1. BÖLÜM' |Gökyüzünün Boynuna Dolanan İp|
Koza yırtılır.
Dünya ikiye ayrılır.
Güzelleşmek için yarınına kıyar bir tırtıl.
XXI. Yüzyıl; bir yası bir ağıta, bir ağıta ise sukunete tutsak kıyalar bırakır.
Bir vefada kırk cefa saklıdır.
Kırk cefa, kırık vedada boynuna dolanan iple asılır.
Kulağınıza fısıldanıp size ait olduğu söylenen o isimlerin yolunuzu ve karakterinizi seçtiği dünyadasınızdır.
Bu yüzdendir ki ölümünün bile belirli olduğu kaderin, doğduğunda sil baştan tekrar yazılır.
Ve benim adım İz Derener.
İzler, yaradan beter.
"Pardon!" Omzuma sertçe çarparak yanımdan geçen adam, korku ile irkilmeme sebep olmuştu. Düşüncelerim, zihnimi paslı demir parmaklıklarla donatılmış bir odaya kafeslemiş gibiydi. İstiklal Caddesi üzerinde nereye gittiğini bilmeyen dalgın adımlarım, tıpkı fırtınanın ortasında kalmış bir ağaç gibi yönümü savuruyordu.
Başımı kaldırdığımda kuru bir özür ile yanımdan geçip giden adamda bakışlarım takılı kalırken etrafımı çepeçevre sarmış kalabalığı umursamadan adımlarımı atmaya devam ettim.
Sonbaharın getirdiği ılık rüzgar, bal rengi saçlarımın arasında geziniyordu. Elimdeki uzun ipleri tek bir ip ile birbirine bağlanmış elli taneden fazla renkli balon, tramvay raylarının üzerinde yürümeye çalışan birkaç çocuğun dikkatini çekmiş olmalıydı.
Başımı eğip yürüyüşümü hızlandırdım. Sol bileğime sıkı sıkı doladığım ipleri, parmaklarımla daha da kıstırdım. Esen meltem, balonları savurduğu için zapt etmek bir hayli zorlaşıyordu. Bileğime giren ince ağrıyı umursamadım ve boşta kalan elimle siyah kot pantolonumun arka cebinde titreşen telefonuma uzandım.
Telefon ekranıma düşen çağrı, her ne kadar alışkın olduğum bir durum olmasa da şaşırdığım söylenemezdi. Aile avukatımızın beni arayacağını, kalan yüklü miktardaki tek paramı balonlar için harcarken tahmin etmiştim.
Ekranı kaydırıp aramayı yanıtladım. Kulağıma dayadığım ahizeden gür ama bir o kadar da aceleci bir erkek sesi yükseldi.
"Alo, İz Hanım?"
Caddenin sonundan sağa doğru saparken "Buyurun?" diye karşılık verdim. Telaşsız kelimelerim, hissizliğimi intihar eşiğine sürüklüyor ve bir uçurumun kenarı, bugün benim ruhum için altı kayalıklarla dolu zemine açılıyordu.
"Bugün ailenizin banka hesabından 600 TL kadar nakit para çekilmiş."
Telefonun diğer ucunda konuşan Burak Soylu, Derener ailesinin avukatıydı. Henüz küçükken amcam ile eşi, bu kanatları ezilmiş yetim çocuğun korucuyu ailesi olmuş ve onun tüm eğitim masraflarını karşılamışlardı. Özel bir Hukuk fakültesinde öğrenimi tamamladıktan hemen sonra ise babam, Burak Soylu'yu şirket avukatı olarak işe başlatmıştı.
"Haberim var." Sert ve ketum tavrım, telefonun bir an önce kapanması için can atar gibi çıksa da gerçek bundan oldukça farklıydı. Bundan iki yıl önce ihtiyacım olan şey belki birkaç yeni kıyafetken şimdi ise sadece biraz yanımda olacak herhangi bir insandı.
Zavallı İz, diye geçirdim içimden.
Sen, insanların sadece buğulu camlarında kalan issin.
Belki de o camları kirleten izsin.
"Anladım." Boğazını temizlemek için yapmacık bir şekilde öksürdükten hemen sonra "Yaklaşık altı aydır harcama yapılmıyordu. Sormazsam içim rahat etmeyecekti." dedi.
Dudaklarımdan tatlı bir gülümseme peydahlandı. Mavi irislerim sol bileğime bağlanmış elliden fazla balona kaydı.
Yüklü harcamanın hepsi ile balon aldığımı öğrense muhtemeldir ki deli olduğumu düşünecekti. Umarsızca omuzlarımı silktim. Bu durumu zerre kadar umursamayacaktım. En azından psikiyatri servisindeki hasta kaydımda majör depresif bozukluk yazdığı sürece.
"Sorun değil." Telefonu kulağımdan uzaklaştırdım ve "İyi günler." dedikten sonra konuşmayı sonlandırıp cebime tekrar koydum.
Birisinin gerçekten beni merak etmiş olması gerçeği, zihnimdeki güneşi ağarttı. Solmak üzere olan çiçeğe hayat veren su damlası gibi mutluluğum, ölü tarafımın hiç katledilmemiş yaşam umutlarına ince bir bağ ile dolandı. Lakin o bağın, bugün beni perçinleyecek yalnızlığın sivri makası ile kesileceğini biliyordum.
Yirmi iki.
Başlangıcının sonundayken çakmağın üzerinde ateş belirdi.
Sonun başlangıcında mum yerine kalan ömrüme üflendi.
Titreyen adımlarım, titreyen bir nefes gibi yalpalamaya başlamıştı. Bugün içten içe bir şeylerin son olacağını biliyordum. İçimdeki koskocaman sızıyı anımsadığımda yutkundum.
"Hiçbir şey hissetmediğini mi iddia ediyorsun?" demişti aylar öncesinde psikiyatristim.
Hissediyordum. Göğsümdeki o büyük sızıyı hissetmemek hiçbir zaman mümkün değildi.
Ailemin ilk vefatını öğrendiğimde o burukluk, göğsümü acıtmıştı. Cehennemden oluk oluk akan ateş gibiydi, hep zihnimde yara şeklinde kaldı. Ne zaman bir şeyler hakkında düşünsem bir mum, aklımın köşesinde yandı ve eriyerek yarama sıçradı.
Acıyordu.
Hem de çok.
"Hislerin varlığına inanmıyorum." diye yanıtlamıştım psikiyatristimi.
Keskin cümlelerimin boğazımı kanatarak dudaklarımdan döküldüğünü çok iyi hatırlıyordum.
"Şurada bir bebek var desem size, siz de bana inanır mısınız? O bebeği göremez, duyamaz ya da kucaklayamazsanız, o ağlayan bebeği hiç sustaramazsanız veya en başa dönecek olursak, o bebeğin varlığına dair hiçbir somut iz taşımazsanız, siz o bebeğin varlığına inanır mısınız?"
Cadde üzerindeki billboardlarda asılı reklam afişinde gözlerim gezindi.
"Madem hislerini göremediğin, dokunamadığın ve duyamadığın için onlara inanmıyorsun. Madem hislerini bir başkası fark edemediği için onları reddediyorsun, o zaman neden hislerini insanlara gösterebileceğin bir hale sokmuyorsun?"
Bu sözler, yaklaşık bir yıl öncesinde sarf edilmişti. Bazılarına göre sıradan, bana göre ise bir şeyleri değiştiren psikiyatristime aitti. Reklam panosunda yazan yazıyı gördüğümde istemsizce bir tebessüm dudaklarımda belirdi.
"Türkiye çapında milyonlarca okura ulaşmış İltimas adlı kurgunun yeni bölümleri, şimdi bu online platformda!"
"İltimas" adlı kurguyu, işte bu şekilde yazma kararı almıştım. Acımı göstermek istemiştim. Yaramı iyileştirmek istemiştim. Cümleler ile aramı ne kadar iyi tutarsam, o kadar çok göğsümdeki ağrıya ihanet edeceğimi keşfetmiştim.
William Shakespeare'in "Yeni bir ateş söndürür bir başkasının yaktığını. Yeni bir acı ile hafifler eski bir ağrı." cümlesine ilk rastladığımda ise yazacağım kurguyu zihnimde oturtmuştum.
"Efes Erezli" koymuştum sahip olduğum acıdan daha fazlasını yüklediğim o kitap karakterimin adını.
Efes, demişlerdi insanlar kitabımın içindeki o yaralı adama.
Hissettiklerini anlamışlardı, oldukça soğukkanlı karakterinin altındaki çaresizliği şefkatle karşılamışlardı.
Buğulu bakışlarımı billboard baskısından çekip yönümü değiştirirken yüzümdeki gülümseme düştü.
Sonunu yarım bıraktığım o kitabı belki satırlarca, belki sayfalarca yazmıştım. Acımı göstermiş ama yaramı iyileştirememiştim. Kelimeler ile aramı iyi tutup göğsümdeki sızıya ihanet etmiş fakat o sızıyı sökememiştim.
Acıyordu.
Hem de çok.
Sırtımı, reklam panosuna döndükten sonra çaresiz adımlarım, bileğime yönelen küçük çaplı ağrı gibi ilerlemeye başladı.
Ne kadar süre bu kalabalıkta sessizce yürüdüğümü hatırlamıyordum. Sadece eve gitmek istiyordum.
Yaklaşık yarım saat sonra çitlerle çevrelenmiş bahçe kapısının önüne geldiğimde bileğime bağlanmış balonları sıkıştırmaya çalıştım. Sağ elimle demir kapıyı ittirip içeri doğru adımlarımı atarken olması gerektiğinden çok daha fazla bir sakinlik üzerime çökmüştü.
Akşam saatleri, karanlığı ile esir alırken evin önündeki tahtadan yapılmış çardağa doğru ilerlemeye başladım.
Onca yaşanmışlık, ailemin kurban gittiği cinayet ile birlikte ben de acı bir iz olarak kalmıştı. İnsan, hatıralarda yaşamak zorundaydı.
Ama bu iz, acıdan nefes bile aldırmıyordu.
Geçecek, diye fısıldadı içimdeki silik umutlarına tutunmuş küçük kız.
Geçmeyecekti.
Biliyordum. Hiçbir şey geçmeyecekti.
Göğsüme siper aldığım o çaresizlik, yıkılmaya başlayan surların altında ezilecekti.
Neden geçmiyor, anne?
Kalbimi parçalayan ve göğsüme bir bıçak gibi batan kırık yirmi ikinci kaburgam neden iyileşmiyor?
İçimdeki bu his geçer umudu ile çardaktaki masanın üzerine bıraktığım makası aldığımda adımlarım geriye doğru yalpalandı.
Bir adım, iki adım, üç ve dört adım.
Beş ve altıncı adım.
Yirmi birinci ve yirmi ikinci adım daha.
Bugün tam yeni yaşıma bastığım gündü. Dört yılın öncesinde kutladığım doğum günüm zihnime dolduğunda içimdeki koskocaman kasvet, toprağa tutunan çiçek gibi köklendi.
Yirmi iki.
Yirmi ikiyim.
Ben bir deliyim.
Anne, her bir balonun içinde sıkışmış nefesim. Yaşamımı tenime dolamış bileklerim.
Sağ elimdeki makası aralayarak bir ucunu, sol bileğime sertçe sapladım. Acı, vücudumun her yerinde yankılanırken makasın ucunu aşağı doğru kaydırdım. Kesik, bileğime bağlanmış ipleri koparmıştı ve akan kan yere damlarken onlarca balon gökyüzüne doğru havalanmıştı.
Titreyen bacaklarım, bileğimdeki kanı görmemle beraberinde vücudumu tutamadı. Dakikalar sonrasında yere düşmüştüm.
Dudaklarımdan kayıp havaya karışan ağıtlarım, göğsümdeki ağrıyı şiddetlendirirken gözlerimi açamadım. Bilincim beni içine çekmiyor lakin ait olduğum dünyanın içinde olmama da izin vermiyordu.
Saniyeler sonrasında göğsüme çektiğim derin bir nefes, anne rahminden kopan bir bebeği ağlatan soluk gibi ciğerimi yakmıştı.
Sol bileğimde hissettiğim büyük bir ağırlık vardı. Buğulanmış gözlerimi aralarken bulunduğum bu yerin bahçe olmadığını fark etmem uzun sürmedi.
Bileğimdeki keskin ve yakıcı ağrı, az önceki intihar girişimimi zihnimde tazelemişti.
Bahçede değildim. Aksine mat griye boyanmış duvarların arasındaydım. Birkaç saniye öncesinde evimin bahçesindeyken şimdi ise bir yabancının odasındaydım.
Zaman çok geçmemişti, emindim.
Sadece birkaç saniye öncesiydi.
Gözlerimi kapattığım bu dünya, gözlerimi tekrar araladığımda aynı değildi.
Sol bileğimdeki sancı arttığında büyük bir çığlık dudaklarımdan yankılandı.
Gözlerimden birkaç yaş yanaklarımda süzülürken bir insan vücudu, bedenimi gölgelemişti.
"Burada bir kız var!"
Kulaklarıma dolan ses ile vücudumdaki yorgunluk beni ele aldı. Girdap bu sefer ruhumda dolandı.
Koza yırtıldı.
Dünya ikiye ayrıldı.
Bir tırtıl, güzelleşmek için yarınına kıydı.
Başka bir evrene geçiş yapan kelebeği ölüm canlandırdı, kanatlarını zaman kırdı.
🖤
İfrita'ya hoş geldiniz.
Umarım ilk bölümü sevmişsinizdir. Düşüncelerinizi çok çok merak ediyorum! Benim içime oldukça sinen bir giriş bölümü oldu, umarım sizin de okumak için harcadığınız zamana değen bir bölüm olmuştur.>
Bu yolculukta bana eşlik etmeye hazır mısınız?⌛
Çizgi hesabımı takip ederek yeni bölümlerden haberdar olabilirsiniz.
Ayrıca Twitter'da #İfrita hashtagiyle tweetler atabilir, bölüm hakkındaki düşüncelerinizi paylaşabilirsiniz.>
Diğer bölümde görüşmek üzere, sevgi ve sağlıkla kalın.💕
