Kaç kere bitirdiğimi bile hatırlamadığım ve tekrardan başlamak için sabırsızlandığım dizim için kilerden abur cubur tırtıklıyorum. Dizi izlerken yapmaktan en zevk aldığım aktivite olabilir abur cubur yemek. Siz yemiyor musunuz? O zaman size bir şey söyliyim mi? Siz botsunuz. Evet bot. Ya dünyanın en iyi ikilisi dizi/film izlemek ve izlerken bir şeyler yemek. Dünyanın bir diğer en iyi ikilisi de amcamın oğlu Burak ve ben. Evet baba tarafı kuzenleriyle iyi anlaşanlardanım. Tabii hepsiyle değil.
Dizi için yanıma aldığım abur cuburları annemden gizli odama götürürken babamın halamla telefon görüşmesi duydum. Ahh kardeş bağları gözümü yaşartıyor. Benim kardeşim olmadığı için kardeşlik nedir; ablalık yapmak onun için fedakar olmak falan bunları bilmiyorum. Bilmek istiyor muyum? Hayır. Ben böyle iyiyim. Annem ve babamın biricik, zeki, çalışkan, güzel, kafasına eseni yapan, deli dolu, ilk ve tek kızı olmaktan çok memnunum.
Gizlice odama geçip ateş kırmızısı koltuğuma oturdum. Bacaklarıma her zaman koltuğumda duran gri battaniyemi örttüm. Laptopumu elime alıp YouTube'den Tek Yürek açtım. Çok ama çok sevdiğim, keşke benim de böyle arkadaşlarım olsa dediğim ve kavga sahnelerine bayıldığım o dizi. Tek Yürek.
Birinci bölümü açıp, jenerik müziğini dinlerken kilerden getirdiğim barbekü soslu cipsimin paketimi açtım. Birinci bölümün verdiği o zevkle getirdiğim üç cipsin ikisini yemiştim bile. Diziyi izlerken hep şunu düşünürüm acaba benim de böyle arkadaşlarım olacak mı ya da benim de hayatımı derinden etkileyecek bir olay olacak mı? Galiba ben hayatımda biraz değişiklik istiyorum. Hep aynı düzen sıkıcı olmaya başladı artık. Olaylar olsun bir şeyler olsun. Değişsin hayatım. Köklü bir değişiklikten bahsetmiyorum. Biraz etkleniyim yeter bence. Bu söylediklerimi babam duysa "Deli misin kızım? Saçma sapan şeyleri düşünme. Neden memnun değilsin hayatından! Olaylı bir hayat iyi mi?" derdi eminim.
Birden kapı çalındı. Gelen kimdi acaba? Benim bildiğime göre bugün misafir falan gelmiyecekti. İnce bir ses duydum. Gelen amcamın benimle yaşıt kızı Banu. Burak'ın kardeşi Banu. Ve benim hiç anlaşamadığım fakat aynı okul ve aynı sınıfta olduğumuz için sürekli görüşmek zorunda kaldığım kuzenim.
- Nilsu evde mi Fatma yenge?
- Evde Banucuğum gel içeri istersen.
Banu eve girmiş olmalıydı ki annem kapıyı kapattıp, kilitledi. Annem Banu'ya odamda dizi izlediğimi, odama gitmesi gerektiğini söyledi. Bu sırada onları daha iyi duymam için diziyi durdurmuş, koltuğumdan kalkıp kapının arkasına kulağımı dayıyordum. Allah'tan kapıyı kilitlemiştim de beni böyle yakalamalarına fırsat vermemiştim. Banu kapımı tıklayınca hiç bekletmeden açtım.
- Hoşgeldin, nasılsın Banu? dedim ve elimle koltuğu gösterdim.
- İyiyim sen? dedi ve oturdu. Biraz etrafı inceledikden sonra gözü laptopumda kaldı ve
- Dizi izliyormuşsun böldüm sanırım. dedi.
Evet böldün Banucuğum.
- Yok ya önemli değil. Noldu ki?
Önemliydi ama olsun.
- Nilsu yarın ki matematik quizine hazır mısın?
- Yaniii çok da hazır değilim. Dün biraz çalışmıştım ama bugün çalışmadım.
- Biliyorsun ben matematikde fonksiyonları yapamıyorum bana yardımcı olur musun?
Banu yarın ki matematik quizine çalıştırmam için gelmişti çünkü matematiği kötüydü ve bu quiz direkt sözlü notu olarak e-okula işlenecekti. Keşke dün gelseydi. Dizim onun yüzünden yarım kalacaktı çünkü "Hayır seni çalıştıramam Banu dizi izliyorum. Dizi keyfimi senin için bozamam." diyemiyeceğim için;
- Tabii ki. Sen hatırladığım kadarıyla polinom yapabiliyordun dimi? dedim.
- Evet. dedi biraz utanmış biraz isteyerek gelmemiş gibi. Tanıdığım Banu benim yanıma gelip de benden yardım istemezdi. Banu'nun annesi Derya yengem zorlamıştır. Çünkü Derya yengem derslere çok önem verir ve 85'ten aşağıda ki notu kabul etmezdi. Banu' da dersleri çok takmaz. Geçsem yeter kafasındadır.
- Şimdi ben biraz odamı toparlıyım. dedim biraz tebessüm ederek.
- Tamam. dedi ve eliyle siyah saçlarını omzunun arkasına attı.
- Daha sonra seni çağırırım. Sen istersen balkona geç. dedim.
Banu yatağımın yanındaki kapıyı açtı ve balkona çıktı. O sırada koltuğumun üzerindeki abur cuburları hemen kilere götürüp çekmeceye koydum. Odama geri geldiğimde laptopumu kapatıp çalışma masama, gri battaniyemi katlayıp koltuğunun kolçağına koydum. Balkona gidip,
- Kahve ister misin ya da başka bir şey?
- Fark etmez. Sen ne içersen bende onu içerim dedi.
İkimize de kahve yapıp geri geldiğim de telefonda annesiyle konuşuyordu.
- Yok anne daha başlamadık. Birazdan başlıyacağız. Kahve yapmaya gitti gelir birazdan. Ne yardımı alt tarafı kahve yapcak. Gidin ben gelmem. Anne gelmiyeceğim zaten. Nilsu gelebilir belki sorarım ona. Abim gidiyorsa kesin o da gider. Neyse anne sorarım şimdi. Tamam görüşürüz. dedi arkasını döndüğü anda beni görünce şaşırdı. Gülümseyerek;
- Kahveler hazır. Derse başlayalım gel. dedim. Hiç bir şey çaktırmamaya çalışıyordum. Banu utanmış gibi
- Annemgil sizinkilerle beraber halama gidiyormuş. Sende gidecek misin? Abim de gidiyor. dedi. Bebekliğimizden itibaren Banu, Burak ve ben üçüz gibi gezerdik. Çok yakın gibiydik ama bizim bir arada olmamızı sağlayan Burak'tı. Çünkü ben Burakla iyi anlaşıyordum. Kafalarımız uyuyordu. Küçüklüğümüzden itibaren bana abilik taslar ,sadece benden 2 yaş büyük ama kendini 7-8 yaş daha büyük gösterir, bende onun bu havalarını söndürürdüm ama Banu ile belki aynı yıl doğduğumuz için belki abisiyle çok iyi anlaştığı için bir türlü anlaşamıyordum. Daha sonra zaten çok da aramıza katılmamaya başladı. Aile ortamına bile girmek istemiyordu. Babam ile amcam ona soğuk nevale diye sesleniyordu.Banu'ya uyan bir tanım. Banu da bunu bildiği için çok da böyle seslenmelerini umursamıyordu.
- Yok ya ben gitmem. Hem ders çalışmayacak mıyız? diye sordum.
- Eğer gitmek istersen sorun değil ben kendim bir şeyler yapmaya çalışırım. dedi. Aslında gitmek istiyordum ama Banu'ya yardım etmem lazımdı.
- Hadi başlayalım mı? diye sordum. Başıyla beni onayladı ve çalışma masama geçtik. Matematik defterimi açarken annem geldi:
- Kızım biz çıkıyoruz. 3-4 saate geliriz. Acıkırsanız dolapta yemek var ısıtıp yiyin tamam mı?
- Tamam anne merak etme. dedim. Annem böylece odamdan çıktı. Biraz sonra da babamla beraber çıktılar. Ben de Banu'ya konuyu anlatmaya başladım. Yarım saat bile geçmeden telefonum çaldı. Arayan annemdi. Neden aradığını merak ettim. Sonuçta evden çıkalı çok olmamıştı. Telefonu açtığımda benimle konuşan annem yerine polis oldu. Annemgilin kaza yaptığını, ambulans ile hastaneye kaldırıldığını söyledi. Yıkılmıştım. Korku ve endişeyle sandalyemden kalktım. Sandalyemi bile düşürmüştüm. Polis telefonu kapatınca telefonum elimden düştü. Aceleyle ve ağlamaklı bir sesle Banu'ya annemgilin kaza yaptığını söyledim. Banu taksi çağırdı o sırada biz hızlıca hazırlanıp çıktık. Farkında bile değildim ama ben ağlıyorumdum. Hıçkırıklarla değil ama gözyaşlarım yanaklarımdan akıp gidiyordu. Banu annemlere hiçbir şey olmayacağını, ağlamam gerektiğini söylüyordu. Ama içimdeki o ses hiç de iyi şeylerden bahsetmiyordu. Yalnız kalcağımı, annemlere bir şey olacağını tekrar tekrar bana söylüyor ve beni negatif düşünceler ile baş başa bırakıyordu. Birden hareketlendim. Daha doğrusu Banu beni taksiye bindiriyordu. Taksinin geldiğini bile fark etmemiştim. Taksiye bindikten sonra her şey bana ağır çekimde geldi. Sanki zaman duruyor gibiydi.Birden yağmur yağmaya başladı. Bende ağlıyordum bulutlarda. Benim gözyaşlarım biraz biraz dinerken yağmur daha da şiddetleniyordu. Başımı Banu'nun omzuna koydum.
- Geçecek. dedi. İnandım. Belki de inanmak istedim.
Banu annesine ve halamlara durumu anlatmak için onları aradı. Bizim oraya geçtiğimizi söyledi. Hastaneye varmak 20 dk bile sürmemişti ama bana 20 saat gibi gelmişti. Taksiden iner inmez acilde gördüğüm herkese annemle babamı soruyordum ki halamı gördüm.
- Nilsu kızım... dedi ve gerisini getiremedi. Amcam gözleri dolmuş ve biraz gözleri kızarmış bir şekilde bana bakıyordu. Ağlamıştı. Amcamı görür görmez benim de gözlerimden akan yaşlar hıçkırıklarla beraber artmıştı. Sessizce ve ürkek bir şekilde pozitif cevabının canımı çok acıtacağı o soruyu sordum:
- Öldüler mi?