Telefonumun ekranına bir kez daha baktım.
23.47.
Annemin attığı son mesaj hâlâ duruyordu:
“Lal, bu gece bizim için çok önemli. Ne olursa olsun sakin kal.”
Sakin kalmak mı?
Hayatım boyunca bana söylenen en komik şey buydu.
Arabadan indiğimde karşımdaki devasa konağa baktım. Işıkları uzaktan bile göz alıyordu. Bahçede pahalı arabalar, kapının önünde takım elbiseli insanlar vardı.
Burası bir evden çok başka bir dünyaya benziyordu.
Ve ben o dünyanın içine girmek üzereydim.
Üstelik istemeden.
Annem koluma girdi.
“Gülümse.”
“Anne, evlenmeye değil, mahkemeye gidiyormuşum gibi hissediyorum.”
“Lal…”
“Tamam. Gülümsüyorum.”
Dudaklarımı zorla yukarı kıvırdım.
Kapı açıldı.
İçeriden gelen kalabalığın uğultusu bir anda kesildi.
Herkes bize bakıyordu.
Sonra onu gördüm.
Aras.
Merdivenlerin başında duruyordu. Siyah takım elbisesinin içinde fazlasıyla kendinden emin görünüyordu. İnsanların arasında bile gözleri doğrudan beni buldu.
Bir süre birbirimize baktık.
Sonra yavaşça merdivenlerden indi.
Yanıma geldiğinde eğilip kulağıma fısıldadı:
“Son kez soruyorum. Bunu gerçekten yapmak istiyor musun?”
Kaşlarımı kaldırdım.
“Bunu bana sen mi soruyorsun?”
Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
“Hayır.”
“Ne güzel. Çünkü cevabımı biliyorsun.”
Aras birkaç saniye yüzüme baktı.
“Sandığımdan daha cesursun.”
“Sen de sandığımdan daha sinir bozucusun.”
İlk kez gerçekten gülümsedi.
Tam o sırada arkamızdan bir kadın sesi geldi.
“Aras.”
Sesindeki ton, odadaki herkesi susturmaya yetmişti.
Aras’ın annesi.
Bize doğru yaklaşırken önce beni, sonra oğlunu süzdü.
“Misafirler bekliyor.”
Aras başını salladı.
Ben ise kadının gözlerindeki ifadeyi fark etmiştim.
Beni istemiyordu.
Ama neden?
Yemek masasına oturduğumuzda herkes konuşuyordu.
Ben ise tek kelime etmiyordum.
Aras yanımda oturuyordu. Eli masanın üzerinde, benimkinden yalnızca birkaç santim uzaktaydı.
Bir ara parmakları elime değdi.
İrkilerek elimi çektim.
Bana dönüp alçak sesle:
“Gerildin mi?” dedi.
“Hayır.”
“Yalan söylüyorsun.”
“Sen de çok konuşuyorsun.”
“Bunu daha önce söylemiştin.”
“Demek ki anlamamışsın.”
Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.
Tam o sırada masanın diğer ucundan gelen cümleyle yüzümdeki ifade tamamen değişti.
“Lal’in ailesi bu evliliğin karşılığında ne istedi?”
Sessizlik.
Çatal elimde dondu.
Başımı kaldırdım.
Soruyu soran Aras’ın amcasıydı.
Annemin yüzü bembeyaz olmuştu.
Aras ise ilk kez öfkeli görünüyordu.
“Yeter.”
Amcası arkasına yaslandı.
“Ne var? Herkesin bildiği bir şeyi konuşuyoruz.”
Aras ayağa kalktı.
“Lal’i bu masada küçük düşürmeyeceksin.”
Kalbim hızlandı.
Çünkü o an ilk defa şunu fark ettim:
Bu evlilik yalnızca benim ailemin sırrı değildi.
Bu ailenin de benden sakladığı bir şey vardı.
Ve o gece, herkes uyuduktan sonra Aras’ın çalışma odasının kapısının aralık olduğunu gördüğümde, hayatımın en büyük hatasını yaptım.
İçeri girdim.
Masasının üzerinde tek bir dosya vardı.
Üzerinde benim adım yazıyordu:
LAL AKSOY
Dosyayı açtım.
İlk sayfadaki cümleyi okuduğumda nefesim kesildi.
“Bu evlilik gerçekleşirse, Lal gerçeği öğrenmemeli.”
Sonraki sayfaya geçtim.
Ve o an Aras’ın arkamda durduğunu fark ettim.
“Dosyayı kapat, Lal.”
Yavaşça arkamı döndüm.
“Benden ne saklıyorsun?”
Aras cevap vermedi.
Ben dosyayı göğsüne doğru kaldırdım.
“Bana şimdi söylemezsen, bu evlilik burada biter.”
Aras birkaç saniye sustu.
Sonra gözlerimin içine bakarak tek bir cümle söyledi:
“Çünkü seninle evlenmemin sebebi, seni sevmem değil.”