İçeriğe geç

İçimde Kalanlar

Bölüm 2 · 5 dk okuma

İçimde Kalanlar

Bölüm 2

1.Bölüm: İlk Sayfa

Bazı hikâyeler bir olayla başlamaz.

Bazen bir hikâye, insanın kendi içinde fark ettiği küçücük bir değişiklikle başlar. Kimsenin görmediği, kimsenin anlamadığı, hatta belki insanın kendisinin bile uzun süre farkına varmadığı bir değişiklik…

Bir sabah uyanırsın ve her şey aynıdır. Odan, yatağın, masanın üzerindeki eşyaların, telefonunun ekranı… Pencereden baktığında gördüğün sokak bile aynıdır. İnsanlar yine bir yerlere yetişmeye çalışır, arabalar yine yollardan geçer, kuşlar yine aynı gökyüzünün altında uçar.

Ama sen aynı değilsindir.

Nedenini bilmezsin.

Sadece içinde, adını koyamadığın bir his vardır.

Benim hikâyem de böyle başladı.

Ne büyük bir olay oldu ne de bir anda bütün hayatım değişti. Sadece bir gün, içimde biriken şeylerin artık sessiz kalamayacak kadar çoğaldığını fark ettim.

O gece odamda yalnızdım.

Dışarıda hafif bir rüzgâr vardı. Perdenin arasından içeri giren sokak lambasının ışığı duvara vuruyor, odanın içinde soluk bir gölge oluşturuyordu. Telefonum masanın üzerinde duruyordu. Ekranı birkaç dakikada bir aydınlanıyor, sonra tekrar karanlığa gömülüyordu.

Ben ise masanın başında oturmuş, önümde duran boş deftere bakıyordum.

Bembeyaz bir sayfa…

Sanki benden bir şey bekliyordu.

Kalemi elime aldım.

Bir süre hiçbir şey yazmadım.

Çünkü insanın içinde çok fazla şey olduğunda nereden başlayacağını bilememesi garip bir şey değilmiş. Bunu o gece anladım.

Bir cümle yazmak istedim.

Olmadı.

Başka bir cümle düşündüm.

O da olmadı.

Sonra fark ettim ki aslında benim sorunum yazacak bir şey bulamamak değildi.

Tam tersine…

Yazacak çok fazla şeyim vardı.

Hangi anıdan başlayacağımı bilmiyordum.

Çocukken yaşadığım küçük mutluluklardan mı?

Bir arkadaşımın söylediği ve yıllar geçse bile unutamadığım bir cümleden mi?

Birine duyduğum sevgiden mi?

Bir gün ansızın değişen bir arkadaşlıktan mı?

Yoksa kimseye anlatmadığım o gecelerden mi?

Belki hepsinden biraz vardı.

Çünkü insan yalnızca mutlu anılarından oluşmuyor.

Bizi bazen en çok güldüğümüz günler kadar, sessizce ağladığımız geceler de şekillendiriyor.

Bir zamanlar çok sevdiğimiz insanlar da…

Bizi kıran insanlar da…

Yanımızda kalanlar da…

Gitmek zorunda kalanlar da…

Hepsi bir şekilde içimizde bir iz bırakıyor.

Bazı izler zamanla siliniyor.

Bazılarıysa hiç kaybolmuyor.

İnsan büyüdükçe bunu daha iyi anlıyor.

Eskiden bazı şeylerin sonsuza kadar süreceğini düşünürdüm. Bazı arkadaşlıkların hiç bitmeyeceğini, bazı insanların hayatımdan asla çıkmayacağını, bazı güzel günlerin hep aynı şekilde devam edeceğini sanırdım.

Meğer hayatın en büyük yanılgılarından biriymiş bu.

Hiçbir şey olduğu yerde kalmıyor.

İnsanlar değişiyor.

Duygular değişiyor.

Hayaller değişiyor.

Hatta bazen sen bile değiştiğini fark etmeden başka birine dönüşüyorsun.

Bir zamanlar çok istediğin şey artık sana hiçbir şey ifade etmeyebiliyor. Bir zamanlar her gün konuştuğun insanla aylarca konuşmayabiliyorsun. Bir zamanlar seni güldüren bir şarkı, yıllar sonra içini burkabiliyor.

Ve insan bütün bunların içinde kendine bir yer bulmaya çalışıyor.

Belki de büyümek biraz da bu.

Kaybettiklerinle yaşamayı öğrenmek.

Ama unutmak değil.

Çünkü unutmak sandığımız kadar kolay değil.

Bir insanı unutmak, onun adını hatırlamamak demek değil.

Bir anıyı unutmak, o anıyı tamamen yok etmek demek değil.

Bazen yalnızca onunla yaşamayı öğreniyorsun.

Geçmiş bir odanın kapısını kapatmak gibi.

Odayı yok etmiyorsun.

Sadece artık her gün içine girmiyorsun.

Ama bazı geceler kapının önünden geçerken içeriden gelen bir ses duyuyorsun.

Bir kahkaha…

Bir konuşma…

Bir şarkı…

Ve birkaç saniyeliğine kapının koluna uzanmak istiyorsun.

Sonra vazgeçiyorsun.

Çünkü biliyorsun.

Bazı kapılar yeniden açıldığında, içeride bıraktığın şey aynı olmayacak.

Belki sen de aynı olmayacaksın.

Benim de içimde böyle kapılar vardı.

Bazılarının arkasında güzel anılar vardı.

Bazılarında pişmanlıklar.

Bazılarında söylenmemiş sözler.

Bazılarında ise sadece sessizlik…

Ve ben ilk kez hepsine aynı anda bakmaya karar verdim.

Bu kitabı yazmamın sebebi belki de buydu.

Kendime geçmişi tekrar yaşatmak değildi.

Birilerini suçlamak hiç değildi.

Sadece bir zamanlar hissettiğim şeylerin gerçekten yaşandığını kendime hatırlatmak istiyordum.

Çünkü bazen insan kendi duygularından bile şüphe ediyor.

“Gerçekten bu kadar üzülmüş müydüm?”

“Gerçekten onu bu kadar sevmiş miydim?”

“Gerçekten o günler benim için bu kadar önemli miydi?”

Evet.

Önemliydi.

Çünkü o günlerde ben vardım.

Gülüyordum.

Üzülüyordum.

Seviyordum.

Kırılıyordum.

Bekliyordum.

Hayal kuruyordum.

Ve belki de en önemlisi, bütün bunları gerçekten hissediyordum.

Şimdi önümde duran boş sayfaya tekrar baktım.

Bu kez korkmadım.

Kalemi kâğıda değdirdim.

İlk kelimeyi yazdım.

Sonra bir tane daha.

Sonra bir tane daha…

Bir süre sonra kelimeler kendi kendine gelmeye başladı.

Sanki yıllardır içimde bekleyen cümleler sonunda çıkacak bir yer bulmuştu.

Bazıları arkadaşlıktan bahsediyordu.

Bazıları aşktan.

Bazıları özlemekten.

Bazıları yalnız kalmaktan.

Bazıları birini kaybettiğinde geride kalan boşluktan.

Bazıları ise yeniden başlayabilmekten.

Ve fark ettim ki bütün bu duygular birbirinden sandığım kadar uzak değildi.

Sevgi bazen özleme dönüşüyordu.

Özlemek bazen kırgınlığa.

Kırgınlık bazen sessizliğe.

Sessizlik bazen kabullenmeye.

Kabullenmek ise bir gün umuda…

Belki hayat da böyleydi.

Düz bir çizgi değildi.

Bazen ileri gidiyor, bazen geri dönüyor, bazen aynı yerde uzun süre bekliyorduk.

Ama her seferinde biraz daha değişiyorduk.

O yüzden bu kitap yalnızca hüzünlü şiirlerden oluşmayacaktı.

Çünkü ben yalnızca üzüldüğüm günlerden ibaret değildim.

Ben güldüğüm günlerdim.

Arkadaşlarımla yaptığım saçma şeylerdim.

Gece yarısı yapılan anlamsız konuşmalardım.

Bir şarkının ortasında ansızın mutlu olmak­tım.

Birinin attığı küçücük bir mesajla bütün gün gülümsemektim.

Bir hayalin peşinden koşmaktım.

Bazen korkmaktım.

Bazen cesaret etmek.

Bazen düşmek.

Sonra tekrar ayağa kalkmak.

Bu yüzden bu sayfalarda her duyguya yer vardı.

Çünkü kalbin yalnızca bir hikâyesi yoktu.

Bir sürü hikâyesi vardı.

Ve belki de en güzeli, bütün bu hikâyelerin sonunda insanın kendisine geri dönmesiydi.

Defterin ilk sayfasının sonuna geldiğimde durdum.

Bir süre yazdıklarıma baktım.

Henüz hiçbir şey bitmemişti.

Hatta daha yeni başlıyordu.

Ama artık önümde boş bir sayfa yoktu.

Geçmişimden, duygularımdan ve hatırladıklarımdan küçük bir parça o sayfaya bırakılmıştı.

Belki ileride bu satırları tekrar okuduğumda bazı şeylere gülecektim.

Bazılarında utanacaktım.

Bazılarında yeniden hüzünlenecektim.

Ama biliyordum ki hepsi bana aitti.

Yaşadığım her şey…

Söylediğim her söz…

Söyleyemediğim her cümle…

Sevdiğim herkes…

Kaybettiğim herkes…

Hepsi bu hikâyenin bir parçasıydı.

Ve artık hiçbirini saklamak istemiyordum.

Kalemi masaya bıraktım.

Pencereye doğru baktım.

Gökyüzü karanlıktı ama uzakta birkaç yıldız görünüyordu.

Belki hayat da böyleydi.

Karanlığın içinde bile küçücük ışıklar vardı.

Sadece onları görebilmek için biraz daha dikkatli bakmak gerekiyordu.

Defteri kapatmadan önce son bir cümle yazdım:

“Her şey burada başlamıyor. Bazı şeyler çoktan başladı. Ben sadece onları ilk kez kelimelere döküyorum.”

Ve o gece, yıllardır içimde biriken bütün cümlelerin arasından ilk sayfayı açtım.

Çünkü bazı hikâyeler anlatılmayı bekler.

Bazı duygular yazılmayı.

Bazı anılar hatırlanmayı.

Ve bazı şeyler…

Ne kadar zaman geçerse geçsin…

İnsanın içinde kalır.

🌺

~Bir sayfa açtım, geçmiş geride,

Bir umut saklı her kelimede.

Gidenler kaldı eski bir izde,

Ben yeniden doğdum kendi içimde.

Ne yaşandıysa bir iz bıraktı,

Kimi güldürdü, kimi yaraladı.

Her son, bir başka yolu başlattı;

Bu hikâye daha yeni başladı.~

🌺

Bölüm sonu

1 yorum