Gece, Ankara'nın sakin sokaklarında bir huzur vardı. Baran ve Açelya, el ele tutuşarak evlerine doğru yürüyordu.
İçlerindeki mutluluk, her adımda birbirine daha sıkı sarılmalarına yol açıyordu. Bugün, onların başlangıcıydı.
Açelya, sonrasında doğacak çocuklarını düşündü. Huzurla, başını Baran'ın omzuna yasladı.
Evlerine vardıklarında, içeri girdiler. Baran, yorgunlukla yatağa uzanırken, Açelya tuvalete gitmek istedi.
Baran'ın gözleri, biraz önce hissettikleri mutlulukla doluyken, bir anda Açelya'nın tuvalete gitmesiyle kaybolmuştu.
Bir anlık yalnızlık, barındırdığı huzursuzluğu daha da derinleştirdi.
Açelya, tuvaletteyken birden ağlamaya başlamıştı.
"BARAN!" diye çığlık attı.
Baran, şaşkınlıkla yataktan fırladı. Kalbi, gözlerinde panik ve korkuyla hızlıca atıyordu.
Ne olduğunu anlamadan tuvaletin kapısını açtı.
Ve birden—gözleri açtı.
Açelya, tuvaletin zemininde kan içinde yatıyordu.
Gözleri korkuyla, gözyaşlarıyla doluydu.
Baran, bir an için tüm vücudunun felç olduğunu hissetti.
"Açelya, ne oldu?" diye fısıldadı, elleri titreyerek ona yaklaşırken.
Açelya, korku içinde, titreyerek ağlıyordu. "Baran... ne olacak, ben... nefes alamıyorum..."
Bir anda, nefesini alması zorlaştı. Göğsü sıkıştı, boğuluyor gibi hissediyordu.
Baran, panikle onu kucakladı. "Açelya, sakın korkma, ben buradayım. Nefes al, sakin ol!" diye bağırarak yardım çağırdı.
Ama her şey bir kabusa dönüşmüştü. Baran’ın gözleri, korku ve umutsuzlukla dolarken, Açelya’nın gözleri yavaşça kapanıyordu.