İçeriğe geç

İki-iz

Bölüm 1 · 9 dk okuma

İki-iz

Bölüm 1

1

Sizlerle yeni bir hikayeye başlamak istedim. Yepyeni bir sayfa açalım. Umarım beğeneceğiniz bir hikaye olur. Düşüncelerinizi çok merak ediyorum.

İyi geceler iyi okumalar dilerim.♡

💗

Ben Gece. Varlığım, Patron adını verdiğim adamın zihnindeki karanlık bir projeden ibaret. Sokaktan alınıp Patron tarafından işkence ve eğitimle bir silaha dönüştürülmüştüm. Boynumda taşıdığım zincir, fiziksel değil, psikolojikti. Onun esiriydim ben.

Tüm varoluş amacım, onun suç imparatorluğuna hizmet etmekti. Ama artık yeterdi.

"Ne var bu çantanın içerisinde? Para mı?" Sorduğum soru karşısında bana histerik bir gülüş attı ve konuştu.

"Ondan çok daha değerli bir şey var Gece." Israrla adımın üstüne bastırarak tehditkâr bir tonda konuşuyordu. "Bu mal benim en büyük gelir kaynağım biliyorsun." Bu kez Patron, benden en kirli işi istedi. Önümdeki deri çanta, şehrin sokaklarını zehirleyecek kadar değerli uyuşturucuyla doluydu. O an anladım. Kuryelik yapacaktım.

Yüzümdeki ifade sabitti, ama içimde bir fırtına dönüyordu. Patron, yüzümdeki donuk ifadeden faydalanıp tekrar konuştu.

"Bu mal, Pus Çetesi'nin lideri 'Gölge 'ye gidecek. Liman Bölgesi, eski kuru yük iskelesi. Tam 04:00. Daha önce de Gölge ile iş birliği yapmıştık Gece hatırla. Tek bir yanlışınla yok olursun."

"Neden ben?" diye sordum, sesimi duygusuz tutmaya çalışarak ama bir o kadar da çaresizdim. "Bu iş için Çivi daha uygun."

Patron yerinden kalktı, yanıma geldi. Soğuk parmaklarını çeneme dolayıp yüzümü kendine yaklaştırdı. Gözleri zehirli bir kuyu gibiydi. Baktıkça beni karanlık çocukluğuma doğru çekiyordu.

"Çivi bir balyozdur Gece, eline yüzüne bulaştırır. Sen ise bir hayaletsin. O çantayı Gölge'ye teslim ettikten sonra yok olacaksın. Eğer başarırsan..." elini tekrardan yanağıma sürttü, iğreniyordum ondan. "Belki o çok sevdiğin 'özgürlük' kelimesini tekrar konuşuruz." Başımı çevirip birkaç adım geriledim.

Yalan söylüyordu. Özgürlük, Patron'un lügatinde "ölüm" demekti. Ben yıllardır onun elinde esir olan bir kuklaydım. O ise beni büyüttüğü için ona minnet duymamı söylüyordu. Büyütmekten kastı ise sokak köpeklerinin önüne arada bir mama koyup gitmek gibiydi.

"Ben bunu yapamam. Başka birini bulmalısınız." Başımı dik tutum ilk defa bu kadar net konuşmuştum.

"Öyle bir dünya yok Gece. Bunu sana yıllardır öğretemedim mi kızım?" Gözlerimin içine öyle bakıyordu ki bakışları zihnimde geçmişin ışıklarını yakıyordu. Sessiz kaldığımda tekrardan konuştu. "Korkuyorsun, Gece. Ama benim bu malı sana emanet etmemin tek sebebi var: Sen asla yakalanmazsın."

Doğru ben istersem asla yakalanmazdım. Yıllardır bana verdiği görevleri yerine getirmiştim ama yolum bir kez bile karakola düşmemişti. Ama bu görev diğerlerinden çok daha farklıydı. Bu zehiri taşımak. Vicdanım buna izin vermiyordu.

Patron, masasının altından bir levye çıkardı. Bakışlarımı çantadan çekip levyeye odaklandım. Tüylerim ürpermişti. O levye... Çocukluğumun dehşetiydi. Ve o bunu çok iyi biliyordu. Elindeki o cisimle gözlerimin içine bakarak oynamaktan büyük bir zevk alıyordu.

"Senin değerin, benim sana verdiğim görevler kadardır. Eğer bu mal gitmezse, benim hayatım biter. Benim hayatım biterse, senin de yaratılış amacın biter! Git ve bir hiç olmadığını kanıtla!"

Levyeyi sertçe yanımdaki duvara fırlattığında çıkan gürültü, kalbimde yankılandı. Kalp atışlarım bir anda yükseldi. O soğuk metali tüm vücudumda hissetim. Bu his yüreğimi titretti.

Levyenin sesi bittiğinde, itaat etmeyi reddeden bir sessizlik çöktü. Bedenim itaat etmeye hazırdı, ama ruhum isyan ediyordu. Yeter. Artık yorgundum. Patron'un zincirleri,her geçen gün taşıyamayacağım kadar ağırlaşıyordu.

Bu görevi kabul edecektim ama Patron'un istediği gibi değil.

Olduğum yerde derin bir nefes aldım. "Görev anlaşıldı." Dedim kararlılıkla. Patron bu sözleri duyduğuna sevinmiş olmalıydı. Çünkü o bana güveniyordu. Beni öyle bir manipüle etttiğini zannediyordu ki benim ona ihanet edeceğimi aklının ucundan bile geçirmezdi.

Ama artık senin kuklan değilim patron. Elime siyah eldivenleri geçirdikten sonra çantayı aldım. Patron'un odasından çıkarken kafamda tek bir plan vardı: Bu pis işi bitirecek, Patron'u zayıflatacak ama en önemlisi kendimi bu suçtan temize çıkaracaktım. Ama nasıl yapacaktım?

.

Gecenin bir vaktiydi. Gece hazırdı.

Üzerimde siyah bir kapüşonlu vardı. Yüzümde bir maske, ellerimde ise siyah eldivenler. Gecenin bu zifiri karanlığında gerçekten de görünmez gibi bir şeydim.

Liman Bölgesi'ne doğru ilerlerken, cebimdeki tek kullanımlık iletişim cihazıyla acil polis hattını aradım. Sesimi dijital bir değiştiriciyle tanınmaz hale getirdim. Derin bir nefes aldım ve etrafa göz gezdirip konuşmaya başladım.

"Liman Bölgesi, eski kuru yük iskelesi. Tam 04:10'te Pus Çetesi'nin lideri Gölge'ye yüklü miktarda mal teslimatı yapılacak. Yavaş ve sessiz gelin. Mümküne sirenler kapalı olsun." Dedikten sonra elimdeki cihazı imha ettim. Aradaki o on dakikada Gölge malları kontrol ederken ben çoktan kendi çöplüğüme dönmüş olurdum. Umarım bu plan işime yarardı.

Biliyorum, polis ekipleri gizlice gelecekti. Tam da istediğim gibi. Polisin sessiz gelişi, Gölge'nin benden şüphelenmesini engelleyecek, bana ise kaçış için yeterli kargaşayı sağlayacaktı.

.

Liman otoparkına ulaştığımda saat 03:57'ydi.

04:00. Ağır adımlarla Gölge ve iki iri adamı karanlıktan çıktı. Gölge'nin yüzündeki o meşhur yara izi, her zaman olduğu gibi tehlikesini gösteriyordu.

"Patron'un kuryesi sen misin? Mal nerede?"

Deri çantayı yerden itekleyerek Gölge'ye doğru hızla kaydırdım. "Çanta burada. Elinizi çabuk tutun."

Gölge çantayı yakaladı. O an, yüzüme bakmaya yeltendi. O beni tanımıyordu, tanıyamazdı. Konuşurken sesimi bile değiştiriyordum. Ama ben onu çok iyi tanıyordum.

Arkasındaki iki adam çantayı açıp içini teker teker dikkatlice kontrol ettiler. O kadar gerici bir andı ki. Malların hepsini teker teker kontrol etmeden beni bırakacakları yoktu. İki adam önce birbirine daha sonra ise Gölgeye baktı. Gölge beni baştan aşağıya süzüp konuştu. "Tamam, gidebilirsin." hay hay tabi giderim... Taktığım maskenin altından gülümsedim. Kapüşonlumun kolunu sıvazlayıp saate baktım. Tam 04.06 olmuştu. Polislerin yaptığım ihbarı dikkate alıp onlar buradan gitmeden gelmesini umarak yürümeye başladım.

liman girişinden siren sesleri ve polis araçlarının parlak farları otoparkı aydınlattı. İyi ki sessiz gelin demiştim değil mi. Sırtımı sağlam bir kolonun arkasına yasladım. Gölge ve Adamlarına kısa bir bakış attım. Kaçacak zamanları yoktu. Gölge ve adamları panikle silahlarına sarılıp polisle çatışmaya hazırlanırken, Gölge çantayı kaptığı gibi arabasına koştu. Gölge'nin çantayı alıp arabasına binme girişimi sırasında, polis sirenleri ve megafon sesleri arasında çatışma başladı. Bu minik kaos, benim kaçmam için yeterliydi. Patron'un en büyük geliri polisin elindeydi.

Ben ise çoktan yoktum.

.

Patron, zekiydi. Eninde sonunda izimi bulmak için adamlarını devreye sokacaktı. Bu yüzden, sürekli hareket etmeliydim.

Patron'un beni bulamayacağı tek yer vardı: Kendi Çöplüğüm

Burası, Patron'un beni alıp götürdüğü o eski, harabe mahalleydi. Köhne binalar, kırık kaldırımlar. Mahallenin arka sokaklarına doğru ellerim ceplerimde ilerledim. Yürürken bile dikkatliydim. Tek bir çalı çıtırtısına bile kulak kabartıyordum. Patron'un eğitiminden kalan refleksler, her gölgede bir tehlike görmemi sağlıyordu.

Sonunda, terk edilmiş bir fabrika arsasına ulaştım. Burası, çocukluğumda en güvende hissettiğim yerdi. Fabrikanın yıkılmış beton duvarlarının arasında, sarmaşıkların ve hurda metallerin arkasına gizlenmiş, küçük, derme çatma bir kulübe vardı. İçine sadece bir kişinin sığabileceği kadar küçük, ama dışarıdan bakıldığında sadece bir moloz yığını gibi görünen bir sığınak. Sadece benim sığındığım bir hurdalık.

Sessizce kulübenin yıpranmış kapısını araladım. İçerisi zifiri karanlıktı. Nefes alışverişimi kontrol ettim. İçeride biri vardı. Bu kadar çabuk izimi bulamazlardı. Cebimdeki bıçağı çıkartım.

Bıçağım elimin altındaydı ki, karanlıktan o tanıdık, alaycı ses geldi: "Oo Gece hanım hayırdır. Patron seni sonunda sokağa mı attı?"

Donakaldım. Bıçağım gevşedi. Emre. Benim tek arkadaşımdı. Aynı sefalette büyümüştük. O da benim gibi bir sokak çocuğu. Aramızdaki tek fark o benim gibi kimsesiz ve kimliksiz değildi. Ayrıca benim kadar kirli işlere de bulaşmamıştı. Yıllardır onu görmemiştim ama onun yüzü, o kirli fabrikadan önceki masum hayatıma açılan tek kapıydı.

Emreyi görünce vücudumdaki gerginlik yerini rahatlığa bıraktı. Sertliğimi koruyarak fısıldadım. "Senin burada ne işin var, Emre? Burası yıllardır boştu."

Emre gülümsedi. Omuz silkti. "Asıl sen neden buradasın?"

"Patron'dan kaçıyorum. Bu gece buradayım. Bir daha asla o gölgenin altında yaşamayacağım."

Emre, bakışlarını üzerimden çekmedi. Patron'dan kaçmanın ne anlama geldiğini biliyordu.

Emre, benim "Patron'dan kaçıyorum" cümlemden sonra sessizleşti. Onun gözlerinde korku görmeyi beklerdim; sonuçta Patron'un adını anmak bile bu mahallede ölümü çağırmaktı. Ama Emre'nin gözlerinde sadece kararlılık vardı. Belki de Patron'a olan nefreti, hayatta kalma içgüdüsünden ağır basıyordu.

"Patron'dan kaçıyorsun." Dedi kendi kendine alçak sesiyle. "Bir şeyler olmuş Gece. Anlat çabuk."

Başkası olsaydı yalan söylerdim ama Emre'ye bakınca buna gerek duymadım. Ona kısaca olup biteni anlattım.

Emre, kulübenin girişindeki çatlaklardan dışarıyı kontrol etti. Güneş yeni doğduğu için çatlaklardan içeriye ışık süzülüyordu. Hava nemliydi ve pas kokuyordu.

"Burayı sen bıraktığından beri kimse bilmiyor. Ama bu gece, Patron'un adamlarının seni arayacağı en son yer bile olsa, artık en tehlikeli yer. Seni saklayacağım, Gece."

"Emre, senin bu işe karşımana gerek yok. Ben bir şekilde çözeceğim."

"Nasıl çözeceksin sorması ayıp Gece hanım." Dedi tüm gerçekliğiyle. İşte orasını bilmiyordum. Artık peşimde üç kişi vardı. Üçe karşılık birdim. "Artık peşinde sadece Patron yok biliyorsun değil mi. Peşinde Patron, polis ve polise yakalattığın çetenin lideri var." Söyledikleri karşısında sadece sessiz kaldım. "Kulübe bir gece için yeter. Ama Patron'un adamları yarın seni aramaya başlar."

"Neyse ne yapacağımızı sonra düşünürüz. Açsındır sen şimdi." Dediğinde gülümsedim. Beni iyi tanıyordu. "Evden senin için bir şeyler getireceğim tabi babaanneme yakalanmadan." Emre'nin babaannesi alzheimer hastasıydı ve çok yaşlıydı. Emre'nin tek akrabası oydu . Zamanında onların tek göz evinde çok vakit geçirmiştim. En son kendisi beni evinden kovmuştu o günden sonra da hiç gitmemiştim o eve.

"Babaannen nasıl?"

"Hiçbir şey hatırlamıyor sadece çok soru soruyor." Dedi ve sustu. "Sakın hiçbir yere ayrılma. Dikkatli ol ben geliyorum." Dediğinde başımı onaylarcasına salladım. O kulübeden çıktı ve ardından kapıyı çekti. Ben ise kendimle baş başa kaldım.

Oturduğum eski bazanın üzerinde geriye yaslandım. Burada çok fazla kalamazdım. Bundan sonra hep kaçacaktım. Patrondan, Gölge'nin adamlarından ve Polisten. Bu ne zamana kadar böyle devam edecekti ki ?

"Düşün Gece, düşün kızım bir çıkış yolu bul kendine." Diye sayıkladım sessizce.

Polis beni yakalarsa hapsi boylardım. Çünkü polis yıllardır beni arıyordu sadece namımı biliyorlardı beni hiç görmemişlerdi.

Gölgenin adamları o kuryenin ben olduğunu bulsa yaşatmazlardı çünkü çetenin lideri şuan benim sayemde sorgudaydı. Onların beni bulma ihtimali çok daha düşüktü çünkü yüzümü görmemişlerdi.

Patron beni yakalarsa... Muhtemelen ölmekten beter ederdi beni çünkü ona ihanet etmiştim.

Kaçmaktan başka çarem yok gibiydi. Kaçabildiğim kadar kaçacaktım çünkü sığınacak limanım yoktu

"Gece?" Emre'nin sesiyle olduğum yerde irkildim. Emre sırtında bir sırt çantasıyla gelmişti. "Dalmışsın öyle."

"Ne yapabileceğimi düşünüydüm." Diye mırıldandığımda sorgulayan bakışları bana döndü.

"Ne yapmaya karar verdin peki?"

"Hiçbir şey." Dediğimde gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı. "Ne o çok mu komik?" Dedim tek kaşımı kaldırıp.

"Komik hem de çok komik." Dedi gülerek daha sonra ciddi bir hal aldı yüzü. "İlk defa bu kadar sonunu düşünmeden hareket emişsin Gece."

"Patron gözümün önüne uyuşturucu dolu bir çantayı koyunca aklım durdu çünkü. İnsanları zehirleyemezdim ben. Yıllardır onun pis işlerini yapmaktan bıktım artık. Ne olacaksa olsun. Öldürecekse öldürsün beni. Ömrümün sonuna kadar onun kuklası olamam artık ben." Dedim sertçe. Bu sefer kendimden çok emindim.

"Bazı söylentilere kulak verdim gelirken. Liman baskınından sonra Emniyet'te büyük hareketlilik varmış. Şehirde konuşulan tek şey, Gölge'nin konuşmaya başlaması."

Bu, benim için kritik bir bilgiydi. Gölge konuşmaya başlamıştı. Patron'un panik içinde olduğu kesindi.

"Patron kapana sıkışacak." Diye fısıldadım sessizce ardından Emre'ye döndüm. "Gölge sence benden bahsetmiş midir?"

"Bahsetmiştir ama seni bulamazlar ki Gece. Polisler yüzünü görse bile bu hiçbir şey ifade etmez." Haklıydı çünkü ben yoktum. Bir kimliğim yoktu. Bir adım yoktu. Tek bir suç kaydım yoktu oysaki bir çok suç işlemiştim. Gerçek anlamda yoktum ben bir ölü gibi. "Bir yol bulmalıyız." Dediğinde elindeki su şişesini kaptığım gibi kapağını açtım.

"Bir yol yok Emre. Tüm yollar çıkmaz sokağa çıkıyor. Ama artık onun kuklası olmayacağım. Ne olacaksa olsun." Dedikten sonra elimdeki su şişesinden bir yudum aldım.

🎀

Tekrardan merhabalar, daha ilk bölümdeyiz ama umarım bu bölümü beğenmişsinizdir.

İkici bölümde işler tahmin edemediğiniz kadar çok karışacak. (Ufak bir spoiler olsun)

Gelecek bölümde görüşmek üzere. Kendinize çok cici bakın.

Bölüm nasıldı ve başrol kızımız Gece hakkında ne düşünüyorsunuz? Gerçekten çok merak ediyorum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.