İçeriğe geç

İHANET

Bölüm 9 · 8 dk okuma

İHANET

Bölüm 9

Zemheri Ve Alaz

Zemheri kışın en soğuğu, karakışmış. Alaz ise yanan, yangınmış. Bir gün ilkbahar mevsimi gelmiş, ilkbahar Zemheriyi ve Alazı buluştururmuş. Rüzgâr gel git eserken Zemheriyle Alaz karşılaşmışlar. Alaz ilk görüşte âşık olmuş Zemheriye. Ama yasaklarmış birbirlerine zıtmışlar çünkü. Bir gün ilkbaharda Alaz çok sıcak olmaya başlamış ilkbaharı ele geçirmeye başlamış ve yavaş yavaş yazı getirmeye karar vermiş. Zemherinin ise soğuğa ihtiyacı varmış yazda gidermiş. Alaz kıyamamış sevdiceğine geri çekilmiş. Zemheri ise etkilenmeye başlamış Alazdan ve artık birbirlerine karşı koymamaya karar vermişler. Alazla Zemheri her ilkbaharda buluşur hasret giderirlermiş. Çok severlermiş birbirlerini de. Sonra yaz gelmiş Zemheri veda etmiş sevdalısına. Ayrılmışlar. Çok üzülmüş Zemheri. Ama Alaz hiç üzülmemiş aksine, güneş geliyor diye sevinmiş. Sıcak bir yaz sabahın da Alazla Güneş buluşmuşlar. Güneş hemen etkilemiş Alazı sıcağıyla, ve Alaz Zemherisine ihanet edip Güneşle kaçamak yaparak aldatmış Zemheriyi. Sonbahar Alazla Güneşin bu ihanetlerine şahit olmuş, kışı beklemiş etraf gittikçe soğuduğunda Zemheri vakitle ortaya çıkmış. Sonbahar tam gidecekken Zemheri gelmiş ve Zemheriye anlatmış Alazla Güneş arasında olan her şeyi. Zemheri öfkelenmiş ve kışın en şiddetli zamanı ortaya çıkmış. Çıldırmıştı sevdiceğinin bu ihanetine. Ve Zemheri yazı beklemiş işte o anda herkese gösterecekmiş Zemherinin Kasırgasını.

Üzerimde ki ceketi çıkartıp Eylülün üzerine örttüm Mert Eylülün yanından kalkmak üzere ayaklandığın da Eylül “Mert lütfen biraz daha bana sarıl çok korkuyorum…” Diyerek titremeye başladı. “Eylül lütfen bu söylediklerimi bencilce anlama ama sevgilime sarılmandan rahatsız olduğumu dile getirmek zorunda kalacağım. Muhtemelen hoş olmayan bir olay yaşamışsın ve böyle durumlarda kadın kadının destekçisi olur kadın kadının sevgilisinden destek beklemez yani.” Diyerek kelimelerimin ucunu sivrilttim. Kibarlık mı bekliyordu? Kibar olacaktı. “Peki, haklısın…” Mert yanından kalkıp yanıma yaklaştı. “Şimdi söyle ne yaşandı?” diyerek bakışlarımı ona çevirdim. Mert parmağını saçıma dolayıp bukle yapıyordu sanki. “Bir adam beni takip etti, bu kadar.” Dedi esmer yüzünü eğip korkarak. “Sana bir şey yapmadı değil mi sadece takip etti?” başını aşağı yukarı salladı. “Seni sadece takip ettiyse üstün nasıl böyle açılmış ve düğmelerin kopmuş olabilir ki?”

Bakışları dondu ve bana baktı. “Ya sen şaka mısın? Nasıl şuan da bana üstümü bilerek bu hale getirdiğimi ima ediyor olabilirsin? Bıktım senin kıskançlığından ani bir şokla sevgiline sarıldım bunun nesi seni kıskandırıyor olabilir sen şaka mısın?” bağırarak ağlamaya başladı. Mertle aynı anda birbirimize baktık. “Eylül ben öyle bir şey ima etmedim üstün sadece bir takip etmeden nasıl bu denli yırtılmış onu sordum yani evet tabii ki korkunç bir şey yaşamışsın bu zor bir durum ama ima etmeye çalıştığım şey bu değildi. Kusura bakma.” Bakışlarımı çimenlere çevirdim. “Kevin lütfen susar mısın? Mert, beni eve bıraka bilir misin kendim eve yürüyerek gidebilecek kadar iyi hissetmiyorum…” Eylül saçlarına dokundu. “Eylül pardon da senin bana olan bu kininin sebebi ne tam olarak?” Dedim. Eylül gözlerini devirerek. “Bir şey yok Kevin. Kendimi pekiyi hissetmiyorum sadece.” Diyerek ayağa kalktı. Hayır, bir şeyler vardı. Mertle fazla yakındı. “Eylül seni takip eden adamın yüzünü falan görmüş müydün?” Mert derin bir nefes aldı. “Hayır.” Dedi Eylül. “Tamam. Kevin gel bir Eylül’ü eve bırakalım sonra da bir kafeye geçeriz olur mu?”

“Kevin gelmesin. Ben seninle yalnız gitmek istiyorum Mert sen bana iyi hissettiriyorsun.” Dedi Eylül sesini daha ince bir ton yaparak. Şaşkınca gözümü açtım. Hayır, bu kıza inanmıyordum kesinlikle saldırıya bile uğramamıştı. Adım kadar emindim buna. “Kevinden rahatsız olacaksan gelme Eylül.” Mert beni kendisine çekerek elini omuzuma koydu. “Eylül istersen sözlerini bir toparla çünkü saçma sapan davranmaya başladın iyice. Ne hadle benim sevgilimle böyle konuşa biliyorsun sen? Anlamıyorum şaka gibisin.” Diyerek Mert’in koluna girdim. Eylül bir şey demeden ayağa kalktı. Tahminimce hiçbir şey demeden arabaya gelecekti. Yüzsüz diye düşündüm. Bencil olan ben miydim? Hayır, imkânı yoktu. Mert arabanın ön koltuğu benim için açtığında Eylül bir şey demeden öne oturdu. “Eylül sen iyi misin cidden dalga mı geçiyorsun benimle? Mertle sevgili olan ben miyim sen misin? Şaka gibisin cidden kalk şu koltuktan!” dedim. “Eylül cidden çok farklı davranıyorsun kalk şu koltuktan kapıyı senin için açmadığımı biliyorsun.” Dedi Mert.

“Altı üstü ön koltuğa oturdum ne kadar garip davranıyorsunuz. Alın kalktım mutlu musunuz?” hırsla ayağa kalkıp arkaya oturdu. “Mesele sadece ön koltuğa oturmak değil Eylül. Mesele Kevin’e bu denli saçma ve korkunç davranıyor olman. Kendini Kevin’in rolüne fazla kaptırmış gibi gözüküyorsun ama hatırlatırım ben seninle sevgili değilim Kevin’le sevgiliyim. Bir an önce kendine gelsen iyi olur.” Mert lafı ağzımdan alarak Eylül’e söylemişti resmen.

Hayır, anlamıyordum neden böyle davranıyordu ben ona bir şey mi yapmıştım? Hem bana karşı kötü bir tutumdaydı hem de gereğinden fazla Mert’e yakındı. Bugünden sonra arkadaşlığımız hakkında düşünecektim. Eylül sesini bile çıkartmıyordu hayır madem haksız olduğunu biliyordu o zaman neden böyle davranıyordu ki?

Eylül burada durabilirsiniz dediğinde onu evine bırakıp geri dönmeye başladık. “Eylül çok farklı.” Mert gözünü yoldan asla ayırmıyordu. “Evet, değişmiş.” Onaylayan mırıltılar çıkarttı. Bazı insanlar aslında hep aynıdır değişen tek şey zamandır. Çünkü birilerini değiştirmek imkânsızdır. Değiştirmeye çalışırsın en sonun da ise sen değişirsin. Bu böyledir çünkü. Virgüle benzer aslın da bazı insanlar. Cümleyi bitirmemek için virgül gelir, ama bir gün nokta olmak zorun da kalırlar ve cümleyi kendileri bitirirler. Ya da biterler. Zaman da virgül gibi benzer insana. Çünkü zaman da hep değişir. İnsan gibi.

“Mert kafeye gitmesek olur mu? Ben eve gitsem iyi olur ablam beni bekliyor da.” Mert pek hoşlanmasa da kabul etti.

Yarım saat sonra.

“Geldik Kevin.” Uykulu gözlerimi yavaşça açtım. Mert kapıyı açmış tebessümle beni izliyordu. Ayağa kalktığımda buna izin vermedi başını boynuma koydu. “Son kez öpeyim bekle.” Mert aslında çocuk gibiydi. Boynuma yumuşak bir öpücük koyduktan sonra dudaklarıma da buse bırakıp kapıyı sonuna kadar açtı. “İzin veriyorum efenim, artık evinize gidebilirsiniz.” Gülümseyerek çıktım arabadan. “Yarın dersin var mı Mert?” diyerek Mert’e döndüm “Evet var!” dedi yüzünü buruşturarak. “hem de sabahın köründe! O saate karga bokunu bile yememiştir!” kesinlikle abarttığına o kadar emindim ki. “İlk olarak kibar konuş. İkinci olarak saat kaçta?” elimle demir kapıyı tuttum. “Kibar olmak beni zorlar ama denerim.” En son çıldıracaktım Mert bir türlü dersinin saat kaçta olduğunu söylemiyordu. “Ders saat kaçta söyler misin şunu?” en sonunda ders saatini söylemeye karar vermiş olacak ki söylemek üzere ağzını araladı. “Öğlende”

“Ve sen öğlende dersin başladığı için şikâyet mi ediyorsun?”

“Evet.”

Ufak bir kıkırdamayla eve doğru ilerledim. “Görüşürüz!” Mert onu görmem için elini sağa sola hareket ettiriyordu. İstemsizce güldüm bu hallerine. “Görüşürüz!” Merdiveni çıkıp zile bastığım da ablamın elin de ki terlikle uzun bir zaman boyunca bakıştım. “Demek erkeklerle gezip ablanı evde yalnız bırakıyorsun?” ablam ters bakışlarını bana sunmak konusunda oldukça cömert gözüküyordu. “Affet kralım bir hata yaptım bundan sonra tuvalete giderken bile seninle gideceğim.”

“Yok, kız o kadarda demedik.”

Yerden pembe bir terlik alarak ayaklarımı içine ittim. Merdivenleri tek tek yukarı çıkarak odama vardım ve kapıyı açtım ama ablam sürekli beni takip ederek resmen bana huzursuzluk veriyordu!

“Bugün modun bir düşük ne oldu?” öksürerek yanıma girip yatağıma oturdu. “Modum düşük falan değil.” İnatla kaşlarını çattı. “Ne oldu anlat çabuk” daha fazla yalan söyleyemeyeceğim belli gibiydi. “yeni bir kızla tanıştım ve arkadaş olduk fakat hem erkek arkadaşıma çok yakın hem de bana karşı hoş olmayan bir tutumu var. Sebebini anlayamıyorum ve çok kez yalan söylediği anlara şahit oldum örneğin bugün tacize uğramış gibi davrandı fakat eminim ki bu bir yalandı.” Alt dudağımı emerek derin bir nefes aldım. “Bu tarz tiplere genelde ‘Enişteci’ derler Kevin. Ve adım kadar eminim ki o kızın niyetini biliyorsun sadece bu düşüncenin doğru olmadığını savunup ona inanmaya çalışıyorsun.”

“Abla odamdan çık git.”

“Bir gün gelecek ve o gün sırf o kıza inanmaya devam ettiğin için mahvolacaksın.”

“Yarın arkadaşlığımızı bitireceğim zaten.”

“En doğrusu.”

Ablam odadan çıktıktan sonra düşünceler beynimi kemirmeye devam etti. Sadece uyu Kevin. Sadece uyu, yenilikler seni bekliyor.

Sabah

Öğlen olmuştu ve ben derse geç kalmak üzereydim. Gazı tutarak elimi aşağı yukarı hareketlendirip daha fazla hızlandım. İnsanlar önüme atlamaya devam ederken kendimi sağa sola hareketlendirerek ezmemeye çalışıyordum resmen! Biraz daha fazla gazlarken aramızda bir karış kala yanımda ki motora sürtmekten kurtulmuştum!

“KÖR MÜSÜN ÖNÜNE BAKSANA LAN!”

Motoru süren adam şiddetle bana doğru çevirdi kafasını. Adrenalin damarlarıma süzerken olanları yeni idrak etmiştim. “Ne bağırıyorsun be! Acele ediyordum o yüzden oldu hatalıyım biliyorum ama bu kadarda bağırmaya gerek yok ki!”

“Duyamıyorum seni sus!”

“Asıl sen sus be!”

Üniversitenin önü gözüktüğünde o tarafa doğru kırarak içeri girdim fakat yanımda ki aptal motorda peşimden gelmeyi bırakmamıştı. Motoru köşeye çekerek kaskı araladım, aynı yere park etmişti ve inatla motoruma çarpacak gibi yapıp bir karış bırakmıştı. İnatçı ve de intikamcı birisi olduğunu fark etmemek imkânsızdı. Kollarımı göğsümde birleştirdim. Motorundan inip yanıma geldi ve işaret parmağıyla kaskıma vurarak “Burada beyin olduğundan emin misin sen?” kalın sesiyle laf sokmaya başlamıştı bile. “Defol git başımdan göden herif.” Sinirle güldü “Ciddi misin sen? Az önce benim kızıma çarpıyordun!” Parmağıyla motorunu gösterdi. “Ama çarpmadım.” Dedim, onaylamayan bir mırıltı çıkarttı. “Umursamaz insanlardan cidden nefret ediyorum.” Kaskını hala çıkartmamıştı, gerçi bende çıkartmamıştım. Başını yana çevirdi. “Çıkart şu kaskı, Allah korusun sokakta falan karşılaşırsak bu suçlu diye bağıracağım.”

“Gerçekten abartıyorsun.”

“Kaskı çıkart.”

Az önce ne kadar inatçı olduğunu öğrendiğim için umursamadan kaskı çıkarttım.

“Mutlu musun?” sinirle mırıldanarak elimle birbirine girmiş saçlarıma şekil verdim.

“Oldukça mutluyum.”

Kaskı motorun yanına takarak peşinden üniversitenin kapısından içeriye girdim. “Sen de çıkart kaskını Allah korusun okulda falan karşılaşırsak abartma uzmanı geldi diye çığıracağım.” güldü. “Neden çıkartıyormuşum? Ben boş şekilde çıkartmam karşılığında para vermen lazım.” Dolabına doğru ilerledi ve elini kaskına koydu. “Karşılıksız bir şekilde de görülüyormuş demek ki.” Cıkladı. “Normalde emin ol ki göstermem.” Dedi. Keşke bende kaskımı dolaba koysaydım. Kaskını çıkarttığında hızla yüzüne baktım. Siyah saçlı beyaz tenli grimsi gözleri olan heybetli bir adamdı, yüz hatları oldukça keskin ve yüzü ile uyumlulardı. “Bu yüzü gördüğüm anda kesinlikle abartma uzmanı diye bağıracağımdan emin olabilirsin.” Hızla karşılık verdi. “Ben de seni gördüğüm an suçlu diye bağıracağım.”

“Senin yüzünden derse geç kaldım!”

“Defolup gide bilirsin mesela.”

“Cidden sus.”

Koşarak dersimin olduğu salonu buldum ve hızla içeriye girdim. Fazla geç kalmamıştım sanırım boşuna endişelenmiştim. “Kevin.” Tam yanımda fısıldayan sese doğru baktım ve Eylül’le karşılaşmam kaçınılmaz oldu. “Yanıma oturur musun?” dediğinde tereddütle yanına oturdum çünkü arkadaşlığımızı bitirmek için fırsat ayağıma gelmişti onunla şimdi konuşup arkadaşlığımı bitirebilirdim. “Kevin, ben çok korkuyorum…” sertçe yutkundu. “Ne oldu?” dedim şüpheyle. “Kevin ben hamileyim…” Boğazıma bir yumru takıldı.

-----------------------------------------------------------------------

BÖLÜM SONU EFENİMMM

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.