Sabah olmuştu.
Güneşin ilk ışıkları odanın penceresinden içeri süzülürken Zeyin okul formasını giydi. Turuncu saçlarını düzeltti, çantasını omzuna aldı ve kapıya yöneldi.
Tam çıkacakken arkasından iki ses duyuldu.
"Zeyin!" diye seslendi ikiz ablaları Eliz ve Yeliz.
Bugün erken gel, tamam mı?" dediler gülümseyerek.
Zeyin onlara dönüp sıcak bir gülümsemeyle başını salladı.
"Tamam, merak etmeyin."
O sırada salondan büyükbabası seslendi.
"Günün güzel geçsin, oğlum."
Zeyin yine gülümsedi.
"Merak etmeyin, dedeci."
Kapıyı açıp dışarı çıktı.
Onu gören herkes Zeyin'i neşeli, sempatik, insanlarla çok iyi anlaşan, her zaman mutlu biri sanırdı.
Ama kimsenin bilmediği bir şey vardı...
Yüzündeki gülümseme gerçekti gibi görünüyordu.
Oysa o, herkesi mutlu etmek için görünmeyen bir maske takıyordu.Bu sahneyi duyguyu koruyarak şöyle yazabiliriz:
Zeyin okul yolunda tek başına yürüyordu. Sabah rüzgârı turuncu saçlarını hafifçe savururken yüzünde her zamanki neşeli gülümsemesi vardı.
Tam o sırada biri elini omzuna koydu.
Zeyin arkasını döndü.
"Günaydın."
Karşısında en yakın arkadaşları Tobi ve Gin duruyordu.
Zeyin gülümseyerek,
"Bugün erkencisiniz." dedi.
Tobi kollarını bağlayıp hafifçe gülümsedi.
"Sen gözümüzün önünde dur. Seni yalnız bırakırsak ne yapacağın belli olmaz."
Gin de başını salladı.
"Aynen. Seni en iyi biz tanıyoruz."
Zeyin kısa bir kahkaha attı.
"Abartıyorsunuz."
Yoldan geçen herkes onların sadece şakalaştığını sanıyordu.
Ama Tobi ile Gin'in bildiği bir gerçek vardı...
Zeyin'in yüzündeki gülümseme gerçek değildi.
Herkes onu neşeli sanarken, onlar Zeyin'in içinde sakladığı mutsuzluğu görebilen iki kişiydi.
Zeyin yine gülümsedi.
Kimse fark etmedi...
Ama Tobi ile Gin, o gülümsemenin ardındaki görünmeyen maskeyi çoktan görmüştü.Üçü birlikte okulun kapısından içeri girdi.
Zeyin koridorda yürümeye başlar başlamaz birçok kişi ona selam verdi.
"Günaydın, Zeyin!"
"Merhaba!"
Özellikle kızlar onu görünce gülümseyerek yanına geliyordu. Zeyin ise kimseyi kırmıyor, hepsiyle tek tek sohbet ediyor, şakalar yapıyordu.
Koridor kahkahalarla dolmuştu.
Dışarıdan bakan biri, onun hayatında hiçbir sorun olmadığını düşünürdü.
Ama Tobi ile Gin, o kahkahaların ardında saklanan sessizliği biliyordu.
Kalabalığın içinde bir kız vardı.
Adı Vina'ydı.
Uzun zamandır Zeyin'e âşıktı.
Bunu henüz kimse bilmiyordu.
Vina, Zeyin'in yanına gelip gülümseyerek,
"Günaydın, Zeyin."
dedi.
"Günaydın, Vina."
Zeyin her zamanki sıcak tavrıyla onunla konuşmaya başladı. Birlikte şakalaşıyor, gülüyorlardı.
Vina'nın yüzünde mutlu bir gülümseme vardı.
Çünkü Zeyin'in herkese davrandığı gibi kendisine de içten davrandığını sanıyordu.
Oysa Zeyin'in o gülümsemesinin altında, kimsenin göremediği görünmez bir maske vardı.Koridordaki kalabalık her geçen dakika daha da artıyordu.
Herkes Zeyin'le konuşmak, onunla vakit geçirmek istiyordu.
Zeyin ise her zamanki gibi gülümsüyor, herkesle tek tek ilgileniyordu.
Ama içinde farklı hissediyordu.
Kalabalık onu yoruyor, nefesini daraltıyordu.
Yine de bunu belli etmedi.
Tam o sırada yanındaki kızlardan biri sessizce ona yaklaştı.
"Zeyin..." diye fısıldadı.
"Roz'u Gin'le sevgili yapabilir misin?"
Zeyin kıza baktı, ardından hafifçe gülümsedi.
"Denerim."
Kız mutlu bir şekilde teşekkür edip arkadaşlarının yanına döndü.
Zeyin ise gülümsemeye devam ederken içinden geçirdi:
"Belki Gin'i Roz'la sevgili yaparsam, etrafımdaki kalabalık biraz azalır..."
Bunu kendi rahatlığı için düşünmüştü.
Ama yüzündeki gülümseme hiç değişmedi.
Kimse onun aslında kalabalığın içinde bile yalnız kalmak istediğini fark etmedi.Zeyin, Roz'un yanına gitti.
"Benimle gelir misin?" diye sordu.
Roz gülümseyerek başını salladı.
"Tabii."
İkisi birlikte merdivenlere doğru yürüdüler.
Tam o sırada aşağıdan Gin ile Tobi geliyordu.
Zeyin merdivenlerin başında durdu.
Bir an Roz'a baktı.
"Özür dilerim..." diye fısıldadı.
Sonra hafifçe onu itti.
Roz dengesini kaybedip merdivenlerden düşmeye başladı.
"Roz!" diye bağırdı herkes.
Gin hiç düşünmeden koştu ve Roz'u yere çarpmadan yakaladı.
Roz korkudan titriyordu.
"Sadece... bacağım biraz acıyor..." dedi.
Gin onu dikkatlice kucağına aldı.
"Seni okul doktoruna götürüyorum."
Roz itiraz edemeden Gin onu taşıyarak okul doktoruna doğru koştu.
Zeyin uzaktan onları izledi.
İçinden sessizce gülümsedi.
"Başardım... Şimdi ikisi birlikte vakit geçirecek."
Onun için önemli olan buydu.
Belki böylece Gin biraz mutlu olurdu.
Tam arkasını dönecekken omzuna biri hafifçe vurdu.
Tobi'ydi.
Kollarını bağlayıp Zeyin'e baktı.
"Güzel plan."
Zeyin masum bir gülümsemeyle omuz silkti.
Tobi derin bir nefes aldı.
"Şimdilik Gin'den kurtuldun."
Sonra hafifçe gülümsedi.
"Ama benden kurtulamazsın."
"Seni yine yalnız bırakmayacağım."
Zeyin sadece gülümsedi.
Tobi ise o gülümsemenin ardında yine aynı görünmeyen maskenin olduğunu biliyordu.Önceki sahnede kurduğun duyguya uygun şekilde devam edebiliriz:
Zil çaldı ve ders başladı.
Öğretmen sınıfa girdikten sonra kapıyı işaret etti.
"Bugün sınıfımıza yeni bir öğrenci katılıyor."
Kapı yavaşça açıldı.
İçeri beyaz ile sarı arasında parlayan uzun saçlara ve masmavi gözlere sahip bir kız girdi.
"Ben Alya. Tanıştığımıza memnun oldum."
Tam o anda Vina ayağa kalktı.
"Alya!"
Alya da şaşkınlıkla ona baktı.
"Vina!"
İkisi gülümseyerek birbirlerine sarıldılar.
Meğer çocukluk arkadaşıymışlardı.
Öğretmen gülümseyerek,
"O hâlde Alya, Vina'nın yanına oturabilirsin."
dedi.
Alya yerine geçip Vina'nın yanına oturdu. İkisi fısıldaşarak eski günlerden konuşmaya başladılar.
Sınıftaki herkes onların ne kadar mutlu olduğunu düşünüyordu.
Ama sınıfın en arkasında oturan Zeyin, gözlerini Alya'dan ayıramıyordu.
Onun gülüşü...
Diğer insanlarınkinden farklıydı.
Sanki gülümsüyordu...
Ama o gülümsemenin içinde bir hüzün saklıydı.
"Bu gülümseme..." diye düşündü Zeyin.
"Çok tanıdık..."
Zeyin kendi mutsuzluğuna alışmıştı.
Fakat çevresindeki başka birinin de aynı acıyı yaşadığını görmek istemiyordu.
İlk kez...
Birinin de görünmeyen bir maske taktığını hissetmişti.Son dersin zili çaldı.
Öğrenciler çantalarını alıp sınıftan çıkmaya başladılar.
Tam o sırada Vina, Zeyin'in yanına geldi.
"Zeyin, hadi birlikte kafeye gidelim."
Zeyin kısa bir an düşündü, sonra her zamanki gülümsemesiyle,
"Olur."
dedi.
Gin ile Tobi de yanlarına geldi.
"Biz de geliyoruz." dedi Gin.
Tobi gülümseyerek,
"Zaten sizi yalnız bırakacak değildik."
Vina bu kez Alya'ya döndü.
"Alya, sen de bizimle gelsene."
Alya kısa bir süre duraksadı.
Yüzünde yine o nazik gülümseme belirdi.
"Olur."
Beşi birlikte okuldan çıkıp yakındaki kafeye doğru yürümeye başladılar.
Vina yol boyunca heyecanla konuşuyor, Gin ile Tobi ara sıra şakalaşıyordu.
Zeyin de onlara gülerek karşılık veriyordu.
Ama ara sıra fark ettirmeden Alya'ya bakıyordu.
Alya da gülümsüyor, konuşuyor, herkesle uyum sağlıyordu.
Yine de...
Zeyin'in aklından tek bir düşünce geçiyordu.
"Bu gülümseme... Benimkine çok benziyor."
İkisi de kahkaha atıyordu.
İkisi de mutlu görünüyordu.
Ama ikisinin de yüzünde, kimsenin göremediği görünmeyen bir maske vardı.Harika bir ayrıntı ekledin. Bu sahne, hem Alya'nın hem de Zeyin'in başkalarını düşünürken kendi acılarını sakladığını gösteriyor.
Kafede uzun süre sohbet ettiler.
Birlikte güldüler, şakalaştılar ve güzel vakit geçirdiler.
Akşam olmaya başlayınca herkes birbirine veda edip evlerine döndü.
Alya eve gelir gelmez doğruca odasına çıktı.
Kapıyı sessizce kapattı.
Yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu.
Odasında derin bir sessizlik vardı.
Masasının üzerinde duran çerçeveyi eline aldı.
Resimde, ablasıyla birlikte çekilmiş eski bir fotoğraf vardı.
Alya parmaklarıyla fotoğrafı okşadı.
Gözleri doldu.
Ama ağlamadı.
Sadece sessizce fotoğrafa bakmaya devam etti.
...
O sırada Zeyin de evine vardı.
İlk işi mutfağa gidip büyükbabasına yardım etmek oldu.
İkisi birlikte akşam yemeğini hazırladılar.
Yemekten sonra Zeyin, ikiz ablaları Eliz ile Yeliz'in odasına çıktı.
İki kardeş de telaş içindeydi.
"Bunu bulamıyorum!"
"Benimkini gördün mü?"
Zeyin gülümseyerek dolabı açtı.
Eliz'e uzun kollu, kapalı bir gömlek uzattı.
"Bunu giy."
Eliz teşekkür ederek gömleği aldı.
Zeyin, Eliz'in kollarındaki kalıcı yara izlerini kimsenin görmesini istemiyordu.
Ardından Yeliz'e uzun bir etek verdi.
"Sen de bunu giy."
Yeliz gülümseyip eteği aldı.
O da bacaklarındaki eski kaza izlerini saklamak istiyordu.
Zeyin ikisine de yardım ederken yüzünde yine sıcak bir gülümseme vardı.
Sanki her şey yolundaymış gibi davranıyordu.
Oysa başkalarının yaralarını gizlemeye çalışırken...
Kendi görünmeyen yaralarını yine kimse göremiyordu.Önceki bölüme uygun şekilde şöyle devam edebiliriz:
Eliz ile Yeliz hazırlanıp evden çıktılar.
"Hoşça kal, Zeyin!"
"Dedeci, kendine iyi bak!"
Kapı kapanınca ev yeniden sessizliğe büründü.
Zeyin önce ablalarının odasına girdi.
Dağılmış kıyafetleri tek tek katladı, masalarını topladı ve eşyaları yerlerine yerleştirdi.
Oda eskisinden daha düzenli hâle gelmişti.
İşini bitirince mutfağa geçti.
Büyükbabası çoktan sofrayı hazırlamıştı.
İkisi birlikte sessizce yemek yediler.
Büyükbabası ara sıra Zeyin'e bakıyor, onun gülümsediğini görünce içi rahatlıyordu.
Yemek bittikten sonra Zeyin tabakları yıkadı.
"İyi geceler, dedeci."
"İyi geceler, oğlum."
Zeyin odasına çıktı.
Kapıyı usulca kapattı.
Ve o an...
Yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.
Odasında yalnız başına yatağının kenarına oturdu.
Hiçbir şey söylemedi.
Sadece boşluğa baktı.
Kimsenin görmediği o görünmeyen maskeyi sonunda çıkarmıştı.
Artık ne gülümsüyordu...
Ne de mutlu görünmeye çalışıyordu.
Sadece sessizce oturuyordu.Bu geçmiş, Zeyin'in neden sürekli maske taktığını açıklayan güçlü bir neden olabilir. Sahneyi şöyle yazabiliriz:
Zeyin yatağının kenarında sessizce oturuyordu.
Gözlerini kapattı.
Ama ne zaman gözlerini kapatsa...
Dokuz yaşındayken yaşadığı o gün yeniden gözlerinin önüne geliyordu.
O trafik kazası...
Hayatını ikiye ayıran gündü.
O gün annesini ve babasını kaybetmişti.
Eliz'in kollarında kalan kalıcı yara izleri...
Yeliz'in bacağındaki hiç silinmeyen yaralar...
Hepsi o kazadan kalmıştı.
Zeyin her gün onları görünce o günü yeniden hatırlıyordu.
"Keşke o gün hiç yaşanmasaydı..." diye düşündü.
"Keşke annemle babam hâlâ yanımızda olsaydı..."
Gözleri doldu.
Ama ağlamadı.
Çünkü yıllar önce kendine bir söz vermişti.
Ablaları ve büyükbabası üzülmesin diye...
Her zaman gülümseyecekti.
Bu yüzden her sabah görünmeyen maskesini takıyor, herkese neşeli biri gibi davranıyordu.
Fakat odasında yalnız kaldığında...
O maskeye artık ihtiyacı kalmıyordu.
Ve içinde, dokuz yaşındaki küçük Zeyin hâlâ o kazanın acısını yaşamaya devam ediyordu.Yine bir sabah olmuştu.
Zeyin alarmı kapattı, okul formasını giydi ve aynanın karşısına geçti.
Derin bir nefes aldı.
Sonra her zamanki gibi yüzüne o sıcak gülümsemeyi yerleştirdi.
Görünmeyen maskesini yeniden takmıştı.
Odasından çıkıp büyükbabasına ve ablalarına günaydın dedi. Kahvaltısını yaptıktan sonra çantasını alıp evden ayrıldı.
Bir süre yürüdükten sonra arkasından iki tanıdık ses duyuldu.
"Zeyin!"
Arkasını döndüğünde Gin ile Tobi'yi gördü.
İkisi de ona yetişip yanında yürümeye başladı.
Zeyin hafifçe gülerek,
"Niye bana hâlâ çocukmuşum gibi davranıyorsunuz?" diye sordu.
Gin gülümsemedi.
Ciddi bir ifadeyle Zeyin'e baktı.
"Çünkü seni tanıyoruz."
Zeyin sessiz kaldı.
Gin devam etti.
"Ne zaman kendini gerçekten sevmeye başlarsan..."
"...işte o zaman seni yalnız bırakırız."
Tobi de başını salladı.
"O güne kadar yanındayız."
Zeyin yine gülümsedi.
"Abartıyorsunuz."
Ama bu kez...
O gülümsemenin arkasında küçük de olsa bir duygu vardı.
Çünkü ilk kez biri, onun sadece başkalarını değil, kendisini de mutlu etmesi gerektiğini söylemişti.Önceki bölümlere uygun şekilde bu sahneyi şöyle yazabiliriz:
Üçü birlikte okula vardı.
Koridora girer girmez her zamanki gibi öğrenciler Zeyin'e selam vermeye başladı.
Tam o sırada Vina koşarak yanına geldi.
"Günaydın, Zeyin!"
"Günaydın, Vina."
İkisi sohbet etmeye başladı.
Birkaç dakika sonra Roz elinde iki küçük hediye paketiyle koridorda göründü.
Önce Zeyin'in yanına geldi.
Elindeki paketi ona uzattı.
Zeyin şaşkınlıkla,
"Bu da ne?" diye sordu.
Roz hafifçe gülümsedi ve kulağına fısıldadı.
"Dün yaptığın için... teşekkür ederim."
Sonra göz kırparak uzaklaştı.
Ardından ikinci hediyeyi Gin'e uzattı.
"Bu da seni bana yardım ettiğin için."
"Gin... Beni kurtardığın için teşekkür ederim."
Gin mahcup bir şekilde gülümsedi.
"Buna gerek yoktu."
Roz da gülümseyerek,
"Ben yine de vermek istedim."
İkisi konuşmaya başladı.
Bütün bunları uzaktan izleyen Vina'nın gülümsemesi yavaş yavaş kayboldu.
Gözleri, Roz'un Zeyin'e verdiği hediyeye takılmıştı.
İçini hafif bir kıskançlık kapladı.
"Neden ona hediye verdi?" diye düşündü.
İlk kez...
Vina, Zeyin'i başka biriyle paylaşmak istemediğini fark etti.Vina, Roz uzaklaştıktan sonra hemen Zeyin'in yanına geldi.
Elindeki hediye paketine baktı.
Sonra biraz çekinerek sordu:
"Zeyin..."
"Sakın bana Roz'la çıkıyorum deme."
Zeyin şaşkınlıkla gözlerini açtı.
"Ne?"
"Neden böyle düşündün?"
Vina dudaklarını ısırdı.
"Bilmiyorum... Sizi görünce öyle sandım."
Zeyin hafifçe gülümseyip başını iki yana salladı.
"Öyle bir şey yok."
"Roz sadece dün olanlar için teşekkür etmek istedi."
Vina derin bir nefes aldı.
"Demek öyle..."
Sonra Zeyin'in elindeki hediyeyi dikkatlice inceledi.
Küçük bir gülümsemeyle paketi eline aldı.
"Biliyor musun?"
"Ben sana bundan daha güzel bir hediye alırım."
Zeyin gülerek omuz silkti.
"Hediye almana gerek yok."
"Senin arkadaşlığın yeter."
Bu söz Vina'nın yüzünü kızarttı.
Kalbi hızla atmaya başladı.
Zeyin ise bunu fark etmedi.
Onun için Vina, sadece değer verdiği yakın arkadaşlarından biriydi.Tam o sırada Alya sınıfa girdi.
Vina ile Zeyin'in konuştuğunu görünce uzaktan onları izledi.
İçinden sessizce düşündü:
"Sanırım... Vina, Zeyin'den hoşlanıyor."
Sonra gülümseyerek seslendi.
"Vina!"
Vina arkasını döndü.
"Alya! Gel."
Alya yanlarına geldi.
Vina ikisine de bakıp neşeyle konuştu.
"Biliyor musunuz? Sizin iki ortak yönünüz var."
Zeyin ile Alya aynı anda şaşkınlıkla birbirlerine baktılar.
"Ne?" dediler.
Vina parmağını kaldırdı.
"Birincisi, ikiniz de benim arkadaşımsınız."
İkisi de hafifçe gülümsedi.
"İkincisi..."
"İkinizin de ablası var."
Zeyin hiç düşünmeden gülümsedi.
"Evet, hem de iki tane. İkiz ablalarım var."
Alya'nın gülümsemesi yavaşça kayboldu.
Başını eğdi.
Sessizce konuştu.
"...Artık benim bir ablam yok."
Koridor bir anda sessizliğe büründü.
Vina'nın yüzündeki neşe kayboldu.
O an hatırlamıştı...
Alya'nın ablasını yıllar önce kaybettiğini unutmuştu.
"Özür dilerim, Alya..." dedi üzgün bir sesle.
Alya başını kaldırıp küçük bir gülümseme takındı.
"Önemli değil."
Ama Zeyin, onun gözlerine baktığında bunun gerçek bir gülümseme olmadığını yine anlamıştı.
O görünmeyen maskeyi...
Bir kez daha görmüştü.Koridorda kısa bir sessizlik oluştu.
Zeyin, Alya'ya dikkatlice baktı.
Yumuşak bir sesle sordu:
"Sanırım... ablanı çok seviyordun."
Alya başını hafifçe salladı.
"Evet."
"Benim için çok önemli biriydi."
Bunları söylerken gözleri dolmuştu.
Yine de her zamanki gibi gülümsemeye çalışıyordu.
Zeyin bunu fark etti.
Alya'nın üzülmesini istemiyordu.
Bu yüzden sessizce konuştu.
"Ben de..."
"...hayatımdaki en önemli insanları kaybettim."
Alya şaşkınlıkla başını kaldırıp Zeyin'e baktı.
İlk kez...
Birinin onu gerçekten anladığını hissetti.
Çünkü Zeyin, onu teselli etmek için boş sözler söylememişti.
Acısını anlamıştı.
İkisi de birbirlerinin gözlerine baktı.
Hiçbiri gülümsemiyordu.
İlk defa, görünmeyen maskelerinin ardındaki gerçek duygular birbirine ulaşmıştı.
O an ne Vina ne de diğerleri konuştu.
Sadece sessizlik vardı.
Ama o sessizlik, ikisinin birbirini anlamasına yetmişti.Koridordaki sessizliği Vina bozdu.
"Hadi ama..." dedi gülümseyerek.
"Artık hepsi geçmişte kalmıştır."
Bu söz söylenir söylenmez...
Zeyin ile Alya'nın yüz ifadeleri bir anlığına değişti.
İkisi de sessizce yere baktı.
Çünkü onlar için...
Geçmiş, geçmişte kalmamıştı.
Her sabah uyandıklarında...
Her gece yalnız kaldıklarında...
O acılar hâlâ onlarla birlikteydi.
Vina ise bunu bilmiyordu.
Sadece arkadaşlarını üzgün görmek istememişti.
Zeyin derin bir nefes aldı.
Sonra görünmeyen maskesini yeniden taktı.
Yüzünde tanıdık gülümseme belirdi.
"Tamam."
"Hadi, bugün ne yapacağız?"
Vina yeniden neşelendi.
Gin ile Tobi de sohbete katıldı.
Herkes konuşmaya başlarken Alya sessizce Zeyin'e baktı.
Zeyin de kısa bir an ona baktı.
İkisi de aynı şeyi düşünüyordu.
"Bazı acılar gerçekten geçmişte kalmaz."
Ama bunu, o an birbirlerinden başka kimse anlamıyordu.
Dersler başladı.
Sınıfta herkes normal bir gün geçiriyordu.
Vina, Gin ve Tobi kendi aralarında konuşuyor, bazen Zeyin'i de sohbete katıyorlardı.
Zeyin yine herkesin yanında gülüyor, şaka yapıyor ve ortamı neşelendiriyordu.
Ama Alya onu izliyordu.
Dikkat ettiği bir şey vardı.
Zeyin herkesin yüzünü güldürmeye çalışıyordu.
Tıpkı kendisi gibi...
Alya sessizce düşündü:
"Herkesi mutlu etmeye çalışıyor..."
"Ama kendisi mutlu mu?"
Ders arasında Zeyin kalemini düşürdü.
Alya eğilip kalemi alıp ona uzattı.
"Al."
Zeyin gülümsedi.
"Teşekkür ederim."
Alya kısa bir süre durdu.
Sonra sordu:
"Zeyin..."
"Evet?"
"Sen hep böyle misin?"
Zeyin şaşırdı.
"Nasıl?"
Alya onun gözlerine baktı.
"Hep gülümseyen..."
"Herkesle ilgilenen..."
"Ama kendini hiç düşünmeyen biri misin?"
Zeyin birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra hemen güldü.
"Ne demek istiyorsun? Ben iyiyim."
Alya da hafifçe gülümsedi.
"Ben de öyle diyordum."
Bu söz Zeyin'i durdurdu.
Çünkü Alya'nın ne demek istediğini anlamıştı.
İkisi de aynı maskeyi taşıyordu.
O sırada Tobi uzaktan onlara baktı.
Gin'e fısıldadı:
"Galiba Zeyin ilk kez biri tarafından gerçekten görüldü."
Gin başını salladı.
"Belki de onun ihtiyacı olan şey buydu."
Zeyin ve Alya ise hâlâ konuşuyordu.
İlk kez...
Birisi onun gülümsemesinin arkasını görmüştü.Ders arası devam ederken sınıfın kapısı açıldı.
Roz içeri girdi.
Yanında başka bir kız vardı.
Roz, Zeyin'in yanına yaklaştı.
"Zeyin."
Zeyin ona döndü.
"Merhaba, Roz."
Roz gülümseyerek yanındaki kızı gösterdi.
"Bu benim arkadaşım Dina."
Dina utangaç bir şekilde selam verdi.
"Merhaba."
Zeyin de gülümseyerek karşılık verdi.
"Merhaba, tanıştığımıza memnun oldum."
Roz elindeki küçük paketi gösterdi.
"Bu arada..."
"Beni Gin'le yakınlaştırdığın için tekrar teşekkür ederim."
Zeyin şaşırmış gibi yaptı.
"Önemli değil."
Roz gülümseyerek devam etti.
"Bir de senden bir şey isteyeceğim."
"Benim arkadaşım Dina ile Tobi'yi tanıştırsan olur mu?"
Zeyin bir an sessiz kaldı.
Sonra her şeyi anlamaya başladı.
Roz'un Gin ile yakınlaşması...
Şimdi de Dina ile Tobi...
Zeyin içinden düşündü:
"Demek herkesin mutlu olması için onları birbirine yaklaştırmamı istiyorlar."
Ama başka bir düşünce de aklına geldi.
"Eğer herkesin yanında biri olursa..."
"Belki kimse benim yanımda olmaya ihtiyaç duymaz."
Yüzünde yine aynı gülümseme vardı.
Ama Alya uzaktan ona baktı.
Onun yüzündeki küçük değişikliği fark etmişti.
Çünkü Alya artık biliyordu...
Bazı gülümsemeler mutluluktan değil, saklamak içindi.Bu sahnede Zeyin'in herkesi mutlu etmeye çalışırken kendi duygularını yine saklamasını öne çıkarabiliriz:
Zeyin, Roz ile Dina'ya baktı.
Her zamanki gibi gülümsedi.
"Tabii, memnuniyetle."
Roz sevinirken Dina biraz çekingen görünüyordu.
Zeyin ona dönüp sakin bir sesle konuştu:
"Ama eğer canın yanarsa... bu benim hatam değil, tamam mı?"
Dina şaşırdı.
Zeyin'in bunu neden söylediğini anlamamıştı.
Sonra küçük bir sesle cevap verdi:
"Tamam..."
Okul bitmişti.
Öğrenciler yavaş yavaş sınıflardan çıkıyordu.
Zeyin, Roz ve Dina ile birlikte dolapların olduğu koridora gitti.
Zeyin etrafa baktı.
Sonra Dina'ya döndü.
"Sen sağ taraftan yürü."
Dina başını salladı.
Zeyin hafifçe gülümsedi.
"Gerisini bana bırak."
Dina ve Roz birbirlerine baktılar.
Zeyin yine her zamanki gibi kendinden emin görünüyordu.
Ama aslında içinde başka bir düşünce vardı.
"Herkes mutlu olursa..."
"Belki benim yüzümden kimse üzülmez."
Zeyin bunu bir görev gibi görüyordu.
Kendi mutluluğunu değil...
Başkalarının mutluluğunu korumaya çalışıyordu.İstersen sonraki sahnede Zeyin'in Tobi ve Gin'in onun planlarını fark etmesini ya da Alya'nın Zeyin'in bu davranışını anlamasını yazabiliriz.Zeyin koridorda yürürken Tobi ile Gin yanına geldi.
Her zamanki gibi konuşmaya ve şakalaşmaya başladılar.
Zeyin, Tobi'yle biraz dalga geçti.
Tobi önce gülümsedi ama sonra sinirlendi.
"Zeyin, yine başladın."
dedi.
Dolabının yanına geldiğinde kapıyı biraz sert açtı.
O anda kimsenin beklemediği bir şey oldu.
Dolabın kapağı Dina'ya çarptı.
Dina bir anda şaşkınlıkla geri çekildi.
Burnu kanamaya başlamıştı.
Tobi'nin yüzündeki sinir hemen kayboldu.
Gözleri büyüdü.
"Ben... benim yüzümden."
dedi.
Hemen Dina'nın yanına gitti.
"İyi misin? Özür dilerim, fark etmedim."
Dina onu sakinleştirmeye çalıştı.
"İyiyim..."
Ama Tobi kendini suçlu hissediyordu.
Dina'yı okul doktoruna götürmeye karar verdi.
Tam o sırada Roz geldi.
Ne olduğunu öğrenince hemen onların yanına katıldı.
Gin de Tobi'yi yalnız bırakmamak için peşlerinden gitti.
Böylece dördü birlikte okul doktoruna doğru ilerledi.
Zeyin ise olduğu yerde kaldı.
Yanında Vina ve Alya vardı.
Üçü okuldan çıkarken yavaşça yürüdüler.
Vina konuşuyor, Zeyin cevap veriyor, Alya ise sessizce onları dinliyordu.
Bir süre sonra yolları ayrıldı.
"Herkese görüşürüz."
dediler.
Herkes kendi yoluna giderken Zeyin bir an durup arkasından baktı.
Yine herkesin sorununu çözmeye çalışmıştı.
Ama kimse onun içinde neler olduğunu sormamıştı.
Alya ise uzaklaşırken bir kez daha düşündü:
"Zeyin... sen gerçekten hep başkalarını mı düşünüyorsun?"