İçeriğe geç

İÇİMDEKİ EJDER

Bölüm 8 · 17 dk okuma

İÇİMDEKİ EJDER

Bölüm 8

8.Bölüm

ARAGONS

The score_Money Run Low

Karherina Blacklight

Uyandığımda saat daha sabah dörttü. Dünkü akşam yemeğinden sonra çok oyalanmadan yattığım için uykumu yeterince almıştım. Sıcak yatağımdan kalkmak yine de zor geliyordu gerçi.

Sonunda örtümü üzerimden sıyırdım ve gerindim.

Yataktan kalktığımda bugün antrenman yapıp yapmamak arasında kalmıştım. Sonuçta bugün pazardı ve antrenman sahası kapalıydı. Ancak Bay Butler’ın bana verdiği yedek anahtar sayesinde Pazar günleri de antrenman yapmak için sahayı kullanabiliyordum.

Hafta içi bu anahtar sayesinde sahaya ilk giren ve erkenden kapıları açan ben olurdum. Pazarları ise kimse olmadan kendimce sporumu yapar ve eve dönerdim. Benim rutinim buydu.

En sonunda kararımı bugün de antrenman yapmak yönünde kullandım.

Aragons’a gittiğim ilk gün yatmama müsaade edeceklerini zannetmiyordum zaten ama erken kalkıp spor yapmak beni yormaktan çok zihnimi açıyordu. Günün geri kalanında yorulacağımı düşünerek kendimi çok yormadan sporumu yapıp geri dönecektim de zaten.

Henüz pijamalarımı değiştirmeme gerek yoktu. Çünkü sahaya hemen gitmeyecektim. Normalde bu saatlerde uyandığımda yaptığımın aksine ders de çalışmayacaktım. Şimdi her şeyden önce valizimi hazırlamam gerekiyordu.

Odama henüz doğmaya başlayan güneşle beraber bir oraya bir buraya gidip gerekli olabilecek eşyalarımı toparlamaya başladım. Hepsini düzenli bir şekilde valize yerleştirirken bir yandan da liste yapıyor, yerleştirdiğim eşyaların yanına tik atıyordum.

Pek fazla eşyamın olduğu söylenemezdi zaten. Pek ıvır zıvır eşyam olmazdı. Eski okulumla ilgili şeyleri de artık yanıma almama gerek yoktu. Askeri bir okula gidecektim.

Derslerim ağırlıkta dövüş eğitimleri üzerine olacaktı ancak elbette ki normal derslerimiz de olacaktı. Fakat o derslerin kitaplarını oradan temin edecektim zaten.

Kıyafetlerim bir valizin içinde; yayım, oklarım, birkaç defter gibi şeyleri de öbür valize doldurmuştum.

Şöyle bir baktığımda her şey hazır gibiydi. İhtiyacım olabilecek diğer şeyleri de oradan alacaktım. Sonuçta eyaletin merkezine gidiyordum. Bir kasabadakinin aksine istediğim çoğu şeye erişebilir olacaktım.

Ne kadar az eşyam olsa da valiz toparlamam biraz uzun sürmüştü. Vaktin bu kadar hızlı geçmesi iyi olmuştu aslında. Her saat başı üzerimde daha çok hissettiğim heyecanımın baskısını unutmama yardımcı oluyordu.

Valizlerimi kenara kaldırdım ve üzerimi değişmek için dolabıma yöneldim.

Antrenman sahasında giydiğim üniformamı bugün son kez giymeye karar vermiştim. Bunu yapmama aslında gerek yoktu. Ama yine de yapacaktım. Şimdime veda etmek için ve geleceğimi kucaklamak için bu güzel bir son ve aynı zamanda bir başlangıç olacaktı.

Üzerimi değişip yedek kıyafetlerimi çantama koyduktan sonra aşağı kata indim. İlk önce mutfaktan bir muz almam gerekiyordu.

Muzumu dolaptan aldım ve mutfaktan çabucak çıktım. Acelem yoktu ama yerimde de duramıyordum.

Evden çıktım ve muzumun kabuğunu soymaya başladım. Yolda yürürken bir yandan da muzumu yiyordum. Sabahın serinliği geçmek üzereydi. Güneşin ışıkları şimdiden etrafı aydınlatıyordu.

Sahaya geldiğimde anahtarlarımı çıkarıp koca kapıların kilitlerini açtım. Bu ağır metallerin gıcırdamasını bile özleyecektim. Çıkan ses yüzünden değil çıkan seslerin bana çağrıştırdığı şeyler yüzünden.

Tüm o sesler bana tüm bu serüvenim boyunca arkadaşlık ettiği için, tüm düşüşlerimde tekrar kalkışlarımda, başarısız olsam bile yılmayışlarımda, bırakmak isteyişlerimde ama asla pes etmeyişlerimde beni sessizce izledikleri ve dinledikleri için.

Bu saha. Bu ağaçlar. Her gün ne olduğuna bakmaksızın üzerine basıp geçtiğimiz tüm kum zerreleri. Hepsi beni dinledi. Ve bugüne gelmem için benimle birlikte sabrettiler.

Şimdi hepsine veda etmek için son kez koşuyordum bu sahada. Yaşlı revir uyukluyordu. Kumlar adımlarımda hışırdıyordu. Kapılar rüzgârla hafifçe sarsılıyordu. Ağaçlar sağa sola sallanarak güneş ışığı vuran yapraklarını sallıyordu. Ben ise sıcak güneş yeterince yükselmemişken koşturuyordum.

Kulağımda kulaklığım, üzerimde yılların eskittiği üniformam ve içimde Aragons’a gidecek olmamın sevinciyle koşturuyordum.

Ne kadar koştuğuma dair bir fikrim yoktu ama sonunda nefesim düzensizleşmeye başlamıştı. Adımlarımı yavaşlatıp bir süre dinlenecektim.

Ellerimi dizlerime yerleştirdim ve soluklanmaya başladım. O sırada sahanın dışından gelen bir sesle o yöne döndüm. Birisi sahayı çevreleyen ormanın içinde koşturuyordu. Ne olduğunu anlayamadığım için bir süre sahaya yaklaşan silueti izledim. Biri tehlikede miydi? Öyleyse neden bağırmıyor, yardım istemiyordu?

Koşan kişinin silueti daha da belirginleşmeye başlamıştı. Biraz daha yaklaştığındaysa kim olduğunu anlamıştım. Bu kişi Dominic’di.

Onu bu aralar çok sık görmeye başlamıştım. Henüz kasabaya yeni gelmiş olmasına rağmen karşıma bu kadar sık çıkması tesadüf müydü cidden. Bunu merak etmeden edemiyordum.

Ormanın içinde koşmaya devam ediyordu. Üzerinde sürekli giydiği şu pahalı üniforma takımlarından yoktu. Altına siyah bir eşofman üstünde ise beyaz bir tişört vardı. Uzun süredir koştuğu belli olan bir şekilde terlemişti. Kaçtığı bir şey yoktu. Sadece o da benim gibi antrenman yapıyordu.

Ormanın derinlerine girmesindense sahaya girmesini teklif etmek geçti kafamdan ancak bu fikirden anında vazgeçtim.

Ona böyle bir şey sorarsam muhtemelen sözlerimi yanlış yere çeker ve onunla ilgilendiğimi falan sanabilirdi. En iyisi onu kendi halinde koşmaya bırakmak ve ormana gizlenen kurt sürüsüne yem etmekti.

Sonunda sahaya baktığında ona baktığımı gördü ancak koşmasına ara vermeden tekrar önüne döndü ve ağaçların arasında gözden kayboldu. Ben de çok geçmeden koşuma kaldığı yerden devam etmeye döndüm.

Uzun bir koşunun ardından çok terlemiştim. Soyunma odalarında üstümü değiştirdim ve sahanın kapılarını kilitledikten sonra sahadan çıktım. Eve vardığımda bugün hafta sonu olduğu için henüz kimse kalkmamıştı.

Üzerime yapışan terden kurtulmak için duşa girdim ve ardından da kahvaltı hazırlamak için mutfağa geçtim. O anda annemle karşılaştık. Ben duştayken kalkmış olmalıydı. Çoktan kahvaltıyı hazırlamıştı.

“günaydın, tatlım. Bugün için çok heyecanlı olmalısın. Yine çok erken uyandın değil mi?”

“ bugün büyük gün. Gerçekten heyecanlıyım.”

Annem yanıma geldi ve bana kocaman sarıldı. “bugünün geleceğini hepimiz biliyorduk...”

“… Dün seni yeterince tebrik edemediğim için özür dilerim tatlım. Ama seninle gurur duyduğumu bilmelisin.”

“bunu biliyorum anne. Özür dilemene gerek yok. Asıl ben size böyle bir şeyi söylemekte geç kaldığım için özür dilerim. Doğru anın asla gelmeyeceğini bilmeliydim. “

Kafama bir öpücük kondurdu. “sorun değil. Bunu anlayabiliyorum. “

Sofraya oturmam için eliyle işaret etti ve “ babanı kahvaltı için uyandıracağım. Sen yemeye başlayabilirsin.” Dedi ve merdivenlerden yukarı çıktı.

Mutfaktaki masamız yemek salonundakinden küçük olduğu için ne koyarsanız koyun çok çabuk dolardı. Ama bugün gerçekten de çok doluydu. Annem kahvaltı hazırlarken kendini kaptırmıştı anlaşılan.

Annem tekrar mutfağa geldi ve o da sofraya oturdu. Hemen ardından da babam geldi hep beraber yemeye başladık. Bir yandan yemek yiyor bir yandan da ailecek sohbet ediyorduk. Uzun zamandır yaşanan en huzurlu an yaşanıyordu şu an. Belki de beni mutlu uğurlamak istiyorlardı. Birlikte geçireceğimiz kısıtlı anlar yaşanacaktı bundan sonra ve onlar da bunun farkındaydı. Annem, babam, Porta ve arkadaşlarım. Her birini gerçekten çok özleyecektim.

Kahvaltı bittiğinde birlikte mutfağı toparlamaya başladık. Her birimiz iş bölümü yapmıştık. Babam kendi küçüklüğüyle ilgili komik anılar anlatırken annem ve ben de gülerek babama eşlik ediyor bir yandan da bulaşıkları yıkıyorduk. Babam da konuşmakta fırsat buldukça masanın üzerindeki fazlalıkları dolaba yerleştiriyordu.

Gülmekten karnıma ağrılar giren bir hikâyenin ortasında zil çaldığında bir süre daha kahkahamı durduramamıştım. Annem kapıyı açmaya gittiğinde zor da olsa susmayı başarmıştım. Gelen kişinin kim olduğunu duyabilmek için kulak kabartmam gerekmişti.

“ hoş geldin Dominic, buyur içeri gel.”

“ Benivolentia’yı alacak arabanın on dakikaya burada olacağını söylemek için gelmiştim. Şimdi Aragons’a dönmem gerekiyor. Bir yüzbaşı olarak yeterince tatil yaptım ve geri dönmem için emir aldım. Yoksa sizi geri çeviremeyeceğimi biliyorsunuz Bayan Blacklight.”

“ pekâlâ, bu seferlik böyle olsun. Ama sözün var unutma. “

Evimize girmesi sorun değildi hatta ailemin onu sevmesi de sorun değildi. Ama Nic’in yakınımda olacağı düşüncesi beni rahatsız ediyordu. Etrafımda olması ve her an bana sataşabilir olması çok rahatsız ediciydi. Kendimi diken üzerindeymiş gibi hissetmeme neden oluyordu.

Onu son gördüğüm gün hayatımdan çıkartmıştım. Bana söylediklerinden sonra böylesi daha iyi olmuştu da. Yıllarca onu görmeden, onun hakkında herhangi bir şey duymadan yaşamıştım. Şimdi nasıl olduysa kasabaya geri dönmüştü ve her anımı ele geçiriyordu.

“ sözümü tutacağım. Şimdi gitmem gerek, iyi günler.”

Kapının kapanma sesi duyuldu. Ardından da mutfağa giren annem göründü. “ vedalaşma vaktimiz geldi tatlım. “ dedi buruk bir tebessümle.

Bu görüntü içimde bir şeylerin çatırdamasına neden olmuştu. Sanki onları bir daha göremeyecekmişim gibi bir burukluk vardı üzerimizde. Onlardan ilk kez bu kadar uzakta bir başıma okumaya gidecektim. Daha öncesinde asla olmadığımız kadar uzak kalacaktık ve bu öyle kısa bir süre olmayacaktı.

Bundan sonra hayatım sadece okulum olacaktı. Elbette onları ziyarete gelecektim ama yine de yanlarında uzun vakitler geçirmem mümkün olmayacaktı.

Anneme kocaman sarıldığımda annem kendini daha fazla tutamamış ve gözyaşlarını koyuvermişti. Babam da bu sahneye daha fazla tepkisiz kalamamıştı ve o da annem ve beni kocaman kucaklamıştı.

Küçük ama sevgi dolu bir aileye sahip olduğum için korkmuştum. Onları kaybetmekten, bir daha görememekten, tek mutluluk kaynağımın elimden alınmasından.

Tabi ki de çok histerik davranıyordum. Bunların hiçbiri gerçekleşmeyecekti, ancak kafamın içini susturamıyordum işte. Durumun verdiği duygusallık yüzünden olmalıydı tüm bunlar.

Sonunda kucaklaşmamız bittiğinde valizlerimi almaya üst kata çıktım. Babam da benimle gelerek eşyalarımı kapıya kadar taşımama tardım etti.

Valizlerimi tam kapının önüne koymuştuk ki sedan tipi, siyah bir araç kapımıza yanaştı ve aracın ön kapısı açıldı. İçeriden uzun zayıf temiz yüzlü ve lacivert siyah renklerde üniformalı bir şoför indi.

“Bay Blacklight’ın evi burası mı?”

“ evet burası. Ben Thomas, Thomas Blacklight.”

“memnun oldum efendim ancak biraz acelemiz var oğlunuz nerede acaba. Bir an önce Aragons’a gitmem için emir aldım. “

Oğul?

“yanlış anladınız sanırım. Benim bir oğlum yok.”

“ama yeni öğrencinin bir Blacklight olduğunu söylediler.”

“evet, kızım Katherina Blacklight.”

Şoför anlamaz gözlerle ilk önce babama daha sonra da bana baktı. Bir kız öğrencinin bir askeri okula, özellikle de kraliyetin en iyi askeri okuluna kabul edilmesi mümkün değilmiş gibi bakıyordu.

Aslında bu gibi tepkilere alışık olmam gerekiyordu. Yine de birazcık gururum incinmişti. Birazcık.

“ yanlış anlaşılma için özür dilerim bir bayanın kabul edildiğini akıl edemedim. “

“ sorun değil. Her gün Aragons’a bir kız öğrenci alınmıyor sonuçta.”

“ hazırsanız Aragons’daki odanız sizi bekliyor efendim.”

Annem ve babama son bir bakış atıktan sonra valizlerimi araca taşıdım. Annem dokunsan ağlayacak haldeydi babam ise onu omuzlarından tutmuş ve bırakırsa yere düşeceğinden korkuyormuş gibiydi.

Ben araca eşyalarımı taşırken onlar da sessizce beni izliyorlardı.

Şoförün de yardımıyla eşyalarımı araca yüklediğimde küçük aileme döndüm ve gözlerimin dolmasına bile izin vermeden onlara el sallayıp hızla aracın arka koltuğuna oturdum.

Yerime yerleştiğimi gören şoför de benim ardımdan araca bindi ve yolculuğum o an başladı.

Yollar gözümün önünden akıp giderken oraya vardığımda ne yapacağımı düşünüyordum. Heyecandan ellerim buz kesiyordu. Aynı zamanda terliyordum da. Yeni deneyimler beni bu kadar germezdi aslında ama tüm alışkanlıklarımı bir anda değiştirmek, evimden uzak olmak ve hiç tanımadığım bir sürü insanın olacağı düşüncesi kontrolümü ele geçirmiş ve onu bir güzel tokatlamıştı.

Şarkı mırıltıları eşliğinde arabayla seyahat ederken heyecanın yanında huzur da hissetmeye başlamıştım. Her şeyin ötesinde tüm bildiklerimin dışında bir hayata adım atacaktım. Tüm hatalarım geçmişte kalmıştı ve bu kendime beyaz bir sayfa açma fırsatıydı.

Yaşadığımın eyaletin başkentine birkaç defa gitmiştim elbette. Ama gittiğim bu seferlerde de tüm eyaleti dolaşabilecek sürem olmamıştı. Şimdi ise o eyalet benim evim olacaktı. Eğer bir gün hayallerime kavuşacak olursam evim diyebileceğim başka bir yere taşınacaktım. Krallığın başkenti. Ülkenin merkezi yönetimine bağlı Candelas.

Candelas da yaşamak istememin sebebi ise kraliyet sarayının orda bulunmasıydı. Tüm üst sınıf askerler hep oradaydı ve ben bir gün onlara eşlik etmenin hayaliyle yanıp tutuşuyordum.

Kraliyet sarayında çalışan bir şövalye olmak çocukluğumdan beri en büyük hedefimken şimdi kendime bir hedef daha belirlemiştim. O da prensin baş şövalyesi olmaktı. Böylece hem kraliyet sarayında çalışacak hem de üst düzey bir asker olarak kraliyetin en önemli ikinci şahsını koruyacaktım.

Brachium eyaletine neredeyse giriş yaptığımızda bile yerleşim yerleri göze çarpıyordu. Gökyüzünde yaşayan bir ülkenin sınırlı yerleşim alanı olsa da nüfusu en kalabalık olan ikinci eyaletti burası da. Tahmin edilebileceği gibi en kalabalık yer Candelas’tı.

Kadastro ve harita mühendislerinin muhteşem çalışmaları sonucu şehirlerimizin kapasitesi neredeyse maksimim düzeyde verim alıyordu. Bu bazen izdihamlar gibi tehlikeli sonuçlar doğursa da kraliyetin kendi halkına kendi ülkelerinde konaklama imkânı sunuyor ve çarpık kentleşmeyi önlüyordu.

Sonunda Brachium’un geniş sokaklarına giriş yapmıştık. Yanımızdan geçen arabalar, etraftaki binalar, sokak lambalarının zarif metal sarmaşıklarla dekore edilmiş olması, kaldırımlardaki yerden aydınlatmalar bile insanın içini açan modern zevkin klas zevkle harmanlanmış örnekleriydi. O an ne zamandır buralara gelmediğimi hatırlamıştım. Brachium’a geldiğim son seferde sanırım daha ortaokula gidiyordum.

Şimdiki gelişmişliği dudak uçuklatır güzellikteydi. Böylece Brachium eyaletinin kont’u Bay Reband’a bir kez daha hayranlık duymuştum.

Şehir merkezine indiğimizde yoğun nüfus göle görülür hale gelmişti. Aileler sokaklara dökülmüş, kimisi alışveriş yapıyor, kimisi çocuklarını gezdiriyor, kimileri de arkadaşlarıyla takılıyordu. Her yaştan insan vardı. Sokaklar bir şenlik havasıyla cıvıldıyordu. Bu görüntü insanın aklına bir soru getiriyordu. Eğer normal bir günde bile böyle olan bir eyalet, şenlik zamanı nasıl görünürdü.

“şenlik zamanı buralar nasıl görünüyor?”

Sorduğum soruyla birlikte arabadaki sessizliği ilk kez bozmuştum. Yol boyunca ne şoför ne de ben tek kelime etmemiştik. Ama sorduğum soru hoşuna gitmiş olacak ki yolculuğumun geri kalanında sohbetimiz asla bitmedi.

“ bu kalabalık sokaklar adım atılamayacak kadar kalabalık olur. Sokağın kenarlarında sokak yemekleri satılır ve çocuklu aileler o satıcıları bir an olsun yalnız bırakmazlar. Çocuklar gençler yaşlılar herkes sokaklara dökülür ve şenlikler için aynı heyecan ve hevesle günün keyfini çıkarırlar. Bu kalabalık bile onları rahatsız edemez. Ayrıca şenlik zamanı birçok iş yeri satışlarında artış için indirime gider. Böylece yıl boyu yapamadıkları tüm satış açıklarını kapatırlar. Alanlar için de satanlar için de bayram günü olur bugün. “

Ağzım kulaklarımda etrafı izliyor ve adının Andrew olduğunu öğrendiğim şoförün anlattıklarını gözümde canlandırıyordum. Şurada sokak satıcıları, şurada parmaklarıyla satıcıları gösteren ve ailelerinden çeşitli yiyecekler isteyen minik çocuklar. Şuradan başlayan devasa bir geçit töreni. Ailelerinin omuzlarına çıkmış çocuklar. Hep bir ağızdan yapılan tezahüratlar. El ele gezen yaşlı çiftler. Enerjiyle dolup taşan genç gruplar.

Bekli bir gün bu şölenlerden birine bile denk gelebilirdim.

Andrew benim kadar genç ve üstelik de kız olan birinin Aragons’a davet edilmesine duyduğu şaşkınlıktan bahsederken yolumuza devam ettik ve eyaletin diğer ucuna kadar vardığımızı bile unutmuş koyu sohbetimizi sürdürürken arabanın camından gördüğüm devasa yapıtla ağzım açık kalmıştı.

“ işte burası da Aragons. “ dedi Andrew baktığım şeyi gördüğünde. Heyecandan ağzım açık kalmış olmalıydı ki Andrew bana baktıkça gülmekten kendini alamıyordu.

“ilk kez bu kadar büyük ve güzel bir şey görüyorum.”

“ ve üstelik burada okuyacaksın. Bir an önce alışsan iyi olur, yoksa ağzın böyle etrafta dolanırsan seni kimse ciddiye alamaz.”

Ağzımdan akan suları sildim ve gülerek “haklısın. “ dedim

Gerçekten de dışarıdan komik görünüyor olmalıydım. Sinirli ya da ifadesiz bir surat ifadesinden çıkabilen bir Kate düşünün. Şimdi de kocaman gözler ve heyecandan kocaman açılmış bir ağız ekleyin. Hayal etmek bile istemiyorum.

Sonunda o devasa binanın devasa kapılarına yaklaştığımızda kalbimin gümbürtüsü kulaklarımda yankılanıyordu. Sonunda varabilmiştim.

Hala bunun gerçekliğini kabul edemiyor olsam da oluyordu işte.

En sonunda Aragonstaydım.

İçeri arabayla girdiğimizde bizi bir dizi güvenlik karşıladı. Hepsi de en az ben kadar formunda, sıkı ve dinamik duruyorlardı. Andrew bir baş selamı verdiğinde kim olduğunu anlayıp geçmemiz için izin verdiler.

Arabayı Aragons’un devasa bahçesinde sürdükten sonra binanın ana kapısının önüne park ettik ve böylece arabadan inerek Aragons’a uzun zamandan beri ilk kez adım atan kız subay oldum.

Bir grup koruma binanın ana kapısının önüne dizildiğinde arkalarından gelenin kim olduğunu tahmin etmek kolay olmuştu. Ama kalbimin heyecanı dinmek bilmiyordu.

Korumaların ardından çıkan o yüz, henüz birkaç gün önce okulumuzun spor salonunda gördüğüm kont’un yüzüyle aynıydı.

Bugün üzerinde gece mavisi bir takım vardı. O gün göründüğünden daha ciddi duruyordu.

Korumalar o dışarı adımını attığı anda sağında ve solunda tek sıra dizildiler ve sırayı bozmadan kontu aracının yanına kadar takip ettiler. Aslında bir karşılama beklediğim söylenemezdi ama en azından birilerinin hoş geldin demesini isterdim.

Kimse bu kadar soğuk karşılanmayı hak etmezdi.

Kont yüzüme bile bakmadan Aragons’dan ayrıldığında ne yapacağımı bilememiştim. Buranın işleyişi nasıldı, nerede kalacaktım, bu devasa yerde yönümü nasıl bulacaktım, ders programım neredeydi?

“ sanırım sana benim eşlik etmem gerekecek.”

Andrew elimdeki valizlerden birini alırken onu takip etmemi işaret etti. Ben de dediğini yaptım.

Ana kapıdan girdiğimizde geniş bir hol karşılamıştı bizi. İnanılmaz çok kapı vardı ve ucu bucağı görünmeyen koridorlar her yöndeydi. Eğer yanımda biri olmasaydı nereye gideceğimi bir ay dolaşsam anca bulabilirdim.

Valizimi ardımdan sürüklerken yerden metrelerce metre yüksekte kubbeleşen tavanları, desenlerle donatılmış oymalı duvarları ve ilk bakışta bile anlaşılan kaliteli ağaçlardan yapılmış ağır kapıları izliyordum. Ne yöne gittiğimizi pek kafama takmamıştım. Ama şimdi düşününce keşke daha dikkatli baksaydım diyorum. Çünkü buradan çıkmak için yine aynı yolları takip etmem gerekecekti.

Bilmem kaç koridordan sağ veya sol yaptıktan sonra bu devasa surlarla çevrili yapının içinde girdiğimiz ilk binadan bağımsız duran başka bir yapıya gelmiştik. İlk girdiğimiz bina muhtemelen ana binaydı ve daha sonra inşa edilmişti. Bu binaları birbirine bağlayan geniş ve camlardan oluşan bir koridordan geçtiğimizde varmamız gereken yere yaklaştığımızı anlamıştım.

Bu binanın iç dekorasyonu çok daha farklıydı çünkü.

Her yönde taş duvarlar, koridor boyu devam eden zırhlı heykeller, daha az ışıklandırma, duvardaki oyuntuların aşınmayla silikleşmesi. Hepsi bu binanın daha eskilere ait olduğunu söylüyordu.

Mermer zeminde ayağımdaki spor ayakkabıların sesi bile yankılanıyordu. Her adımımız sert zemine çarpıyor ardından taş duvarlarda yankı buluyordu.

Binanın biraz daha derinlerine girdiğimizde koridorun karşısından bize doğru gelen kişiyi görebilmiştim. Bu kişi birkaç gün önce spor salonunda Nic in yanında gördüğüm çocuktu.

Adımları bizim adımlarımıza oranla hiç ses çıkarmıyordu. Hatta olduğumuz yerde durduğumuzda ve o yürümeye devam ettiğimizde bile hiç ses çıkartmaması en şaşırtıcı olandı.

Başka yeteneklerini bilmesem bile bu çocuğun yetenekli olduğunu söyleyebilirdim.

İyice yakınımıza geldiğinde o da durdu ve bir baş selamı verdi. “ sizi tekrar görmek güzel Bayan Blacklight. “

“ sizi görmek de öyle bay…”

O gün sahada adının Luke olduğunu öğrenmiştim evet. Ama hala soyadını bilmiyordum.

“ Wright “

“Memnun oldum.”

Onaylar bir göz kırpmayla birlikte lafı dolandırmak istemiyormuş gibi konuşmaya başladı. “size eşlik etmek için buradayım. Beni takip edin lütfen. “

“Teşekkürler Andrew. Umarım başka bir zaman görüşme fırsatımız olur. “

“ o güne dek hoşça kal küçük savaşçı. “

Yüzümü yapmacık bir şekilde kırıştırdım. O da bunu anlayarak gülmeye başladı.

Ona bir gülümsemeyle el salladım ve daha sonra arkamı dönerek Luke’u takip ettim.

Birkaç merdivenden indikten ve yine o uzun koridorlardan geçtikten sonra bir sahaya varmıştık. Tıpkı Cervus’taki gibi bir sahaydı. Büyüklüyü de muhtemelen aynı boyutlardaydı. Sadece, antrenman aletlerinin bazıları farklı konumlardaydı, soyunma odamız yoktu ve de en önemlisi o koca revirden yoktu.

Yine de bunlar alışılabilir değişikliklerdi.

“ burası antrenman sahanız. Her gün antrenmanlarınızı bu sahada yapacaksınız. Yakında sana da bir ders programı verilecek ancak sınıfa ilk kayıt olduğum ve tek kişi olduğun için sınıfına kayıt olan öğrencilerle birlikte derslerine başlaman ve eşit seviyede eğitimden faydalanabilmeniz için seni şimdilik ikinci sınıflarla eğiteceğiz. Sınıfın kurulduğunda ya da en azından birkaç kişi daha kayıt olduğunda birinci sınıf derslerini alabileceksin. “

“ peki, ama ikinci sınıflarla ders almam sizce adil mi. Sonuçta eşit seviyede eğitimden bahsediyoruz. “

Bir anlığına gözlerimin içine baktı ve önüne döndü. “ bu seni pek havaya sokmasın ama Bay Reband senin birinci sınıf derslerini almanı doru bulmuyor. Çünkü senin seviyenin en az ikinci sınıflar kadar iyi olduğunu düşünüyor.”

Vay canına şimdiden bir sınıf atlamıştım. Kendime olan beklentimi aşmıştım ve ilk kez o an kendimi ne kadar küçük gördüğümü fark etmiştim.

“ ve dediğim gibi sakın havaya gireyim deme. Çünkü senin sınıfında olacak tüm öğrenciler de seninle aynı seviyede olacaklar. Belki de senden daha iyi. Çünkü bu seneki amacımız veliaht prense en iyileri sunmak. Siz herhangi bir subay gibi eğitilmeyeceksiniz. Siz daha zorlu bir eğitimden geçeceksiniz. Bu eğitim için özel olarak seçildiniz. Bunu sakın unutma.”

“ yani bu yüzden bu sene yarışma düzenlenmedi. Bay Reband daha iyi olanları istediği için.”

“evet. Böyle de diyebiliriz.”

Sahanın etrafını çevreleyen balkon yüksekliğindeki verandada yürürken bir sürü kapının yanından geçmiştik. Bunlar askeriye öğrencilerinin kaldıkları odalardı.

“ Sen kız olduğun için diğerleriyle aynı odada kalmamanın daha uygun olacağını düşünüldü. Bu yüzden diğerlerinden daha küçük olan bu odada kendi başına kalacaksın. “

Kapıyı açıp içeri girdiğimde dikkatimi ilk çeken şey eski mobilyalar olmuştu.

Eskiydiler ancak bir o kadar da zarif işçiliktiler.

Bir süredir içeriye kimsenin girmediğini işaret eden toz tabakası kaplamıştı her birini.

“ haftaya geleceğin planlandığı için henüz temizlik yapılmadı. “

“ ama Dominic… Aman yani yüzbaşı aracımın bugün geleceğini söylemişti. “

“ evet. Yüzbaşının dediğine göre bugün gelmeye uygun olduğun için aracını bugün yolladılar. Ve diğer dediğine göre gelmeye o kadar heyecanlıymışsın ki bu enerjiyle kendi odanı kendin temizleyebilirmişsin. “

Şu yüzbaşını elime bir geçirsem benden fena çekeceği vardı. Benimle uğraşmak için elinden geleni ardına koymuyordu. Yine de sinirimi yutup “ anlıyorum” diyebildim.

“ şunu da eklemem gerek ki bu Aragons’un bu kanadında çalışan tüm görevliler erkek olduğu için odana girmelerinin doğru olmayacağını da söyledi. Yani bu odanın temizliği tamamen sana ait. “

Ah ne güzel. Tüm antrenmanlarımın yanında bir de temizlikle görevlendirmiştim.

Bay Reband istese herhangi bir bayan hizmetçiyi bana temin edebilecekken yine de yapmamayı tercih etmişti. Bu işin altında da Nic’in parmağı olduğunu düşünüyordum. Ne yapıp edip o tatlı diliyle Bay Reband’ı ikna etmiş olmalıydı.

“ pekâlâ. Bir odanın temizliğinden gözüm korkacak değil ya. Bunun altından kalkabilirim.”

Kendi kendime fısıldadığım şeyleri duymuş gibi bana bakarak yandan bir gülümseme gönderdi. “o zaman benim buradaki işim de bitmiş demektir. Temizlik malzemeleri için hizmetlilerden herhangi birine danışabilirsin. Şimdiden kolay gelsin. “

Ve ardını dönerek kapıya gitti. Çıkmadan söylediği son söz ise “ Aragons’da başarılar.” oldu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.