1- ÇIĞLIK
Ayaklarımı sürüyerek birkaç adım attım. Rüzgarın hafif esişi saçlarımı gözlerimin önüne getiriyordu. Bundan rahatsızlık duymuyordum, aksine oldukça hoşuma gidiyordu. Dudaklarım yavaşça kıvrıldı. Hava çok güzeldi, bir bankta oturup güneşin batışını izlemek için harikaydı. Yağmurlar da yakın zamanda başlayacaktı, bu yüzden başka bir zaman bu fırsatı bulamayabilirdim. Sürünen adımlarımı en yakındaki banka çevirdim. Oturmak için harika bir yerdi, düşünmek için de.
Banka oturup başımı güneşe çevirdim. Batmasına çok az kalmıştı. Her türlü aksaklığa rağmen bir şekilde yetişmeyi başarmıştım. İçim sözümü tutmanın sevinciyle doldu. Dudaklarımın kıvrılışı arttı. Yurda yetişmek için hala dört saatim vardı, tüm bu süre boyunca burada oturabilir ve kendimi rahatlatabilirdim.
Gözlerimi güneşten ayırmazken duyduğum telefon sesiyle başımı sesin geldiği yöne çevirdim. Telefonum çalıyordu. Tam da harika bir manzara varken çalmasıyla aklımda geçmiş canlandı. Sanki onları kovabilecekmişim gibi başımı iki yana salladım. Telefonu cebimden çıkartıp arayan kişiye baktım. Her zamanki gibi annem arıyordu. Telefonu sessize alıp çantama attım. Sadece kendimle ilgilenmek istiyordum.
Tekrar bakışlarımı güneşe çevirdiğimde içimdeki mutluluk kırıntıları da yok olmuştu. O telefonu en başında kapatmalıydım! Ama artık yapabileceğim bir şey yoktu. Tüm isteğim kaçmıştı. Gözlerimi güneşten kısa süreliğine çekip çantamı karıştırmaya başladım. Elimi özellikle telefona değdirmemeye çalışırken sonunda aradığım kitabı buldum. Hemen çantadan çıkarıp elimde tuttum. Desteğim olacak bir şeye ihtiyacım vardı. Kötü bir şey olmayacağını bilmeye ihtiyacım vardı.
Bir bulut yavaşça güneşe doğru ilerleyip kaçmasına yardım ediyor gibiydi. Ve güneş de onun yardımından mutlu oluyor gibi hızlandı. Çok kısa bir süre sonra ise güneş ortadan kaybolmuş ve oyunbozan bulut da hızla alanı terk etmişti. Bu keyfimi tekrar yerine getirdi. Kitabın üzerindeki ellerimi gevşettim.
İstemeyerek de olsa ayağa kalktım. Dönem yeni başlasa da dördüncü sınıf kesinlikle kolay değildi. Derslerde çıkardığım notlardan ufak bir tekrar yapmam ve erkenden uyumam gerekiyordu. Ayrıca annemi de aramalı ve neden aradığını sormalıydım. Kardeşimin sergisi olduğu gibi saçma bir sebepten olsa bile.
Adımlarımı tekrar sürüyerek yurda çevirdim. Beni sıkıcı saatler bekliyordu. Kabul ediyordum, bu bölümü ben seçmiştim ama böyle olduğunu kesinlikle bilmiyordum. Aslında son sınıf çok da önemli değildi. Çünkü bu yıl geçen senelerde öğrendiklerimizle bir dava çözmemizi veya bir davanın incelemesini yapmamızı istiyorlardı. Birkaç hafta sonra bu etkinlik başlayacaktı. Çoğu kişi hazır olmadığını söylese de son sınıfı görmemek için uğraşabilirdim.
Bu düşünceler içinde yurt binasına girdim. Sol tarafa dönüp iki asansörün olduğu kısma ilerledim. Odam beşinci kattaydı ve bu kadar yorucu bir gün geçirmişken yürüyemezdim. Ayaklarım bu topuklu ayakkabılar yüzünden gerçekten ağrıyordu. Sırf şık olmak için uğraşmıştım ama daha çok canımı acıtmıştım. Odaya çıktığımda yapacağım ilk iş onlardan kurtulmak olacaktı.
İki asansör de sanki bana eziyet çektirmek istermiş gibi çok yavaş iniyorlardı. Hatta bir tanesi inmiyordu bile. Kesin birisi kapıyı tutmuştu. Erkeklerden olduğuna emindim. Onlar ilk üç katta, biz kızlar da son üç kattaydık. Yedi katlı binada sadece dört asansör olduğu yetmezmiş gibi hepsi çok yavaş çalışıyordu. Ve erkeklerle ayrı asansörlerimiz vardı ama bizim asansörlerimizi kullanmayı tercih ediyorlardı. Ben de onların yerinde olsaydım öyle yapardım. Çünkü bizim asansörlerimiz kampüs tarafındaydı ve yolu kısaltıyordu. Ama bu onları haklı yapmaz.
Bana çok uzun gelen bir bekleyişin sonunda asansör gelmişti. Kapı açıldığında direk içeri dalıp beşinci kata bastım. Kimsenin asansörü çağırmamasını umarak yukarı çıkmayı bekledim. Her zaman olduğu gibi kötü şansım yüzünden ikinci katta durduk. Oflayarak elimi çantama daldırıp telefonumu bulmaya çalıştım. Ne kimseyle konuşmak ne de göz göze gelmek istiyordum. Telefon başkalarına bakmamak için iyi bir araçtı.
Kapı açılıp birisi içeri girdiğinde nihayet telefonu bulmuştum. Gelene bakmadan telefonu açtım. Annem dört kez daha aramış ve açamayacağımı anladığı zaman on mesaj atmıştı. Mesajlara kısaca baktım. Ne yazık ki doğru tahmin etmiştim. Kardeşimin okulu yakın zamanda başlayacaktı ve ortaokul konusunda endişeleri olduğu için annem onu sakinleştirmek için bir plan yapmış. Tiyatroya giderken beni de çağırmak için aramış. Tiyatroyla gram alakamın olmadığını bilmesine rağmen çağırması ilginçti. Yine de telefonu açmadığım için pişman değildim.
"Adının hakkını vermişsin güzellik." Duyduğum sinir bozucu sesle başımı telefondan kaldırıp Arda'ya baktım. Beni sinir etmeyi başardığı için yüzünden sinsi bir gülümseme vardı. Ama eline koz vermeyecektim.
"Teşekkür ederim Arka Akıcı. Ne kadar güzel olduğumu ben de biliyorum." Sıkıca bağladığım atkuyruğumu omzumdan geriye doğru attım. Yüzündeki gülüş solarken dudaklarını kıvırma sırası bendeydi.
"Bu ego da nereden geliyor prenses?" Anlaşılan inene kadar beni rahat bırakmayacaktı. Arkata doğru ilerleyip sırtımı asansörün duvarına yasladım. Asansör bu yavaşlıktayken uzun sürecekti.
"Ben herkesin kendi güzelliği kadar egoya sahip olması gerektiğini düşünüyorum. Ama senin yakışıklı olmaman senin suçun değil." Gülüşü tamamen solduğunda bakışlarımı ondan telefonuma çevirdim. Benle uğraşmak nedir öğrenecekti.
Telefona boş boş bakarken kapı tekrar açıldı. Dördüncü kata gelmiştik. Arda yemek yiyecek olmalı ki asansörden indi. Yalnız kalmanın verdiği rahatlıkla telefonu cebime atıp üzerimi aynadan bakıp düzelttim. Kapı açıldığında nihayet katıma gelebilmiştim.
Arda'nın alaylarından en azından bir gün daha kurtulmak beni rahatlatmıştı. Odama yürürken günün değerlendirmesini aklımdan yapmayı istemiştim ama şaşırtıcı derecede hiç kimsenin olmadığı holde topuklu ayakkabımdan çıkan ses yankılanıyordu. Bir an kalp atışlarımı dahi duyabileceğimi hissettim, ama bu sadece abartıydı. Asla bu kadar yalnız olamazdım. Yalnız olmayı severdim ama bu kadarı fazlaydı.
Bu gereksiz sessizlikte yürürken aklıma anılarım geldiğinde yutkundum. Hayır, burada ve şimdi olamazdı. Bunun olmasına izin veremezdim. Bir anlığına adım atmayı bıraktım. Ve saf sessizliği duydum. Nefes sesimi de duyduğumda çıldırmamak için tekrar yürümeye başladım. Yalnızlıktan korkuyordum.
Hızlı ve kaçabileceğini sanan adımlarla kapımın önüne geldiğimde sağ cebimden anahtarı çıkardım ve ellerim titreyerek kilidi bulmaya çalıştım. Sakinleşmeliydim, sakinleşmeliydim ama lanet olsun ki olmuyordu. Gözlerimin dolmaya başladığını hissettiğimde dizlerim titredi. Etraf dönüyordu, ben dönüyordum ve bayılacakmış gibi hissediyordum. Kalan son gücümle anahtarı taktım. Anahtarı çevirmek çok zordu. Gözümden bir damla yaş aktığında odaya girdim. Nefes alamıyordum. Boğulacakmış gibi hissediyordum. Ellerimi boğazıma götürüp hafifçe sıktım. İşe yaramayınca nefes tekniklerimi denemeye çalıştım ama aklımdan uçmuştu. Göz yaşlarım sel şeklinde boşalırken nefes almak çok zordu. Sırtımı kapıya yaslayıp derin nefes aldım, sadece sakinleşmem gerekiyordu. Gözümden bir damla daha yaş akarken nefes verdim. Birkaç kez daha bunu tekrarlamalıydım.
Zihnimi düşünmeye kapattım, nefes almak tek amacımdı. Nefes al, nefes ver. Nefes al, nefes ver. Bunu kaç kere yaptığımı sayamamıştım. Tek bildiğim kalbimin artık deli gibi değil de daha normal attığıydı. Bunu başarmak güvenimi arttırmıştı. Ben her zaman başarırdım gerçi, bazen uzun bazen kısa sürede.
Başarmak iyi hissettiriyordu, ama bunu sürekli yapmak... Artık bunalmıştım. Sürekli panik atağım devreye giriyordu ve bundan sıkılmıştım. Annemin sözünün doğru olmasını istemiyordum ama doğruydu. Ben küçükken bana tedavi olmamı söylemişti. O zamanlar saçmaladığını düşünmüş "Beni anlamıyor." diye içimden geçirmiştim. Ama pişmanlık şimdi içini sarmıştı. Yine de içimdeki ses pişman olmamam gerektiğini söylüyordu. Annem her zaman haklı değildi, sadece bir kez haklı çıkmıştı. Bu beni rahatlatmalı mıydı, yoksa endişelendirmeli miydi bilmiyordum. Kalbim "Şimdi git ve annenden özür dile, o haklıydı." derken aklım "Bir kişi her zaman haklı çıkamaz, sadece bir söylediği haklı çıktı. Koşarak onun yanına gitmek çok gurur kırıcı." diyordu. Sırtım kapıya yaslıyken yere çöktüm. Kafamı dinlemem ve bu odayı sesle doldurmam gerekiyordu. Belki müzik, mırıldanma veya çığlık. Üçüncü ihtimal kendimden ürkmemi sağlarken başımı düşüncemi savuşturmak ister gibi iki yana salladım. Hiçbir işe yaramıyordu, ama yaraması için her şeyi yapardım.
Acaba bu çatışmam bir gün bitecek miydi? Belki de bitirmek için ilk hamleyi benim yapmam lazımdı. Çığlık atma fikri gittikçe aklıma yatıyordu. Derince nefes aldım. Ellerimi saçlarımın içinden geçirdim. Tekrar sakinleşmezsem ikinci krizi bir an önce geçirecektim. Bir kere daha nefes aldım. Bu belirsizlik son bulsun istiyordum. Aklıma anılar geldikçe zihnim kararıyordu. Çığlık atmalı mıydım, yoksa sessizliğe boğulmalı mıydım? Durup düşünmeye vaktim yokmuş gibiydi. Her an sessizliğe boğulacak gibiydim. Tek kurtuluş yolumu bulduğum korkarak yutkundum. Duyulmaması tek umudumdu ama kapıma yığılsalar bile umrumda olacağını sanmıyordum.
"Şimdi yapmazsan öleceksin!" Aklımdan sadece bu cümle geçti. Ve gözlerim karardı. Kararımdan bu kadar yakınken vazgeçmek asla huyum olmamıştı.
Gözlerimi açmayacak kadar perişan olduğumda içimde 22 yıldır tuttuğum tüm sesleri bir çığlığımla yok etmek istedim. Bu derin ve sarsıcı çığlığı kulaklarım duyduğunda ellerimle kulaklarımı kapattım. Bu istemsiz olmuştu, ama hem sesim hem sessizliğim beni boğuyordu. Hepsi onların yüzünden olmuştu. Hepsi... İçimdekileri boşaltmak beni hafifletse de bir anda tekrar ağırlaşmıştım. Gözlerin yine yanıyordu. Gözlerin kapalı mydı, yoksa göremiyor muydum? Bana mı öyle geliyordu anlamıyordum ama sanki üst üste birçok kez çığlık atmıştım. Oysaki sadece bir kez yaptığımı biliyordum. Sesim yankılanıyor olmalıydı. Ama o yankılar beni boğmaya
çalışıyor gibiydi ve...