"
Canını istiyorum o kadar..."
Annem eve gelmişti. Aldığı şeyleri mutfağa bırakıp elini yüzünü yıkamaya gitmişti. Bende o ara tekrar odama çıktım. Matematik hocasının verdiği ödevleri bitirmeye çalışıyordum. Ödevlerimi yaparken uyuyakalmışım.
Sabah çoğunuzun nefret ettiği o sesle uyanmıştım. Evet, alarm sesiyle. Ve maalesef mükemmel bulut gibi yumuşacık olan yatağımdan kalmak zorundaydım. Elimi yüzümü yıkayıp kıyafetlerimi giydim. Aşağıya inip kahvaltımı yaptım ve evden çıktım.
---
Okul yine çok sıkıcı geçmişti. Eve gelince annem benim için yemek hazırladığını söyledi. "Kıyafetlerimi değiştirip geliyorum." dedim anneme. Odama çıktım, gri bir eşofman giyip üstüme de siyah bir tişört geçirdim. Elimi ve yüzümü yıkadıktan sonra aşağıya indim, ve annemle birlikte yemek yedik. Yemeğimi bitince anneme "Eline sağlık anne. Çok güzel olmuş."
diyip gülümsedim.
Annemin cevabını dinlemeden odama gidip kendimi yatağa bıraktım. Gözlerimi dinlendirme amaçlı kapatmıştım. Bir kaç dakika sonra yatağın üstünde duran telefonuma gelen bildirim sesini duydum. Kılımı kıpırdatmadan yatmaya devam ettim.
----
Uyandığımda havanın hâlâ karanlık olduğunu gördüm. Kalkıp saate baktım. Saat 03.18'idi.
Uykum kaçmıştı, su içmek için aşağıya inerken duyduğum seslerle tekrar odama döndüm. Mutfakta biri vardı sanırım. Sanki birisi bir çekmeceyi açıp içinden bir şey almıştı.
Annem olabilir diye düşündüm ve annemin odasına gittim. Fakat annem hâlâ uyuyordu.
O an kafama dank etti. Dün mutfakta, yerde bulduğum kağıt parçası ve okulda koridorda bulduğum küçük not. O notları hala açmamıştım ve bunların bağlantılı olma ihtimali vardı. Hemen odama dönüp mutfakta bulduğum kağıdı küçük hatıra kutumun içinden aldım, sonra okulda giydiğim kot pantolonun cebine koyduğum küçük notu da aldım.
Mutfakta bulduğum kağıtta "SENİN İÇİN.." yazıyordu. Diğer notta ise "..GELİYORUM." yazıyordu. Yani aşağıda ki her kimse benim için gelmişti, belki de annem için.. Korkudan dizlerim titremeye başladı. Bunları düşünmemeliydim, belki de böyle bir olay yoktu ve sadece şaka yapıyorlardı. Ama kim? Neden? Fazla sorgulayamadan aşağıdan daha fazla ses gelmeye başladı.
Hemen annemi uyandırdım. Aşağıda birisi olduğunu söylediğim de yüzünün rengi attı. Sanki bu anın gelmesini bekliyormuş gibi hızlıca yataktan kalkıp dolabına yöneldi. İçinden bir çift eldiven aldı, ardından da başka bir şey. Ne aldığını göremedim ama merakta etmiyordum. Birlikte sessiz adımlarla aşağıya indik. Bu sessizlik beni aşırı ürpertmişti.
Evet, tahmin ettiğim gibi mutfakta birisi vardı. Ve elinde bıçak tutuyordu. Bu kişi sanırım beni okulda izleyen kişiydi. Yüzünü göremesemde vücut yapısından belli oluyordu. Yüzünde yine siyah bir maske vardı. Kim olduğunu çözemiyordum ama bu adamı daha önce gördüğüme emindim. Annem eldivenleri giyip cebinden bir şey çıkarttı. Ne olduğuna baktığımda elinde ki silahı gördüm.
Yavaşca mutfağa doğru ilerledik. Annem önde ben ise onun arkasındaydım. Silahı önüne doğru uzattı ve seslendi.
Merve: "Hey! Kim var orada?"
??: "Beni hatırladın mı Merve?"
Bir adım ileri geldi, sesi kalın bi tondaydı ve sesinden sırıttığı net bir şekilde belli oluyordu.
Melis: "Anne, bu kim?"
diye sordum sessizce.
??: "Sende mi hatırlamıyorsun Melis? Tabii en son beş yaşında görüşmüştük. Nasıl hatırlayacaksın ki zaten."
Masken var gerizekalı. Nasıl hatırlayayım?
Merve: "Sen ne cüretle buraya gelirsin!?"
Kimdi bu adam? Annem burada olmasına neden bu kadar tepki vermişti?
??: "Hadi ama Merve! Neden geldiğimi çok iyi biliyorsun. Onun için."
Dedi beni işaret ederken. Olayın benle ne alakası olduğunu çözmeye çalışıyordum.
Anlık gelen anlaşılmayan bir cesaretle
Melis: "O notları da sen yazdın! Beni okulda izleyen de sendin! Benden ne istiyorsun?! Sen kimsin?" dedim.
??: "Öncelikle ben baban Murat, bayadır görüşmüyorduk. Unutmuş olman normal, neyse şimdi o konulara gelmeyelim. Evet doğru tespit, o notları ben yazdım. Okulda seni ben izledim. Bu kadar kolay anlamanı beklemiyordum. Senden ne istediğime gelirsek cevabım açık ve net. Canını istiyorum o kadar."
İlk söylediği cümleyi duyar duymaz donakaldım. Kafamdan aşağı kaynar sular dökülmüştü sanki. Kendi babam beni öldürmek mi istiyordu? Hangi baba bunu isterdi ki? Annem ve Murat'ın -babam denen o şahısın- konuştuklarını duyuyordum. Ama aklım şu an orada değildi. Konuştuklarını anlayamıyordum.
---
Merve: "Neden ben değil de o?! O daha çocuk! Bırak hayatını yaşasın. Senin asıl sorunun benimle. Melis'i rahat bırak!"
Murat: “Sana söylemiştim. Boşanmaman gerektiğini, ama sen dinlemedin. Bende intikamım için kaçtım. Nereden kaçtığımı en iyi sen bilirsin :) Neyse, konumuza gelelim ki Melis kolay lokma. Zaten hedefim sadece Melis değil. Sırasıyla, sonra ki hedefim Melike. Ve Melike'den sonra ise Özlem! Yani senin en çok değer verdiklerin :)”
Merve: “Gerçekten senden iğreniyorum! Nasıl sana inanıpta seninle evlenmişim aklım almıyor. Keşke Özlem'e kulak verseydim de seninle flörtleşmeseydim. En yakın zamanda kaçtığın akıl hastanesine geri dönmelisin. Yada dönemeden geberirsen daha mutlu olurum.”
Annemden beklemediğim sözler duyuyordum. Adama bakarak resmen tükürürcesine nefretini kusuyordu. Ama adam hala sırıtıyordu, amacı neydi bunun? Ben hâlâ annemin arkasındaydım. Annem beklemediğim bir anda "Gözlerini kapa." diye bağırdı. Annemi dinleyip gözlerimi kapattım ve beklemeye başladım. Çıkan silah sesi ile yerimden sıçradım, gözümü yavaş yavaş açtığım da annem titreyen elinde tuttuğu silahı yavaşca yere indiriyordu. Bataklığa düşmüş bir anne-kız gibi hissediyordum. Çıkamayacak kadar derin, bir o kadarda korku ve endişe içindeki bir bataklık.
Stresten ziyade korkudan bende titremeye başlamıştım. Derin bir nefes verip, yavaş adımlarla anneme iyice yaklaşıp ona sarıldım. Sıkıca sarılıyorduk birbirimize.
Melis: "Şimdi ne olacak? Öldü mü?"
Merve: "Mermi sanırım karnına denk geldi. Kan kaybından ölme ihtimali var. Murat'ın bir sürü adamı var. Bizi bulmaları an meselesi. O yüzden gideceğiz. Biz burdan gidene kadar birisinin onu görmemesi lazım. Sen eşyalarını hazırla. Bende şunu bodruma götürüp yerleri temizleyeyim."
Sorgulamadan kafa sallayıp sakin adımlarla merdivenlere yöneldim. Merdivenleri çıkmadan önce arkama baktım. Annem adamı -Murat- çekiştirerek bodruma götürüyordu. Ben ise kafamda düşüncelerle boğuşuyordum.
Benden yada bizden ne istiyordu?
Annem katil mi olmuştu?
Birisi onu bulup hastaneye yetiştirirse ne olacaktı?
Tekrar peşimize düşecek miydi?
Biz şimdi ne yapacaktık?
Nereye gidecektik?
Polisler bizi bulursa hapse girecek miydik?
Kendime bu tarz sorular sorup boşa zaman harcıyordum. Hızlıca odama gidip ihtiyacım olabilecek şeyleri aldım. Annem de yerleri temizleyip kendi eşyalarını hazırladı.
Annem kısa bir telefon görüşmesi yapıp -büyük ihtimalle şehir dışında ki teyzem ile konuşuyordu- benden arkadaşlarıma veda etmemi istedi. Korkudan hiç bir şeyi sorgulamayıp, annemin dediklerini uyguluyordum. Telefonumu alıp Cansu'ya yazmaya başladım.
Melis: "Cansu"
Melis: "Cansu"
Melis: "Cansu"
Melis: "Çok kötü bir şey oldu!"
Melis: "Uyuyor musun?"
Melis: "Uyandığın da bana haber ver, buluşalım. Bir şey anlatacağım."
Bunları yazarken salonda 30 kez tur atmıştım belki de. Sıkıntıyla iç çektim. Saat sabah 4'e geliyordu. Daha nereye gidecektik onu bile bilmiyorduk. Koltuğa oturunca, düşüncelere dalıp kendi kendime konuşurken uykumun geldiğini hissediyordum. Gözlerim yavaş yavaş kapanırken ben hâlâ o Murat denen adamın ne için buraya geldiğini anlamaya çalıyordum. Ve nerede olduğumu umursamayarak kendimi uykunun kollarına bıraktım.
--------
Bu bölüm dediğim gibi daha uzun olduu. Bunu yazıp uyumaya kaçıyorum ben iyi geceler. iv>