İçeriğe geç

İki Yabancı

Bölüm 1 · 4 dk okuma

İki Yabancı

Bölüm 1

Beyefendi'ye;

Seni gördüğüm an anladım; benim için artık yaşamak, seninle olmak demekti." Kulağımda kulaklık, kayalıklara oturmuş denizi seyrediyordum o gece. Seni göreceğimden habersiz dertleniyordum saçma şeylere. Hatırlar mısın bilmem, yanıma oturmuştun sessizce... Hatırlıyor musun, Beyefendi? O gün bir ilkbahar gecesiydi. Hava hâlâ daha soğuk, hâlâ daha rüzgarlıydı. Kayalıklara sığınmıştım ben de içimdeki heyelanla. İçimde öyle bir tufan vardı ki, karşımdaki fırtınalı deniz bile onun yanında sakin kalırdı. İçimde öyle bir öfke vardı ki Beyefendi, bu öfke somutlaşacak olsa tüm dünyayı yakar, ardında zerre bir şey bırakmazdı. İçinde öyle bir kırgınlık ve kızgınlık vardı ki Beyefendi... Dökecek olsam gözyaşlarımı, dünya benimle ağlar, denizler bana eşlik eder, güneş doğmaya utanırdı... İşte öyle bir geceydi o gece benim için, Beyefendi. Öyle önemli, öyle acı ve öyle karanlık... İyi hatırlarım, kayalıklara oturmuş denizi seyrediyordum o gece. Seni göreceğimden habersiz dertleniyordum saçma şeylere. Bir bulutsuz gökyüzü, yıldızlar, vardı eşlikçim olarak yanımda bir de dış dünyayı duymamak için kullandığım kulaklıklarım. Beyefendi... Hatırlıyor musun acaba hâlâ o geçmişteki kızı? Yanına oturduğunu, kulaklıklarından tekini hiç yabancılık çekmeden çıkardığını ve kendi kulağına taktığını? Biliyor musun, Beyefendi? İnsanlardan nefret ederim ben. Küçüklüğümden beri böyleydi, hâlâ daha böyle aslında. Fakat sen yanıma oturduğun zaman, dinlediğim müziklere ortak olduğun zaman, gözlerini kapatıp da o güzel tebessümünü yüzüne yerleştirdiğin zaman senden nefret edemedim ne hikmetse. Aksine, bir güven hissettim sana karşı içimde. Sonsuz ve garip bir güven... Anlayamadığım ve anlatamadığım o his, o an, o zaman... Dedim ya, normalde insanlardan nefret eden ben, o an seni uzaklaştıramamıştım yanımdan. "Git!" Diyememiştim. Ya da "Sen de kimsin?" Diye soramamıştım. Orada, dakikalarca sessizce denizi izlemiştik seninle. Ve sonra, "Hüzünlü melodiler..." Demiştin mırıltı gibi bir sesle. Seni duyup da göz ucuyla baktığım zaman ise şöyle bir soru yöneltmiştin bana. "Derdin nedir? Bu saatte burada olanların... Elbet bir derdi vardır." Sonlara doğru sesin kısılmıştı, Beyefendi! Sanki... Sanki sen de içinde tuttuklarını dökmek için gelmiştin buraya. Hiç kimsenin olmadığı bu yere, bu soğuk rüzgarda, deniz kenarına... Sadece gülümsemekle yetindim o gün senin soruna Beyefendi. Anlatsam da ne değişecekti ki? Derdim mi eksilecekti ya da bitecekti? Hayır... Hiç bir şey değişmeyecekti anlatsam. Olanlar geri alınmayacaktı. Alınamazdı da zaten... "Peki ya senin?" Demiştim ben de sana. Senin sorunu geri sana döndürüyordum aklımca. "Senin derdin nedir?" Ve kelime kelime, senin cümlelerini taklit etmiştim. "Bu saatte burada olanların... Elbet bir derdi vardır." Beyefendi... Gülümsemiştin o gün benim bu soruma. Göz göze gelmiştik hatta. Rengini göremesem de, öyle merhametle bakıyordu ki o gözlerin bana... Belki de bu yüzden güvenmiştim sana. O güzel gözlerin bağlamıştı beni sana. O an... İşte o an, Beyefendi, zihnimin hiç unutmayacağım bir köşesine kaydetmiştim seni. Gözlerini, gülüşünü ve sesini... Anlatmamıştın ya gerçi! Ben nasıl ki anlatmaya çekindiysem bir şeylere, sende de öyle mi olmuştu Beyefendi? Ama inan bana, o an tüm dertlerim önemsiz gelmişti gözlerime. Ne anlatsam yetersiz kalacakmış gibi, neye üzülüyorsam o an, hepsi önemsizmiş gibi hissetmiştim yanında. Sessiz kalmıştık bir süre seninle. Bir tarafta yüzümü uyuşturan rüzgarın uğultulu sesi, bir tarafta hırçın dalgalar ve bir tarafta da kulaklıktaki birinden diğerine geçen şarkılar... "Hadi!" Demiştin bana bir anda Beyefendi. Daldığımdan olsa gerek bir anda sıçramıştım sesine. Hafiften güler gibi olsan da, bunu gizlemiş ve serçe parmağını bana uzatıp devam etmiştin sözlerine. "Bir söz verelim birbirimize. Hiç tanışmamış gibi olalım yarın. Birer yabancı gibi geçip gidelim birbirimizin yanından." Ah, Beyefendi! Beyefendi'm... O gün orada sana bu sözü verdiğim için öyle pişmanım ki... "Ama bu gece, dertleşelim seninle sabaha kadar. Ve sabah olduğunda, her şey eski haline dönsün. Zaman geriye aksın, tanımayalım birbirimizi. Ne dersin?" Gözlerim dolmuştu senin bu sözlerine Beyefendi. Yutkunamamıştım o an. Daha sabah olmasa bile güçlü bir özlem ile yanmıştı kalbim. Susmuştum sadece, başımı sallayarak. Ve sen de susmuştun, beraber susmuştuk. Sessizliğimizde gizlenmişti dertlerimiz. Seninle, Beyefendi... Seninle insan lisanında değil de gönül diliyle dertleşmiştik sanki. Senin sessizliğinde huzur bulmuştum ben. O koca dağlar kadar büyük olan dertlerim sessizliğimizde erimişti mum gibi. Ve sabah olduğunda... Seninle ilk ve son kez gün batımını izlediğimiz o anda, kuş kadar hafiftim, Beyefendi. Telefonumun şarjı bitmiş kapanmış fakat gene de çıkarmamıştık kulaklıkları kulağımızdan. Sabaha kadar denizi seyretmiştik seninle. Öyle dertleşmiştik, öyle anlatmıştık kendimizi birbirimize. Biliyor musun, Beyefendi? Ben bir kahveye aşık oldum o gün. O sade, buruk ve yaygın olan o renk, o günden sonra özel oldu benim için. Gözlerinin kahvesini aradım her yerde. Sesini aradım kalabalıklarda, duymak için. Yoktun... Beyefendi! Ne kadar ararsam seni, ne kadar bulmaya çalışırsam çalışayım, oturduğun yerden kalkıp da gittikten sonra hiç bir yerde bulamadım seni. Son cümlen hâlâ daha kulaklarımda yankılanır, bilir misin Beyefendi? "Güzel sohbetti, Dert Ortağım" Böyle demiştin bana. Seninle olan konuşmuşluğumuz birkaç kelimeyi geçmese bile, gözlerime tebessümle bakarken böyle söylemiştin bana. Çünkü biliyordun sen de sohbetimizin konuşarak olmadığını... Bazen, dillerin susup gönüllerin konuştuğunu en iyi sen biliyordun. Ve senin sayende de ben... Dert Ortağım, benim güzel Beyefendi'm... Hatırlıyor musun beni acaba? Ben seni hiç çıkaramazken aklımdan, öyle bir yer edindim mi bende senin gönlünde? Yoksa unuttun mu beni, söz verdiğin gibi? Ama evet... Bir daha görüşemesek de, iki yabancı gibi birbirimizin yanından geçip gitsek de, güzel sohbetti, dert ortağım...

Bölüm sonu

9 yorum