...Boğuluyordum yalanların içinde,herkes yalan söylüyordu. En yakınlarımdan bu sözleri duymak beni incitiyordu. Ama en kötüsü, yalan olduklarını biliyordum. Kendimi yalanlarla avutamıyordum , gerçek olduklarını düşünemiyor ve zamanla boğuluyordum.
O anda bir ses işittim bu ses kulaklarıma öyle tanıdık geliyordu ki. Uzaktan değilde sanki biri yanıma gelmiş bana sesleniyordu.
Bu babamdı.
Yavaş yavaş aralanmaya başlamıştı gözlerim . Yüzümden akan terler her yanımı sarmıştı...
O an babamın "Bade kalk hadi" diyen sesini duydum.
Güneş yine aydınlatıyordu gökyüzünü. Artık açılmıştı gözlerim ve fark etmeden tavana aval aval bakıyordum derken babam böldü ve "hadi geç kalacağız bade" dedi.
Ben ise neye hazırlanmam gerektiğini anlamadan yüzümü yıkamak için sıcacık yatağımdan ayrılmak zorunda kaldım. Yüzümü yıkarken tenime soğuk su değmesiyle birlikte sinirleniyor ve uyanmaya başlıyordum .
Dişimi fırçalamak üzereyken babama"Nereye gidiceğiz ki sabah sabah?" diye bir soru yönelttim ve dişlerimi fırçalamaya başladım.
Babama döndüğümde bana "sen ciddi misin" bakışı attı.
Babam genellikle insanlarla çok konuşmazdı ve bakışlarıyla her şeyi anlatırdı . Ben artık onun gözlerinden anlıyordum ne demek istediğini. Bende ona " ne oldu" der gibi bir bakış attım .
Bu bakışım onun gülmesine sebep olmuştu. Babamın gülümsemesi çok sık karşılaşabileceğim bir şey değildi. Bu yüzden gülüsmemesini bozmak istemiyordum. Ama gülümsemesini bozdu ve sinirlenerek
" dalga mı geçiyorsun benimle? 11. sınıfının ilk gününde gecikmek mi istiyorsun" demişti
Sözünün bittirdiği zaman ağzımdaki tüm su aynaya sıçradı. İlk başta şaka yaptığını sanmıştım ama yüzündeki ciddilik bozulmamış ve o sinirli bakışlarını bana yöneltmeye devam ediyordu. Koştum hemen telefonuma büyük günün geldiğini böyle mi anlayacaktım. Zaman ne kadar hızlı geçmişti. Ve ben hala ne giyeceğimi karar vermemiştim. Normalde giyimime çok takınmam ama üniversite hayatıma bu gün başlayacaktım. Ve bu benim için büyük bir başlangıç olucaktı. İşte giyimime bu yüzden önem vericektim. Yeni başlangıcımda insanların aklında güzel bir şekilde kalmalıydım...
Beyaz bir gömlek ve gömleğimin üstünden siyah kolsuz bir süveter giydim. Gömleğimin bir kısmını altıma giydiğim beyaz pantalonun içine sıkıştırdım. Her şeyi o kadar hızlı yapmaya çalışıyordum ki makyaj yapmak için lavaboya koştuğumda yere damlattığım sulara bastım ve yere düştüm . Sinirden tam ağlamak üzereydim. Yerden kalktım, tipime baktım balköpüğü rengindeki saçlarım darma dağan olmuştu. Üstümün ıslanıp ıslanmadığına baktım . Biraz ıslanmıştı . o an ne yapacağımı şaşmış bir şekilde olduğum yerde duruyordum. Üstüm çok ıslanmadığı için kurutmama gerek yoktu. Makyaj yapmaya çalışacaktım. Makyaj hakkında pek bi bilgim olmadığı için çok fazla birşey yapmayacaktım. Zaman hızla akıyordu yetişemiyeceğimi düşünüyordum. O an duraksadım ve saate bakmadığımı fark ettim.Arkama döndüğüm anda Babamın sinsi bakışlarını üstümde hissetmiştim. Telefonumu bulduktan sonra saate baktım ve 07.26 yazan yazıyı gördüğüm an yıkılmıştım. Sinirden ağlayacaktım ama bu mutlu olmasını istediğim günde ağlamayacaktım . her ne kadar Babam beni sinir etmeye bayılsada, bu gün ben çalıştığım zamanların bana kazandırdıklarıyla tanışma fırsatım vardı. Babamın bana yaptığı berbat şakanın intikamını alıcağım gün hakkında planlar yapmaya başlayacaktım. Ama şimdi sırası değildi çünkü şimdi istediğim gibi hazırlanabilecek ve işleri acele etmeden yapabilecektim.
1 saat sonra
Kendime aynadan baktım ve o an çok şaşırdım. Makyaj yapmayı beceremediğimi sanıyordum ama çok güzel oldum. İstemeden gülümsemeye başlamışım. Babama döndüm . "nasıl olmuşum?" diye sorduğum zaman ise"hiç güzel olmamışsın. Tuval gibi boyamış yüzünü. Bari bir işe yarasa güzel olacaktında hala çirkinsin" dedi.
Bu gün babam heralde benim morelimi bozmak için uğraşıyordu. Ama dinlememiş gibi yaptım ve asıl moreli bozulan babam oldu.
İlk dersim saat 9.00 da başlayacaktı.
Kahvaltı hazırlamak işin mutfağa doğru ilerliyordum. Ne yapsam diye düşünürken aklıma kaşarlı omlet geldi. Mutfakta yemek yapmak bana keyif veriyordu. Çoğunlukla yemekleri de ben yapıyordum. Kaşarlı omletimizi hazırlarken jelibonun bana doğru koştuğunu gördüm. Mutfağa sokmam aslında yasak ama bana doğru koşunca birşey yapamadım . Bembeyaz tüyleri o kadar tatlı gözüküyordu. Gözlerine baktığım an sanki büyülenmiştim o masmavi gözlerinin içinde.
O sırada babamın terliğinin çıkardığı sesle bana doğru yaklaştığını anlamıştım. Babam zaten köpekleri pek sevmez ve evde beslememizede karşı çıkıyordu. Bi an telaşla Hemen bir tane dolabı açtım ve jelibonu kapağını araladığım dolabın içine koymuştum.
Babam gelişiyle "o ses neydi" diye sordu.
Bende yalan söylediğim zaman yanaklarım kıpkırmızı oluyor ve yalan söylediğimi çok belli ediyordum. Bir süre babamla birbirimize baktıktan sonra ben kekeleyerek "ee baba şey kaşık düştüde onun se- si " dedim.
Yanaklarımın ısınmasından kıpkırmızı olduğumu anlamıştım. Babam arkasını döndü ve kapıdan çıkacak iken duraksadı ve gözünün ucuyla bana bakıp "nefessiz kalcak hayvan o dolapta" değince yine yalanımı anladığını fark ettim ve babama bakıp güldüm...
Kahvaltımızı yaptık ve arabaya binerken içimde nedenini bilmediğim bi mutluluk ve heyecan hissediyordum. Yolda giderken olacakları düşünüyordum. okulun önüne gelince babama görüşürüz dedim ve İrem ile Toprağı görünce yanlarına koştum. Birbirimize sarıldıktan sonra Toprak "kızım seni beklemekten ağaç olduk sevgilinnlemi konuşuyordun yolda" dedi.
Bende cevap vericek üzere "ya ne ala-" derken Toprak yine herzamanki gibi sözümü bölüp meşhur sözü " kızım yakında evde kalacaksın" dedi ve İremi gülme krizi tutmuştu. İreme sorgular bir şekilde baktığımda " ya canım siz benim kadar yüksek seviyede insan gördünüz mü?" dedi.
Toprak sinirlerine hakim olamayıp "yani geçen yıl sarktığın bi 15 kişi olmuştu ama neyse" dedi.
Bu gidişle karnım yine gülmekten ağrıyacaktı. İkisinin tartışmalarından sonra senin var heralde sevgilin diyerek toprağa baktığımda"ay hiç sorma nerde bende o şans" dedi.
Toprağın tek kelimesi bile yine beni güldürmeye yetiyorken derslerin başlama saatinin yaklaştığını anladığımız zaman okuldan içeri doğru yürümeye başlamıştık.
Sınıfıma girdiğim zaman yerlerimizi almıştık. Ben orta sırada baştan 2. sırada oturuyordum.Arkama toprak yan tarafımdaki tekli sıraya ise İrem oturdu. Ders başlamadan önce sınıftaki kişileri Toprak ve irem ile süzüyorduk. Lisede tanıştığımız zamandan berri bu bizim için bir normal döngüler arasına girmişti. Diğer yanı tarafımda oturan kız hakkında konuşmaya başlamıştık. Saçları badem rengiydi.
Yüz hatları gayet güzel bir kızdı. Saçları benimkinin aksine dümdüzdü. Biz kızı süzmeye devam ederken kız bize baktı ve yüzünde çok masum bi gülümseme oluşmuştu.
Ben ise birini incelerken o kişi bana baktığı için kıpkırmızı olmuştum. Utandığımı belli etmemeye çalışırken bende ona bir tebessüm ile karşılık verdim.
O an sınıfa giren kişi tüm gözleri üstüne çekmeye başarmıştı. Bir an oluşan sesizliğin ardından sessizliği bozan Toprak oldu. Toprağın ağzından çıkan "yuh" kelimesiyle gözler bu kez toprağa dönmüştü ardından tekrar sınıfa giren çocuk ilgi kaynagı oldu
Çocuk benim gibi beyaz tenli ve balköpüğü saçlıydı. Kemikleri çok belirgin bir yüze sahipti. Yerine oturduğu sırada kolunda bir döğme dikkatimi çekmişti bu sembolü bir yerde görmüştüm...
Nerde olduğunu hatırlamaya çalışırken çocuğun bana baktığını fark ettim. Ne zamandır bana baktığını bilmiyordum ama döğmesine baktığımı fark ettigi an kolunu indirdi ve hala bana bakıyordu. Bana bakarken dudaklarının kenarını kıvırmış ve ben de onun gözlerinin içine baktığımda gözlerini kaçırdı ve bana göz devirdi.Gözlerimi ondan çevirdim ve toprağa baktım .
Toprağın bu yüz şeklini biliyordum bu içinden birine küfürler yağdırırkenki yüz ifadesiydi. Bunu en son lisede aşık olduğu kızın sevgilisine baktığı zaman aynı bakış vardı.
Anlamıyordum herkes neden ona bakıyordu. çocuğun bembeyaz teni o kadar itici gelmişti ki bana , boynundaki o demir zincir. Çocuğun tipine bakılırsa başı belalı ve okulun popüler kişilerinden biri olduğu belli oluyordu. Kafamı arkaya çevirdiğimde çocuk hala bana bakıyordu ve bu kez o kadar kızarmıştım ki o an tek isteğim görünmez olmaktı.
Arkamdan sürekli dürte Toprağa her ne kadar bakamam şimdi desemde bana hala işaret parmağı ile dürtmeye devam ediyordu. Bir an arkamı döndüğümde ise Toprağın " bu çocuk ne vampir gibi şunun tipine bak tipsiz" diye söylenmelerini duydum .
Çocuk bana göz devirmesi tekrar aklıma geldiğinde "Tam düşündüğüm gibi tipindende belli oluyordu zaten egoist olduğu..." diye gecirdim içimden
O an aklıma bir soru gelmişti. Onca kızın içinden gözleri neden beni bulmuştu...
Ben kendi kafamda neden arasamda hiçbir zaman nedenini bulamayacağım düşüncesine kapıldım ve gittikçe artan merakıma yenik düşmek üzereydim.
O an duraksadım ve saçma şeyler yapmadan önce bunu neden düşündüğümü bulmam gerekiyordu. Belkide çocuk istediğini başarmıştı...
Belki tek isteğide işte budur...
Kafamda belirmek kendini merak etmem...
Ama neden? Neden beni seçmişti ki benneden onun dikkatini çekmiştim?
Düşündükçe batıyordum. Düşündükçe karşıma daha fazla cevapsız soru çıkıyordu. Peki bunları kim yanıtlayacaktı? Işte yine karşıma çıkan bir bilinmeyen denklem daha..
Ben bunları düşünürken ilk dersimiz için yanımıza öğretmenimiz gelmişti. Sanırım bu matematik hocasıydı. Herkes tüm gözleri üstüne çeken çocuka sorular soruyordu ama hocanın sınıfa gelmesiyle Bir an sessizlik oluşmustu.
Herkes hocaya baksada biri o çocuğun masmavi gözleriyle büyülenmişti.