İçeriğe geç

II. Selim🤙🏻

Bölüm 1 · 2 dk okuma

II. Selim🤙🏻

Bölüm 1

1. BÖLÜM:MÜJDE VE CİHANIN SESSİZLİĞİ

28 Mayıs 1524. Topkapı Sarayı’nın yüksek surları arkasında, Boğaz’ın serin rüzgârı erguvan ağaçlarının dallarını okşarken, Harem-i Hümayun’da vakit durmuş gibiydi. Payitaht, baharın son günlerini yaşasa da sarayın koridorlarında yükselen ağır bir bekleyişin sıcaklığı vardı. Cihan padişahı Kanuni Sultan Süleyman Han, ordusunun başında Doğu seferinin hazırlıklarıyla meşguldü; fakat fikri, zihni ve kalbi payitahttaki o mukaddes odada kilitli kalmıştı.

​Sarayın mermer sütunları arasında fısıltılar dalga dalga yayılıyordu. Ebeler, cariye ağaları, kalfa kadınlar telaşlı adımlarla İkbal Dairesi’ne koşturuyordu. Duvarlara sinen buhur kokusu, altın kakmalı şamdanların titrek aleviyle birleşiyor; her bir kıvılcım, doğacak çocuğun kaderini çiziyordu. Dairenin kapısında bekleyen Hürrem Sultan’ın gözlerinde ise hem büyük bir sancının gölgesi hem de cihanı titresin diye büyüteceği bir evladın gururu okunuyordu.

​Ve nihayet, sarayın derin akislerinde çınlayan o ilk ağlama sesi...

​Gök kubbeyi yarıp geçen bir müjde gibi çökertti poyrazın sesini. Harem-i Hümayun’un başebesi, ipek kumaşlara sarılı çocuğu kucağına aldığında saray halkı nefesini tuttu. Bu çocuk; tenden, kemikten ibaret bir bebek değil; koskoca bir imparatorluğun yarını, kılıçların kabzasında yeşerecek bir takdir-i ilahiydi. Şehzade doğmuştu.

​Haber, atlı ulaklar vasıtasıyla derhal Doğu’ya, cihanın hakimi Süleyman Han’a uçuruldu. O gün İstanbul’da zaman yeniden tanzim edildi. Yedi tepeli şehrin her bir köşesinde toplar atıldı, Şirke'den Kızkulesi'ne kadar Boğaz’ın suları gümleyen barut kokusuyla sarsıldı. Günlerce sürecek şenliklerin ateşi yakıldı; halk meydanlara döküldü, şerbetler akıtıldı, koyunlar kurban edildi.

​Bebek, altın işlemeli beşiğine yatırıldığında, sarayın en ihtiyar alimi duaya durdu. Çocuğun sağ kulağına ezan-ı Muhammedi, sol kulağına kamet okundu. Ardından, cihanı titreten o heybetli dedesinin ismi fısıldandı kundağa:

​"Senin adın Selim... Senin adın Selim... Senin adın Selim..."

​Yavuz Sultan Selim’in adı, minik şehzadenin kaderine bir mühür gibi basılmıştı. O an, beşiğin üzerinde parıldayan altın sırmalı örtüler kadar parlak, ama bir o kadar da çetin bir geleceğin kapısı aralandı. Sarı saçları ve derin bakışlarıyla dünyaya gözlerini açan bu şehzade; ağabeylerinin gölgesinde büyüyüp, taht kavgalarının kanlı fırtınalarından geçerek gün gelip cihanın başına geçeceğinden henüz habersizdi.

Selim sarayın ihtişamlı ama bir o kadar da tehlikeli şefkati içinde ilk uykusuna daldığında, İstanbul surlarının ötesinde tarih, onun adını altın harflerle yazmak için ilk mürekkebini damlatmıştı...

Bölüm sonu

2 yorum