İçeriğe geç

İHANET

Bölüm 1 · 7 dk okuma

İHANET

Bölüm 1

Herkes Sözünü Tutamaz

Geçmiş O sabah her zaman ki gibi sabah uyanmış ve kahvaltımı yapmıştım. Ablam ile beraber okula gitmiştik. Ablam ile beraber evden çıktık. Ablam liseye başladıktan sonra başka bir eve taşındığımız için okullarımız fark yerlerde. Bu yüzden ben evimize yakın olan liseye gidiyorum. O sınıf arkadaşlarından ayrılmamak için benim gittiğim okula gelmemişti. Zaten aynı liseyede gitsek aynı sınıfta olmazdık çünkü benden bir yaş büyük. Şu anda lise 3. sınıf. Seneye üniversite sınavına gireceği için çok çalışıyor. Sokakta bile elinde notlarıyla gezen biridir ablam. Tabi benimde derslerim iyi ama onun ki kadar değil. Bu arada bende lise üçe gidiyorum. Bu yüzden evden çıktıktan 5 dakika sonra yollarımız ayrıldı. Birbirimizle vedalaştıktan sonra ben okula vardım. Sınıfıma gelince kendi sırama çantamı koydum. Montumu çıkartırken yanıma bir kız grubu geldi. Sınıfın kapısının önünde bize bakan öğrenciler vardı. “Aylin, duydum ki benim hakkımda bir şeyler söylemişsin. Umarım doğru değildir.” “Ben senin hakkında hiçbir şey söylemedim. Nerden duyuyorsun bu yalanları?” dedim. Tam o sırada en yakın arkadaşım Zehra kalabalığın arasına girdi. Telefonunu açtı ve bir ses kaydını dinletmeye başladı. “Bu bizim sınıftaki Duru’da iyice kendini beğenmiş olmaya başladı. Sanki evrendeki en güzel kızmış gibi davranıyor. Onu şikayet etmekle iyi mi yoksa kötü mü yaptım bilmiyorum ama her sınavda da kopya çekilmez. Erkekler sırf güzel olduğu için, kızlarda korktuğu için hiçbir şey demiyorlar. Zaten her hafta sevgili değiştirmek yerine sınavlarına çalışsaydı kopya çekmesine gerek kalmazdı.” Ve ses kaydı kapandı. Bunları pazar günü Zehra ile buluştuğumuzda söylemiştim. Ama o da benimle benzer şeyler söylemişti. Onun konuştuğu kısımlar kesilmiş, sadece benim dediklerim ses kaydına alınmıştı. Gözlerim dolarken Zehra’ya baktım. Tam o sırada yüzüme bir tokat yedim. Ardından Duru üzerime yürümeye başladı. Şu an istediğim kadar kendimi savunayım bir şey ifade etmez. Bu yüzden hemen çantamı ve montumu alıp bahçeye çıktım. Tabi ki ana kapıdan çıkamazdım. Güvenlik asla izin vermez. Bu yüzden arka bahçeye çıktım. Orada çardaklar vardı. Böyle olaylar olduğunda veya okuldan kaçmak istediğimde her zaman buradan çıkardım. Önce oturma yerine ayağımı koydum, sonra çardağın üstüne çıktım. Şu an da okul duvarının biraz aşağısındaydım. Tellere dokunmadan betona tutundum, yere atladım ve koşarak okuldan uzaklaştık. 2 saat sonra İki saattir. Sokaklarda ve parklarda geziniyorum. Çantadan dolayı sırtım ağrıyordu ama eve gidemezdim. Bir saat sonra okuldan çıkma saatim geliyordu. O yüzden 1 saat sonra okuldan çıkmış gibi yapacağım ve eve gideceğim. 1 saat sonra Artık okul çıkış saatim geldiği için eve yürümeye başladım. Şu an okuldan eve daha uzak olduğum için eve biraz daha geç gitmiştim. Ama tabi ki bu annemin umurunda değildi. Daha ablam gelmediği için ben hemen odama gidip yatağıma oturdum ve çantamı boşalttım. Yaklaşık on dakika sonra ablam geldi. Tam bende salona geçmek için kapıyı açacaktım ki annem ablamla konuşmaya başladı. “Kızım merak ettim. 10 dakika geç geldin. Bir şey mi oldu, okulda mı bir şey oldu yoksa okulda mı?” dedi. Oysaki bende geç gelmiştim ama bana hoş geldin bile dememişti. “Bir şey olmadı anne hocaya bir sordum o da baya uzun anlattı. O yüzden geç geldim.” dedi ablam. Ben yatağıma geri oturdum. Ben oturur oturmaz ablam odaya girdi. Çantasını bıraktı ve mutfağa yemek yemeye gitti. Her zaman böyle olurdu. Ben bir gün eve gelmezsem asla fark edilmezdim ama ablam on dakika geç kalırsa hep merak edilirdi. 1 saat sonra Annemle beraber mutfağı topladık ve bulaşıkları yıkadık. Ablam ise odada müzik dinleyerek ders çalışıyordu. Sessiz bir şekilde odaya girecektim. Ablam neredeyse dersi bırakmış. Şarkının sözlerine dalmıştı.Wherever you go That's where ı’ll follow Nobody’s promised tomorrow So I’ma love you every night Like it’s a last night Like it’s a last night Benim çok sevdiğim bir şarkı olduğu için yatağıma uzanır uzanmaz bende ablama eşlik etmeye başlamıştım. If the world was ending I'd wanna be next to you If the party was over And our time on Earth was through I'd wanna hold you En sonunda abla müzeği kapattı ve bana doğru döndü. “Deyin var Aylin, yine okulda kavga mı ettiniz?” dedi. “Yok bir şey.” dememe rağmen inatla sormaya devam etti. En sonunda dayanamayıp her şeyi anlattım. “Zaten o Zehra’yı hiç gözüm tutmamıştı. Bak doğru düşünmüşüm. Bence bugün biraz kafa dağıtalım” dedi. Ardından düşünmeye başladı. “Buldum. Duman’ın konserine gidelim.” dedi. “Yok ya gerek yok. Hem senin derslerin var. Sen devam et. Takma beni.” “Hiç öyle şey mi olur mu. Hem zaten bende sıkılmıştım. Ben hemen üstümü değiştireyim. Anneme dolaşmaya çıkıyoruz deriz.” dedi. Yaklaşık yirmi dakika sonra evden çıktık. Biletleri evdeyken internetteyken almıştık. Şansımıza iki tane bilet kalmıştı. Bu yüzden hemen aldık. Yoldayken ablam yol tarifine bakarak gidiyor bende onu takip ediyordum. Konser alanı evden on beş dakika uzaklıktaydı. Bu yüzden biraz yorulmuş olsak da hemen vardık. Konser beş dakika sonra başlayacağı için hemen konser alanının içine girmiştik. “Bak bak geliyorlar” dedim. O sırada senden daha güzel adlı şarkıları çalmaya başladı. Şarkının sonlarına doğru gelirken herkes alkışlayarak şarkıya eşlik ettiği için bizde eşlik etmeye başladık. Kimseyi görmedim ben, senden daha güzel Kimseyi tanımadım ben senden daha özel Kimselere de bakmadım aklımdan geçen Kimseyi tanımadım ben senden daha güzel Ablam sahneye bakarak söylemişti ama ben ona bakarak söylemiştim. Çünkü ben ondan daha güzel, daha temiz kalpli kimseyi tanımamıştım. Beni babam ve annem bile terk etmişken. Onun annesi bana zorla bakarken. O sanki babasının aldattığı kadından değilmişim gibi davranıyordu. O beni gerçek kardeşi olarak görmüştü ve bana ablalık yapmıştı. Asla üveymişim gibi davranmamıştı. O şarkıyı söylemeye devam ettiği için bende ona eşlik ederek devam ettim. Sana nerden rastladım, oldum derbeden Kendimi sana sakladım senden daha güzel Kimseleri de takmadım, ölsem değişmem...1 hafta sonra Yine her zamanki sıkıcı bir sabaha uyanmıştım ve o gün Edebiyat dersi vardı. Keşke bir şey olsa da Edebiyat dersine girmesem diye geçirdim içimden ve ablamla yola koyulduk. O gün her şey den habersiz iki ders boyunca Geometri ardından da İngilizce işledik. Her zamanki gibi teneffüste sınıfta otururken diğer teneffüslerden farklı olarak müdür yardımcısı Seda Hoca sınıfa geldi. “Aylin Yücel kim?” “Benim” diyerek parmak kaldırdım. Bana gel anlamında işaret yaptı. Yanına geldiğim de telefonu hopörlere aldı. “Alo” dedim. Ardından telefonda annem konuşmaya başladı. “Aylin, a ablan. Yok. Artık gelmicek.” “Ne, nasıl gelmeyecek? Anne ne diyorsun?” “O, o öl..” dedi ve devamını getiremedi. Zaten getirmesine de gerek yoktu. Ben çoktan anlamıştım ve dediklerini idrak etmeye çalışıyordum. Gözümden bir yaş düştü. Yüzümde o kadar değişik bir ifade vardı ki ne tepki vereceğimi dahi bilmiyordum. Telefondan gelen ağlama sesleri devam ediyordu. Sınıfın içinde birileri birşeyler söylüyordu ama bana sadece uğultu gibi geliyordu. Benim için o an dünya durmuştu. Ben sadece “ablan öldü” kelimesini duyuyordum. Ya da sadece beynimin bir oyunuydu. Kimse on birinci kez ablan öldü demezdi çünkü. Ben orada dikilirken çoktan ders zili çalmıştı. Hatta hoca bile kapıda bekliyordu. Seda hoca sınıftan ayrıldı ve İngilizce hocasının sınıfa girmesine izin verdi. “Hadi çocuklar herkes yerine.” dedi. Ben ölü gibi sırama oturdum ve ölü gibi duvara bakmaya başladım. Beş on dakika sonra bir anda ayaklandım ve sınıftan çıktım. İzin istemeden çıktığım için eminim hoca yine bağrıınıyordur ama ben hiçbir şey duymadım. Benim ablam ölmüşken burada ders çalışmam saçmalıktan başka birşey değildi. Sadece gitmek istiyordum. Tam çıkacakken güvenlik izin vermedi. “Nereye böyle. İzin kağıdın var mı?” “Çık.” “İzin kağıdın olmadan çıkamazsın.” “Çık” diye bağırmaya başladım. “Çık diyorum anlamıyor musun? Ablamı görmem gerek. O şu an okulda ders işliyor. O ölmedi. Neden ölsün ki. O beni bırakmaz. Çık, çık lütfen” diye ağlamaya devam ettim ve dizlerimin üzerine yere çöktüm. Çok fazla bağırdığım için bütün okul camdan bakıyordu. Seda Hoca bahçeye bile çıkmıştı. Hemen yanıma geldi. Ben öylece oturmuş ağlıyordum ama benim gitmeme izin vermiyorlardı. Bu sefer daha fazla bağırarak ve öne atılarak bir anda ayağı kalktım ve bağırmaya devam ettim. “Çıkıcam! Bırakın beni! Ablamın yanına gidince görüceksiniz o ölmedi. Bırakın beni! O ölmedi! O bana söz verdi. Beni bırakmicakmış. Benim ablam sözünde durur.” O gün bütün hayatımı değiştirecek o cümleyi duymuştum. “Ablan öldü.”. Ben o cümleden sonra asla eski ben olamadım. Ablamı toprağa gömerlerken beni de gömmüşlerdi. Ama zaten hep öyle olmazmıydı? O toprağa bir beden ama birden fazla kalp gömülürdü. Ben de o kalplerden biriydim. Ablamın katili hiçbir zaman bulunamadı. Ablam sırf önemli biri olmadığı için önemsenmemiş, katili bile doğru düzgün aramamıştı. O gün o katil iki kişiyi öldürmüştü ama bilmiyordu ki intikam peşinde koşan birinin doğmasını sağlamıştı. O eski Aylin’i öldürmüş, Kalbimin de ablamla beraber gömülmesini sağlamıştı...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.