“Yeni nesli anlamakta zorluk çekiyorum.” İşittiği sesle eş zamanlı olarak bakışlarını telefonuna düşen bildirimden çekip babasına çevirdi. Elindeki gazeteyi katlayarak küçülten babasını, bir sonraki sözünü duymak adına dikkatle izledi.
“Yemek masasına telefon mu getirilirmiş?”
“Ben gazete getireni bile gördüm.” dedi, fazla düşünmeden. “Çok yargılamamak lazım.”
Birkaç ay önce içine düştüğü olayların gerginliğini babasından çıkarmaktan geri durmuyordu. Hatta bu ve daha fazlasını hak ettiğini düşündüğünden, vicdanı zerre sızlamıyordu.
Babasının gazeteyi masaya bırakmasıyla, önündeki yemekten tamamen koptuğunu belli edercesine arkasına yaslandı. Kollarını göğsünün altında birleştirdi. Başlayabilecek herhangi bir tartışma için hazır olduğu her hâlinden belliydi.
“Bak kızım…” Anlayış bekleyen bir tınıyla konuşan babasını dinlerken, sinirden yanağını istemsizce ısırdı. “Yirmi altı yaşındasın, avukatsın. Gören aklı başında sanıyor. Artık diyorum, babanla nasıl konuşman gerektiğini öğrensen mi?”
Milli İstihbarat Teşkilatı’nda gördüğü saygının onda birini kızından görememenin verdiği agresiflikle çatal ve bıçağını eline aldı, tabağındakilerle ilgilenmeye başladı. “Hayır, seni olabildiğince düzgün yetiştir-” sözünü bölen kızı oldu:
“Korhan’la benim dün yıl dönümümüzdü.”
Ağzına atacağı krep parçasıyla göz göze gelen adam sertçe yutkundu. “Dün Korhan’ın mühim bir işi vardı.”
“Evet, biliyorum. Karısının babasının doğum günüymüş.”
“Arya!” dedi sertçe. Bu konuşmanın önünü kesmek için açtı ağzını, yumdu gözünü. “Hepimiz vatanını seven insanlarız. Korhan da öyle. Ona bir görev verildi ve o da yerine getiriyor.”
“Neden bu görev benim nişanlıma verildi baba? En önemlisi…” Elini refleksle masaya vurdu. “Bu görev verilirken sen neredeydin? Demedin mi ‘O benim kızımın nişanlısı’ diye?”
“Arya, görev görevdir.”
Dün gece yaşadığı iğrenç boşluk hissi içini hâlâ sızlatırken, “Sikerim böyle görevi.” diyerek telefonunu kaptığı gibi masadan kalktı. Kendini kontrol edemediği noktada gözleri doldu. “Neden hiçbiriniz beni düşünmüyorsunuz? Tam her şey yoluna giriyor diyorum, sonra bir bakıyorum Korhan yine o kadının yanına gidiyor.”
“Çünkü onlar evli.”
“Baba!” diye bağırdı. Nişanlısının bir başka kadınla evli olduğunu bile düğünden birkaç hafta sonra, kaderin acı bir cilvesiyle öğrenmişti. Babası da nişanlısı da bunu kendisine açıklamayı uygun görmemişti. O günden sonra Ankara’daki yaşamına son verip İstanbul’a kalıcı olarak taşınmıştı. Olayları yakından takip etmek için buradaydı ama böylesi, canını daha da çok sıkıyordu.
“Bugünden sonra buraya uzun süre gelmeyeceğim.” dedi, babasının evini kastederek. “Kendi evimde kalmam en iyisi.”
On sekiz yaşından beri yalnız yaşamaya alışkındı. Derdi olduğunda dışarı çıkar, arkadaşlarıyla paylaşırdı. İçerlerdi, kahkahalar atarlardı. Ama bu seferki derdi öyle içinden çıkılmazdı ki, bir tek babasına anlatabiliyordu. Bundandı sık sık gelişleri. İlk defa, iliklerine kadar sinen öfkesini bastıramadan babasına baktı.
“Umarım bir sonraki görüşmemiz, Korhan’ın boşandığı gün olur.”