İçeriğe geç

hüma

Bölüm 1 · 14 dk okuma

hüma

Bölüm 1

1. bölüm

Olağan dışı serzenişlerimle beraber ayağa kalkarak kahvaltı hazırlamaya başladım. Ablam şimdi uyanarak kahvaltı isteyecek ve ben bütün gün onu dinleyecek değildim.

Mutfağı toparlayarak kesme tahtasıyla bir, iki sebze çıkartarak kesmeye başladım. O sırada da mutfağa bir bebek edası ile giren ve gözlerini ovuşturan ablamla göz göze geldim. "Abla bugün parka gider miyiz?" ablamın sorusuyla birlikte yutkundum.

Ben kim miydim? Kendimi kısaca anlatayım. 22 yaşında ablamın akli dengeleri bozulmadan önce sıradan okula gidip gelen üniversiteye bitirmek için köpek gibi çalışan bir öğrenciydim. Neredeyse 1 yıldır ablamın akli dengesini yitirmişti. Sebep olduğu travmatik olaylar yüzünden akli dengesi yerinde değildi. 26 yaşındaydı, Hazal Hazar. Sevdiği adamla nişanlıydı, 3 kere düşük yaptı ve sonuç bir daha çocuk sahibi olamayacak olmasıydı.

İki çocuğunda ölümün tattıktan sonra son çocuğunu 7 ay karnında taşımıştı ama sevgilisi onu aldattığını öğrenince yine düşük yapmıştı. Bende mezun olur olmaz ablama bakabilmek için hayata tutunuyordum. Üniversiteye unutmuştum şu sıralar. Sınavda istediğim bölüm tutmayınca derslere ara vermiştim.

Şimdi ise ablama bakmakla yükümlüydüm. Telefonum çalmasıyla birlikte omlet tabağını ablamın önüne koyarak telefonumu açtım. "Efendim Esin," diyerek yanıtlamıştım. Esin ablamın yakın bir arkadaşıydı. Onunla hala görüşüyor olmamız ablamın her ne olduysa yanında kalmasıydı. "Mey, sonuçlar tamam onu buldum," kapının zili sayesinde tam anlamamıştın. Kapıyı açtığımda Esin'i karşımda buldum. "Ablanın nişanlısını buldum, abisinde kalıyormuş. Tek yapmamız gereken o eve girebilmek." diyerek mutfağa geçip kendine kahve aldı.

Hazal onu gördüğü zaman gülümseyerek el çırpıp ona sarıldı. Yaptığı hareketleri bilse utanıp ağlardı. "Peki, eve nasıl gireceğiz bir şey çalmayacağız sonuçta Orhan'ı öldürmek derdimiz." kurduğum cümle ile Hazal'ın bana bakışı sert olmuştu. Orhan lafına değildi bakışı ölüm kelimesi onu hala etkiliyordu. Orhan'ı hatırladığını da sanmıyordum açıkçası.

"Sen Karun Emir Hadar'la olacaksın." dediğinde kahkahamı tutamamıştım. 1 yıldır bu işin içinde olmamız Mekan'da çalışan insanları tanımamızı sağlamıştı. Mekan dediğim bildiğiniz mekan falan değil. Mafya teşkilatının ismi Mekan'dı. İsmini kim koyduysa insanlarla dalga geçmek için koyduğuna emindim. "Karun'la mı ben mi, adam 28 yaşında bana niye baksın?" dediğimde bu sefer o gülmüştü.

"Kızılım, güzelim sana bakmayan ölsün be güzel kızsın ne bu tripler hem zaten Orhan'la kardeş falan değil bunlar, abi falan dedim ama değiller. Orhan, bir iş için gelmiş kalacak bir yer olmadığını öğrenince Emir'de kalmak istemiş. Kaç yıllık dostunu da evini açmazsa dillere düşerdi sonuçta o yüzden evini açtı. Fazla samimi değiller. Tahminimce 6 ay kalacak burada," sırıttığımı gördüğü zaman gülümsedi. "6 ayı yarıya indir, 6 ay bile yaşayamayacak o puşt herif."

Sinirli olan bendim, ablamı aylarca Orhan denen herife yedirmiş olmam iyi bir kardeş yapmazdı beni ama bundan sonra ne olursa olsun bitecekti. Ablam düzelmeye başlayacak ben ise Orhan'ın kalbini deşecektim. Orhan pek beni tanımazdı normaldi hiç görüşmemiştik ama ablama çok benzediğim için simadan tanıyacaktı. Hayatını mahvettiği kızın yüzünü ezberlemiştir diye düşünüyordum.

Planımız şuydu, Mekan'a gidecektik orda kumar oynayacaktık ve hile yapacaktık bu nedenle karşımıza çıkacaktı Karun. Hile yaptığımız için birimizi kesinlikle yanına alacak diğerine de kefalet yüzünden borç yapacaktı. Borcumuzu ödeyemeden birimizi serbest bırakmazdı. Tabi alı koyduğunu anında eve alacak değildi. Orası bana kalıyordu. Beni eve alabilmesi için hayatımı öne sürmem gerekse bile yapacaktım. İntikamımı alırken kendime bile acımayacaktım.

"Her şey tıkırında ilerliyor." diye kurduğum cümle ile anında bana bakan Esin göz devirdi ve kafama vurdu.

"Neresi tıkırında ilerliyor daha içeri dahi giremedik," diyerek kapıyı izlemeye devam etti. "Farkında isen bara girerken kimse bize bakmaz Mekana girerken bakarlar." kafamı barın kapısında çekip dik durdum. Topuklu ayakkabılarımla beraber yürümeye başladığım zaman Esin'in söylenmelerini duyuyordum bile. Cilveli hareketlerimle görevliye kur yaptığımda bizi hiç sorgulamadan içeri almıştı.

Bu kadar cesaretli olmamın sebebi babamın bizi iyi eğitmesindendi. 2 yıl önce ölmeseydi (ki öldüğüne pek inanmıyorum) bizi orduya yetiştirir gibi yetiştirmişti. Hiç bir şeyi kusur etmez ne kadar çabaladığımıza bakardı. Daha büyük değildik. 19 yaşında bir kız ne kadar cesursa o kadar cesurdum bende.

"İki shot alalım." dediğimde Esin yüzünü ekşitti. Ben küfür sevmezken o içki ile arası yoktu. içmediğini bilsem bile ona da almıştım. Dediğim gibi babam zengin bir aileden geliyordu bu nedenle miras üzerimize kalmıştı. Babam komutandı o yüzden bize hazırlamıştı. Shot bardağı aldığım gibi kafama dikip dans edenleri izledim. Bu yaptığım dikkat dağıtmaktı. Kumarbazların gelmesini bekliyorduk. Siyahlı adamlar geldikten sonra onların peşinden Mekan'a inecektik. Bizi yani iki kadın olarak asla almazlardı ki adamların arkasında olsak dahi almayacaklardı.

Diğer bardağı alarak kafama diktim ve tuvalete gitmek için ayağa kalktım daha 15 dakikamız falan vardı. Tuvalete girdiğimde aynadan kendime baktım. Rujum dağılmıştı, beyaz çantamdan kırmızı ruju alarak dudaklarıma sürdüm o sırada kapı aniden açılıp kapandı ben bir kadın geldi diye kapıya bakmazken kapının kilit sesini duydum.

Arkamı döndüğümde Karun Emir Hadar'la göz göze geldim. Onun burada ne işi vardı özellikle kızlar tuvaletinde. Üzerimi süzdü, süzmesinden birşey anlamayın sakın bir kadınla birlikte olabilmek için o kadını tanıması gerekiyordu veya sadece birlikte olmuyordu. Söylentilere göre gay olduğu biliniyordu.

"Kırmızı neyi simgeler burada bilmiyor musun?" katı sesiyle duvara yaslandığında dudaklarımı yaladım. Tabii ki de biliyordum, normalde kırmızı renk şehveti yansıtıyor olmasına rağmen burada vahşeti simgelerdi. Buraya kırmızı bir tişörtle bile giremezlerdi, ben ise sınırı aşmıştım. Kırmızı topuklarımla ve kırmızı kısa mini eteğimle sınırı aşmıştım. (Medyada).

"Şehveti?" sorar gibi konuşmamda sinir olmuş gibi güldü. Buradan sağ çıkmam bile olasıydı ki Esin'i terk etmemde olasıydı. "Şimdi buradan çıkıyorsun ve kıyafetini çıkartıp başka giyiyorsun ve mümkünse buraya gelmiyorsun." diyerek kapıya ilerlediğinde onu tanımıyormuş yaparak sinirlendim. "Pardon da kimsiniz de ne giyeceğime karışıyorsunuz?" ona doğru ilerleyerek konuşmamla birlikte kapıyı yine kilitledi. Konuşmayı uzatıyordu aynı benim gibi.

"Kim olduğumu söylememe gerek var mı?" dediğinde yutkundum ondan tahrik oluyor muş gibi dudaklarına kısa bir müddet baktım ve dudaklarımı yaladım. Bu içtendi, kimseyle öpüşmemiş olsam da dudakları davetkardı. Gözlerimi aniden kaçırıp ne yaptığımı kendime sorguladığımda o da bana bir adım atmıştı. Gözleri kırmızı dudaklarıma bakarak gülümsedi. "Ne ile karşı geldiğini bilmiyorsun Cennet Kuşu, kendini korumaya al yoksa Cehennemde yanarsın." kurduğu cümlelerle birlikte bir daha bana bakmadan dışarıya çıkıp gözden kayboldu. Ben ise onun dediği kelimelerle birlikte orda dikildim.

Tolerans vermişti, gitmem için ama ben onun aksine buraya bir şey için gelmiştim. Dediğinin aksine ben yanan bir kuştum, cehenneme girmeme dahi gerek yoktu. Tuvaletten çıktığım gibi karşı koridorda Esin ile göz göze geldik. Eliyle işaret etti ve bende diğer taraftan Girmek için ters yöne ilerledim. Koridorun diğer ucunda odasından çıkan Karun'la göz göze geldim. Kaşlarını çattığı sırada elimi dudaklarıma götürerek öpüp ona doğru üfledim. Ondan aldığım kart vizeyi çalışanlardan birine verir aşağı kata inmeye başladım. Esin'de diğer taraftan inmesiyle gülümsedim.

Esin'e ilerleyeceğim sırada gözleriyle arkamı işaret etti, arkamı dönemeden eli belimi bulup beni duvara iten bir adet Karun'la göz göze geldim. Saçan gözleriyle kaşları uyum içindeydi. "Buradan çıkıyorsun, kartımı çalarak girmen ne kadar doğru ufaklık?" gülümseyerek ona yaklaştım iyice dudaklarım kulaklarına değdi zaman dudaklarımı yalıyormuş gibi yaparak kulağını yalamıştım. "Herkeste aynı karttan var? Kartını çaldığımı nasıl ispat edeceksin?" dediğimde dişlerini sinirle gıcırdattığını duymuştum. O gıcırtı sesi tüylerimi diken diken etti diyecektim ama tüyüm yoktu lazere kurban olayım.

"Yolumdan çekilin beyefendi, ufaklık oyun oynayacak." diyerek kolundan çıkıp Esin'e ilerledim. Şimdiden göz hapsindeydik, etraf olabildiğince mordu. Normalde kırmızı olan etraf Karun'un takıntısı yüzünden mor renkliydi. Onun aksine bende mor rengini sevmezdim. Annem yıllar önce üzerinde mor bir elbiseyle intihar etmişti.

Esin'le beraber VIP koltuklara geçtiğimizde herkesin gözü bendeydi. Kırmızı giyebilen ilk kadın bendim. Pardon kırmızı rengi giyebilen ilk cesur kadın bendim. Çoğunlukla Karun kırmızı giyenleri ya kaybolmasını söylerdi yada kız bir daha gelmemek üzere gerçekten de kaybolurdu. Benim yaptığımda tam tersi, kimseye ulaşamamıştım.

Biz kaybetmeye oynayacaktık ama Karun'da bizim masaya oturup ilk defa oynamaya başladığında şaşırmıştım. Kumar gecesi düzenliyordu ama asla kumar oynamıyordu. Bende oynayacağımız oyunu ters çevirdim. Bu gece ne olursa olsun kaybetmek yoktu.

İlk eli o kazanmıştı sırıtarak bana baktığında sinirle kasılmıştı. Küçük bir hatamda kaybetmiştim. 10 jeton koydum ve kaşlarımı kaldırdım o sırada bazı masadakiler de bu masaya dolmaya başladığında masada 5 kişi oluşmuştu. Diğer eli başkası kazandı ve ben Karun'un kaybettiğine sevindiğimde ona doğru eğilerek göğüslerimi açılmasını sağladım ve ortaya koyduğu jetonları adama doğru fırlattım. İradesini koruyamayan Karun ise açılan göğüslerime bakmış ve ben otursam da hala bakmaya devam etmişti.

Gözlerinin önünde elimi şaklattım ve kumarı bayağı uzattım. bir kaç el kazanıp bir kaç el kaybettiğimde Esin kulağıma borç yapmam için uyarmıştı. Tek sorunumuz Karun zaten beni göz önünde bulunduracak olmasıydı kazansam veya kaybetsem bile. Gözüne kırmızı giyerek batmıştım zaten sonrasını düşünemezdim. Oyunu bitirmek amaçlı "Son el güzel bir kumar masasına bütün herşeyimi koyuyorum." diyerek bütün jetonlarımı ortaya attım. Jetonların ne anlama geldiklerini biliyorlardı.

Herkesin bana şaşkın bakışlarıyla yutkunduklarında Karun'da aynısını yaptı ve eklemede bulundu "Eğer sen ufaklık kazanırsan tüm mal varlığım senindir." özellikle bana bakarak kurmuştu. Sadece ben kazanırsam bütün varlığına bana verecekti. Gülümsedim, kaybedeceğime o kadar emindi ki ben ise kaybetmeyeceğine gönlümce inanıyordum.

Babam ne kadar askeriyede çalışıp üsteğmen olarak başlasa da annemde onun tam tersi olarak iyi bir dolandırıcıydı. Güzel kumar oynadı, babam evde vakit buldukça bizi eğitir göreve çıktığı zaman ise annem bizi kumarhaneye götürürdü.

Herkesi bütün her şeyi koymaya cesaret edememişti, kumarın ne demek olduklarına bilmelerine rağmen. Kartlar çekildi, sayıları atıldı. 20-23 kart çekersem ve 1, 2 gelirse kaybedecektim. Bana en az 4 rakamı lazımdı. Derin bir nefes alarak Karun'a baktım. "Kart ver," diyerek kartçıya emir verdim o sırada gözlerim Karun'daydı. Kartı görmek istemiyordum, kartı masaya bırakıp ters çevirdiğinde Esin'in çığlıkları doldu salonu.

Sinirle Esin'e döndüm ama mutluluk çığlıkları benim düşündüğüm gibi değildi, dudaklarımı dişleyerek karta baktım. Joker gelmişti, gülümsedim. İstediğim sayıyı ondan alma şansım vardı artık. Gülümseyerek Karun'a baktım "Öğren de gel bebeğim," diyerek ondan 7 rakamını çekip aldım. Şuan ben 27 iken o 15'ti. 9 rakamı gelse bile kaybedeceği aşikardı.

"Mirasın mirasım oldu, acaba ilk nereyi satın alsam?" diyerek düşünür gibi yaptım ve bacak bacak üstüne atarak ona döndüm. Gözlerim bacaklarımda oyalanıp gözlerime çıktığında gülümsedim "Ay pardon satın alabileceğim hiç bir yer yok çünkü her yer benim." diyerek ayağı kalktım. Annemden öğrendiğim tavsiyeler ile yaptığım hile asla fark edilemezdi. Bir kere dolandırıcının kızıydım Karun'u dolandırmak zor değildi bana göre.

"Karun'cuğum odama," onunla alay etmeye başladığım zaman sinirle kaşlarını çattı ama onu daha çok sinirlendirecek bir şey yaptım. "Sıcak bastı beni, sonuçta benim mekanım. Mekanın rengini kırmızı aç," neyden bahsettiğimi anladığında gözlerindeki koyuluk cinayet işleyecek gibiydi. Etraftakilerin çoğu beni dinlemezken Karun'un oyun başlamadan ki lafı masadakileri dikkatini toplamıştı. Karun oyunu kaybedeceğime emindi neredeyse.

Mekandan çıktığımızda Karun'un bize olan nefreti artacaktı. Çünkü onun masasına kurulacaktım. Mekandan çıktığımızda ben sırıtıyordum Esin ellerini çırpıyordu. "Nasıl yendin ya helal olsun kız sana." diyerek arkamdan geliyor ben ise Karun'un odasına ilerliyordum. Kendime olan özgüvenimle beraber masasına kurulduğumda içeri emin adımlarla Karun girdi. Sert bakışlarıyla hem bana hem koltuğa bakıyordu. Sinirli bir soluk alarak Esin'in oturduğu koltuğun tam karşısına geçti. "Hile yaptığınızı anlamayacağımı mı sandınız? Neyim ben salak falan mı?" sert sesiyle beni korkutabileceğini sanıyordu ama yemezler. Gülümseyerek bacak bacak üstüne atıp ellerimi masaya yasladım.

"Ne alakası var tatlım biz kim hile ki-" "Mekanıma bu elbiseyle gelip dikkatimi dağıttın kartımı alıp Mekana girdin ve benim kozumu oynayacağımı bildiğinden dolayı da hile yaptın. Sence bundan ne çıkarmamı bekliyordun?" diyerek yüzünü avuçladı, bacağını sallamaya başladığında sırıtışım artmıştı. "Sence Karun Beyciyim senin mekanında senin çalışanların altını çiziyorum senin çalışanlarınla nasıl hile yapabilirim?" dediğimde aniden bana baktı. Sinirli değildi ama sert bakışları beni germeye yetmişti bile.

"Ne istiyorsun?" dediğinde gülümsedim. Bana gerçekten karşılık veriyordu her anlamda. "Sevgilim ol?" kahkahası odada yankılanıp kulaklarıma ulaştı. Şaka yaptığımı mı falan mı sanıyordu bu? "Sevgilin? Nişanlıyım?" dediğinde gözlerim Esin'e değdi. Nişanlı mıydı? Bunu bana söylememişti, söylemiş miydi? Hatırlamıyordum.

"Tamam sevgilim olma, evlen benimle."

"Sevmediğim biriyle evlenmem."

"Sev demiyorum mantık evliliği yapalım, sende mirasını öldükten sonra bana verirsin?" güzel bir teklife de hayır demezdi. Sonuçta bir çok kişinin önünde söz vermişti. Sözünü tutmasa insanlar ona asla güvenmezdi bir daha. Bunu sunacağımı bilmiyor gibi derin bir nefes alarak gözlerinde alevlerini bana döndürdü.

"Mantık evliliği? Nişanlıyken? Sen ne dediğinin farkında mısın? Metres mi olmak istiyorsun? Yaşın küçük biliyorsun değil mi, seni metres diye koluma takarsam insanların bana ne denli bakacağından veya sana ne denli bakacaklarından haberdar mısın? Küçük duruma düşeceksin ve ben buna izin vermem"

"Bunu siz karar veremezsiniz Karun bey. Dediğim şeyin farkındayım ve buna göre hareket ediyorum sonuçta bir çok kişinin önünde bütün varlığınızı bana vereceğinizi söyledi sizce bütün varlığınızı bana verince siz ne duruma düşeceksiniz? Siz düşündünüz mü bu durumu." diyerek karşılık vermiş oldum. Metreslik, dediğim gibi kendimi ablam için ortaya koyup o intikamı alacaktım. Ne ölüme ne yaşama karşılık. O ölmeden benim mutlu bir hayatım olamazdı. "7 dakikanız var karar verin o süre boyunca." şirince gülümseyerek Esin'e döndüm.

7 dakikanın anlamını biliyordu Esin. Hazal'ın son çocuğu doğduktan 7 dakika sonra ölmüştü. Diğerlerinde yanında olmasam da son çocuğunu kaybederken hep yanı başındaydım ablamın. Bunun anlamı büyüktü, bunun anlamı çok büyüktü.

"Tamam ama benim sözümden dışarıya çıkmayacaksın. Melek'le aynı evde yaşayacağız ve bunu kimse bilmeyecek." diyerek konuşmaya 6 dakika sonra cevap vermişti. Melek dediği kişi inşallah nişanlısı değildi. Gülümseyerek zafer kazanmış edasıyla ona döndüm. "Seninle işim bittiğinde mirasını size taktim edebilirim Kocacığım," diyerek gülümsemiştim.

"Detayları şimdi konuşalım Mey." Esin'in dikkatli sesi ile ne demek istediğini anlamamış olsam da bir avukat edasıyla konuşmasına izin verdim. "İlk başta Melek dediğiniz kadın nişanlınız mı?" dediğinde Karun başını sallamıştı. Nişanlısıyla alıp veremediğimiz yoktu zaten bizim amacımız sadece Karun'un evinde kalan o it Orhan'laydı. "Peki biz buna karışamayız ama tek istediğimiz Mey'le sevgiliyken onunla cinsel temasa hatta hiçbir temasa geçmeyin. Kırmızı çizgisi Mey'in ve siz kırmızı olan çizgileri Meyus'un çok sevdiğini biliyor olmalısınız?" diyerek Kırmızıya olan bağlılığımı göstermiş oldu. Bunları bende konuşabilirdim ama Esin bir avukattı onun benim yerime konuşması daha önemliydi. "Aynı evde kalmanız gerekiyor bizim işimiz bitene kadar. Sizin paranızla, sizin işlerinizle asla bir derdimiz yok buna güvenebilirsiniz. Tek ricam herkesin sizi sevgili sanması gerekiyor özellikle de evinizde yaşayan herkesin." son cümlesiyle birlikte Karun başını tekrar salladı.

Yaptığımız plana bakılırsa hiç bir kusur yoktu. "Sevgilim," diyerek bana dönmesini sağladım. Gülümseyerek ona baktım "Kimsenin bizi sahte evcilik oyununu dahil etmeyin lütfen, çizgimi aşmayın," diye gülümsedim. Bir kağıda numaramı yazarak ona doğru uzattım. "Bu benim numaram bana muhakkak ev adresinizi atın bende oraya sabah geleyim. Son gecenizi nişanlınızdan ayrılmak için kullanın onunla temasa geçmekle değil." son kelimelerimle birlikte ayağa kalkmış ve Esin'le orayı terk etmiştik. Kolay olmuştu bu iş , hem de çok kolay.

.......

Sabahın 6'sında kalkmayı sevmesem de bavulumu hazırlayarak geceliklerimden kurtuldum. Üzerime yarım atlet ve şort giydim bugün normale göre Nike giymek istediğimden her şeyim nike olacaktı. Dün gece biz bardan eve döndüğümüzde bana adresi atmıştı. Anlaşmamız kolay olmuştu ve bu kolayın altında evde beni büyük zorluklar bekleyeceğinden emindim. Bavulumu kapının önüne koyup kahvaltı hazırlayan Esin'in yanına gittim. Dün gece planımın üzerinden geçmiştik ve pek uyumamıştık.

"Bu arada Mey dikkatli ol annesiyle aynı evdeler." diyerek önüme tost koydu. Teşekkür ederek gülümsedim "sanki ev ev değilde yol geçen han." sözlerimle birlikte güldüğünde gözlerimi devirdim. Onlarla baş edebilirdim kendimi sevdirebilirdim sonuçta herkes benim kadar nazik ve alçak gönüllü değildi. Dışarıya çıkmadan bana termosta kahve yapmıştı "Ablam sana emanet," "Merak etme gözüme gözüm gibi bakacağım." dediğinde buruk bir gülümsemeyle taksiye bindim. Adresi vererek uzun bir yolculuğa çıktım.

Normalde motorumla 15 dakikada geleceğim yere neredeyse 1 saatte gelmiştik. Paramı uzatıp kapıdaki adamlara baktım. Güneş gözlüğümü çıkartarak etrafa bakınmaya başladım. "İnsan sevgilisini kapıda karşılar." diyerek kendi kendime çemkirdim. O sırada da korumalar bana anlamsızca baktığında onlara gülümseyerek saçlarımı savurdum. "Çekilin kraliçeniz geldi, çekil be beni tutuyor birde. Karun’cuğum, sevgilim. Çık lan dışarı!" sinirle bağırdığımda kapı açıldı. Gülümseyerek ona baktım o ise sakince bana bakmıştı. "Kendisi evin yeni hanımı beyler," diyerek herkesin bana saygı duymasını sağladı.

Ayaklarımı tutarak Karun'a ilerledim ve kendimi ona atarak "Sevgilim ayaklarım ağrıyor, beni bir zahmet taşı buraya yürüyerek geldim onca yol." dediğimde korumaların bana olan bir bakışı vardı görmeniz lazım. Tabii gördüler beni taksiden inince yalan attığımı biliyorlardı. Karun sinirli bir nefes alarak kulağıma eğildi, "Camdan gelmeni bekledim taksiden indiğini gördüm. Kendin yürüyebilirsin bence." "Şuraya oturur ağlarım şimdi sırası mı şimdi taşı işte beni eve güzel bir giriş yapmak istiyorum." diyerek çemkirmiştim o ise bunun uzayacağını bildiği için anında beni kucağına almıştı. Korumalardan biri "Melek hanımla aynı kişilik," dediğini duyar gibi olmuştum. Çünkü ben kim benim gibi bir insan olmak kim.

İçeriye girdiğimizde sofranın yarısı hazır gibiydi kaşlarımı çattım her zaman bu saatte mi yeniliyordu yemek ne otorite ama. Beni sertçe yere bıraktığında pardon fırlattığında kaşlarımı çattım ve işaret parmağımı ona doğru salladım. "Bana bak koca seni bu gece koltukta yatırırım görürsün ama." saçlarımı savurup içeriye doğru adım attım. Adım attıkça gerilme seviyem yükseliyordu. Bazı konuşmalar duymaya başlayınca oranın bir salon oluduğunu anladım ve oraya adımladım. Salona girdiğimde 3 kişi ile karşılaştım. Biri benimle yaşıt gibi diğeri yaşlı bir kadın ve sonuncusu düşmanım.

"Merhabalar efendim," diyerek yaşlı kadının yanına ilerleyerek elinden öptüm o ise benim başımı tutarak alnımdan öpünce kaşlarımı çattım. Tahminimce bu Karun'un anasıydı ve bu bana karşı bir sıcak davranıyordu kesinlikle yemeklerime ilaç katacaktı. "Sonunda geldin be gelinimi merak ettim." dedi ve yüzümü ellerinin arasına alıp incelemeye başladı o sırada salona giren başka bir kişi ile bakışlar tiksinircesine ona döndü. "Ben senin gelinin değimiydim anne." dediğinde kaşlarımı çattım bu Melek'ti. İki elimle birlikte saçlarımı arkaya atıp boş ikili koltuğa geçtim ve Karun'a kısa bir bakış atarak yanıma oturmasını emrettim. O ise kaşlarını kaldırarak bana meydan okudu ve kimsenin yanına oturmadan annesinin yanına oturmuştu.

Yani nişanlısıyla beni tercih etmemişti. Alnımın yanını kaşıyarak "Bana gelinim dediğine göre seni gelini olarak görmemiş, yüzündeki ne böyle. Ay makyaj yapmaya çalışmışsın fondötenin pörçük olmuş beğenmedim." ona karşılık konuştuğumu anladığında gözlerini bana değmişti ama sinirli değil gibiydi. Sonra ne olduğunu anladığında kaşlarını sinirle çattı. "Sende ölü gibisin biraz koyulaştır makyajını," diyerek bana meydan okumuştu ama ben yedirmezdim kendimi. Benim yaşımdaki kıza dönerek "Bak bak bana ne diyor görüyor musun tabii insan doğal güzel olunca anlaşılmıyor makyajlı mı makyajsız mı? Makyajınla bile güzel olmayı becerememişs- ay sen bir de dudaklarını mı şişirttin," diyerek onun yanına oturdum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.