleri karşıladıktan sonra o benim söylediğim masalara kadar misafirlerime eşlik edip, bir garson arkadaşını yönlendirecek." dedi.

Ferhat bey huzursuzca kıpırdandı. Ferhunde hanıma eğilerek, "Daha tecrübeli birini yönlendirebilirim." dediğini duydum.

"Hayır, o benim gençliğime benziyor. Onu istiyorum. Güzelliğiyle her gelen misafirde iyi bir izlenim oluşturmuş olacağız bile." dediğinde, iltifatı hoşuma gitmişti ama neresine benzediğimi anlamamıştım. O zaman gözleri lensti ve saçlarınında boya olduğu kesinleşmişti. Yüzündeki işlemlerden muhtemelen bana benzeyen hiçbir yanı kalmamıştı.

"Peki, siz nasıl isterseniz." dedi, Ferhat bey istemeyerek. Bu gece ona da kendimi gösterecektim. Benden beklenmedik bir performans gösterecektim ve Ferhat beyi şaşırtacaktım. Ferhunde hanımın peşinden giderken kendimdeki bu hırsı sorguladım. Alt tarafı üç ay sonra bitecek bir iş için fazla kasıntılık yapıyordum sanırım. Çok da önemli değildi sonuçta ama yine de bugün elimden geleni yapacaktım.

Kapıda Ferhunde hanımın bir adım arkasındaki yerimi alıp, omuzlarımı dikleştirdim. Yüzümü yumuşattım ve güvenimi topladım. Ferhunde hanım pişman olmayacaktı.

Ferhunda hanım bana dönüp baktığında, gururla gülümsedi; "Kendini bu işlerde boşa harcıyorsun, güzelliğini kullansan asla aç kalmazsın zaten." dedi.

Ne dediğini anlamadım ama gülümsedim. Misafirler gelmeye başladığında o da önüne döndü ve güzel enerjisini yaymaya başladı.

♣️

Yoruldum. Gerçekten yorulmuştum. Misafirleri karşılama bitmiş ama tabii ki benim görevim orada bitmemişti. Ferhunde hanımın peşinde geziyor, özel misafirlerinin masasına uğruyor ve onlarla özel ilgileniyordum. Ferhunde hanım, bazı vip masalara sürekli farklı bir çalışanın gitmesini istemiyordu. O yüzden o masalara sadece ben gidiyor ve ben ilgileniyordum. Yaklaşık 15 tane vip masa vardı. Yorulmuştum.

Ferhunde hanım çok samimiydi, beni bu zor işe görevlendiren oydu ama şimdi beni bu kalabalıktan kaçıran yine o olmuştu. Davet salonunun havuzlu bahçesinde, bizi kimsenin göremeyeceği bir yere saklanmış sigara içiyorduk. Samimiyetimiz sandığımdan hızlı ilerliyordu ve onu sevmiştim. Çok tatlı ve mütevaziydi. Onun gibi kadınlar benim kesimimden insanlarla muhattap olmazdı ama o benimle kaçamak sigarasını içiyordu.

"Sence kaç yaşındayım?" diye sorunca, ona döndüm.

"40?" diyerek sorgucu gözlerimle bakarken, kahkahayı patlattı.

"55." dedi. Şaka yapıyor olmalıydı, asla göstermiyordu. En fazla 45 diyebilirdim. Çok güzeldi, bakımlıydı ve başarılı bir kadın olduğu belliydi. İçerdeki daveti verebilecek, ülkenin bir çok ünlü ve önemli ismini ağırlayabilecek güçteydi. Bu çok hoşuma gitti ve onun gibi olmak istediğimi farkettim.

"23 yaşındaki Ferhunde şuan ben olsaydım, bana ne söylerdiniz?" diye sorduğumda duraksadı. Düşündü, derin düşüncelere daldı. Sorum onun afallamasına sebep olmuştu. Sigaralarımız bitene kadar sessiz kaldık ve ben cevabımı bekledim.

Sigarasını yere atıp, yüksek topuklu ayakkabısıyla ezdi. Soruma cevap vermek yerine; "Sen çok zeki bir kızsın, zaten 23 yaşındaki Ferhunde'ye benzediğin için şuan benim yanımdasın." dedi anlam veremediğim bir heyecanla. Ellerini, kollarıma yerleştirdi ve sevecenlikle sıktı. "Benimle çalış." diye devam etti. Şaşırmıştım, ne diyeceğimi bilememiştim. Hayatımda hiç bu kadar hızlı bir iş teklifi almamıştım. Hatta ben hiçbir iş teklifi almamıştım.

Beklentiyle gözlerime baktı. Suratına salak gibi bakmamı daha fazla bekleyemeyip "Kumarhanemde çalışmak ister misin?" diye devam etti.

Kumarhane mi? Ne kumarhanesi? Ne işi? Nasıl bir iş?

"Benim yanımda senin gibi bir sürü genç güzel kız çalışıyor. Burada kendini heba edeceğine, güzelliğini ve aklını kullan. Benimle çalış, çok para kazanırsın. Riskli bir iştir ama zeki kadınlar bunun üstesinden gelir." dediğinde nasıl bir işten bahsettiğini anlamaya çalışıyordum.

"Kumarhanede ne iş yapacağım?" diye sorduğumda kahkaha attı.

Mavi gözleri ile, gözlerime derin bir şekilde bakıp; "Güzelliğinle zengin adamları büyüleyecek, zekiliğinle onlara küçük oyunlar oynayacaksın." dediğinde kaşlarımı çattım.

Ne diyordu bu kadın?

"Farklı bir kimlik, farklı bir insan olacaksın. Kendin yazdığın bir hayatı oynayacaksın. İçinden başka bir karakter çıkaracaksın."

♣️

Yapmam dediğiniz şeyleri hiç yaptığınız oldu mu? Herkesin olmuştur. Hayatımda her zaman büyük konuşma gafletine düşen bir insan olmuştum. Belirli karakteri olduğuna inanan, adına ve duruşuna her zaman önem veren biriydim. Yapmayacağım şeyler vardı ve bunları asla yapmayacağıma inancım her zaman sonsuzdu. 23 yaşıma kadar bu kurallarıma her zaman uysam bile, her insan gibi benim de unutmamam gereken bir şey vardı. Büyük konuşmamalıydım. 23 yaşıma kadar kurallarıma uymuş olmam, bundan sonra uyacağım anlamına gelmiyordu. Kader cilveliydi ve kimse bu cilveyle baş edebilecek güçte değildi. Bazen adımlarımızı kurallarımıza göre atardık ama sonuçlarına baktığımızda koyduğumuz kuralları nasıl çiğnediğimize şaşırırdık.

Kimse büyük konuşmamalıydı. Bu çok büyük bir hataydı. Tekrar söylüyorum, kimse kaderin cilvesiyle baş edemezdi.

"Bu işi kabul etmeliyiz!" diyen Beyza'ya ters ters baktım. Ferhunde hanımın teklifinden bahsediyordu. Ferhunde hanım isterse Beyza da seninle başlayabilir demişti. Tabii ki kabul etmemiştim. Ne olduğu belirsiz, saçma sapan bir işti. Tehlikeli olduğu her halinden belliydi. Escort muyduk, neydik anlayamamıştım bile. Zaten o süslü cümlelerinden sonra Ferhunde hanımı çok dinlememiştim. Ağzıyla bana dolandırıcı olduğunu söylemişti ve bu ona olan saygımı bitirmişti.

"Gerçekten ya bu işi bırakıp evimize dönelim ya da şu Ferhunde midir nedir onun yanında çalışalım."

"Saçmalama!" diye çıkıştım. "Kadının bana ne dediği belli bile değil ya. Sahte kimlik falan diyor. Nasıl bir iş bu?"

"Bir dinleseydin." dedi Beyza. Hiç mi korkmuyordu? "Bu kadar korkak olma ya." Sanki içimi okuyordu.

"Alt tarafı dinleyeceğiz kadını. İşe bir bakalım, bir çözmeye çalışalım. Öyle değerlendiririz. Tehlikeli olsa kadın nasıl bu kadar zengin olsun ki?"

Belki haklı olabilirdi ama bu artık imkansız gibiydi. Davet olalı altı gün geçmişti ve Ferhunde hanımı bir daha hiç görmemiştim. "Kadını zaten bulamayız, siktir et." dedim.

"Off, Mihri. Dokuz gündür çalışıyoruz bu illet otelde. Üstelik artık sabahçı da değiliz, vardiya döndü. Gerçekten yoruldum, ben işi bırakıyorum ya." dediğinde hızla ona döndüm.

"Ya bizi buraya sürükleyen sensin! Hani çok eğlenecektik? Hani hem tatil, hem işti? Çok para kazanacaktık?"

"Ya parasında lafım yok ama değmiyor, değmiyor! Şuna bak gece 10da başladık sabah saat yedi! Anca odaya gelmemiz, duş almamız, uyumamız sabah 8-9u buluyor. Bir daha anca akşam uyanabiliyoruz zaten ve yine iş!"

"Bir hafta sonra yine sabahçı olacağız. Dayan lütfen."

"Daha ilk günü bitti ya!"

"Off, Beyza ya. İçimi şişirdin." dediğimde Beyza sinirlendi.

"Ne oldu senin enerjine ya? Biz harika bir ikiliyiz ve her şeyin üstesinden gelebiliriz. Üstelik şartlar ne olursa olsun eğlenebiliriz ama sen buraya geldiğimizden beri sanki annem gibisin ya."

Haklıydı, yorgundum. Bu kısa süreli çalışma beni de çok yormuştu. Ben de çalışmak istiyor değildim ama aileme karşı çıkıp gelmiştim, hemen geri dönmek istemiyordum. Başarabildiğimi göstermek istiyordum. Bu savaşım annem ile değildi, babamlaydı. Benden hiçbir bok olmayacağını düşünen babamla. Özellikle bu okul senesinde en azından bir kaç ay onu arayıp para istememek için bile bu işte çalışıp, birikim yapmak istiyordum. Katlanabilirdim. Babama hem okuyup, hem çalışabildiğimi ve iki konuda da gayet başarılı olabildiğimi göstermeliydim.

"Bu Ferhunde hanım değil mi?" diyen Beyza'nın sesiyle irkildim. Ben düşüncelerimle boğuşurken o, odanın penceresinin önüne gitmişti ve dışarıya bakıyordu. Hızlıca yanına gittim. Ferhunde hanım, havuzun kenarında elindeki kadehten şarap olduğunu düşündüğüm içeceği yudumlarken, sigarasını içiyordu. Otelin arka bahçesinde ne işi vardı? Güneş bu taraftan doğuyordu, muhtemelen doğuşunu izliyor olmalıydı. Birinci katta olduğumuz için yüzünü seçebiliyordum, yorgun gibi gözüküyordu.

"Yanına gidelim." diyen Beyza'ya sorgulayıcı bakışlar attım. "İşi konuşuruz."

"Hayır tabii ki!" diye çıkıştım. "Kumarhanede çalışmayacağım, dolandırıcılık yapmayacağım. Belki de bizi pazarlayacak, kendine gel! Bunlar benim ölsem yapmayacağım şeyler."

"Büyük konuşma."

♣️

"Nasılsınız kızlar?" diyen Ferhunde hanıma çok iç açıcı bakmıyor olmalıydım ki, Beyza'dan daha çok gözleri benim üzerimde oyalanıyordu.

"İyi sayılırız." dedi Beyza, abartı bir gülümsemeyle. "Siz?"

"Yorgun."

Beyza bir şekilde beni sadece işi merak ettiğine ve dinlemek istediğine ikna etmişti. Hızlıca çıkıp, arka bahçeye inmiştik. Sanki Ferhunde hanımı bilerek inmemişiz gibi rollenmiştik üstelik, her şey şaka gibiydi. Bu kadın düpedüz tehlikeliydi, onunla muhattap olmak bile beni geriyordu artık.

Ferhunde hanım benimle karşılaşınca sevinmiş, gözleri günlerdir beni arıyor gibi parlamıştı. Ayak üstü selamlaşmaktansa hemen oturmayı ve sohbet etmeyi teklif etmişti. Bizimde amacımız bu olduğu için zaten işimiz kolaylaşmıştı. Arka bahçedeki oturma gruplarından birine geçmiş, sigaralarımızı içiyorduk. Onu anlamıyordum, bana kafayı mı takmıştı?

"Mihri." diye bana seslenen Ferhunde hanıma döndüm. "Bana niye böyle bakıyorsun? Hayranlıkla bakan gözlerin ne zaman kayboldu?"

"Bana dolandırıcı olduğunuzu söylediğinizden beri." dediğimde hemen pişman olmuştum bile. Saygısızlık yapabileceğim, hesap sorabileceğim bir konumda değildi. Üstelik Ferhat bey için değerli biriydi, ona şikayet ettiği an işimi bitirebilirdi. Kovulmak istemiyordum. "Kusura bakmayın." diye ekleyerek kurtarmaya çalıştım.

Derin bir nefes verdi. "Çok para kazanabilirsin." dedi ve gözlerini kıstı. "Aptal."

"Aptal mı?" diye çıkıştım. Nereye şikayet ederse etsin, bana hakaret edemezdi. "Düzgün konuşun." dedim ve ayaklandım. Gitmek istiyordum.

"Pardon," diye kendini yatıştırdı. "Biraz sarhoşum."

"Bence gerilmeyelim ve siz bize işi daha detaylı izah edin." diyerek araya giren Beyza'ya baktım. Bana gözleriyle otur diyordu, bu davranışı daha çok sinirlenmeme sebep olmuştu. Oturmak istemiyordum ama Beyza'nın bakışları ısrarcıydı, belli ki kalkmaya niyeti yoktu. Gerilerek ve göz devirerek, sinirle kalktığım koltuğa geri oturdum.

Genelde ortamda en ufak şeyi saygısızlık anlayıp, her şeyi kıran döken ağzına geleni sayan taraf Beyza olurdu. Canının istediğini söyleyen, patavatsız ve doğrularından asla ödün vermeyen oydu. Ben insanlara ekstra naziklikte bulunsam, beni kendimi ezdirmekle suçlardı. Şuan ne değişmişti? Başka biri, başka zaman bana aptal dese muhtemelen elindeki bardağı ondan alır ve kafasında kırardı. Şuan iş ile ilgilendiği için, ilk kez kendi çıkarı için dereyi geçene kadar ayıya dayı diyordu ve bu benim ona hep aşılamak istediğim bir şeydi. Aşılamıştım sanırım ama şuan bu durum hiç hoşuma gitmemişti.

"Benim bir kumarhanem var." diyerek söze girdi Ferhunde hanım. "Aslında benim değil, kocamın kumarhanesi. Ben sadece müşterilerin ağırlanmasından, daha doğrusu müşterileri oraya bağlamakla sorumluyum. Yanımda sizin gibi bir çok güzel genç kızlar çalışıyor. Zeki olanlar işe tutunabiliyor, olmayanları kendi yararları için işten çıkarıyorum."

Beyza ile birbirimize baktık. İkimizde hayatımızda böyle şeylerle ilk kez karşılaşıyorduk ve anlamaya çalışıyorduk.

"Bizim kumarhanemiz, Kıbrıstaki diğer kumarhaneler gibi değil. Bizim gibi sayılı kumarhaneler var, üstelik sadece kumar oynanmıyor. Yemek bölümümüz var, bar bölümümüz var. Oralarda da kafa dağıtmaya, dışarıdaki yorucu hayatlarından uzaklaşıp keyifli vakit geçirmeye gelen çok müşterimizi ağırlıyoruz. Tabii ki işin sonu gecenin ilerleyen saatlerinde eninde sonunda kumar masasına bağlanır. Bu özel kumarhanelere, özel adamlar gelir. Büyük paralar döner ve bu büyük paraları anca illegal işleri olan büyük adamlar yatırabilir. Benim ilgilendiğim kısım, bu adamları kumarhanemize bağlamak; yani daimi müşterilerimiz olmalarını sağlamak. Bu da anca bazı oyunlarla yapılabilir. Burada iş yanımdaki çalışanlarıma düşer. Güzellikleriyle ve zekalarıyla adamları kendilerine ve kumarhaneye bağlarlar."

"Bunu nasıl yapıyorlar?" sorusu Beyza'dan gelmişti. Açıkçası bu gizemli iş, benim de dikkatimi çekmişti ama asla olumlu anlamda değildi.

"Adamları kendinize bağlayacaksınız işte. Aşık edeceksiniz, sevdireceksiniz kendinizi. Onları çok seviyormuş, hatta aşıkmış gibi davranacaksınız. Egolarını okşayacaksınız, onları mutlu edeceksiniz. Sizi görmek, sizinle vakit geçirmek için kumarhaneye gelmek zorunda kalacaklar. Siz kazanın diye kumarhaneye daha çok yatıracaklar ve kumar oynayacaklar. Siz de bunlardan pay alacaksınız."

"Dışarıda bir sürü güzel kadın varken bu oyunu hangi zengin adam yer?" diye soru yönelten bu sefer bendim. Saçma gelmişti.

"En basiti evli olan adamlar mesela," dedi Ferhunde hanım. "Başka kumarhanede oynasa kumar oynadığını, bir kadınla vakit geçirdiğini karısı öğrenecek iken bizde bu güvenlik sağlanıyor. Üstelik böyle karun gibi zengin adamlar ile bir gece yaşayan kadınlar, o adamların asla peşini bırakmaz. Karısıyla bile tehdit eder, biz de böyle bir ihtimal yok. Böyle bir sorunla karşılaşanlar, bize bildirirler ve biz icabına bakarız. Veya başka bir kumarhanede oynasa öldürülme ihtimali olan adamlar. Fotoğrafı çekilip, internete yayılıp itibari zedelenecek olan adamlar gibi gibi... Bizim kumarhanemize giren adamların kapıda silahları ve telefonları toplanır. Sadece bir korumayla içeri girebilirler. Bu adamların çoğu zaten sizi sadece kumarhanede görmek isteyecek. Hayatlarında ayak bağı olmanızı, sağda solda haklarında konuşmanızı istemeyecekler. Bu onların işine gelmez. Karşılıklı bir çıkar ilişkisi bu. Orada vakit geçirip eğlendikleri işlerini gördükleri dışarıdaki hayatlarında ayak bağı olmayan kadınlarsınız. Biz sizlerle yaptığımız sözleşmeler ile onlara bu konforu sağlıyoruz. Tek bilmedikleri onlar sizi kullandıklarını sanarken, siz onları kullanıyorsunuz. Onlar sanıyor ki siz onlarsız yapamıyorunuz onlara muhtaçsınız, onlarda sizin duygularınızı kullanıyor halbuki; siz bir oyun oynuyorsunuz, manipüle edip paralarını emiyorsunuz. Oyuna gelen kendileri."

Onu dinlerken şaşkınlıktan neredeyse ağzımı aralanacaktı. Bu çok pis bir işti. Evli adamlarla vakit geçirmekten bahsediyordu. Eli silahlı adamlarla aynı ortamda olmaktan bahsediyordu. İğrençti.

"Güvenliğiniz için, isminiz bile yalan olacak. Dışarıda görüşmeyeceksiniz. Zaten kumarhaneden çıkamadığınızı söyleyeceksiniz. İçeride maskeleriniz olacak. Bu maskelerin altındakini görmek isteyen adamlar isterlerse sizi vip odalara çekebilirler ve tabii masadaki diğer oynayan adamlarında bir kadın oturtup, vip odaya onlarla girmeleri gerekiyor. Bu vip odalarda siz maskelerinizi çıkarıyorsunuz, her şey aynı, onlar kumar oynamaya devam ediyor. Sadece onlar ve siz oluyorsunuz. Bazı adamlar sadece sizinle baş başa olmak ister, bunun içinde özel localar var..." derken sözünü kestim.

"Burada bizi pazarlıyor musunuz?" diye sordum sinirle.

Sorum karşısında o da sinirlendi. "Ben pezevenk değilim. Sana şununla yatacaksın, bununla yatacaksın demem. O özel localar da böyle bir ortam yok. Üst kattan kumarhaneyi izleyip sohbet edebileceğiniz loca gibi. Böyle odalar var tabii ki, isteyen gidip adamlarla yatabilir. Bu size kalmış. Kimse sizi buna zorlamaz. Hatta ben bunu yapmamanızı bile söylüyorum. Kendinizi kullandırtmayın. Kullandırtmadan da para kazanabilirsiniz. Daha fazla para için bunu yapan çalışanlarımız var ama ben bunu aptallık olarak görüyorum çünkü o adamlar elde ettikleri kadının dönüp bir daha yüzüne bakmaz. Dışarıda görüşmeniz zaten yasak, gizli gizli görüşürseniz, açıkca söyleyeyim; adamı sinir ederseniz sizi öldürebilir veya adamın yanında sizi gören bir düşmanı da sizi keyfi bir şekilde öldürebilir. Bunu istemem tabii ki. Üstelik sizi dışarıda görebilen bir adam kumarhaneye zaten gelmez, bunu da istemem."

Böyle bir işte ne ben ne Beyza asla çalışamazdık. Ailelerimiz izin vermezdi en başta. Üstelik hala tam hayal edemiyordum nasıl bir iş olduğunu ama tehlikeli olduğu taa İstanbuldan belli oluyordu.

"Çok ortadan konuştum, işleyişi anlatayım. Gece kumarhane açılır ve sabaha kadar sürer. Dediğim gibi kumarhanelerimiz diğer kumarhanelerden farklı. Çalışırken maskeleriniz olacak, masalara gidip geleceksiniz, içki götüreceksiniz. Diğer şeyleri görevli garsonlarımız hallediyor olacak. Siz kurpiyer de değilsiniz, garson da. Bunda bir anlaşalım."

"Pavyondaki konsomatris gibi bir şey miyiz?" diye sordu Beyza, çekinerek. Onun bu çekingenliği benim sinirimi bozmaya başlamıştı. Rol mu yapıyordu? Asla böyle biri değildi.

Ferhunde hanım biraz düşündükten sonra, "Aslında sayılır," dedi. "Tabii sizin işiniz daha elit bir kesime hitap ediyor, kazancı çok daha fazla diyebiliriz. Üstelik dans falan da etmiyorsunuz. Evet... ne demiştim? Çalışırken maskeler, masaya gidip gelmeler. Hah evet, masaya gidip gelirken oturan adamlardan birini etkilemeniz lazım ya da hepsini. Sohbetiniz güzelse oturmanızı isterler. O masaya oturduğunuz andan itibaren masada içirdiğiniz yedirdiğiniz her şeyden, masaya koyulan bahisten payınızı alırsınız. Üstüne basa basa söylüyorum adınız bile sahte olacak, hayatınız hakkında bilgi vermek yok. Numaranızı, sosyal medyanızı asla hiçbir şeyinizi onlarla paylaşmayacaksınız. Bizim size verdiğimiz telefonlar olacak, çok iletişime geçmek isteyenle oradan geçeceksiniz. Bu sizin güvenliğiniz için, işi bıraktıktan sonra adamların sizi bulamaması için. Kendinize sahte bir karakter oluşturun ve onu oynayın. Oyununu güzel oynayan, çok kazanır. O adam her gün oraya gelir, siz hep o masaya oturursunuz. Kumar bağımlısı oldukları için zaten oynayacakları oyundan siz de pay kazanırsınız. Vip kumar odasından ve locadan daha büyük kazanırsınız, oraları açtırmak için giriş parası yatırmak zorundalar çünkü. Bazen masalar arasında yarışmalar olur. Bu yarışmalar için adamları ikna edersiniz, sizin için yatırırlar daha büyük oynarlar. Sırf birinci olduklarında sizin yalandan sevinciniz, onların gururunu okşamanız ve kumarhanede anons edilecek isimleri pis egolarını okşayacağı için bile milyonları yatırabilirler. Şuan anlattıklarım uçuk gelebilir ama bu hayatta para sıçan ve parayla adam olmuş ezik erkek çok. Sizi paralarıyla satın almak isteyecekler, gözlerinizi boyadıklarını sanacaklar. Açık konuşayım, sizi sikme ihtimallarine para yatıracaklar."

Pür dikkat onu dinliyorduk. "Bir de elbette sizden gerçekten hoşlanan ve zararsız bir şekilde bir gece geçirmek hatta bir kahve içmek isteyen olacaktır. O salaklarda sizle evlenebilme ihtimaline para yatıracak. Sizi dışarıda görmek isteyecek, kesinlikle benden habersiz görüşmek yasak. En azından zararı dokunacakları ayıklayabilirim, benim gözetimim altında görüşürsünüz. Sıkıntı bir durumda, o adam hakkında ki elimde olan kozları kullanırım ve sizi korurum. Benden habersiz asla bir şey yapılmayacak ve en önemli kural..."

Derin bir nefes alıp devam etti. "Adamlara asla ve asla duygusallık beslemek yok. Aşık olmayı aklınızın ucundan bile geçirmeyin. Bu adamlar genelde tehlikeli, eli kanlı adamlar. Çoğu pisliğin teki. Karıları var, çolukları çocukları var. Tabii ki size bekarım, oyum buyum diye bir sürü yalan sallayacaklar. Bir gün size yanaşıp, ertesi gün arkadaşınıza yanaşacaklar. Başka kumarhaneye gidip, başka kadınlar için para yatıracaklar. Hepsi pislik ve bu işte duygusallığa yer yok. Sizi avlayacağını sanan avcılar gibi davranacaklar, sizin ava giderken onları avlamanız lazım. Onlar sizi sikmeye çalışırken, sizin onları sikmeniz lazım. Başta tüm kızlarıma bu konuşmayı yaparım, kimisi gidip adamın altına yatarak kazanır kimisi ise zekasıyla ve ulaşılmazlığıyla. Ben o kızlarıma hayranımdır. Aptal olmayan zeki kızlarım."

Ettiği küfürlerin hiç yakışmadığı dolgun dudaklarına bakakalmıştım. Bu kadın ne anlatıyordu? Bu nasıl bir düzenekti? Burada neler dönüyordu?

"Ve bazı adamlar, sadece onlara çalışmanızı isteyebilir. Bunun içinde belirli sürelere, yüklü miktarlar yatırılır ve sadece o adamların masasına gidersiniz. Onların geldiği gün kumarhaneye gelirsiniz, gelmezlerse yattığınız yerden para alırsınız. Sizi sahiplenip, orada çalışmamanız için uzun sürelere para yatırmak isteyen olacaktır. Bu bizim işimize gelmez. Evet yüklü miktarlar ama kumarda belirli bir para yok, daha çok kazancımız olabilir. Sizi hizmetine aldıktan sonra kumar oynamayıp, sadece yemek yiyebilir ve biz bunu istemeyiz. O yüzden en fazla üç gününüz için para yatırabilirler sonra tekrar sizi hizmetinize alması için bir hafta beklemesi gerekir."

"Yani bizi kiralıyorlar mı?" dedi Beyza şaşkınlıkla. Saatime baktığımda 9'a geliyordu ve biz sabah sabah baya şaşırmıştık. Bir iki gün daha şaşırmak istemiyordum.

"Evet..." dedi Ferhunde hanım, düşünceli bir sesle. Doğru bir tabir mi yoksa değil mi tartmaya çalışıyordu. "Öyle denebilir."

"İşe başlarken sözleşme imzalatıyorum. Kumarhanemin itibarını, içerideki ünlü yer altı adamlarını ve kendimi, ailemi korumak için tabii ki." diye devam etti. Bu kısım canımı sıkmıştı. Bu kadar tehlikeli bir işte, çok sağlıklı bir sözleşme olduğunu düşünmüyordum.

"İstediğimiz zaman işten ayrılamıyor muyuz?" diye sordum.

"Bir hafta zaten kendinizi deniyorsunuz, yapamazsanız çıkarsınız. İşte kalma konusunda kimseyi zorlamam zaten istediğiniz zaman çıkarsınız ama son bir aylık çalışma günlerinizin ödemesinin yarısını içeride bırakarak tabii ki. Bir anda yüz üstü kalamam ve belki çok güçlü bir adam size bağlanacak. Siz gidince daha gelmeyecek, bu beni zarara uğratır."

Ferhunde hanım masanın üstünde duran sigarasından bir dal çıkardı ve bize uzattı. Uzun zamandır onu dinlediğimiz için, hiç sigara içmemiştim. Uzanıp aldım, Beyza da aldı. Sigaralarımızı yaktık ve kısa bir sessizlik oluştu.

"İşi böyle anlattım ama biraz sarhoşum. Muhtemelen unuttuğum detaylar, atladığım şeyler vardır. Bu iş zaten anlatılarak değil, yaşayarak öğrenilir. Gelin bir hafta deneyin." diyen Ferhunde hanım, sessizliğimizi bozdu. İmkansızdı, asla çalışamazdık.

"Tamam!" dedi Beyza, heyecanla. O kadar hızlı bir şekilde sağımda oturan Beyza'ya döndüm ki, başım zonkladı. Ne diyordu bu kız? Ne tamam mı? Delirecektim!

"Hayır tabii ki." diye düzelttim. "Biz sizinle çalışamayız."

"Neden?" diye soran Ferhunde hanıma döndüm.

"Bize uygun değil, beceremeyiz." dedim. Her şeyi bir kenara bırakıp, beceremeyecek olduğumuz kısmını söylemiştim. Diğer kısımları anlamazdı, uzun zamandır bu işteydi ve onun midesi artık kaldırıyordu. Üstelik yalan değildi, bizim karakterimize uygun bir iş değildi. Beceremezdik.

"Zeki değilsiniz o zaman?" dedi sorarcasına, kışkırtmak istercesine. Bu kışkırtmaya gelecek değildim. Tam ağzımı açmıştım ki, Beyza araya girdi.

"Ferhunde hanım, siz bize bir kart verin. Biz Mihri ile konuşalım. Sizi arayalım, olur mu?"

Ferhunde hanım sigarasını küllüğe basarak, çantasına uzandı. O sarhoş kafayla çantasında karı ararken, biz Beyza ile birbirimizi öldürecek bakışlar ile tartışıyorduk. Benim ela gözlerim ile onun yeşil gözleri yapabilseydi yuvalarından çıkıp, saç baş kavgaya girerlerdi.

Göz kavgamızı Ferhunde hanımın "Buyrun." sesi bozunca, Beyza odada dişlerini kırmayı hayal edeceğim kadar sinirimi bozan sahte gülümsemesiyle önüne dönerek, Ferhunde hanımın elindeki kartı aldı ve saygıyla el sıkıştı.

Ben huzursuzca kıpırdandım ve elimi uzatmak istemedim. Nezaketen baş selamımı verirken Beyza "Görüşmek üzere." dedi ve arkamızı dönüp otele yürümeye başladık.

Onu odada öldürecektim!

♣️

"Beyza, sen kendinde misin?!"

"Ya nolacak? Bir hafta deneme süresi de varmış. Lütfen ya. Çok merak ettim."

"Merakın bizi tehkileye sokuyor!"

"Abartıyorsun!"

Bağırma çağırmayla bu işin bir yere varmayacağı belliydi. Odaya geldiğimizden beri tartışıyorduk ve hiçbir yere varamamıştık. Vazgeçiremiyordum, o da beni ikna edemiyordu. Anlamadığım bir şekilde bu iş için ısrarcıydı. Saate baktım. Saat öğlen 11'e gelmişti bile ve biz hala uyumamıştık. Akşam mesaimiz vardı.

"Uyuyalım ya."

"Uyandığımızda Ferhune hanımı arayacağım ve işe başlamak istediğimizi söyleyeceğim."

"Çalışmayacağız Beyza!" dedim kararlılıkla. "Ailemiz onaylamaz ve benim bir sevgilim var üstelik! Buna izin vermez. Böyle bir işte çalışamayız, bize yakışmıyor. İğrenç bir iş bu, dinlemedin mi Ferhunde hanımı? Evli adamlar, silahlar, kumar o bu şu! Kumar daha bizim yaşadığımız memlekette yasal bile değil!"

"Ama biz Kıbrıstayız! Hayatımızda kısa süreli bir anı olacak. Aksiyonlu bir hafta. Kimseye söylemeyeceğiz, sadece bir hafta. Bir hafta ya."

"Benden aileme ve sevgilime yalan söylememi mi istiyorsun?"

"Hayatımızda ki aksiyonlu bir haftalık anıyı paylaşmana gerek yok diyorum."

Derin bir nefes verdim. Beyza'yı vazgeçiremiyordum. Aileme ve sevgilime vereceğim hesaptan ziyade bu işten korkuyordum. Bize göre değildi, bunun nesini anlamıyordu? Her şeyi geçtim, biz bu işi beceremezdik.

"Bak Mihri," dedi ve önüme geçti. Bakışlarımı yerden çekip yüzüne diktim. "Ben seni ikna edemiyorum ama sen de beni vazgeçiremiyorsun. Ya gelip benimle bir hafta bu işi deneyimlersin ya da ben tek giderim."

Kaşlarımı çattım. "Hiç korkmuyor musun?"

"Hayır korkmuyorum." dedi ellerini iki yana açarak. "En fazla ne olabilir? İş bana eğlenceli geldi, üstelik hayatımda hiç böyle şeylerin içinde bulunmadım. Silahlar, kötü adamlar, kumarhaneler... Sadece kitaplarda okudum. Güvenliğimi sağlayacakları bir ortamda, onlarla beraber bulunmamızda ne var? O yaz bu yaz dedik. Hayata bir kere geliyoruz, biraz eğlenelim istiyorum. Ferhat'ın yanında çalışmaya devam edersek, o yaz bu yaz olmayacak. Bir hafta sonra işi bırakırım ben."

Ona şaşkınlıkla baktım. Ne kadar da rahattı. Bu iş kısaca teklikeliydi! Ve insanlar tehlikeden uzak dururdu, kendini korurdu. Beyza bizden bu tehlikeyi deneyimlememizi istiyordu. Düşüncelerimi telefonumun zil sesi kesti. Hızlıca komidinin üzerinden telefonu aldığımda, beklemediğim bir isimle karşılaştım.

BABAM arıyor...

"Alo?"

"Mihri nasılsın?"

"İyiyim baba, sen nasılsın?"

"Ben de iyiyim, annen ne yapıyor?"

Annem ne mi yapıyordu? Bana gerçekten bunu mu soruyordu? Ondan kilometrelerce uzaktaydım, hiç bilmediği bir memleketteydim ve o bana ne yaptığımı soracağına annemi mi soruyordu?

"Beni aradın baba," dedim. "Annemi arayabilirsin bu soru için." bu çıkışım için kendime şaşırmıştım. Genel de babama cevap veremezdim. Ondan anlamadığım bir şekilde korkardım. Aslında anlayabiliyordum, geçmişe bağlı travmalardı ama bazı şeyleri aşmış olmam gerekirdi. Aşamıyordum. Babamın her sesi yükseldiğinde içim korkuyla kaplanıyor, ensemden aşağı sıcaklık yayılıyordu. Panik oluyordum, gerçekten vücudumu büyük bir endişe sarıyordu.

"Ne arayacağım o kadını ya?" diye çıkıştı. "Boşanacağım annenden."

"Tamam baba, boşanın."

"Ulan sen kime böyle cevap veriyorsun? Telefonda kim var farkında mısın? Babanım ben, baban!"

İşte yine aynı şeyler, aynı hisler. Dilim kilitlendi. Cevap veremedim. Babam, "Gerizekalı." deyip telefonu kapatmıştı bile ama ben telefonu kulağımdan indirememiştim. Yutkundum, kendimi dizginlemeye çalıştım. Hem çok sinirlenmiş hem de panik olmuştum. Oksijenim azalmış gibi hissettim, istemsizce kendimi derin nefesler almaya çalışıyorken buldum. Telefonu yatağa bıraktığımda, Beyza yatağın önünde eğildi.

"Mihri," dedi endişeyle. "İyi misin?"

Cevap veremedim çünkü nefes alamıyordum. Kalbim çok hızlı çarpıyordu ve bu abartı bir durumdu. Babamla en sakin konuşmamızı yapmıştık, niye böyle olmuştum?

Beyza hemen bir su doldurdu. Uzattığı bardağı alıp, suyu içmeye çalıştım. Beyza bir şeyler söylüyordu ama onu duymuyordum. Ölecek gibiydim. Gözlerimi kapattım ve kendimi dizginlemeye çalıştım. Derin nefesler almaya çalıştım. Aklıma bir sürü şey geldi. Geçmişimin korkuları, geleceğimin kaygıları... Kendimi bulamıyordum. Annem geldi gözlerimin önüne. Bana hüzünle bakıyordu. Kardeşim ve babam... onlarda oradaydı. Evimize karanlık bir bulut çökmüştü ve ben koltuğa oturmuş onlara bakıyordum. Babam bağırıyordu, kardeşim ağlıyordu. Annem bana bakıyordu. Kafamı iki yana sallayıp, gözlerimi açtım. Bu düşünceleri istemiyordum.

"Bir şey yok." dedim kendime. "Sakin ol, iyisin."

Derin nefesler ile kendime gelmeye başladığımda, Beyza'nın endişeli yüzüyle karşılaştım. Hemen bir sigara içip rahatlamak istedim. Komidinin üstünde duran sigara paketinden bir dal çıkardım ve ateşledim. Dumanı iyice içime çekip, sıkıntıyla üfledim.

Beyza'nın, "İyi misin?" sesiyle ona döndüm. Terlemiştim. Kalbim hala normalinden hızlıydı.

"Pencereyi açar mısın?" diyebildim.

Beyza pencereyi açtı. Dışarıdan insanların neşeli sesleri geliyordu. Herkes tatildeydi ve eğleniyordu. Ben ise bu odada oturmuş, kendime zehir ediyordum. Bu üç ayı böyle geçirmek istemiyordum. Ailemden, sıkıntılarımdan, geçmişimden uzak kalmak istiyordum. Bu üç ay Mihri'nin hayatını duraklatmak istiyordum. Bu üç ay Mihri olmak istemiyordum. Kimsenin beni tanımadığı bu yerde içimdeki enerjik, mutlu kızı yaşamak istiyordum. Korkulardan ve baskılardan uzak...

"Tamam." dedim kararlılıkla. "Deneyelim bu işi." Sonuçta Ferhunde hanım, isminiz bile sahte olacak demişti. En azından bir hafta deneyebilirdik farklı biri olmayı. Farklı bir karakteri ve hayatı oynayabilirdik, bu eğlenceli de olabilirdi.

Gelecekteki ben olsaydı, yine bu adımı atar mıydı?

♣️♣️♣️

Bölümü nasıl buldunuz? Düşüncelerinizi merak ediyorum.

Beğendiyseniz, favlarınızı bekliyorum; eğer beğenmediyseniz nedenlerinizi bekliyorum.

Kendinizi bana, iyisiyle kötüsüyle ve tüm eleştirileriniz ile yorumlarda hissettirin lütfen. Yeni bölümü yazmaya hevesim var ama paylaşmaya cesaretim yok. Bu cesareti sadece sizin varlığınızdan alabilirim.

Okuyan herkese selam olsun, sevgilerle...

❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.