Bölüm Şarkısı:Chopin nocturne no.20
"Acı öylesine büyüktü ki, istemedi kabullenmeyi. Belki dedi, belki unutursam hiç olmamış gibi olurdu diye düşündü. Hafızasının derinliklerine attı tüm kötü anılarını, olmayan güzel anılarla tutunmaya çalıştı. Olacak diye umutlandığı güzel anılara bile tutanacak kadar çaresizdi. "
~
Gözlerim yıllarca hiç düşünmeden çaldığım sözde evim olan yerin kapısındayken öylece dikilmeye devam ettim. En son burayı nasıl terk ettiğim aklıma gelince koşarak kaçma isteğime hakim olmakta zorlanıyordum.
Cebimden çıkardığım haplardan birini ağzıma attım. Bu gece sakin kalmaya ihtiyacım vardı. Zar zor yuttuğum ilaçtan sonra birkaç kez zile bastım. Saniyeler sonra açılan kapıyla evdeki yardımcımız Reyhan Teyze'yi görmeyi beklerken Tuna'yı görmemle kaşlarım havalandı.
"Hello brother!" Gereksiz yere kullandığı İngilizce kelimeleri göz ardı ettim. Aksi takdirde bu konuda konuşacak çok fazla düşüncem vardı.
"Sen ne zaman geldin?" Soğuk tavrıma aldırış etmeden yüzüne koca bir gülümseme yerleştirdi.
"Ben de seni çok özledim kardeşim, gelsene." dedikten sonra koca beyaz kapıyı sonuna kadar açtı. Birkaç adımla evin içine girdiğimde kapıyı ardımızdan kapattı.
"Ah, pardon kardeşim dedim. Üvey kardeşim demeliydim değil mi?" Kapıyı kapatmasıyla o sinir bozucu haline dönmüştü. Mavi gözleri kalbimi kırmanın verdiği mutlulukla parlarken dudakları kenarlara doğru kıvrılmıştı.
Aynı annemdeki gibi sarı saçlara sahip, babamdaki gibi küçük bir buruna sahipti. Gözlerini kimden aldığı konusunda bir fikrim yoktu çünkü takdir edersiniz ki ailedeki tüm üyeler ya kahverengi ya da yeşil gözlüydü.
"Annemler dedem gelmeden biriyle görüşmesi gerektikleri için gittiler." diye konuşurken holden salona doğru gitmişti. Peşinden salona girmeden gözlerim birkaç saniyeliğine annemin ben bu evden ayrılmadan önce kırdığı çini işlemeli tabakta gezindi. Benden daha çok önemsediği için gitmeme göz yumduğu tabak. Hafifçe tebessüm ettim. Belki gülümsersem daha az acıtırdı.
Salona girdiğimde birkaç bira şişesinin ev sahipliği yaptığı orta sehpaya uzanan Tuna'yı gördüm. Salonda içki içecek cesareti nereden bulduğuna anlam veremesem de ağzımı açmadan sessizce ona en uzak köşeye oturdum.
"Reyhan Teyze nerede?" diyerek aramızdaki sessizliği bozdum. Onu en son babama saldırdığımda görmüş olduğumdan ona karşı huzursuz hissediyordum.
"O kim?" Çocukluğumuzdan beri bize bakan kadının ismini dahi bilmiyor oluşuna karşı ona acıdım.
"Ben yokken evden ayrılmışsın. Dedemde mi kalıyorsun?"
"Bunun seni ilgilendiren bir konu olduğunu zannetmiyorum." Bira şişesinden birkaç yudum daha aldıktan sonra ayağa kalktı. Elindeki şişeyi rastgele orta sehpaya attıktan sonra "Biri şurayı temizlesin." diye seslendi çalışanlara. İçeriye aceleyle giren birkaç çalışan aldıkları emiri yerine getirirken gözleri gözlerimdeydi.
"Sana ne oldu böyle? Bu saygısız tavırlar da neyin nesi?"
"Saygı duymam gerekecek biri misin? Bu soruyu bana karşı gösterdiğin her sevgisiz hareketinde düşündüm. Ve en sonunda saygıyı hak etmediğine kanaat getirdim." dedikten sonra tebessüm ettim. Yüzündeki afallamış o ifadeyi bir anlığına babama yumruk attığımda babamın yüzünde oluşan ifadeye benzettiğimden gülümsemem soldu. Gözlerimi ondan ayırdım. O çehreye daha fazla bakacak halim yoktu. Ben ki Atlas Karademir, ailemin karanlığından kaçmak için yıllarca çabalamış biri olarak onlara nasıl dönüştüğümü görmek nefesimi kesen cinste bir acıydı.
Aramızdaki gerginliği dağıtan zile içimden teşekkürlerimi ilettim. Oturduğum yerden kalktığımda Tuna kapıya doğru ilerlemeye başlamıştı. Annem ve babamın sesleri holde yankılanırken onlara doğru bir adım atamadım. Taa ki annemin babası, bizim tüm bu karanlığa düşmemizi sağlayan adamın sesini duyana kadar öylece durdum.
Tüm bu Karademir soyadının servetinin öncüsü adamın sesini duymam Ulaç'la dün kurduğumuz planı bana hatırlatmaya yetmişti. Ona Nil'in özgürlüğü için yaptığım hiçbir şeyi anlatmamıştım sadece nasıl bir aileye sahip olduğumu anlatmış onun bana yol göstermesini dinlemiştim. Normalde asla aklıma gelemeyecek bu plan dün o kadar güzel gelmişti ki kulağıma. O an kendime söz vermiştim ne olursa olsun bu aileyle savaşacaktım. Kukla, içindeki Tanrı vergisi ruhun farkına varmıştı. Sıra tüm iplerini koparmaktaydı.
Koridora düşüncelerim eşliğinde geldiğimde kabanını çıkaran yaşlı adam beni fark etti. Hırs bürünmüş gözlerinde gezinen birkaç merhamet kırıntısıyla bana doğru birkaç adım attı.
"Koca adam olmuşsun Atlas." Önümde durduğunda saygıyla başımı hafifçe eğdim ve "Hoşgeldiniz." dedim.
"Hoşbulduk." dedikten sonra çıkardığı kabanını çalışanlardan birine verdi.
"Babacığım yemeğe geçelim mi?" annemin seslenmesiyle birlikte onca büyük misafirin ağırlandığı yemek odasına doğru gittik. Herkes birer birer yerine oturduğunda Reyhan Teyze çorbaları doldurmak için gelmişti. Gözlerim onda bir bir doldurduğu çorba kaselerini tabaklara koyuşunu izliyordum.
Sıra bana gelmişti. Kasemi tabağıma koymasına izin vermeden elinden aldığımda gözleri bana döndü. Ancak o zaman görebildim bana acımadığını hala eskisi gibi şefkatle yaklaştığını. Günlerdir korkulu rüyamdı Reyhan Teyze'nin benden nefret ediyor olduğu düşüncesi. O yüzden rahatlamıştım.
Yemek yiyecek bir ruh haline sahip olmasam da Reyhan Teyze'nin yemeklerini özlediğimden kaşığımı elime almıştım. Daha önce onlarla birlikteyken hiç bu kadar iştahlı yemek yemediğimden annem ve babam arada şaşkın gözlerini bana çevirmekten çekinmiyorlardı. Masada konuşulan iş muhabbetiyle ilgilenmek istesem de son derece sıkıcı olduğundan arada bir dikkatim dağılıyordu. Tabii, dikkatimi geri toplamam uzun sürmediğinden hep konuya hakim kalabiliyordum.
Annemin babası Ünal Bey'le-ona böyle hitap ediyorum çünkü aramızda ailesel hiçbir bağ yok- babamın dakikalar boyu süren hangi tekstil şirketini satın almaları durumunda daha çok kazanç elde edecekleri ile ilgili olan konuşmaya farkında olmadan katılmıştım.
"Bilindik bir tekstil şirketi yerine önü açık olan küçük firmalara yapılacak yatırımın daha çok kazanç getireceğine eminim." dememle masadaki tüm gözler bana döndü.
"Bu riskli bir iş. Günümüzde birçok girişimci başarısız olurken bunlardan birine rastlamama ihtimalimiz çok düşük." diyen Tuna'da gezindi gözlerim. Boşuna üç yıldır İngiltere'de işletme okumuyordu. Bu konu hakkında pek hakimiyetim olmamasına karşın düşüncelerimi dile getirmeye devam ettim.
"İşte burada yenilikçilik ve de yetenek işin içerisine giriyor. Diyelim ki A firması bilindik ve yıllık karı sabit kalmış bir tekstil şirketi olsun, B firması ise her yıl daha da karını katlayan bir tekstil şirketi olsun ve de C firması yenilikçi bir tavırla herkesin almak isteyeceği kıyafetler üreten ve yıllık karı az olan bir şirket olsun. Yanlış anlamadıysam bu durumda A firmasına yatırım yapmayı doğru buluyorsun değil mi?"
Tuna sorumu "Evet." diyerek cevapladı.
"A firmasına yatırım yapmak garanti bir iştir ama hayatım boyunca garanti işlerle zengin olmuş bir şirket görmedim. Bu hamlelerle sadece var olmuş bir şirketi devam ettirebiliriz diye düşünüyorum." dedim. Herkesin sessizce beni izlemesinden rahatsız olduğumdan daha fazla konuşmak istememiştim. Köftelerimden birini keserken "Sen hangisine yatırım yapardın?" dedi Ünal Bey. Gözlerim, yüzünde zamanın izlerine misafirlik yapan yaşlı adama dönükken "C firmasını seçmek en mantıklısı olacaktır." dedim.
Ünal Bey cevabımdan tatmin olmamış olacak ki "Karı az olmasına rağmen mi? Neden B firmasını seçmiyorsun? Sonuçta karını katlayarak giden bir şirket." dedi. Bıçağımla çatalımı tabağın kenarına bıraktım. "B firması karını katlayan bir şirket olduğundan onu satın almak için gereken miktar daha fazla olacaktır. Bu sebepten ötürü A firmasından bir farkı kalmayacaktır. Fakat C firmasını doğru stratejilerle altın yumurtlayan tavuğa çevirmek mümkündür. Bu hususta yapılabilecek en iyi strateji reklamdır. Birkaç yıl süren doğru reklamlarla küçük tavuğunuzu altın yumurtlatabilirsiniz." dedim.
Sustuğumda masada oluşan sessizliğe aldırış etmeden köftemi ağzıma attım. "Düşüncelerini bizimle paylaştığın için teşekkürler torunum." İlk defa bana torunum demiş olmasından dolayı masadaki herkes saklayamadığı bir şaşkınlığın içerisine girdiler. Yüzümdeki gülümseme genişledi. Anlaşılan Ulaç'la kurduğumuz plan işe yaramaya başlamıştı.
"Okulunun iyi gittiğini duydum." Kafamla Ünal Bey'i onayladım. "Senin okulun nasıl gidiyor Tuna?" ve bu cümleyle üzerimdeki tüm ilgi gitmiş yanlış bir şey söylemekten çekinen beynim sakinleşmişti.
~
Yaklaşık bir saat süren yemeğin sonunda bitmiş olmasıyla Ünal Bey'i uğurlamak için holde toplanmıştık. Yaşlı adam siyah kabanını üstüne giydikten sonra asistanı Bekir Bey'le birlikte arabasına binmişti. Birkaç saniye sonra araba çalışıp uzaklara gitmeye başladığında bu evi terk etmek için Reyhan Teyze'den ceketimi istedim.
Ne kadar en büyük temennim aile kavgası yaşamadan gitmek olsa da bunun imkansız olduğunu babam konuştuğunda emin oldum.
"Ne yaptığını sanıyorsun?" Onlara açtığım savaşın kokusunu yavaş yavaş almaya başlamışlardı.
"Her özgür insan gibi fikirlerimi dile getiriyordum."
"Özgür biri mi?" diye kükreyen babamın önüne geçti annem. "Sakin ol hayatım. Ne kadar özgür hissederse hissetsin ona yazılmış kaderi değiştirecek güce sahip olamaz."
"Kaderim mi? Sizin yazdığınız kaderim?" Sanki bu çok komikmiş gibi histerik bir kahkaha attım.
"Atlas sen de biliyorsun ki şirketin başına geçemezsin. Sen benim öz oğlum bile değilken nasıl böyle hadsiz olabilirsin!" Yıllardır göz ardı ettiğim gerçeği annem dediğim kadından duymamla içimdeki fırtına kara bulutlarını akıtmak için hazır ola geçmişti.
Söyleyecek tek bir kelimem dahi yoktu. Haklı olduklarından mıydı? Yoksa haddini aşmış benliğimin onları gerçek ailesi kadar severek sınırı zaten zorladığından mıydı bilmiyordum.
Tek bildiğim duyduğum her bir kelime ruhumda kapanmayacak yaralar açmıştı. Hoş, yıllar önce ölmüş ailem dirilse kapanabilirdi belki.
Elim arkamdaki çini işlemeli tabağa gitti. Kızarmış gözlerim ailem dediğim kişilerde gezindi son kez. O an yemin ettim kendime. Kabullenecektim. Onların ailem olmadığını ailemin ben doğmadan ölmüş olduğunu kabullenecek ve yıllarca kuklası olduğum bu insanların iplerini elime alacaktım. Tabağı karşımda duran annem dediğim Lerzan Hanım'ın tam önüne doğru attım. Kırılan parçaları etrafa saçılmışken ayağımın ucundaki parçaya baktım.
Onlara olan sevgimin sembolik olarak bitirdiğini düşündüğüm kırılan tabağın bir parçasını yerden aldım.
"Bu ben de kalabilir değil mi?" Cevap vermelerini beklemeden ceketimi Reyhan Teyze'den aldım. "İyi akşamlar." dedikten sonra evden çıkmıştım. Avucumda sıktığım tabağın kırık parçasıyla bahçede adımladım. Belki olur da tabağın parçalarını birleştirmeyi isterler diye almıştım bu parçayı. İsteseler bile asla tamamlayamasınlar, beni tercih ettikleri bu tabağa tam anlamıyla ulaşamasınlar istemiştim.
Adımlarım paramparça olmuş ruhumu bu evden uzaklaştırırken birkaç gözyaşı yanağımdan süzüldü. Ölmüşlerdi değil mi? Annem ve babam varlığından emin olamasam da dualarımı esirgemediğim Tanrı'nın yanına mı gitmişlerdi?
Farkında olmadan geldiğim evin bahçesine düşünmeden girdim. Kafama değen sarmaşıkların merhametiyle kapının önüne kadar geldim. Ellerim titriyor, görüşüm bulanıyordu. Birkaç kez tıklattığım kapı açıldığında ilk arkadaşımı gördüm.
"İyi misin genç adam?" Bacaklarımda güç kalmadığından kapının önüne çöktüm. Hıçkırıklarım gecenin sessizliğini bölerken yaşlı gözlerim ardından benim gibi yere çökmüş şefkatli gözlerine baktım.
"Ferhuş." Üstüme çökmüş bu yorgunluktan kafamı ahşap kapıya yasladım.
"Efendim kuzum." Ellerimi elleri arasına alıp bana bakmaya devam etti.
"Benim annem ve babam öldü mü?" Çaresiz sesim bu sessizlikte Tanrı'ya ulaşmıştır değil mi? Neden duyduğun halde bana acımıyorsun Tanrı'm?
Okuduğunuz için teşekkürler. Sonraki bölümlerde bu kadar üzülmemek dileğiyle :)