Hurdahaş; onarılamayacak şekilde kırılıp parçalanmış, paramparça anlamına gelmektedir.
Bazen insan, gözle görülmeyen ama ruhun derinliklerinde gerçekleşen ağır bir enkazın altında kalır. Dışarıdan bakıldığında hayatına devam eden, günlük koşuşturmacalara yetişen ve yüzünde ince bir tebessüm taşıyan biri; arka planda sessizce, için için darmadağın olmuştur. Üst üste binen hayal kırıklıkları, taşınması imkânsız hale gelen duygusal yükler ve güvendiği dağlara yağan karlar, ruhunu zamanla adeta hurdahaş bir hale getirir.
Bu durum, sadece anlık bir üzüntü ya da geçici bir moral bozukluğu değildir; insanın kendi iç dünyasında parçalara ayrılması, o parçaların etrafa saçılması ve yeniden bir araya getirilemeyecek kadar un ufak olmasıdır. İnsan kendini toplamaya, eski bütününe kavuşmaya çalıştıkça, kırılan o sivri duygusal kenarlar kendi ellerini kanatır. Ne tamamıyla yok olup gidecek kadar kaybolunmuştur ne de eskinin o neşeli, dirençli ve umut dolu haline dönecek güç kalmıştır.
Geriye sadece, göğsün tam ortasında taş gibi oturan derin bir hissizlik, her sabah yataktan kalkmayı bile büyük bir mücadeleye dönüştüren ağır bir ruhsal yorgunluk ve tamiri imkânsız bir yalnızlık hissi kalır. İçindeki o kırık dökük enkazla yaşamayı öğrenmek, insanın kendi kendine üstlendiği en sessiz ama en ağır yüktür.
Kalbiniz kim bilir kaç kere en çok sevdikleriniz tarafından hurdahaş edildi...