İçeriğe geç

İKİ DEMİR ARASI

Bölüm 1 · 4 dk okuma

İKİ DEMİR ARASI

Bölüm 1

Kurt ve Kuzu

Düşman kurt gibiyken sen kuzu gibi olmamalısın derlerdi ama sana başka bir şans vermezlerdi hep kaçarsın, hep susarsın çünkü sana bunlardan başka bir yol sunmazlar sen başka bir yol ararsan da boynunu soğuk keskin ve seni ölüme bir nefes kadar uzak kılan iki demir arasında bulursun.

Odun kömürümü şöminenin içine doldurmuş karşısına oturmuştum közün yayılıp evin içerisini bir nebze de olsa ısıtmasını bekliyordum üst katımdan ayak sesleri hatta koşuşturma sesleri geliyordu, muhtemelen yurttaşlardan birinin evladıydı. Neden bu kadar heyecanlı olduklarını anlayabiliyordum, bu gün bir adam ya da kadın idam edilecekti, pek bilgim yoktu çünkü idamların bir suçu daha büyük bir suçtan başka bir şey olduğunu düşünmüyorum. Televizörden gelen seslere dikkat kesildiğimde idamın akşamüstü olacağını öğrenmiştim. Kim olduğu önemli değildi, çocuğu var mıydı? yok muydu? önemli değildi, sen bir düşünce suçu işlediysen, hükümete karşı gelip kendi istediğin hayatı yaşamaya çalışırsan hakkın ölümdü.

Televizörün döküm demir kasasından önce yüksek frekanslı bir cızırtı, ardından o soğuk ve mekanik ses odaya yayıldı. Spikerin sesi, tıpkı cihazın içindeki katot tüpü gibi donuk ve hissizdi:

"Dikkat! Kamu Güvenliği ve İstikrar Bakanlığı bildiriyor: Cumhuriyet topraklarında fikir birliğini bozmaya yeltenen, halkı itaatsizliğe ve bozgunculuğa sürükleyen Yurttaş 704, nam-ı diğer Terzi Thomas, düşünce suçu ve vatana ihanetten suçlu bulunmuştur. İdam, akşamüstü tam saat altıda, Merkez Meydanı'ndaki idam sehpahasında gerçekleştirilecektir. Tüm yurttaşların izlemesi zorunludur."

Terzi Thomas... Onu tanıyordum. Sadece herkes için daha iyi bir kumaş, daha adil bir ekmek istemişti. Demek şimdi o da kuzu gibi susmadığı için kurda yem olacaktı.Tam o sırada, televizördeki sesin yarattığı o ağır sessizliği, yukarından gelen apar topar koşuşturma seslerinin ardından kapımın sertçe vurulması böldü. Üç kısa, bir uzun vuruş... Sıradan bir misafir olmadığı apaçık belliydi.

Şöminenin karşısından isteksizce doğruldum. İçimdeki korku, odun kömürünün yaydığı sıcaklıktan çok daha hızlı sardı bedenimi. Kapının pirinç kolunu yavaşça indirdim. Karşımda, üst kat komşumun on iki yaşındaki oğlu Lucas duruyordu. Nefes nefeseydi, gözleri yuvalarından fırlayacak gibi açılmıştı ve soluk yüzünde ter damlaları parıldıyordu.

Yurttaş..." dedi, sesi titriyordu. Elini montunun içine götürdü ve televizördeki anonsun yankısı hala odada dönerken, hışımla içeri süzülüp kapıyı arkasından kapattı. Koynundan çıkardığı şeyi bana doğru uzatırken fısıldadı:

"Bunu Terzi Thomas yakalanmadan önce babama vermişti. Babamı götürdüler... Sırada ben varım. Bunu sadece siz saklayabilirsiniz."

Lucas’ın elinde tuttuğu, üzeri kan lekeleriyle kararmış, elle yazılmış yasaklı bir manifesto defteriydi.

Şimdi önümde iki yol vardı: Ya bu çocuğu ve defteri içeri alıp kendimi de o keskin iki bıçağın arasına ölümün kollarına bırakacaktım, ya da her zamanki gibi bir kuzu gibi davranıp kapıyı yüzüne kapatacaktım.

Lucas’ı hışımla içeri çekip kapıyı arkasından sürgüledim. Nabzım kulaklarımda patlıyordu. Çocuğu şöminenin loş ışığına doğru itip elindeki kan lekeli defteri aldım ve masanın üzerine serdim. Televizörden yayılan o soğuk, mavi ışık sayfaların üzerine düşerken, içimdeki korku yerini sarsıcı bir meraka bırakmıştı.

Sayfaları çevirdikçe karşıma çıkan şey sıradan bir günlük ya da basit bir isyan çağrısı değildi. Bu, rejimin tüm meşruiyetini kökünden sarsacak nitelikte, ağır siyasi analizlerle dolu bir manifestoydu. Terzi Thomas, kamulaştırma adı altında halkın elinden alınan toprakların, aslında Bakanlık elitlerinin lüks harcamalarını gizlemek için kullanıldığını resmi belgelerle kanıtlamıştı. Gazetelerin ve televizörün her gün pompaladığı "Büyük Ekonomi Katılımı" adı altındaki yalanın gerçekleri tek tek yazılmıştı. Yalanının arkasındaki gizli enflasyon oranları, boşalan devlet ambarları ve yapılan idamların nedenleri yazılmıştı. Nereden bulmuştu bunları?

Ben belgelere gömülmüş okuduğum şeylerin şaşkınlığını atamamışken duyulan gürültü Lucas'ı da korkuya bürümüştü. Çocuğun sessizliği ve gözlerindeki korku bana okuduğum şeylerin sorumluluğunu hatırlatıyordu.

"Burada durun! Bütün çıkışları tutun, 4 numaralı daireyi ablukaya alın!" diye kükredi dışarıdaki komutan.

Kapı sertçe çalınmaya başlamıştı. Pencereden dışarıya biraz sarkıp kenarlığın altındaki boş bölgeye koymuştum kağıdı büküp."Aç kapıyı! Bakanlık adına arama emri var! Derhal açın!"

Kapının ahşap gövdesi ağır darbelerle çatırdarken, masadaki defteri kapıp montumun iç cebine, kalbimin tam üstüne sıkıştırdım. Normal yollardan çıkamazdık. Lucas’ın kolundan tutup şöminenin yanındaki eski mutfak nişine doğru koştum. Orada, binanın inşa edildiği dönemden kalma, eski kömür ve kül tahliye kanalı bulunuyordu; doğrudan şehrin lağım şebekesine ve karanlık arka çıkmazlarına açılan ilkel bir dehliz.

Kapının kilidi büyük bir gürültüyle kırılıp askerler içeri daldığı an, Lucas’ı dar kanaldan aşağı doğru ittim ve hiç düşünmeden ben de kendimi o karanlık, dik boşluğa bıraktım. Arkamızda kalan evden mobilyaların devrilme sesleri, postalların gürültüsü ve televizörün o ruhsuz, mekanik cızırtısı yükseliyordu.Rutubetli ve dar tünelde dizlerimizin üzerinde, nefes nefese sürünerek ilerledik. Birkaç dakika sonra, şehrin arka sokaklarına açılan paslı bir demir ızgarayı itip kendimizi yağmurun ıslattığı karanlık bir çıkmaza attık. Üstümüz başımız kül ve çamur içindeydi, ama elimizde rejimi yıkacak en büyük silah duruyordu. Uzaktan, akşamüstü gerçekleşecek olan o kanlı tiyatro için toplanan kalabalığın uğultusu geliyordu.

Karşımdaki duvara bakmıştım şuan herkesin dikkati başka yerdeydi bu yüzden rahat hareket ederdim. duvarda; "İtaat, istikrardır." Yazıyordu. Hayır itaat etmek istikrar değildi. Yanından geçemezdi, itaat etmek kölelikti özgür bir halkın yapacağı kabul edeceği bir yönetim şekli değildi ama herkes o kadar gözlerini kapatmıştı ve kendinden alınanlarla mutsuzluk içinde yaşamaya alışmıştı ki. Gözlerini açmak çok zor olacaktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.