İçeriğe geç

İhanetin Kırıkları

Bölüm 6 · 5 dk okuma

İhanetin Kırıkları

Bölüm 6

6. Bölüm “Çöplük”

“Kadınlar, çocuklar hayattan göçermiş. Yani derinden, derinden..”

Flasback
2 hafta önce

“Ben gidiyorum. Evlerine küçük bir kamera takacağım. Böylece bir şey olursa hem görüp hemde dinleyebileceksiniz.” Elini omzuma koydu, konuşmaya devam etti. “Sana öğrettiğim gibi. Benim güvenimi sakın boşa çıkarayım deme. Sana inanıyorum.” Sırtımı sıvazlayıp askılıktan kabanını aldı. Son bir kez bana bakıp göz kırptıktan sonra kapıdan çıktı.

Saat daha gecenin üçüydü. Babam bana gitmeden önce Merve'nin kızı için her şeyi yapabileceğinden bahsetmişti. Bu yüzden belki de babamı son görüşümdü, bilmiyorum. Babamın korumaları ile salonda oturup bomboş televizyonu izliyordum. Telefonuma gelen bildirim ile gözümü oraya çevirdim. Babamdan mesaj gelmişti. ‘Birazdan eve gireceğim, televizyonu açın.’ Korumalara babamın yazdığı şeyi söylerken bir bildirim daha geldi.

Onlar televizyonu açarken ben mesajı okuyordum. ‘Bir de eğer Merve'yi tanıyorsam, beni gördükten sonra tekrar peşlerine takılmamdan korkup şehirin diğer ucuna kadar bile gidebilir. Büyük ihtimalle kardeşi Özlem'in yanına Kars'a gidecektir. Bana bir şey olursa onları takip edin, sizin de yolunuz Kars olsun. Hatta uzun süre orada kalırlarsa, Merve kesinlikle Melis'i oradaki okullardan birine gönderir. Senden istediğim tek şey böyle bir şey olursa ki eğer, Kars'a gidin, Melis ile aynı okula yazıl. Ve onunla samimi ol, ama sakın ona yada onlara değer vereyim deme. Çünkü seni intikamım için gönderiyorum. İlk önce Melike'yi, sonra da Özlem'i halledin en sona Melis'i bırakın. Merve'nin en sevdiği kişileri yani. Nasıl halledeceğiniz size kalmış.’

Ben mesajı okumayı bitirdiğimde televizyondan sesler gelmeye başladı. Kafamı kaldırdığımda babamın takmış olduğu kamerada ki görüntüleri izlediğimizi anladım. Dikkatle konuştuklarını dinliyordum. Hakkında sadece adını bildiğim kadın konuşmayı başlatmıştı. “Senin ne işin var burada!?” babamı aldatan kadın Merve.

Babamın sırıttığı sesinden belli oluyordu. “Beni hatırladın mı Merve?” Merve cevap vermedi gözleri ile hâlâ babamı süzüyordu. Onun yerine yanındaki kız konuştu. “Anne, bu kim?” sessizce sormasına rağmen duyulmuştu. Babam hızlıca cevap verdi. “Sende mi hatırlamıyorsun Melis? Tabii en son beş yaşında görüşmüştük. Nasıl hatırlayacaksın ki zaten.” Daha fazla dinlemedim, sebebini bilmiyorum ama dinlemek istemedim. Ayağa kalkıp su içmek için mutfağa ilerledim. Bazı korumalar arkamdan bana baksada umursamayıp yürümeye devam ettim.

Tam suyu içerken televizyondaki sesle kafamı oraya çevirdim. Suyu bırakıp hızlı adımlarla salona döndüm. Babamın gömleği kırmızıya boyanırken, titreyen elindeki silahı yavaşca indiren Merve'yi gördüm. Babamı vurmuştu. Merve denen kadın babamı vurmuştu. Babam intikamının alınmasını istiyordu. Bende onun intikamını alacaktım. Merve babamı vurduysa bende onu vuracaktım. Ama tek farkımız benim onu en zayıf noktasından vuracak olmamdı. Kızından, yeğeninden ve kardeşinden.

Televizyondaki görüntü hâlâ devam ediyordu. Merve babamı bir yere çekiştiriyordu, kızı ise merdivenleri çıkıyordu. Son basamakları çıkmadan önce arkasını döndü, sessizce annesinin babamı çekiştirerek ilerlemeye çalışmasını izliyordu. Sinirden dişlerimi sıkıyordum. Korumalara babamın yazdıklarını anlattım. Merve telefonda biri ile konuşuyordu, Kars'a gidip orada bir kaç ay kalmakla ilgili. Her şey babamın anlattığı gibi ilerliyordu. Korumalardan birinin Kars'a uçak bileti aldığını gördüm. Sanırım yarın saat 13.30'da uçak kalkıyordu.

~

Aradan iki hafta geçti. Kars'tayız, Melislerle aynı okula gidiyorum. Hatta sıra arkadaşıyız. Onunla samimileşmeye başladım. Sonra da arkasından bıçaklayacağım. İntikam dediğin böyle olur değil mi?

Yeni taşındığımız evden çıktım, okula doğru ağır adımlarla ilerliyordum. Okula girdiğimde Melike'yi gördüm. Yanında Melis yoktu, sanırım Melis'in yanına gidecekti. O an aklıma çantamdaki bıçak geldi. Fakat tam şuan sırası mıydı emin değildim. Kafamda babamın yerde ki hali görüntülendi, kanlı hali. Evet, şuan emindim. Tam zamanıydı, başka ne zaman tek bulacaktım ki Melike'yi.

Melike, Melis'in sınıfına doğru ilerlerken, aynı zamanda da okulun arka kapısının oradan geçiyordu. Bıçağı hızlıca elime aldım. Koşar adım peşinden gittim. Melike'yi kolundan yakaladım. Korkup tiz bir çığlık attı. Hayır, kimsenin duymaması gerekiyordu. Hızla elim ile ağzını kapattım. Kolundan çekerek arka bahçeye çıkardım. Neyse ki kimse yoktu. Melike bana sorar gözlerle bakıyordu. Ne hikmetse okulun ilerisinde kullanılmayan bir çöplük vardı. Oraya kimse gelmezdi.

Ses çıkarmaması için elimi öyke çok bastırıyordum ki, yüzünü buruşturarak bana bakıyordu. Çöplüğe girdiğimizde kolunu tuttuğum elimi gevşettim. Kolunu kurtarmaya çalışınca tekrar tuttum. Diğer elimdeki bıçağı sıkıca tutuyordum. Sanki birisi beni vazgeçirip elimden bıçağı alacak gibi hissediyordum. Melike ile çöplüğün içinde ilerliyorduk. Ağzındaki elimi umursamadan bir şeyler söylemeye çalışıyordu. Sesi boğuk olduğu için pek anlaşılmıyordu ama ne söylediğini tahmin edebiliyordum.

Melike'yi kaçamayacağını düşündüğüm bir yere getirdikten sonra elimi ağzından çektim. Bana bakarken gözlerindeki hayal kırıklığını gördüm. “Oğuz..?” İşte o zaman duraksadım. Bir an vazgeçmeyi düşündüm. Hayır, babamın isteğini yerine getirmeliydim. Duygusallığı bırak Oğuz, işini yap. Melike hareketsiz bir şekilde bir sonraki hamlemi bekliyordu. Elimdeki bıçağı hâlâ fark etmemişti. Yine aklıma babamın yerde ki hali gelmişti. Önce Melike'nin sesinin duyulmaması için çantamdan çıkardığım mendili ağzına bağladım. En azından böyle daha sessiz bağırırdı. Zaten burası ıssız olduğu için pek duyulmazdı. Melike hâlâ ne olduğunu anlamamış gözlerle bana bakıyordu. Konuşmaya çalışıyordu ama onu dinlemiyordum. Yoksa her an vicdanıma yenilip vazgeçebilirdim.

Artık daha fazla beklemenin bi' anlamı olmadığını düşündüm ve bıçağı önce koluna sapladım. Melike'nin acı çığlığı kulaklarıma doldu. Hayır, kimsenin duymaması gerek. Elimi mendilin üstüne koyup bastırdım.

Şuan daha az ses çıkarıyordu. Bıçağı kolundan çektim. O sıra Melike'nin gözünden akan yaşları gördüm. Zar zor yere oturmaya çalıştı. Öylece Melike'nin gözyaşlarını izliyordum. Kendime gelip bıçağı sapladığım yere baktım. Kolundan oluk oluk kan akıyordu. Daha fazla acı çekmesine dayanamayacağımı bildiğim için bu sefer de hızlıca bıçağı göğsüne sapladım. Melike'nin çığlıkları yavaştan sessizleşiyordu. Sakince Melike'nin okul kıyafetinin kırmızıya bürünmesini izliyordum. Son bir kez acıyarak Melike'ye baktığımda, gözlerini kapatmıştı. Çığlık atmayı bırakmıştı. Ama gözlerinden hala yaşlar geliyordu. Daha fazla burada durmak istemediğimden, bıçağı çöplükten bulduğum bir poşete geçirdim ve çantama attım. Son bir kez Melike'nin kanlar içindeki bedenine baktım. Ellerimde kan olmuştu.

Çantamı alıp, ellerimi cebime soktum ve kapüşonumu kapattım. Hızlı adımlarla çöplüğün arka tarafına doğru ilerleyip, çöplükten çıktım. Eve doğru gittim. Ellerimdeki ve bıçakta ki kanları çıkarmam zaman almıştı. Biraz evde dinlendim. Hiç bir şey olmamış gibi davranmam gerekiyordu. Saate baktığımda 10.47 olduğunu gördüm. Daha dördüncü derse girmemişlerdi, yetişebilirdim. Belki kafam dağılırdı da bugün olanları düşünmezdim.

Flashback End

_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_

Melis'den

Melike kaybolalı 52 saat oldu. Teyzem artık göz yaşlarını tutamaz durumuna gelmişti, bende öyleydim. Annem ikimizi de teselli etmeye çalışıyor, çıkar bi' yerden merak etmeyin gibi şeyler söylüyordu. Melike'nin telefonuna ulaşmaya çalıştığımızda telefonunu çantasında bıraktığını fark etmiştik. Yani Melike'ye ulaşabileceğimiz hiç bir şey yoktu. Keşke olsaydı, keşke Melike beni bulmaya gelmeden ben onun yanına gitseydim. Belki nereye gittiğini öğrenebilirdim. Okulda kaybolmuş olması da imkansızdı zaten. Kaç yıldır burada okuyordu, okulda küçüktü biraz, kısaca kaybolması mümkün değildi.

Bu 52 saat içinde polislere haber vermiştik, sokaktaki insanlara sormuştuk. Ve ben okula gitmemiştim, çünkü teyzemi yanlız bırakmak istemiyordum. Gerçekten çok kötü bir durumdaydı. Teyzem bir-iki saat önce artık okula gitmem gerektiğini, benim için çok önemli olduğunu söylemişti. Ben ise teyzeme “Eğer öyle mutlu olacaksan gideceğim.” demiştim. Ama kesinlikle gitmek istemiyordum. Melike'den sonra kimse ile konuşmamıştım, evdekiler ve Oğuz dışında. Oğuz ile konuşuyorduk, benim yanımda olmaya çalışıyordu.

__________

Bölüm sonu

2 yorum