Yere düşen bıçağın metalik sesi, lüks dairenin mermer zemininde yankılanarak saniyelerce boğuk bir çınlamaya dönüştü. Merve, sırtını duvara yaslamış, dizlerini kendine çekmiş bir halde hıçkırarak titriyordu. O anki öfkesi yerini, her şeyini kaybetmiş bir insanın o acınası boşluğuna bırakmıştı.
Selim, derin derin soluk alarak dikleşti. Yırtılan gömleğinin yakasını düzeltti ama gözlerini bir an olsun Elif’ten ayırmadı. Odadaki o boğucu hava, yerini adeta fırtına sonrası yaşanan o ağır, keskin bir sessizliğe bırakmıştı.
Elif, elleri yanlarında hafifçe titrerken, birkaç adım ötesinde duran adama baktı. "Ne demek istiyor?" diye fısıldadı Elif, sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı ama her kelimesi odada yankılandı. "Seninle Merve arasında ne var Selim? Başından beri... Bu oyunun neresindeydin sen?"
Selim, ağır adımlarla pencereye doğru döndü. Dışarıdaki karanlık ve ıslak şehre baktı. Birkaç saniye boyunca sessiz kaldı; ardından, o her zamanki alaycı ve dik başlı tonundan tamamen arınmış bir sesle konuşmaya başladı:
"Merve haklı," dedi Selim, sırtı dönük halde. "Bu hikayede masum kimse yok, Elif. Seni bulmam bir tesadüf değildi. İlk başta... Evet, her şey Merve ile kurduğumuz bir planla başladı. Şirketindeki o açığı kapatmak, senin üzerinden bazı ticari hamleler yapmak için bir plan kurmuştuk."
Elif’in göğsüne saplanan hançer, sanki biraz daha derine indi. İçindeki o son umut ışığı da sönmüştü. "Yani... Her şey yalandı," dedi, gözlerinden bir damla yaş süzülürken ama sesindeki o sert buz çözülmemişti. "Bana söylediğin o sözler, baktığın o bakışlar... Hepsi birer tiyatro oyunundan ibaretti, öyle mi?"
Selim hızla arkasını döndü. Yüzündeki o soğuk maske tamamen paramparça olmuştu; gözlerinde ilk defa saf bir pişmanlık ve acı vardı. Adımlarla Elif’e doğru yaklaştı, aralarındaki mesafeyi kapattı.
"Başlangıçta öyleydi," dedi Selim, sesi pürüzlü ve derinden geliyordu. Elini Elif’in yüzüne doğru uzattı ama son anda durup geri çekti. "Seni sadece bir piyon olarak görmem gerekiyordu. Ama hesaba katmadığım tek bir şey oldu, Elif... Sana aşık olacağımı hesaplamadım."
Merve, köşeden hıçkırıklarının arasından acı bir kahkaha attı. "Gördün mü? Adamın sanat eseri bu! Herkesi kandırır, en sonunda da kendi yalanına inanır!"
Elif, Merve’ye dönüp bakmadı bile. Gözlerini Selim’in gözlerine dikmişti. Adamın gözlerindeki o çaresizliği, o gerçeği görebiliyordu. Ama bu gerçeğin onun canını yakmaktan başka bir işe yaradığı yoktu.
"Bana aşkı söylüyorsun Selim," dedi Elif, dudaklarında acı bir tebessümle. "Aşk, en güvendiğin insanın sırtına bıçak saplamak mı? Aşk, iki kişinin bir kadının hayatıyla kumar oynaması mı? Senin sevgin de yalanların kadar kirli."
Selim, Elif’in bu sözleri karşısında geriye doğru bir adım attı; sanki fiziksel bir darbe almış gibi sarsılmıştı. "Haklısın," dedi, başını öne eğerek. "Bunu telafi etmenin bir yolu yok. Seni kaybetmeyi göze alarak bu gerçeği söylüyorum. Merve ile olan o anlaşmayı polise verebilirsin, şirketimi tamamen batırabilirsin. Hiçbirine itiraz etmeyeceğim. Çünkü asıl cezayı, sana bu acıyı yaşatarak zaten kendime verdim."
O sırada kapının aralığından, polis sirenlerinin o keskin ve tiz sesi apartmanın içine dolmaya başladı. Merve, polisin geldiğini anladığı anda dehşetle başını kaldırdı. "Polis... İhbar ettiniz mi?"
Elif, kapıya doğru baktı ve ardından yavaşça çantasını düzeltti. "Ben ihbar etmedim," dedi sakin bir sesle. "Ama adalet, davet edilmese de kendi yolunu bulur."
Polisler kapıdan içeri girdiğinde, oda tam bir enkaz halindeydi. Merve gözyaşları içinde ellerini uzatırken, Selim tek bir kelime bile etmeden polislere teslim oldu. Kapıdan çıkarılırken son bir kez geriye dönüp Elif’e baktı. Gözlerindeki o son bakış, kelimelerden çok daha fazlasını anlatıyordu: Pişmanlık, kayıp ve dönüşü olmayan bir yolun sonu.
Elif, o büyük lüks dairenin ortasında, darmadağın olmuş eşyaların ve kırık hayallerin arasında tek başına kaldı. Derin bir nefes aldı. İçindeki o yangın yavaş yavaş külleniyor, geriye sadece güçlü, ayakları yere basan ve kendi kaderini kendi çizen bir kadın kalıyordu.
Aşk bitmişti, ihanet cezasını bulmuştu. Şimdi ise, Elif’in yeniden doğma vaktiydi.