İçeriğe geç

İki Yalancı

Bölüm 1 · 5 dk okuma

İki Yalancı

Bölüm 1

1. Bölüm

Gecenin bir vakti uyku gözlerimden akarken ameliyathaneden dışarı attım kendimi. Ellerimde o bilindik eldivenler ve başımda bir bone ile koridora adım attığımda ilk işim eldivenlerden kurtulup kendimi bir güzel dezenfekte etmek oldu. Soğuk su hali hazırda açık olan algılarımı canlandırdığında başımdaki boneden kurtulup giyinme odasına doğru yol aldım.

Bu saatlerde uyanık olmaya alışıksam da uzun saatler çalıştıktan sonra yorgunluğumla başa çıkmakta zorlanıyordum. Bir hemşire olarak uzun nöbetler mesleğimin bir parçası olmasına rağmen hala uykuya olan düşkünlüğümden kurtulabilmiş değildim. Şu anda da gücümün son kırıntılarını kullandığım için az sonra pili bitmiş ayıcıklar gibi bulunduğum yere devrilmem an meselesiydi.

Hastanenin geniş koridorundan geçip giyinme odasına girdiğimde üzerimi değiştirip dışarı çıkmam 5 dakikalık bir zaman diliminde gerçekleşti. Eve gidip yumuşacık yastığıma sarılarak uyumanın hayali bir süreliğine de olsa yorgunluğumu unutturmuş gibiydi.

Dışarı çıktığımda yüzüme çarpan tatlı meltem esintisi bir an neye uğradığımı şaşırmama neden oldu. İkinci bir şaşkınlığı da telefonumun saatine bakınca yaşadım. Hala gecenin bir yarısı olduğunu düşündüğüm saat sabahın sekiziydi. Zaman kavramını yitirmiş olduğumu anlamanın biraz acı bir yüzleşme olduğunu itiraf etmeliyim sanırım.

Bu yüzleşme daha başka şeylerin de suratıma çarpmasına vesile oldu üstelik.

Kafamı kaldırıp o sabah pırıl pırıl olan havaya baktığımda suratımı buruşturup durağa doğru yürümeye başladım. Bencillik gibi gelebilir, bu yaşantıyı da kimsenin bana zorla dayattığı yok sonuçta, ama şu güzel günde benim düşündüğüm tek şeyin uyku olması biraz acı bir gerçek. Ve ben bu gerçeğe 4 yıldır alışabilmiş değilim.

Bu şehre geldiğimde henüz 18 yaşında bir genç kızdım. Üniversite tercih listemde en başa yazdığım okulda okuyacağımı öğrendiğimde nasıl havalara uçtuğumu bugün bile hatırlıyorum. Tam 4 yıl boyunca bu güzel şehirde, hayalini kurduğum okulda, hayatımı adayacağım mesleğime kavuşmak için canla başla mücadele etmiştim.

Hemşirelik çocukluk hayalimdi. Çocukken oynadığımız doktorculuk oyununda bile hemşirenin kim olacağı baştan belliydi. Bu inançla büyümüştüm. Gel gelelim bugün mesleğinde 4. yılını devirmek üzere olan bir hemşire olarak karşınızda duruyorum.

Mezun olduktan sonra doğup büyüdüğüm şehre dönmek yerine burada kalmayı tercih etmiştim. Bu başta babam olmak üzere aile üyelerim tarafından pek hoş karşılanmasa da evin küçük kızı görevini layığıyla yerine getirerek izni koparmayı başarmıştım.

Belki de evin küçük kızı olduğum için bunu kabul ettirmekte bu kadar zorlanmışımdır. Bilemiyorum.

Otobüs ayaklarımın dibinde durduğunda isteksizce binip kartımı makineye okuttum. Bu saatte asla boş olmasa da hastane durağı olduğu için yolcuların birçoğu inmişti. Arkadan gelecek olanlara fırsat vermeden kendimi boşalan koltuklardan birine atıp yolu izlemeye başladım.

Hava gerçekten de çok güzeldi. Bu içli bir nefes alıp başımı cama yaslamama neden oldu.

Uykuyla uyanıklık arası bir evrede yolu izleyerek geçirdiğim dakikaların ardından evimin bir sokak aşağısındaki durakta indim.

İki üç katlı binaların yan yana dizildiği küçük tatlı bir mahalleydi burası. Üniversitenin ikinci yılında üç arkadaşımla birlikte çıktığımız öğrenci evinde okul bittikten sonra bir başıma kalmıştım. Başta zorlansam da tek başına yaşamanın rahatlığını fark ettiğimde kendime yeni bir ev arkadaşı aramak yerine bu durumun tadını çıkarmaya karar verdim.

İki oda bir salon evimiz öğrencilik zamanımızda bize epey zorluk çıkarsa da şu sıralar büyük bile geliyordu. Boş kalan odayı misafir odası olarak kullanıyordum. Neyse ki iki üç ayda bir ziyaretime gelen ailem de bana bu boşluğu hissettirmiyorlardı.

Evin önüne geldiğimde camda beni bekleyen anneme el sallayıp otomatik kapının açılmasını bekledim. O evdeyken anahtar kullanmazdım. Aylarca beni kapıda karşılayan birine hasret kaldığım için o evdeyken bu durumu sonuna kadar kullanıyordum.

Çok geçmeden otomatik kapı açılmış ve ben giriş kattaki daireme girebilmiştim. Annem suratıma bakıp yorgunluğumdan dem vurmaya başlarken ona sıkıca sarılıp bu konuşmanın fazla uzamamasını diledim. Evet, yoruluyordum. Ve bu çoğu zaman benden çok aileme dert oluyordu. Ne kadar yorgun olsam da onlara bu konuda asla şikâyet etmezdim. Çünkü tam olarak bir dokunup bin ah işitme durumunu yaşıyordum.

Bütün söylenmelerine kulaklarımı tıkadığım annem lafın arasında “Kahvaltı hazırladım.” dediğinde çantamı bir kenara atıp mutfağa girdim. Uyku ile yemek yeme zaafımın arasında çok ince bir çizgi vardı. Ve tam da şu an fark ettiğim üzere açlığım uykumdan daha ağır basıyordu.

O dakikadan sonra konuşma daha katlanılabilir bir seviyeye gelmiş, memleketteki babam ve kardeşlerimden konuşmaya başlamıştık.

Bir yandan karnımı doyurup bir yandan da annemin anlattıklarını dinlerken uykumun yavaş yavaş beni terk ettiğini bilsem de umursamadım. Anneme olan hasretim daha ağır basmıştı o an. İki hafta sonra memlekete dönecekti ve ben onunla daha doğru düzgün vakit geçirebilmiş değildim.

Suratımda tatlı bir tebessümle onu dinlemeye devam ederken beklemediğim bir heyecanla konuşmaya başlamıştı. “Teyzen aradı, önümüzdeki ay Yasemin’i evlendiriyorlarmış.”

Ağzıma götürdüğüm çay bardağı havada kalırken ağzım açık bir şekilde anneme bakakalmıştım. Annem kollarını göğsünde birleştirip arkasına yaslandığında derin bir nefes alıp bardağımı bıraktım.

“Hayırlı olsun.” Konunun nereye geleceğini bilsem de şu an salağa yatmak en iyisiydi.

“Hayırlı olsun tabii, ben de öyle dedim.”

“Birazdan arayıp tebrik ederim ben de.”

“Ara ara, ayıp olmasın.”

Aldığım komutla birlikte hızlıca yerimden kalkıp çantamı almaya gidiyordum ki mutfak kapısından çıkamadan annemin uyarı dolu sesi doldurdu kulaklarımı. Sessizce arkamı dönüp anneme baktım.

“Otur şuraya.”

Kalktığım yeri işaret ediyordu. Kapıdan çıkıp kaçmakla geri dönüp oturmak arasında gidip gelirken annemin sabırsız sesi “Açelya.” diye ünledi.

Ayaklarımı sürükleye sürükleye gidip karşısına oturdum ve ona fırsat vermeden konuşmaya başladım.

“Ben bu konunun nereye geleceğini çok iyi biliyorum anne. Lütfen tartışmayalım olur mu? Lütfen.” dedim sabırla.

Ama Gülseren Hanım susmuyordu. Bakışları da bu meseleden diğerleri kadar kolay sıyrılamayacağımın bir göstergesiydi.

“Makbule Teyze’nle konuştuk geçen gün.” dedi ruhsuz bir sesle. Kötü polisi oynadığını bildiğim için sesimi çıkarmaya cesaret edemiyordum.

Yine de kaşlarımı çatıp birkaç saniye düşündükten sonra “O kim anne?” diye sormaktan geri durmadım.

Aynı ses tonuyla açıklamaya devam etti. “Babanla evlendiğimizde taşındığımız evdeki komşulardan biri. Sen doğduktan birkaç sene sonra bu tarafa taşınmışlardı. Bizim de bir süre sonra iletişimimiz koptu tabii.”

“Ne güzel.” dedim başımı sallayarak. “Yıllar sonra bulmuşsunuz birbirinizi. İyi de bunun bizim konumuzla ne ilgisi var şimdi?”

“Makbule Teyze’nin sen yaşlarda bir oğlu var Açelya.”

Beynimde tehlike sinyalleri çalmaya başlarken “Hayır.” dedim. “Lütfen bunu yapmamış ol anne!”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.