İçeriğe geç

İhanetin Kalbi

Bölüm 1 · 8 dk okuma

İhanetin Kalbi

Bölüm 1

1 - SARI ÇOCUK

"ANANI SİKİYİM!"

Evet, bir kitaba nasıl başlanmazsa öyle başladım.

Ama Batu'nun önerdiği oyunu sikiyim.

"Ağlayacaksan oynamayalım ya." diyen Batu'nun ağzını da sikiyim.

Elim ayağım rahat durmayıp iddiaya girdiğim için kendimi ayrı sikiyim.

"Bengi yemek hazır." diyen ağabeyim Erkan'ı çok seveyim.

"Ben şimdi gidiyorum, ama bu burda bitmedi efendim." dedim ve konuşma odasından çıktım. Bilgisayarı kapatıp mutfağa geçtim.

Aha bu da Erkan'ın hazırladığı maksimum yemek. Noodle.

"Yarın her zamanki parka gideceğiz bizimkilerle, sende gelecek misin?"

Sandalyeme otururken cevap verdim,"Neden olmasın? Saat kaç gibi?"

"Akşam dokuz on gibi."

"Tamam bana uyar." dedim ağzımı noodle ile doldururken. "Ondan önce bir yere uğrayacağım, sonra sizin yanınıza geçerim."

Neden bunu söyledim ki? Lütfen nereye gideceksin diye sorma.

"Tamam, ben bizimkilere söylerim." Huh, iyiki dalgın gününde.

"Kim gelecek ki bizimkilerden?" Aferim kızım böyle konuyu değiştir.

"Emir, Batu... Birde Batu yeni biriyle tanışmış, o gelecekmiş sanırım. Kafa çocukmuş öyle diyor Batu." Bu çocuk yine başımıza bir iş açacak ama hadi bakalım.

Ağzımdakileri çiğnerken cevap verdim, "Biliyorsun Batu başına iş almakta bir numara, belalı birini bize bulaştırmasında."

"Bilmiyorum, göreceğiz. Ayrıca ağzını şapırdatma."

...

"Kızım temiz iş diyorum, neden bu kadar gerildin?"

"En son 'temiz' işimizde ölümden dönmüştük Eva, hatırlatırım."

"O bir istisnaydı bir kere."

Telefonun diğer ucundaki Eva gülünce bende gülümsememi serbest bıraktım.

"Hem kötü mü oldu? Biraz aksiyon gördük."

Gülmem daha da şiddetlendi, "Tabii oğlum, hobilerimin arasındadır aksiyon için ölmek."

Biraz daha gülme ve boş muhabbetten sonra Eva, "Neyse," dedi. "ben arabayı alacağım daha, sende hazırlan. Yarım saate sizin ordayım."

"Okey beybi öptüm." diyerek telefonu kapattım.

Dolabımın önünde ne giyineceğimi sorgularken, uyuşturucu satışını engellemeye giderken abiye giyemem herhalde diye düşünüp kendi kendime güldüm. Hep giydiğim siyah rahat pantolonumu ve aynı renk t-shirtimi çıkartıp hazırlanmaya başladım.

Giyinmem bitince tüm malzemeleri Eva'nın hazırladığını bildiğim için sadece elimle saçlarımı düzelttim ve evden çıktım. Acaba Erkan böyle işlere bulaştığımı bilseydi ne tepki verirdi? Neyse ki evde değildi de rahat rahat hazırlanmıştım.

Apartmandan çıkınca Eva'nın ve ekibinin ayarladığı arabayı gördüm. Yolun kenarına park etmişti ve dikkat çekmiyordu. Camlarında siyah filmler vardı ayrıca birinden kaçmak istiyorsan uygun bir arabaydı, hızlıydı ve bukalemun gibi uyum sağlayabilirdi. Eva ve ekibi iyi bir iş çıkarmıştı.

Beni görünce camı araladı ve gözüyle işaret verdi. Arabaya bindim ve kapıyı arkamdan kapattım.

"İyi araba seçimi ortak, öğreniyorsun."

Ben arka koltuktan kendi eşyalarımı alırken, "Hah," dedi. "Kim kimden öğreniyormuş acaba."

Eva arabayı çalıştırırken siyah eldivenleri elime giydim ve bir şey fark ettim; bu eldivenler diğer eldivenlere göre inceydi, özel olarak seçilmişti. Eva normal eldivenlerle rahat silah kullanamadığımı biliyordu.

Bu düşünceme gülümserken benim için seçilen küçük bel çantasını taktım. Eva'nın şuanda son ses müzik açmak istediğine fakat olası bir durumda polislerin dikkatini çekmemek için açmadığına o kadar emindim ki.

Benim için ayrılan mermileri kutularıyla bel çantama koydum ve silahımı düşürme durumu için hazırlanan hançerimi yanlarına bıraktım. Son olarak şarjörü dolu olan tabancamı kontrol edip belimin sağ tarafına sıkıştırdığımda hazırdım.

Eva arabayı bir kaldırımın yanında durdurdu ve,"Bundan sonrasını yürümeliyiz." dedi.

...

Bu planın sorumluluğu Eva'da ve onun ekibinde olduğu için rahattım, onu takip ediyordum. Sokaklarda sessizce Eva'nın arkasından süzülürken zaten kısa bir operasyon olduğunu bildiğim için gerilmiyordum.

Ara sokaktan küçük bir gecekondu mahallesine çıktığımızda Eva başıyla işaret verdi, bu son kontrol demekti. İkimizde gecenin karanlığında ara sokakla mahallenin bitimine gizlenip kontrollerimizi yaptık. İlk arka cebimdeki telefonumu kontrol ettim; sessizdeydi, konum açıktı, düşme tehlikesi yoktu, şüpheli görünen mesaj veya arama yoktu.

Sonra çantamı, mermileri ve hançeri kontrol ettim; mermilerin yeri sağlamdı ve mermiler yeterliydi, çanta sabitti ve fermuarlarında sıkıntı yoktu, hançer tehlike arz etmiyordu, çantanın fermuarları tamamen kapalıydı.

En son silahımı kontrol ettim; şarjörü doluydu, kilidi kapalıydı ve yeri sabitti. Az sonra başlayacağımız için silahın kilidini açıp tekrar yerine sabitledim.

En son eldivenlerimi düzeltirken Eva son uyarısını yaptı,"Kırmızı durum olmadıkça silah kullanmak yok ama silahla tehdit edeceğiz, sessiz iş olacak." Son komutları da aldıktan sonra Eva'ya baktım ve onunda hazır olduğunu anladığımda harekete geçtik.

...

Satış bir gecekondunun arkasında olacaktı. Şu anda satışın olacağı yeri görebileceğimiz uzak bir yere gizlenmiş orayı izliyorduk. Satıcı tarafı gelmişti ve diğer tarafı bekliyorduk. Eva'nın ekibinden Hakan ve Ayza daha yakınlarına gizlenmişti. Plan çok basitti, alıcı taraf geldikten sonra Hakan'ın işaretiyle harekete geçecektik ve malın kaynağını öğrenip çürütmeleri için ekibe verecektik. Bir sorun çıkarsa da Ayza yardıma gelecekti.

Ama beklediğimizden farklı bir şey oldu. Beklediğimiz alıcılar değil başka birileri geldi. Hakan, Eva'nın telefonuna, "Bekleyin, araştırıyorum." mesajı atmıştı ama elini çabuk tutsa iyi olurdu çünkü adamlar işlerini oyalanmadan profesyonelce yapıyorlardı.

Hakan'ı beklerken sürpiz alıcılarımızı süzdüm ve tanıdıklık aradım. Satıcılar gibi iki kişiydiler ama biri diğerine nazaran daha çok dikkatimi çekmişti. Sarı ve siyah karışımı saçları vardı. Kıvırcığa yakın dalgalı saçları önüne gelmesin diye kırmızı bir bandana takmıştı. Yanındaki iki büklüm çocuğa rağmen kullanıcıya benzemiyordu. Omuzları ve çenesi dikti, mavi gözlerinde baygın bir ifade yoktu. En azından görebildiğim kadar. Bir tanıdıklık göremeyince alıcılardan gözümü çekip Eva'nın telefonuna diktim ve işareti bekledim.

Hakan hala kayda değer bir şey bulamamıştı ve vakit daralıyordu. Bize hala beklememizi, tehlikeli olduğunu söylesede sabrımın sonuna gelmeye başlanmıştı ve harekete geçmem an meselesiydi çünkü gözlerimizin önünde elimizdeki kuş uçuyordu.

Eva'nın operayonu olmasına rağmen komut vermek zorunda kaldım. "Ben sarı alıcıyı hallediyorum, sende konuştuğumuz gibi satıcılardan lideri hallet. Daha fazla bekleyemeyeceğim, en fazla ne olur ki?"

"Bengi, bu tehlikel-"

"Sikerim tehlikesini, göz göre göre avımı kaçırmam ben." Eva'da kaçırmazdı. Gelecekti.

İç çekti ve Hakan'a kısa bir durum mesajı atıp telefonunu kapattı. İkimizde silahlarımızı sıkıca kavradığımızda başıyla işaret verdi.

İlk önce onların arkalarında kalacak şekilde biraz daha yaklaşıp saklandık ve Eva'nın eliyle üçten geriye saymasını izledim.

3

2

1

İşte en sevdiğim kısım başlıyor.

İlk Eva atıldı ve lider satıcının ensesine soğuk namluyu dayadı. Aynı zamanda bende atıldım ve sarılı arkadaşın alnının ortasını nişan aldım.

Sarılının ağzından fısıltı şeklinde, "Siktir..." çıkarken ne yapmaya çalıştığımızı anlamıştı. Mavi gözleri her şeyi berbat etmişim gibi bakıyordu. Ondan gözlerimi çekip Yüzüme keyifli bir gülümseme yerleştirerek Eva'nın konuşmasını dinledim.

"Evet arkadaşlar bu gün burda vatanımıza ve milletimize hayırlı bir iş için toplanmış bulunmaktayız. Kısa kesiyorum; malların kaynağını söyleyin, canınızı bağışlayalım."

Eva'nın konuşması biter bitmez ben ne olduğunu anlamadan sırtım duvarla buluştu ve elimdeki silahı çenemin altından kendime doğrultulurken buldum.

Erkan beni hep uyarırdı, ne yaparsan yap dikkatinle yap diye. Keşke biraz kaale alsaydım. İşte şimdi sıçtın kızım.

Sarılı çocuk kendi tuttuğum silahı bana doğrultmuş, bedenimi duvarla kendi bedeni arasına sıkıştırmıştı. Gözlerinde sinirli ve sinsi bir ifade vardı. Elimi göğüs kafesimin üstünde sabitlemiş, sıkmadan tutuyordu.

O bakışlarını benim gözlerimden çekip yanındaki bağımlı çocuğa baktı, çocuk baygın ve endişeli gözleriyle ona. Ben Eva'ya bakıyordum, Eva'nın gözleri de benimle ensesine silah dayadığı adam arasında geziniyordu. Satıcı adam ise Eva'ya bakıyordu. Satıcının yanındaki ise -ne ara bilmem- kaçmıstı.

O sırada Ayza'nın ortama girmesiyle sarılının dikkati dağıldı. Dizimi kaldırıp kasıklarına vurunca iki büklüm olan sarılıya silahla üstünlük kurmam zor olmadı.

Neyse ki Ayza hazırlıklıydı, yanında halat vardı. İlk satıcının ellerini bağladı sonra sarılının yanındaki bağımlı çocuğun.

Bende ensesine elimle bastırdığım sarı çocuğun kafasına silahı dayamıştım. Buraya kadarmış tatlım.

Ayza elindeki son halatla benimkine yaklaşırken telefonu çaldı. Ekranda Hakan yazısını görünce kaşlarım çatıldı. Uzun süre karşıyı dinledikten sonra , "Tamam." diyip telefonu kapadı.

Ben, "Ne oluyor?" dediğimde bana bakıp, "Kızlar iyi iş çıkardınız, bundan sonrası bizde." dedi. Ben, "Ama-" diye itiraz edecektim ki Ayza, "Bengi, serbest." diyince sustum.

Sarılının kafasından silahı ve ensesinden elimi çektiğimde ayağa kalktı ve üstünü silkeledi. Bana ters ters bakmasını görmezden gelerek Ayza'ya döndüm. "Teşekkürler kızlar, gidebilirsiniz."

Eva ile kafamızı sallayarak onayladık ve beraber arabaya yürüdük.

Arabaya bindiğimizde ikimizde sessizdik. Evet, hatamın farkındaydım. İşi ciddiye almamış ve dikkatsiz davranmıştım, bu belkide birimizin hayatına mâl olabilirdi.

"Özür dilerim."

"Özür dilerim."

Evayla aynı anda söylediğim şeyler kafamı karıştırmıştı. Neden özür diliyordu ki?

Benin onayımı beklemeden hemen lafa atıldı, "Özür dilerim çünkü işimi ciddiye almadım. Araştırmaları üstünkörü yaptım, belki işimi ciddiyetle yapsaydım burada bir sürpizle karşılaşmazdık. Gerçekten, üzgünüm."

Hemen cevap verme gereksinimi duydum. "Hayır hayır, asıl ben özür dilerim. Bende basit bir iş diye ciddiye almadım, dikkatimi toplamadım ve bu yüzden açık verdim. Aynı zamanda düşünmeden hemen ortaya atladım, seni de peşimden sürükledim. Asıl ben üzgünüm, gerçekten."

Derin bir iç çekti ve bana buruk bir şekilde gülümsedi. "O zaman herkes hatasını anladıysa, sorun yok, değil mi?"

Bende ona aynı şekilde gülümsedim. "Evet, sorun yok."

Tekrar gülümseyip gelişte yapamadığımızı dönüste yapmak istediğinden telefonunu müzik açmak için arabaya bağladı. Bu sırada bende silahımı, mermilerimi, hançerimi, çantamı ve eldivenlerimi çıkartıp aldığım yere bırakıyordum.

Telefonundan müzik açmadan önce, "Bu gece yorulduk, bir şeyler içmek ister misin?" diye sorunca aklıma bizimkilerin parkta olduğu geldi. Saate baktığımda neyse ki tam buluşacakları saatti.

"Gerçekten teşekkür ederim ama arkadaşlarıma sözüm var, beni ev yerine evimin yanındaki parka bırakır mısın?"

"Sorun değil, tabii ki bırakırım. Başka güne o zaman." dedi ve müziği başlattı. O benim bilmediğim müziğe ağzıyla eşlik ederken bende telefonumu elime aldım ve parka gelene kadar gezindim.

...

Parkın önüne gelmiştik. Eva'ya teşekkür edip arabadan indim ve Emir'i arayıp yerlerini sordum.

Aslında bana kalsa çoktan evde beşinci rüyamı görüyor olurdum ama söz verdiğim için gelmek zorunda kalmıştım. Bilmiyorlardı ki yarım saat önce nasıl bir yakışıklının kafasına silah dayamıştım.

Uzaktan onları gördüğümde gülümsedim. Çimenliğe örtü sermişler ve üstüne yayılmışlardı. Örtünün üstüne birkaç yaz meyvesi koymuşlar, ellerinde kaliteli biralarla derin bir sohbete dalmışlardı.

Yanlarına yaklaşıp Batu'nun yanındaki boşluğa oturdum. "Selam gençler, kurulmuşsunuz yine."

...

Benim sohbete katılmamın yaklaşık yarım saat ardından aklıma bir şey gelmesiyle Batu'nun kulağına yaklaştım ve Erkanla Emir'in sohbetinden bağımsız, "Senin bir arkadaşın gelmeyecek miydi?" dedim.

Bana döndü ve, "Gelecek gelecek, birazdan burda olur. Emirle tanıştılar zaten bir iki kere görüştüler. Oyundan tanıştım ama baya iyi çocuğa benziyor. Bence sizde anlaşacaksınız."

"Hadi bakalım." dedim ve tekrar bizimkilerin sohbetine dahil olduk.

...

Gelmemin ardından yaklaşık bir saat geçmişti. Saat gece on bire geliyordu ki gördüğüm yüzle huzursuz oldum. Diğerleri sohbet ederken fark etmedikleri kişi bize doğru yaklaşıyordu. İçkiyi fazla kaçırdığım için bulanık olan aklım bu kişiyi çıkartmakta zorlanıyordu. Kimdi bu? Bir tanıdık olduğu kesindi. Beni görünce onunda mı kaşları çatılmıştı yoksa bana mı öyle geliyordu?

Batu gelen kişiyi fark edince ayağa kalktı ve, "Oo, abi hoşgeldin." dedi. Bunlar olurken bile adam gözlerini benden ayırmıyordu.

Derken bir anda hatıralar zihnime düştü.

O mavi gözler.

Siyahla karışık sarı saçlar.

Dik omuzlar.

Kırmızı bandana.

Bittim ben.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.