TİYATRO
In the House ın a Heartbeat_Metro Exodus FFM
Katherina Blacklight
Dominic’in düşünmeden yaptığı hareket yüzünden arkadaşlarım bana inanmıyorlardı. Şimdi aramızda bir şey olduğunu düşünmeye başlamışlardı, ancak onları bu konuda yanıldıklarına inandıramıyordum.
Bu kez Dominic’i gerçekten dövmek istiyordum.
Mendili en başta bana verseydi ben kendi çenemi kendim de silebilirdim değil mi? Ayrıca o benim yüzbaşımdı ben bir çaylaktım, bu ne samimiyetti yani?
Arkadaşlarım kafada kurmakta haklıydı aslında. Dışarıdan bakan herkesin onlar gibi yanlış anlayabileceği bir manzaraydı az önce olanlar.
Uzun ısrarlarım sonunda Nic ile bir ilişkimin olmadığına ikna etmiştim onları. Aslında tam ikna olmuş gibi değillerdi ama sonunda hepsi pes edip “ sen öyle diyorsan öyledir. “ dediler ve konuyu kapatmayı başardık.
Ancak bu ihtimalin tekrarlanmasına karşı Nic ve diğerlerini bir daha görüştürmemeye karar verdim. Çünkü Nic’in ne an ne yapacağı asla belli olmuyordu.
Arkadaşlarımla anılarımızı tazeleyip uzunca sohbetler ettikten sonra Nic ve ben koruluktan ayrıldık ve ortak arkadaşımız olan Dante’yi ziyaret etmek üzere Cervus kasabasının tek tiyatro salonunun yolunu tuttuk.
Bugün cumartesiydi, yani Dante başına bir iş gelmediği müddetçe kesinlikle orada olmalıydı.
Her cumartesi ya prova yaparlar ya da geçtiğimiz haftalarda prova ettikleri konuyu seyirciler karşısında işlerlerdi. Bugün hangisine denk geleceğimizden habersizdim ancak her türlü ona uzun zaman önce verdiğim sözü tutmuş olacaktım.
Tiyatro salonunun girişinde sergileyecekleri yeni gösterinin afişi asılmıştı. Tarih bugünü gösteriyordu.
Az önce düşündüğüm şeyin cevabını almıştım böylece. Bugün gerçek bir gösteri seyretmeye gelmiştik.
Salondan içeri girdiğimizde içerisi henüz aydınlıktı. Ayrıca Nic ve benim dışımda herkes ya sahne dekorları ile uğraşıyor ya oynayacakları oyunu gözden geçiriyor ya da ışıkları ayarlıyordu. Anlaşılan gösterinin başlamasına daha çok vardı.
Bu iyi haberdi. Böylece Dante ile uzunca hasret giderecek vaktim olacaktı.
Onu bulabileceğimiz tek yer olan sahne arkasına doğru ilerledik. Bizim gösteri ekibinden olmadığımızı anlayan birkaç kişinin dikkati bize kaymıştı, sonra daha fazlası ve daha fazlası.
Galiba baktıkları şek biz değildik, yalnızca Dominic’di.
Burada da neredeyse hiçbir şey yapmadan tüm dikkatleri üzerine toplayı başarmıştı. İnanılır şey değildi gerçekten.
“ yüzüne peçe mi bağlasak. Böylece gittiğimiz yerlerde daha az dikkat çekersin. “
Yarım bir gülümsemeyle “ ne o yoksa kıskandın mı? “ diye soru.
Gözlerimi devirdim. “ hayır tabi ki de. “
“ sadece ilginin bir anda bu tarafa yönelmesi çok rahatsız edici. Sen rahatsız olmuyor musun? “
Etrafına bakındı. Sanki diğerlerinin ona olan bakışlarını daha yeni fark ediyor gibiydi. “ aslına bakarsan hayır. Buna alışkınım. “
“ bir insan buna nasıl alışabilir ki? “ dedim elimle işaret ederek.
“ sen de alışırsın, yanımda kal yeter. “ gerçekten de bu durum onu hiç rahatsız etmiyordu. Ne zamandan beri bu bakışlara maruz kalıyordu acaba.
Sahne arkasına gireceğimiz esnada birisi bizi durdurdu. “ üzgünüm gençler ama buraya giriş yasak. Gösteriyi seyretmek istiyorsanız yaklaşık yarım saat sonra başlayacak. İsterseniz seyirci koltuklarına geçebilirsiniz. “
“ aslında biz Dante’yi arıyorduk. “ dedi Dominic.
“ bir sorun mu var? Çağırmamı ister misiniz? “
“ ah hayır, sadece arkadaşımızı ziyarete geldik. “ dedim hemen. “ yine de çağırırsanız mükemmel olur.”
“ Katherina? “ sahne arkasından bir ses adımı söylediğinde bizi durduran kişiyi bir anlığına unutarak sahne arkasına ilerledim. “ Dante? “ kapıyı açtığım anda karşımda Dante’yi buldum.
“ kate! Senin burada ne işin var. Ziyaretini beklemiyordum. Neden önceden haber etmedin?”
“ buraya gelmeyi planlamıyorduk çünkü. “
“ ah Dominic selam. Sen de hoş geldin. “
“ hoş bulduk. “
Eski günlerde olan samimi hallerinden eser yoktu şimdi. Sanki iki yabancı gibi konuşuyorlardı.
“ aslında buraya gelmeyi son anda akıl ettim. Aragons’a dönmeden önce son kez seni de görmek istedim. Ayrıca sana son görüşmemizde verdiğim sözü de tutmaya geldim. “
“ bunu duyduğuma çok sevindim. Yine de Cervus’a dönme sebebinin ben olmamam biraz gücendirdi. Değerimin daha fazla olduğunu sanırdım. “
Omuzundan şakacıktan ittirdim. “ hemen de drama yapıyorsun. Oyunculuk işini günlük hayata mı taşıyorsun şimdi de. “
“ işine âşık olmak böyle bir şey. Ne zaman bırakacağını bilmiyorsun. “ dedi gülerek.
Bizi sahne arkasındaki diğer odalara doğru gezdirmek üzere buyur etti. Küçük turumuz esnasında da sohbet etme fırsatı da buluyorduk. “ işte burası da bugünkü oyunumuzun başrolü için ayrılmış odamız. Kendisi biraz nazlı bir oyuncu. Kulisine girersek muhtemelen çılgına döner, en iyisi onu sahnede görmeniz. “ dedi ve bir sonraki odaya geçtik.
Tiyatro ekibi gerçekten çok güler yüzlüydü. Ayrıca hepsi de en az Dante kadar oyuncu ve şakacıydı.
“ bu da senaristimiz, Selly. “
“ merhaba, ben de Katherina. Bu da Dominic. “ Selly çok çekingen birisine benziyordu. Gözlüklü, çilli ve zor topladığı belli olan vahşi saçlara sahipti. Ama ondan çok samimi bir sezi alıyordum. Ona düşünmeden arkanızı yaslayabileceğiniz kadar sağlam ve güvenilir bir sezi.
“ memnun oldum. “ dedi vahşi tutamlarından birini kulağının arkasına sıkıştırmaya çalışırken.
O anda fark ettiğim şeylerden bir diğeri ise, Dominic’e bakmıyor oluşuydu.
Geldiğimizden beri herkes onu bu kadar süzerken o sadece selam vermek için bakmış ve bir kez daha ona dönmemişti. Dikkatini mi çekmemişti, bu mümkün müydü?
“ ben gitsem iyi olur. Bir sonraki oyunun senaryosunu bitirmem gerek. Tekrar tanıştığımıza memnun oldum. “ dedi hoş bir gülümsemeyle. “ pekâlâ, biz seni tutmayalım. “ Dante, kızı rahat bırakmak için tekrar turumuza döndü ve ilerlemeye başladık.
Kıza tekrar baktığımda, onun neden Dominic’e bakmadığını anlamıştım. Onun baktığı kişi Dante’ydi. Ona, sanki gör artık beni der gibi bakıyordu. Ben de buradayım der gibi. Ancak Dante, onun o kadar farkında değildi ki.
Turumuzun sonlarına yaklaşırken bizi kapıda durduran çocuk bir kez daha bizi durdurdu ancak bu kez çok farklı bir sebepten.
“ Dante, bir sorun var. Oyunculardan birisi eksik. Dövüş sahnesini oynayanlardan birisi feci hastalanmış, yatağından bile kalkamıyormuş. Ancak haber edebildiğini söylüyor. “
“ ah işe bak!” dedi Dante sinirle. “ onca hazırlık yaptık o sahne için. Şimdi yeni dövüşçüyü nereden bulacağız.
Dominic zaten orada olan bir şeyi nasıl göremediğini ima eder gibi boğazını temizledi.
O anda Dante de anlamış olacak ki aniden gözlerinin içi ışıldadı.
“ evet, işte bu! Dövüş sahnesi için sen oynayacaksın Kate. “
Dominic ve ben aynı anda konuştuk. “ben mi?”
“ Volentia mı? “
Dante ellerini önünde bağladı ve beni şöyle bir süzdü.
“ evet, hasta olan arkadaşın ölçülerine neredeyse yakın. Zırh bir beden büyük gelebilir ama sorun olacağını sanmam. “ Dominic’e döndü. “sana uygun kostümümüz yok, sen fazla… “ doğru kelimeyi aradı “irisin. “
“ bunlara kas deniyor. “
“ her neyse. İçine girebileceğin kadar büyük kostüm yok. Olsaydı bile Kate’in oynaması için o kostümü küçültürdüm. “
“ Dante, ben sahnede rol almak istediğimden emin değilim. Sahne bana göre bir yer değil. Tüm o seyirciler, bakışlar, alkışlar…”
Dante elini omzuma koydu ve beni rahatlatmak için hafif bir tonda konuşmaya başladı. “ endişelenme ben de hemen yanında olacağım. Ben prensi canlandıracağım, yani her an sahnede olacağım ve bir sorun çıkarsa müdahale edebileceğim. Ayrıca ana karakteri canlandıracak diğer bir oyuncumuz da deneyimlidir. Sorunu nasıl avantaja çevireceğini iyi bilir. “
“ sen oyunun başından sonuna dek prensin peşinden diğer şövalye ile yürüyeceksin, prensin koruması olacaksın. Sadece öbür şövalyeyi taklit et. “
“ peki, şu bahsettiğiniz dövüş sahnesi. “
“ yapamayacağın bir şey değil. Savaş sahnesini oynayacak herkes az da olsa dövüş eğitimi aldı. En azında kılıcın nasıl tutulacağını biliyorlar. Senin yapman gereken tek şey, dövüş anı geldiğinde kazanan tarafta oynamak. “ dedi. “ sadece onlara fazla sert davranma yeter. Hiçbiri gerçek seninle aşık atamaz. “
“ hala emin değilim. Gösterinizi mahvetmek istemem. “
“ asıl sen oynadığın için bugünkü sahnemiz en müthişi olacak. Lütfen, bize eşlik et. “ dedi elini bana uzatarak. Onu tutmamı, ona yardım etmemi istiyordu.
Kardeşim uzun zamandan sonra ilk kez benden bir şey rica etmişti ve onu geri çevirmek istemiyordum. Sahne gerçekten de benim hiç ait olmadığım bir yerdi. Olmam gereken en son yer orasıydı. Ne rol yapmaktan anlardım ne de o uzun replikleri ezberleyebilirdim.
Ancak hayatta sahnede rol almaktan daha kötü şeyler vardı. Başıma ne gelebilirdi ki, en kötü ne olabilirdi? Rezil olacak bir hareket yapsam bile zırhların içinde yüzüm görünmeyecekti bile.
“ pekala. “ dedim sonunda ikna olarak.
Dante kocaman bir gülümsemeyle bana baktı. “ ama sözünü unutma. Sahnede her an yanımda olacaksın. “
“ söz. “ dedi beni memnun etmek için. “ yeter ki sen iste, rolleri bile değiştirebilirim. “
Gülmeye başladığımda o da yine o sıcacık gülüşlerinden birini atıyordu. Bu çocuk beni nasıl ikna edeceğini biliyordu. Ona karşı koyamayacağımın da farkındaydı.
“ o zaman seni role hızlıca hazırlayalım, beni takip et.” Dedi kapıda karşılaştığımız çocuk. “ bu arada adım, George. “
“ ben de Katherina. “ dedim peşine takıldığım esnada. Dominic de benim gittiğim yönde geliyordu. bir yandan acelesi yokmuş gibi etrafa bakınıyor bir yandan da beni nasıl hazırladıklarını seyrediyorlardı.
Kostümümü getiren ekip arkadaşlarından biri bir sürü sünger getirilesini istediğinde nedenini sordum. “sahnede olası yaralanmalara karşı zırhların içlerine yerleştiriyoruz. Zırhlar sahte olduğu için oldukça hafif ancak darbelere karşı da hiçbir avantajı yok. “
“ benim için sorun değil, tahta bir kılıç ile çelik kılıç arasındaki farkı iyi bilirim. İkisiyle de yeterince antrenman yaptım. Süngerleri öbürlerine verin benim ihtiyacım olmayacak. “
“ emin misiniz? Siz konuk oyuncusunuz, bir sorun çıkarsa Dante beni mahveder. “
“ eminim. Ben gerçekten askeriyede okuyorum. Sorun çıkamayacak bana güven. “
“ tamam.” Dedi sonunda. “ şu süngerleri öbür oyunculara götürün. Dövüş esansında hiçbirinin çizik bile almasını istemiyorum.” Dedi bir başkasını yönlendirirken.
Gösterinin başlamasına az kaldığı için etraf daha da hareketlenmişti. Son hazırlıkların yapıldığından emin olunuyor, oyuncular sahne arkasındaki çıkış sıralarına göre yerlerini alıyorlardı.
Ben Dante ile birlikte çıkacaktım üstelik konuşma repliğim veya dövüş sahnesi hariç yapmam gereken bir rol de yoktu ancak yine de heyecanlanmaya başlamıştım. Sahne öncesi gerginlik dedikleri bu olmalıydı.
Gerilmemem için bazıları beni sohbete tutuyorlardı. Sohbet o kadar sarmıştı ki bir an nerede olduğumuzu da unutuvermiş, ekiptekilerle kendimizi kahkaha atar halde bulmuştuk.
***
O sıralarda Dante…
Gösteriye çok az kalmıştı ve kostümümü ancak şimdi giyebilmiştim. Sahne arkasındaki kaos hayal edebileceğinizden daha zor kontrol altına alınıyordu. Ancak seyirciler bunu asla görmüyorlardı, onlar yalnızca onunu eleştiriyorlardı.
Arkadaki telaş ve kargaşayı görseler belki daha az acımasızca yorumlar yapabilirlerdi.
“ demek buradasın. “ dedi Dominic. Onunla uzun zamandır konuşamamıştık. Aslında konuşmamayı tercih ediyorduk.
“ ben hep buralardaydım Nic, asıl sen neredeydin? “
“ artık, buradayım. “ dedi kollarını bağlayarak. Kollarındaki kasılan kaslar yüzünde daha iri görünüyordu şimdi.
“ buna ihtiyacı olduğunu sanmam. Sen gelmeden önce daha mutluydu. Yanında ben ve diğer okuldan arkadaşları vardık. Şimdi… Bilemiyorum. Sanki daha durgun gibi. “
“ ne yani sence bu benim yüzümden mi? “ tek kaşını havaya kaldırmıştı. “ neden olacağını sandın. Sen ona iyi gelmiyorsun. Hayatına geri dönmen işleri daha iyi yapmıyor, görüyorsun. “
“ ne yapmaya çalıştığını biliyorum. Ona nasıl bir gözle baktığını da. Ancak o seni küçük kardeşi olarak görüyor. “
“ en azından onun için hala bir şey ifade ediyorum. “
Üstüme yürümeye başladığında geri çekilmedim. O hep böyle güç gösterisi yapardı. “ ne o, damarına mı bastım. “ dedim.
“ onun için önceden ne ifade ettiğim önemli değil. Şu anda ben varım ve şu an ne ifade ettiğim önemli. Örneğin komutan olmak gibi. “
“ demek ona karşı rütbeni kullanıyorsun. “
“ tüm askerlerime karşı kullanmam gerektiği gibi. “
“ bu durumda onunla aramda olan ilişki seni ilgilendirmemeli. Sonuçta sen bir komutansın, o ise öğrenci. Özel hayatı seni ilgilendirmez.”
“ aslına bakarsan ben sadece seni uyarmak istemiştim. Çocukların kapıldığı rüyalara kapılmaman için.”
Dedi sırıtarak. “ yetişkinlerin işine karışma. “
“ karışırsam ne olur. “
Tekrar dikleşti. “ öğrenmek istemezsin Dante. “
Gözleri mavinin koyu tonlarında parlıyordu. Sahne arkası karanlıktı, sebebi bu olmalıydı.
“ senin hakkında en ufak şey duymak istemediğini bana söyleyen oydu. “ dedim arkasını döndüğünde. Durdu ve diyeceklerimi dinledi. “ ona en son ne yaptın bilemiyorum ama o günden sonra senin hakkında konuşmamı yasakladı. “
Sırtı gerilmişti. “ onunla aramda ne geçtiği seni ilgilendirmez. “
“ ben de bundan bahsediyordum. O ve ben… “ sözümü tamamlamama bile izin vermedi.
“ biraz daha konuşmaya devam edersen gösteri başlamadan biter. Tüm sahne arkası ekibi ile yerden çeneni kazımak zorunda kalırsınız. “
Sahneden alkış sesleri yükselmeye başlamıştı. Tiyatro oyunumuzun tanıtımı yapılmıştı ve gösteri başlamak üzereydi. Dominic gözden uzaklaşırken yanımda başka birinin sesini duydum. “ ben hazırım! “
***
“ ben hazırım! “ dedim sahneye çıkan perdenin ardında bekleyen Dante’ye.
“ mükemmel. Sahneye çıkmamıza çok az kaldı, göz önünden ayrılma. Ben son kez ekibi kontrol edeceğim. “ Dante, yanımdan ayrıldı ve dakikalar içinde oyuncuların çoğunu toplamış halde geri döndü. Hepsi çok iyi hazırlanmış olmalılardı, çünkü endişelenen tek kişi benmişim gibi çok rahat görünüyorlardı.
Devamlı sahneye çıktıkları için buna alışmış olmalılardı.
“ herkes burada mı? Küçük bir yoklama alacağız ve hemen ardından sahneye çıkıyoruz. “
Yoklama hızla alındı ve spot ışıklarının açılması ile ilk birkaç oyuncu sahneye çıktı.
Oyuncular bir sahneye çıkıyor bir iniyordu. Sonunda sıra prens ve korumalarına geldiğinde Dante bana bakarak elimi sıkıt. “ sıra bizde. Hiçbir sorun çıkmayacak. “ dedi ve perdenin ötesine geçene dek elimi bırakmadı.
Perdeyi üzerimden attım ve gözümü alan spot ışığının altına çıktım. Seyircilerden kopan bir alkış tufanı ile Dante, prens rolüne bürünerek repliklerini söylemeye başladı. Ben ve Dante’nin öbür yanındaki öbür şövalye sessizce onu takip ediyor, o durunca duruyorduk.
Bir ara sahneden indik ve tekrar çıktık. Sahne arkası turumuzda tanışamadığımız prensesi canlandıracak oyuncu da artık sahnedeydi. Kıvırtılmış saçları lüle lüle serbest bırakılmıştı. Topuklu giydiği giydiğim zırha rağmen neredeyse benim boyumu geçecekti.
Prens ve prenses rolleri oynanırken kenarda öylece bekliyorduk. Gerçekten de alışmaya başlamıştım, çünkü yapacağım bir şeyin olmamasının rahatlığı ile yalnızca dikiliyordum. Hatta bir seyirci gibi ben de oyunu izliyordum hatta en ön sıradan bile önde. Oyunun tam içinden.
Sonunda dövüş sahnesi gelip çattığında kazanan tarafı oynamak beni hiç zorlamamıştı. Tahta kılıçları o kadar saçma savuruyorlardı ki bir an zırhın içinde kıkırdamaya başlamıştım. Yine de kimse zarar görmeden o sahneyi de canlandırmış olmanın rahatlığı çökmüştü üstümüze.
Şimdi kapanış perdesi için prenses sahnedeydi. Hemen arkasında da prens ve onun şövalyeleri hazır ol da bekliyorduk.
Geriye kalan tek görevim replikler bitene dek sahnenin olduğum bölümünde dikilmekti.
Zırhın içinden kafam görünmediği için etrafı izliyordum. Seyircileri izliyor ve tepkilerini ölçüyordum. Kimler sıkılmıştı, kimler hala heyecanla sahneyi takip ediyordu.
O esnada tiyatronun kapısı açıldı ve içeri birisi girdi.
Bu kişi gösteriyi izlemek için fazla geç kalmıştı. Bir dahaki gösteri için en az iki hafta beklemesi gerekecekti. Canlı izlenen oyunların tek kötü yanı da buydu işte. Video gibi geri alma şansınız olmuyordu.
Kapıdan giren yabancı arkasından koca bir yay çıkardığında ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Oyunculardan biri miydi? Bana okçu sahnesinden hiç bahsedilmemişti.
Sırtından bir ok çekip yayına yerleştireceği esnada alevle sarılan ok, bu işte bir terslik olduğunu düşünmeme neden olmuştu.
Bu kadar acemice savaşan bir grup oyuncu, alevli bir oku ne kadar isabetli atabilirdi?
Yay gerildi ve gerildi. Seyirciler heyecanla iç çekerek alevlerle sarılmış oka ve onu atacak kişiye bakıyorlardı. Sahnenin devamında ne olacağını merakla seyrediyorlardı.
Sahnedeki oyuncular kafaları karışmış şekilde o yöne döndüğünde kesin emin olmuştum. Bu gösterinin bir parçası değildi. Karşımızdaki o kişi gerçekten de birini hedef almıştı.
Kafamdaki kaskı sahnenin bir kenarına fırlatarak öne atıldım. Islık çalarak seyircilerin arasından geçen ok prensesi canlandıran oyuncunun tam yüzüne geleceği esnada oku yakalamayı başardım.
Oktaki alev beni yakmıyordu çünkü onu yakaladığım esnada kendi alevlerimle sarmıştım. Az önce bize saldıran suikastçının alevlerini yutan alevlerim bana itaat ederek dalgalanırken sinirle oku kırdım ve sahneden aşağı, seyircilerin arasına atladım.
Hiç hızımı kesmeden doğruca suikastçıya koşarken insanlar bunun bir gösteri olmadığını anlamaya başlamış ve huzursuzca ayaklanmışlardı. Ana çıkışın önünde bekleyen bu yabancı yüzünden ne yapacaklarını bilemeden tiyatronun suikastçıdan en uzak köşesine doğru ilerliyorlardı.
Sahne arkası ekip seyircileri bir kısmını sahne arkasından tahliye etmeye başlamıştı bile.
Koşarak suikastçının doğrudan boğazına yapıştım. “ sen ne yaptığını sanıyorsun! “ dedim gürleyerek.
“ seninle sonunda tanışabildiğimize sevindim. “
Şaşkınlıkla öylece adama bakıyordum. “ sen de kimsin? “
“ en büyük hayranın Blacklight. İmzanı almaya geldim. “
“ sen neyden bahsediyorsun be! Adam akıllı konuş. Kimsin sen, neyin nesisin. Benden ne istiyorsun? “
Boğazını tuttuğum için gülmeye benzer bir ses çıkardı. “ hadi ama en büyük hayranını geri mi çevireceksin. Ah! Şu gözlere baksana nasıl da parlıyorlar. “
Ejderin gücünün içimde kıpırdandığını hissediyordum. Gücün yansımaları yine gözüme yansımış olmalıydı. Bu adam nereden çıkmıştı birden ve ne halt anlatıyordu.
Ayrıca Dominic hangi cehennemeydi!
Boğazını daha çok sıktım. Sinirlerim gerilirken onu gebertme olasılığım da gitgide artıyordu.
“ ya konuş ya da seni sonsuza dek susturayım. “ suratına tükürciklerim saçılırken tehdit savuruyordum. Yüzü yüzümü çok yakındı. Gözlerimin içindeki öfkeyi çok net görebiliyordu.
Ama hiç korkmuyordu.
Garip bir şekilde hiç korkmuyordu.
İçimde çağlayan gücün ona ne yapabileceğinin farkındaydı ama sadece sırıtıyordu. Tüm tüylerim diken diken olmuştu.
Bu nasıl bir şeydi?
Düşmanın korkmazsa, bu ne anlama gelirdi?
Güçlü müydü, yoksa deli mi?
“ Volentia adamın boynunu bırak! Onu çok sıkıyorsun. “ sonunda Dominic gelmişti ancak onu dinleyemeyecek kadar sinirliydim. Ayrıca onu elimden kaçırırsam nereler olabileceğini kimse tahmin edemezdi. Karşımdaki bu adam tam bir muammaydı.
“ Katherina! “
“ konuşmuyor! Lanet olası konuşmuyor! Az önce canımıza kast etti ve şimdi de sırıtıyor.”
“ onu öldürerek ağzından bilgi alamazsın bırak onu! “ Dominic’in sesi de en az benimki kadar yüksek çıkıyordu. Suikastçının boğazına sarılı elimi ondan ayırabilmek için kolumu tutuyordu. “ yaşamasına izin verirsem neler yapabileceğini de bilmiyoruz. “
“ Vol, ona bir bak! O bir asker bile değil. Ne seni ne de beni geçebilecek güce sahip değil, bırak onu!”
Elim gevşemişti yine de tam anlamıyla bırakamıyordum.
“ demek insanları dış görünüşleriyle yargılıyorsunuz. “ dedi öksürüklerinin arasından. Ardından yine gülemeye başladı. “ şu yüzlere baksanıza. Birde korkmam gerekenin böyle biri olduğu söylenmişti. Siz benden daha çok korkuyor olmalısınız. “ dedi ve bu kez deli gibi gülmeye başladı.
Bir adım geri çekildim.
“ ah! Şu yüzlere bak! “ ve daha da yüksek sesle güldü. Mümkünmüş gibi sesi her seferinde daha çok artıyordu. İlk kez korku denilen şeyi bu kadar ensemde hissetmiştim.
Dominic adama bir yumruk indirdiğinde kahkaha bir anlığına etrafı sessizliğe terk etti ardından tekrar kıkırtılar yükselmeye başladı.
“ kork benden Blacklight. Senin için geleceğim. Hayatın olacağım, hayatını karartacağım. Beraber kâbuslarında uzuuuuuun bir gezintiye çıkacağız. “
Elime yönlendirdiğim ateşi ona doğru tuttum. “ beni nereden biliyorsun, seni kim yolladı?”
“ ne kadar da meraklısın. Tüm sürprizi bozacaksın. “ yumruğun etkisiyle zarar gören burnundan sızan kan ağzına dolarken hala sırıtmaya devam ediyordu. Karşımdaki histerik görüntü karşısında ifadesiz bir yüz takınmak neredeyse imkânsızdı.
“ alevlerim seninkinden daha güçlü. Tadına bakmak istemiyorsan şu sürprizi ötsen iyi edersin.”
“ cık cık cık. Beni bulmana şimdilik izin veremem tatlı küçük Blacklight. Zamanı geldiğine yine ben seni bulacağım. “ dedi uğursuz bir gülümsemeyle. “ konuş! “ bu kez Dominic bağırarak öne çıkmıştı ama onun tüm dikkati bendeydi. Onun için benden başkası yokmuş gibi öylece gözlerimin içine bakıyordu. Bu iş fazla uzamıştı.
Tam boğazına tekrar yapıştığım esnada neye uğradığımı şaşırdım.
Ağzını kocaman açıp hızla kapayarak eliyle asıldığı dilini kopartmıştı. Suratıma kanlar fışkırırken gözlerimi kırpıştırarak birkaç adım geriledim. Dominic de kendini bana siper ederek öne çıktı.
Suratıma ve üzerime sıçrayan kan tüm duyularımı ayağa kaldırmıştı. Alabildiğim tek koku metalikti, alabildiğim tek tat metalikti, görebildiğim tüm renkler kırmızıydı.
Ellerim titriyordu.
Adam kendi kanıyla boğulurken öylece izlemiştik.
Az önce ne yaşandığını tarif edebilecek sözcükleri bulamıyordum. Şaşkınlıktan kelimeler boğazıma diziliyordu.
Dominic de en az benim kadar şaşkındı.
Koca tiyatro salonunda artık üç kişi kalmıştık.
Ben, Dominic ve yerde yatan kanlar içindeki ceset.