İçeriğe geç

HUDUTLARIN ÖTESİNDE

Bölüm 1 · 23 dk okuma

HUDUTLARIN ÖTESİNDE

Bölüm 1

1.Bölüm

Hayat ve hayatımızdakiler çok acımasız olabiliyordu. Bize seçim hakkı tanımayıp zaten zor olan hayatımızı daha da zorlaştırıyorlardı. Benim hayatım da tam olarak böyleydi ama bir yerden sonra dur demem gerekti çünkü ihlal edilen artık sadece hayatımdaki seçimler değil kalbim ve zihnimin seçimlerine de müdahale edilmeye başlanmıştı. Zincirlerimi kırıp özgürlüğümü elime almıştım ve hayatımdaki prangaları oluşturan kişiye artık dur demiştim çünkü durması gereken yeri bilemeyecek kadar narsist bir kişilikti. Bunu belki daha önce yapmam gerekiyordu ama her şey zamanını bekliyordu. Belki zincirlerimi daha erken kırsaydım başta nefret ettiğim şimdi ise aşık olduğum bu mesleğe sahip olamayacaktım. Ben Uzman Doktor Efsa Pera Akel. Gönüllü geldiğim Hakkari bölge hastanesinde görev yapıyordum.

Belki buralardan çok daha iyi yerlerde çalışabilirdim ama şu an hissettiğim kadar iyi hissetmezdim. Çünkü buradaki insanlara iyi geldikçe kendi ruhumdaki açık yaraları da sarıyordum. Buradaki insanlar doktora sağlıkçıya muhtaçtı çünkü sağlık ocağı bile olmayan köyler vardı hala bu köyler için hafta da 2 kere evleri geziyorduk sağlık ocağı olanlara ise değişmeli gidip gelen hastaları görüyorduk. Çünkü bazı ailelerin şehre inmeye imkanları yoktu ve belki de bilmediğimiz ne hastalar evlerinde hiçbir tedavi göremeden göçüp gidiyordu.

Durum çok vahimdi ama elden bir şey gelmiyordu. Doktor arkadaşlarımla imza kampanyası başlatmış yardımlar toplamıştık ama asıl büyük yerden yardım gelmedikçe çok da bir faydası olmuyordu ama biz yine de pes etmemiştik köylere gitmeye insanlara yardım etmeye çalışmaya devam ediyorduk.

Bugün de o günlerden biriydi, sağlık ocağı olan köylerden birine gelmiştik. Köye camiden haber salınmıştı hastası olanlar sağlık ocağına getirsin doktor geldi diye o yüzden sabahtan beri kapımın önünde uzun bir kuyruk vardı.

Şu an içerideki hastam çok tatlı yazmalı 60 yaşlarında bir teyzeydi ama tek sorunumuz Türkçe bilmemesiydi ama Allah’tan ben çat pat Kürtçe biliyordum ama yine de belki biliyordur diye şansımı denemek için Türkçe sordum.

“Ne şikayetin var teyzecim?” dedim

“Li vir eşek heye. (burası acıyor)” dedi böbreğini tutarak. Türkçe anlıyordu galiba ama konuşamıyordu. Ben yine de hem kendimi geliştirmek hem de onu zorlamamak için Kürtçe cevap verdim.

“Dema ku hun pe dieşinin dieşe? (Dokunduğunda acıyor mu?)” dedim aksanım o kadar kötüydü ki buradan olmadığım direkt belli oluyordu teyze de anlamış olacak ki bana tebessüm ederek bakıyordu.

“Ere (evet)” dedi

“Ma hun di kirina tuwaleta xweya piçük de dij wariyek heye? (Küçük tuvaletini yaparken acıyor mu?)” dedim

“Ere.” dedi sadece yüzeysel bir ağrı olmayabilirdi böbrek taşı, böbrek iltihabı ya da idrar yolu enfeksiyonu olabilirdi ama bu teşhislerin hiçbirini teşhis yapmadan koyamazdım ve bu sağlık ocağında da test yapabileceğim bir malzeme yoktu.

“Teyzem senin böbreğinin içinde bir sorun olabilir şimdilik ağrını azaltsın diye ilaç vereceğim ama sen hastaneye gel beni bi gör olur mu?” dedim yine Kürtçe konuşarak.

Teyze kafa salladı, ilaçlarının reçetesini yazıp verdi ve gülümsedim.

“Şifa olsun teyzem.” dedim Türkçe ve gülümsedim.

Anlamış olacak ki oda gülümsedi ve;

“Allah razı olsun keçamin (kızım.)” dedi ve odadan çıktı.

Buranın insanını seviyordum, cana yakın, misafirperver insanlardı çoğu. Dışardansın diye seni dışlamıyorlar hor görmüyorlardı. Sanki onların içindenmişsin gibi davranıyorlardı en azından 2 yıl içerisinde benim tanıştıklarım öyleydi. Fakat hepsi böyle değildi tabi her toplumda olduğu gibi burada da yediği kaba tükürenler vardı.

O kadar dalmıştım ki telefonuma gelen bildirim sesiyle irkildim. Kimden geldiğine baktığımda doktor arkadaşım Caner’den olduğunu gördüm. Mesaja tıklayıp ne yazdığını baktım;

“Öğlen molası doktor hanım!” yazıyordu

Sempatik bir adamdı Caner, o da benim gibi gönüllü doktorlardan biriydi kendisi de buradaki köylerden biri gibi bir köyde yetişip daha sonra kendini şehre atmıştı o yüzden elinde avucunda ne varsa bu insanlar için kullanıyor elinden geldiğince buradaki insanlar için uğraşıyordu.

Gülümseyerek Caner’e cevap verdim.

“Geldim doktor bey!” yazıp gönderdim bu aramızdaki flörtleşme gibi gözükebilir ama asla aramızda öyle bir şey yoktu.

Telefonu önlüğümün cebine atıp odamdan çıktım ve kapıyı kilitledim. Bu saatlerde kimse olmazdı köylü öğle molası olduğunu bilir, gelemeyenler öğleden sonra gelirdi.

Sağlık ocağının kapısına çıkıp içime derin bir nefes çektim.

“Çok çekme başkalarına da kalsın.” dedi yandan bir ses. Kafamı döndürüp baktığımda elinde iki tane karton bardakla sırıtan Caner’i gördüm.

Caner 190 boylarında geniş omuzlu esmer kara kaş kara gözlü hafif kirli sakallı genç bir adamdı bildiğim kadarıyla benden 1-2 yaş küçüktü.

“Kahve Kolombiya’dan mı yoksa Mezopotamya’dan mı?” dedim dalga geçerek

“Bilemediniz doktor hanım hepsinden daha güzel bir yerden merkezdeki zincir marketten 3’ü 1 arada.” dedi

Biz de iki doktor anca böyle bir şeylerle dalga geçerek vakit geçiriyorduk.

Ayakta dikilmeyi bırakıp sağlık ocağının önündeki banka oturdum Caner’de yanıma oturup elindeki kahvelerden birini bana uzattı.

“Sağ ol.” dedim

“Afiyet olsun, nasıl geçiyor?” dedi

“Fena değil ama her bir hastaya bakarken canım daha çok sıkılıyor.” dedim

“Bende aynı şekilde bu kadar imkansızlığa göz yumulması fazla acımasızca ve canımı çok sıkmaya başladı artık ya bi ağrı kesici iğneyi temin etmek bu kadar zor olamaz.” dedi

“Düşünüyorum bazen başka yapabileceğimiz bir şey var mı diye ama bizim de elimiz kolumuz anca bu kadar uzanıyor.” dedim

“Henüz belli değil ama belki tıpbi ihtiyaçlar için bir gönüllü bulmuş olabilirim.” dedi

Şaşkınlıkla ona döndüm şuan gözlerimin ışıldadığına emindim.

“Caner ciddi mi diyorsun?” dedim

“Heveslenme lütfen daha şu an tam olarak hiçbir şey değil sadece durumu anlattım adama oda yardım edebileceğini söyledi ama daha ses çıkmadı. Sana aslında sürpriz yapacaktım ama çok üzülünce söylemek istedim.” dedi

“Çok sağol gerçekten ya.” dedim ve sırtına vurdum dostane bir şekilde.

Bir süre daha sohbet ettik, kahvelerimiz de bitmişti artık kalkma vaktiydi.

“Ee Doktor Caner, mola bitti kalkma vakti.” dedim

“İçeri buyurun o zaman Doktor Efsa” dedi ve banktan kalkıp beraber içeri girdik. O kendi hasta bakım alanına bende kendi hasta bakım alanıma ilerledim.

“Hadi kolay gelsin.” dedim ve gülümsedim.

“Sana da.” dedi

Günlük rutinime devam etme vaktiydi. 1’di 2’ydi derken bugün de gün sonuna gelmiş koltuğumda kafamı yaslamış oturuyordum evime gidecek olmanın mutluluğu vardı üzerimde. Fakat Caner’i bekliyordum beraber gelip gittiğimiz için onun da hastalarının bitmesi gerekiyordu. Beklemeye devam ediyordum ki odamın kapısı açıldı kafamı doğrultup kimin geldiğine baktım.

İçeriye 30’larında bir kadın ve 10 yaşlarında bir kız çocuğu girdi oturduğum yerden doğruldum.

“Buyrun.” dedim gülümseyerek.

“Doktor Hanım kızımın 10-15 gündür karnı çok ağrıyor ve ne yapsak geçiremedik.” dedi anne

Küçük kıza baktım dünyalar güzeli bir kızdı esmer pürüzsüz bir teni yemyeşil kocaman sürmeli gözleri, örülmüş upuzun koyu kahve saçları ve dolgun pembemsi dudakları vardı. Gözünün altında yeni yapılmış güneş deqi parlıyordu.

Çocuğun yanına doğru gidip onun boyuna eğildim.

“Merhaba güzellik ben Efsa, senin adın ne?” dedim gözlerinin içine bakarak. Gözlerinde bir korku tedirginlik vardı. Bana cevap vermek için gözlerini annesine döndürdü annesi gözleriyle onay verince tekrar bana döndü.

“Zilan benim adım doktor abla.” dedi

“Memnun oldum Zilan, karın ağrısından başka şikayetin var mı?” dedim

Fakat cevap vermedi, bu küçük kızın korktuğu biri ya da bir şey vardı.

“Zilan, korktuğunun farkındayım ama burada korkmanı gerektirecek sana bir şey yapabilecek biri yok, o yüzden bana her şeyi söyleyebilirsin.” dedim

Bundan güven almış olacak ki biraz olsun rahatladı.

“Midem çok bulanıyor, bazen de oturduğum yerden kalkarken başım dönüyor.” dedi

“Zilan, son zamanlarda sana zarar vermeye kalkan canını yakmaya çalışan biri oldu mu?” dedim

Aklıma gelen ilk ihtimalin bu olmasından nefret ediyordum ama burası Türkiye’yeydi eğer cinsiyetin kadınsa yaşın, nerde doğduğun, nasıl göründüğün fark etmiyordu başına bir şey gelmesi için iğrenç mahlukatlara kadın olman yetiyordu.

Sorduğum soruyla Zilan bir anda ağlamaya başladı annesi de ne olduğunu şaşırmıştı. Ne yapacağımı bilemedim aklıma gelen ilk şeyi yapıp Zilan’ı kendime çekip sarıldım.

“Şş geçti güzellik geçti.” dedim ve saçlarını okşadım.

Biraz sakinledikten sonra onu kendimden ayırdım ve gözyaşlarını silip koltuğa oturttum.

“Kızım, ne oluyor?” dedi annesi

Zilan, gözlerimin içine baktı bana yardım et diye bağırıyordu gözleri.

“Ne annenden ne de bir başkasından korkmana gerek yok anlatabilirsin Zilan.” dedim ve ona destek olmak için ellerini tuttum. Elleri tir tir titriyordu kim bilir ne yaşatmışlardı da bu kıza anlatırken bile korkudan tir tir titriyordu.

“Amcamın oğlu Hasan ağabey.” dedi ve duraksadı

“Ne yaptı Hasan, Zilan?” dedim

“O çok kötü şeyler yaptı bana doktor abla ne yaptı bilmiyorum ama bana kötü bir şey yaptığını biliyorum.” dedi nefes alıp devam etti.

“Ben bir gün samanlıkta oynuyordum pek de arkadaşım yoktur benim o yüzden tek başıma samanların üzerinde oradan oraya zıplıyordum. Sonra Hasan abim geldi, gel dedi beraber oynayalım. Çok sevindim çünkü ne anam ne babam oyun oynar benimle ama Hasan abimde oynamadı benimle ellerimi bağladı ben ona tekmeler attım vurmaya çalıştım ama çok sert bir şekilde vurdu bana sonrasını hatırlamıyorum, tekrar gözlerimi açtığımda.” dedi ve dayanamayıp ağlamaya başladım.

Gözlerini açtığında ne gördüğünü ne olduğunu çok iyi biliyordum ve bunu bilmekten nefret ediyordum daha tecavüzün ne olduğunu bilmeyen bir çocuğa bunu yaşatmıştı orospu çocuğu.

Kendimi Zilan’la beraber ağlamamak için sıkmak zorunda kaldım. Ulan küçücük çocuk ya biz iğne yaparken dokunmaya kıyamıyorduk nasıl yan gözle bakmaya küçücük bedenine dokunmaya vicdanınız el veriyordu böyleleri bir de ortalık da adamım ben diye gezerdi böyleleri.

Annesine baktığımda şok içerisindeydi. Onunla sonra da ilgilenebilirdim şu an ki konumuz Zilan’dı.

“Tamam şimdi hastaneye gideceğiz seninle şimdi de jandarmayı arayacağım.” dedim

“Abla olmaz polis, duyulursa vururlar bizi.” dedi annesi

“Sakın, sen korkuyorsun diye bu kızın hayatını hiç edemem.” dedim ve telefonumu alıp jandarmayı aradım ve ihbarda bulundum benimle konuşan kişi hala hattayken gür bir ses duyuldu.

“Zilan!” dedi o korkunç ses

Zilan’a baktığımda gözlerindeki korkudan gelenin Hasan olduğunu anladım.

Hala hatta olan memura;

“Memur Bey, zanlı Bozburun köyünün sağlık ocağında şu an lütfen acil ekip gönderir misiniz?” dedim ve cevabını bekleyemeden kapatmak zorunda kaldım. Çünkü Zilan’ı saklamam gerekiyordu odanın içinde nereye saklayabilirim diye bakarken gözüme dolap çarptı Zilan incecik bir kızdı zaten.

“Zilan buraya gireceksin ama hiç ses çıkarmak yok tamam mı?” dedim

Tamam anlamında kafasını salladı Zilan’ı dolaba sokup üzerine kapağı kapattım ve kilitledim.

“Sakın çaktırma Zilan falan yok burada.” dedim

Kadın kafasını salladı tam o sırada kapı açıldı.

“Zilan!” diye bağırıyordu tipine sıçtığım habeş maymunu.

“Hey beyefendi, ne bağırıyorsunuz hastamı korkutuyorsunuz.” dedim

“Sen karışma doktor! Dilşa, Zilan nerede?!” dedi

“Nerede olacak Hasan, evde.” dedi

Fakat Hasan inanmamış olacak ki adının Dilşa olduğunu duyduğum kadını koılundan tutup çekiştirdi.

“Bana yalan söyleme!” dedi

Artık dayanamayıp araya girdim ve adamı ittirdim.

“Çek be elini kolunu, bana polis çağırtma.” dedim

Polis lafını duyunca anlık olarak kızgın boğaya dönüştü ve elini beline atıp çıkarttığı silahı bize doğru doğrulttu. Kadını arkama aldım bu yalandan erkeklikler bana sökmezdi ben ne silahlar görmüştüm bu yaşıma kadar asker kızıydım ben.

“Zilan, nerede lan?!” dedi

“Bana bak, indir onu jandarmalara çoktan haber gitti burada olacaklar şimdi.” dedim inşallah şanslıyımdır da burada olurlar.

“Doktor sen her işe burnunu sokup da canını tehlikeye atma bana Zilan’ın nerede olduğunu söyleyeceksiniz lan!” dedi fakat demesine kalmadı bir kurşun sesiyle dizlerinin üzerine çöktü.

“Aah!” dedi

Anlık refleksle Dilşa’ı da kolumun altına alıp yere eğildim.

“Yeminime aykırı ama seni tedavi etmeyeceğim bokunda boğul.” dedim kendi kendime

“Ne oluyor lan?!” dedi acı içerisinde

İçimden bu sorduğuna karşılık çok güzel cevaplar geçiyordu ama edebime sığmadı. O hala acı içinde yerde kıvranırken kapı açıldı ve içeri giren adım sesleri yeri inletti mübarek kafamı kaldırıp baktığımda bebek mezarı büyüklüğünde postallı ayaklar gördüm gözlerimi yukarı kaldırdığımda kamuflaj giymiş tahminimce iki metreden bile daha uzun yapılı acı kahve gözleri hafif kavruk tenli kemikli bir surata sivri bir çeneye ve 3 numara açık kahve saçlara sahip yakışıklı bir asker duruyordu.

“Mecnun, Paşa alın şu iti.” dedi gür ve düşmanı titrecek kadar tok sesiyle.

“Emredersiniz komutanım.” dedi içeriye giren iki asker. İkisinin sesi de maşallah komutanlarından aşağı kalmıyordu asker olunca otomatik yüklenen bir özellik miydi acaba.

İçeriye giren 2 kamufulajlıya baktığımda biri sarı üç numara saçları olan hafif yuvarlak suratlı yeşil gözlü uzun boylu bir adamdı diğeri ise diğerinden bir iki santim kısa hafif esmer bir tene üç numara kahverengi saçlara koyu yeşil gözleri olan bir adamdı.

İkisi Hasan’ın koluna girip kaldırdılar. Hasan direnince esmer olan;

“Kalk lan!” diye bağırdı ve Hasan’ı kurşun yarasına bakmadan sürüklemeye başladı. Ağzının içinde “orospu çocuğu” diye söylendiğini duymuştum.

“Alıcam lan Zilan’ı sizden.” diye bağırdı Hasan

“Başını alırsın lan siktir git!” dedim artık sinirlerime hakim olamamıştım canıma tak etmişti pislikteki özgüven takdire şayandı.

“Sakin olun doktor hanım bizim çocuklar halleder şimdi onu.” dedi başımdaki adam

Yerden kalkıp dolaba koştum ve Zilan’ı içeriden çıkardım. Ağlamaktan helak olmuştu güzelim.

“Geçti bebeğim geçti.” dedim ve sarılıp saçlarını okşadım.

“Doktor abla şimdi ne olacak?” dedi benden ayrılıp

“Şimdi hastaneye gideceğiz ve tam olarak neyin olduğunu öğrenmek için sana bazı testler yapacağız.” dedim

“İsterseniz biz bırakalım sizi doktor hanım.” dedi komutan

Aslında kendi arabam vardı ama askeri araçla gitmek bu iki kadın için daha güvenli olurdu. Bu adamların sadece jandarma olmadığı gayet açıktı.

“Zahmet olmazsa iyi olur komutan.” dedim

“Ne zahmeti görevimiz.” dedi ve odadan çıktı bende Dilşa ile Zilan’ı alıp peşinden çıktım.

“Sansar!” diye bağırdı

“Emredersiniz komutanım!” dedi gelen asker yine sırık gibi bir adamdı diğerlerinden küçük olduğu suratındaki baby face ifadeden belli oluyordu. Ela gözleri açık kahverengi üç numara saçları beyaz bir teni vardı.

“Kadınla çocuğu al askeri araca götür.” dedi

“Emredersiniz komutanım.” dedi ve buyurun anlamında kapıyı gösterdi.

“Doktor abla, sen gelmeyecek misin?” dedi Zilan bana doğru dönüp.

“Geliyorum güzelim.” dedim peşinden ilerliyordum ki komutanın sesi durdurdu beni.

“Fıstık, doktor ablanla iki dakika bir şey konuşmamız gerekiyor sen asker abiyle arabaya varmadan gelecek tamam mı?” dedi

Tamam anlamında kafasını salladı ve Sansar denilen adamla ilerlediler.

“Buyurun komutan bey?” dedim

“Bir şeylerden haberim var ama tam olarak durum nedir?” dedi

Durumu Zilan’ın bana anlattığı gibi komutana anlattım ben anlattıkça daha çok sinirlendi en sonunda dayanamayıp bir küfür patlattı.

“Amk herifi!” dedi gözlerinden ateş fışkırıyordu.

“Komutan Bey sakin olun!” dedim anlık dejavu yaşamıştım.

“Çakı ben doktor hanım.” dedi

Neden bilgilendirme gereği duymuştu anlamamıştım ama iyi olmuştu sürekli komutan bey komutan bey sıkılmıştım.

“Efsa bende, Çakı takma ad mı?” dedim

“Kod ad.” dedi

“Gerçek adını sorsam gizlilik ihlali yapmış olur muyum?” dedim

“Evet o yüzden sormayın.” dedi

“Sormadım zaten.” dedim

Aklıma gelen kişiyle bir şey dank etti. Caner yoktu.

“Komutan Çakı iki dakikaya geliyorum ben.” dedim adama direkt de adıyla hitap etmek istememiştim

Caner’in odasına doğru ilerledim kapıyı açıp içeriye baktım fakat içeride kimse yoktu. Telefonumu çıkarıp aradım birkaç çalıştan sonra açtı.

“Efendim Efsa?” dedi

“Caner neredesin sen?” dedim

“Acil işim çıktı o yüzden haber veremedim sana kusura bakma, bi sorun mu var sesin bi garip geliyor.” dedi

“Sorun var da daha sonra anlatırım hadi kapatıyorum.” dedim ve kapattım.

Odama gidip eşyalarımı aldım ve kapıyı kilitleyip askerlerin yanına gittim. Komutan Çakı aracın önünde beni bekliyordu.

“Buyurun Doktor Efsa.” dedi

“Ben bir şey rica etsem, arabam burada ama şimdi Zilan’ı yalnız bırakamam.” dedim

“Sansar!” dedi komutan bu çocuk ayakçı mıydı her şeye Sansar aşağı Sansar yukarı.

“Buyurun komutanım.” dedi

“Doktor hanımdan arabasının anahtarını al hastaneye getir.” dedi

“Emredersiniz komutanım.” dedi

Çantamdan arabamın anahtarını çıkartıp Sansar’a uzattım.

“Şuradaki kırmızı araba.” dedim

Arabayı gören Sansar’ın gözleri büyüdü ama ne yorum yapabildi ne başka bir şey yürüyüp gitti.

O gidince biz de komutanla askeri araca bindik.

Araçtaki askerleri görünce tırsmadım değil. Gördüklerim dışında 2 kadın biri erkek olmak üzere 3 asker daha vardı.

Zilan’ın yanının boş olduğunu görünce geçip yanına oturdum o sırada görmediğim erkek olan asker kapıyı kapattı.

“Sür asker.” dedi Komutan Çakı.

“Bu güzel kız da kim komutanım?” dedi siyah saçlı olan kadın asker.

“O güzel kız Zilan, biraz hasta olmuş o yüzden hastaneye gidiyoruz.” dedi Komutan Çakı bu adamın düşmana korku saldığına emindim ama karşısında çocuk olunca ne kadar da kibar oluyordu.

“Ne kadar güzelsin sen Zilan.” dedi yine aynı kadın.

“Teşekkür ederim asker abla.” dedi Zilan

Onlara baktığımda gözlerindeki acımayı üzüntüyü, görebiliyordum ama ben Zilan’ı bırakmayacaktım bütün bu kötü olayları atlatacaktı.

“Bir şey sormak istiyorum siz jandarma değilsiniz neden müdahaleye siz geldiniz?” dedim

“Ne oldu doktor hanım bizi beğenemediniz mi?” dedi yeni gördüğüm asker adam.

Kafamı kaldırdığımda bana bakan keskin bakan buz mavisi gözleriyle karşılaştım bembeyaz teninin üzerinde direkt öne çıkıyordu simsiyah üç numara saçları da bunu destekliyordu.

Neden bu kadar sert çıkıştığını anlamamıştım ama belki mizhacı böyledir diye görmezden geldim.

“Yok esteğfurullah genel de köyler de terör olayı olmadıkça özel tim göndermezler.” dedim

“Siz nereden biliyorsunuz bunu?” dedi sarışın kadın asker.

“Ben 2 yıldır Hakkari’de Hakkari’nin köylerinde görev yapıyorum asker hanım, başıma gelen ilk olayda değil bazen jandarma bile göndermezler halk kendi içinde çözer konunun da üzeri kapatılır.” dedim

Bunu dememin üzerine Paşa konuşma gereği duymuş olacak ki soruma cevap verdi;

“Biz anonsu duyduk doktor hanım görevden dönüyorduk yakın olunca biz geldik.” dedi

“Sağ olun allah razı olsun.” dedim

Hastaneye gelene kadar pek kimse konuşmadı askerler kendi aralarında konuştular.

“Sizin isimleriniz ne?” dedi Zilan hastaneye yaklaşırken.

“Ben Sanrı.” dedi sarışın kadın

“Ben Gölge.” dedi esmer kadın

“Ben Paşa.” dedi Paşa sarışın adam

“Ben Mecnun.” dedi Mecnun koyu yeşil gözleri olan adam.

“Hayalet.” dedi cam gözlü adam

“Bende Çakı.” dedi komutan ve araba durdu Hayalet kapıyı açtı ve ilk inen o oldu peşinden peşi sıra diğer askerlerde indi bende Zilan’ı elinden tutup indirdim. Komutanda peşimizden inince ona döndüm.

“Komutan Çakı, çok sağolun buradan sonrasını ben hallederim.” dedim

Fakat Zilan komutanın cevap vermesine izin vermeden araya girdi.

“Doktor abla, asker abi gitmese olur mu?” dedi

Korkmasını anlayabilirdim o bunun en büyük hakkıydı. Düşmandan korkunca ya Allah’a sığınırdın ya da Türk askerine oda bunu yapıyordu.

“Asker abinin işi yoksa sen de kendini iyi hissedecekse kalabilir tabi.” dedim

“Bu prenses içinse kalırım tabiki ama sadece ben kalsam olur mu diğerleri görevden geldiler çok yorgunlar.” dedi

Zilan olur anlamında kafasını sallayıp gülümsedi.

“Siz içeri girin o zaman ben askerlerimle konuşup geliyorum.” dedi

Şuan ki gözlerim kadarıyla bu adam düşünmeden adam öldürür ama bir çocuğu da incitmekten korkan bir havası vardı.

“Tam sana layık koca.” dedi iç sesim

“Ne diyorsun be.” dedim kendi kendime.

“Gel bakalım Zilan.” dedim ve içeriye girdik Dilşa’da peşimizden geliyordu.

Pelin hemşire bugün nöbetteydi beni görünce yanıma doğru gelmeye başladı. Kendisi bu hastanede en sevdiğim insanlardan biriydi.

“Efsa Hocam, bugün burada ne işiniz var?” dedi şaşırması çok normaldi çünkü ben normalde köy görevlerinden sonra evime gider yatardım.

Pelin, çok tatlı sıcak kanlı bir kadındı 160 boyunda, boyalı kızıl saçlara beyaz bebeksi bir tene ve kocaman kahverengi gözlere sahipti.

“Küçük bir hastam var onunla ilgilenmem gerekiyor.” dedim

“Nesi varmış bu güzelliğin?” dedi

“Biraz karnı ağrıyormuş ona bakmaya geldik o yüzden en hızlısından kan testi alacağız.” dedim

“Ee hadi gidelim o zaman.” dedi Pelin

Birlikte kan alma odasına ilerledik, Zilan’ı flebotomi koltuğuna oturttuk. Pelin malzemeleri hazırlayıp eldivenlerini giydi ve Zilan’ın karşısına oturdu. Koluna turnikeyi bağladı.

“Şimdi elini yumruk yapıp sık bakalım.” dedi

“Çok azıcık acıyacak.” dedim

Pelin kelebek iğneyi yavaşça taktı. Zilan’ın canı acımış olacak ki yüzü ekşidi. Pelin tüpü takıp kanları aldı.

“Evet bitti.” dedi

“Sen onları laba götür gerekirse öne alsınlar.” dedim

“Tamamdır hocam.” dedi

Zilan’la beraber odadan çıktık. Dilşa bizi kapıda bekliyordu.

“Kimlilği yanında mı?” dedim

“Evet.” dedi çantasındaki kimliği çıkardı.

“Hasta kaydı yapacağız, gel.” dedim

Hasta kayıt bölümüne giderken komutanla karşılaştık.

“Asker abi, gitmemişsin.” dedi Zilan.

“Gitmedim tabi ki güzellik, biz de söz namustur güzellik.” dedi

“Zilan sen istersen asker abinle bekle biz annenle resmi işlemleri halledelim.” dedim

“Olur tabi.” dedi ve gülümseyip Komutan Çakı’nın elini tuttu. Çakı’nın bedeninin gerildiğini buradan görebiliyordum.

Onlar hastanenin sandalyelerine doğru ilerken bizde Dilşa ile hasta kaydına gidip Zilan’ın girişini yaptık. Yanlarına döndüğümüzde koyu bir sohbete dalmış gözüküyorlardı. Tebessüm etmeden duramadım. Zilan yanlarınıza geldiğimizi görünce oda bana gülümsedi.

“Hadi gel bakalım Zilan, odana gidelim.” dedim

Zilan kalkıp elimi tuttu, biz önde komutan arkada olmak üzere Zilan’ın odasına yürüdük. Odanın kapısına gelince içeri girdik Zilan’ın ayakkabılarını çıkartıp yatağa yatırdım.

“Şimdi sen burada güzelce yat, ben üzerimi değiştirip hemen geleceğim tamam mı?” dedim

“Tamam doktor abla, hem merak etme ben artık korkmuyorum hem zaten asker abide burada.” dedi

Komutan Çakı onunla ne konuşmuştu bilmiyordum ama iyi yapmıştı gözlerindeki korku, güvensizlik bir nebze de olsa azalmıştı.

“Aferin sana Zilan, hep böyle dimdik ayakta duran bir kız ol.” dedim ve saçlarını okşayıp odadan çıktım, komutanda peşimden çıktı.

“Doktor Efsa yaptığınız testlerin sonucu ne zaman çıkar?” dedi

Zilan için endişelendiği gözlerinden okunuyordu.

“Kan testi verdik laba 1 saate çıkar o kadın doğum uzmanını arayacağım onun da bakması gerekiyor. Ben bi üstümü değiştireceğim belki bir şeye ihtiyaçları olur diye kapıda bekleyebilir misiniz?” dedim

“Zilan için ne gerekiyorsa yaparız, tabi ki beklerim Doktor Efsa.” dedi

“Sadece Efsa.” dedim ve soyunma odasına gittim. Kendi dolabımı açıp yeşil scrubslarımı çıkardım. Üzerimdekileri çıkardım üzerime kan sıçramıştı yere oturduğum için toz olmuştu. Çıkardığım önlükleri giydim. Diğer beyaz önlüğüme o itin kanı bulaşmıştı iğrenerek çöpe attım ve yedek beyaz önlüklerimden giyip çantamdan tarağımı çıkarıp saçlarımı taradım ve tepeden sıkı bir topuz yapıp odadan çıktım. Zilan’ın odasına gidip kapıyı yavaşça açıp içeriye baktım anne kız yatağa uzanmış uyuyorlardı o yüzden hiç seslenmeden geri çıkıp kapıyı kapattım.

Komutana baktığımda kafasını duvara yaslamış gözleri kapalı bir şekilde duruyordu uyumadığını hala tetikte olduğunu biliyordum.

“Komutan uyumadığını biliyorum.” dedim

Gözlerini açıp bana baktı sorar bir ifade vardı gözlerinde ama onun yanında başka bir duygu daha vardı ama onun ne olduğunu çözemiyordum.

“Sorgulama komutan çözemezsin, gel ben sana bir kahve ısmarlayayım.” dedim

“Zilan?” dedi tek kaşını kaldırarak

“Annesiyle beraber uyumuşlar test sonuçları çıkana kadar bir şey yapamayız zaten.” dedim bunu dememden sonra ayaklandı bir yandan da telefonunu çıkarmış birini arıyordu ama önden gittiği için ne konuştuğunu duyamıyordum hem beni ilgilendirmiyordu zaten.

Heybetli bir adamdı komutan bastığı yeri titretiyordu. Upuzun bir boyu kocaman bir cüssesi vardı arkasına geçsem kaybolurdum.

Ben kendi kendime düşünürken kantine gelmiştik bile. Ben bile bazen karıştırıyordum bu hastanenin yollarını bu adam nasıl bu kadar çabuk bulmuştu.

“Yolu ezbere biliyorsunuz galiba.” dedim bunu dememle acı kahve gözleri bana döndü o harelerin içinde acı ve verdiği kayıpların hatırası vardı tanıdık bir hissiyat uyandırıyordu.

“Doktor, ben bu hastanenin yolunu bildiğim kadar kendi evimin yolunu bilmiyorum.” dedi komutan ve kahve almak için tezgaha doğru ilerledi.

“Erhan abi 2 tane 3’ü 1 arada benim hesaba yazarsın.” dedim komutandan önce.

“Tamamdır E fsa Hocam, hemen geliyor.” dedi

Sert bakışlarının üzerimde olduğunu hissedebiliyordum ama bilerekten dönüp bakmadım.

Kahvelerimiz gelince kahveleri alıp dışarıdaki banklara doğru ilerledik ve karşılıklı oturduk.

“Kaç yıldır görev yapıyorsunuz?” dedim

“4 yılın içerisindeyim siz?” dedi

“2.yılım dolacak 1 aya. Zorunlu tahin mi?” dedim

“Evet, sonra da gönüllü tahin.” dedi

Oda benim gibi burada gönülden kalanlardı emindim ki ikimizi de tutan bir şey yoktu ama onun da dediği gibi bizimki gönülden tahindi.

“Asker çocuğu musun?” dedi bir anda

Soru beklemediğim anda geldiği için dumur yemişe dönmüştüm ailem hakkında konuşmaz isimlerini bile geçirmezdim kardeşlerim dışında.

“Nereden çıktı şimdi?” dedim

“Gözleri kapalı birinin uyumadığını ya da köylere özel tim gönderilmediğini herkes bilmez çünkü.” dedi

“Komutan, ben bir doktorum nefes alışverişinden gözlerinin hareketinden bu dediğini çok rahatlıkla anlayabilirim diğer konu ise tecrübeyle sabit ve üniformalar farklı.” dedim

“Sadece Çakı.” dedi

Bu adam beni neden sürekli tekrarlıyordu acaba.

“Senin baban asker miydi?” dedim

“Neden?” diye sordu suratındaki ciddi ifadeyle.

“Çünkü al bayrak uğruna canını feda etmeye hazırsan ya vatana tutkunsundur ya da babana hayran, seninki hangisi komutan?” dedim

“İkisi de.” dedi

Konuşma orada bitmişti. Ama benim unuttuğum bir şey vardı ben Necla hocayı aramayı unutmuştum. Telefonumu çıkartıp Necla Hocanın telefon numarasını tuşladım birkaç çalıştan sonra açtı.

“Efendim Efsa.” dedi

“Hocam hastanede misiniz?” dedim

“Şimdi giriyorum bir şey mi oldu?” dedi

“Neredesiniz ben durumu yanınıza gelip anlatsam.” dedim

“Odama gel orada konuşalım.” dedi

“Tamamdır hocam geliyorum.” dedim ve kapattım.

Komutan bana sorar gözlerle bakıyordu.

“Kadın doğum uzmanı onun yanına gitmem gerek.” dedim

Bir şey demedi ben de demesini beklemeden koşar adım Necla hocanın odasına doğru ilerledim kapıyı çalıp içeriye girdim.

“Gel Efsacım.” dedi

Necla Hoca çok güzel bir kadındı 40larının ortasında ama asla öyle durmayan küllü kumral saçlara açık kahve gözlere beyaz bir tene ve güzel bir fiziğe sahipti.

“Hocam 10 yaşında bir hastam var.” dedim

“10 yaşında mı?” dedi

“Evet.” dedim

“Benden nasıl bir yardım istiyorsun peki?” dedi

“Hocam bu hastanenin hamilelik belirtileri çok yüksek ortada bir istismar var zaten sizden kürtaj yapmanızı isteyeceğim.” dedim

“Test verdiniz mi?” dedi

“Verdik çıkmış olması lazım Pelin hemşireyi arayayım.” dedim ve telefonumu çıkartıp Pelin’i aradım.

“Pelin Hemşire çıktı mı sonuçlar?” dedim

“Çıktı hocam neredesiniz?” dedi

“Necla hocanın odasındayım.” dedim ve kapattım

Çok geçmeden kapı tıklatıldı ve Pelin Hemşire odaya girdi ama suratından anladığım üzere sonuçlar hiç istemediğim gibiydi. Kağıtları bana uzattı değerlere baktığımda Zilan’ın hamile olduğu kesinleşti o küçücük bedenin içinde bir can daha vardı ve daha fazla büyüyüp Zilan’a zarar vermeye başlamadan onu almamız gerekiyordu.

Sonuçları Necla Hoca’ya uzattım.

“Pelin sen iyi misin?” dedim

“Hocam, küçücük kız ya nasıl o bedene dokunurlar ya nasıl kıyarlar.” dedi

“Şş tamam Zilan atlatacak her şeyi güçlü bir kız o.” dedim

“Hamilelik kesin ama biz yine de ultrasonla kese büyüklüğüne bakalım ondan sonra müdahaleye alırız.” dedi ve ayaklanıp odadan çıktı bende peşinden gittim ve onu Zilan’ın odasına doğru yönlendirdim.

“Pelin Hemşire ultrason aletlerini getir.” dedi Necla Hoca

Kendisinin mizacı biraz sertti ama iyi bir kadındı.

Kapıyı yavaşça açarak odaya girdik Zilan’la Dilşa yatakta oturuyorlardı. Zilan’ın beni görünce gözleri ışıldadı.

“Doktor abla.” dedi

“Zilancım, nasılsın?” dedim

“İyiyim doktor abla sen nasılsın?” dedi

“İyiyim bende, şimdi bu doktor hanım senin karın ağrın neden var anlamak için karnına bakacak tamam mı?” dedim

Tamam anlamında kafasını salladı. Pelin, ultrason cihazını getirince Necla Hoca eldivenlerini takıp Zilan’ın yanına geçti Zilan’ı yatağa uzandırıp karnını açtım Pelin jeli sıkınca Necla Hoca ultrasonla bakmaya başladı.

“Bak Zilan, senin karnına ağrı yapan şu küçük kese onu alacağız ve karın ağrın bitecek.” dedi Necla Hoca

“Tamam bir an önce alın o zaman.” dedi

“Pelin Hemşire bu güzelliği hazırlayın, sonra da onu ağrılarından kurtaralım, Efsa benimle bi gelir misin.” dedi Necla Hoca ve eldivenleri çıkartıp odandan çıktı bende peşinden gittim.

“Yasal izinleri aldın mı?” dedi

“Annesi burada zaten.” dedim

“Babası?” dedi

“Hocam bilmiyor musunuz buraları şimdi babasına haber gitse namusum kirlendi diye küçücük kızı evlendirir o itle.” dedim

“Efsa, başına bela olur kızım duyulursa.” dedi

“Ben razıyım hocam belaya bu kızın geleceğini kurtaralım yeter bana.” dedim

“Sarı inadı var döndür döndürebiliyorsan.” dedi

Bu dediğine gülümsemeden edemedim.

“Hocam Zilan’ı çatala almak olmaz korkar.” dedim

“Çatala almayacağız zaten merak etme, ben gideyim de hazırlanayım.” dedi

“Tamamdır hocam.” dedim

Necla Hoca gittikten sonra odaya girmek için arkamı dönüyordum ki bir bedenle burun buruna geldim. Sigarayla karışık amber kokuyordu.

“Doktor, durum nedir?” dedi gür sesiyle

Biraz uzaklaşıp komutana baktım. Üzerini değiştirmiş elini yüzünü yıkamıştı üzerinde siyah kot bir pantolon, siyah tişört ve siyah deri ceket vardı tişörtün yakasının açık bıraktığı boynunda asker künyesinin gümüş zinciri parlıyordu acı kahve gözlerimi yeşillerime dolanıyor cevap vermemi bekliyordu.

“Ağzının suyu akıyor temizle.” dedi iç ses

Bu iç sesi bir gün öldürecektim ama ne zamandı bilmiyordum.

“Hamileliği kesinleşti müdahaleye alacağız.” dedim

“İyi olacak mı?” dedi

“Şu ankinden çok daha iyi olacak emin ol.” dedim o sırada odanın kapısı açıldı ve sedyeyle Zilan çıktı içeriden.

“Aa asker abi.” dedi

“Güzellik iyi misin?” dedi

“İyiyim asker abi daha da iyi olacağım doktor abla sayesinde.” dedi

“Hadi bakalım, git gel bekliyorum seni.” dedi ve göz kırptı.

Onlarla beraber ameliyathaneye indim onlar Zilan’ı içeri sokarken bende ameliyat için hazırlanıp içeriye girdim aslında tam bir ameliyat sayılmazdı küçük bir kızın geleceği için minik bir operasyondu.

İçeriye girdiğimde Zilan’ın tedirgin gözlerle bana baktığını gördüm yanına gittim.

“Zilancım, korktuğunu biliyorum ama korkmanı gerektirecek bir şey yok hiçbir şey hissetmeyeceksin bile tamam mı güzelim.” dedim

O sırada Pelin Hemşire elinin üzerine açtığı damar yolundan narkozu verdi.

“Şimdi güzelce uyu ve güzel şeyler düşün güzelim.” dedim ve Zilan’ın gözleri yavaşça kapanmaya başladı.

Yarım saatlik bir operasyondan sonra Zilan’ı odasına geri çıkarmıştık uyandığı gibi beni ve komutanı sormuştu ikimizi de gördükten sonra verdiğimiz sakinleştiricilerin etkisiyle tekrar uykuya dalmıştı. Tekrardan komutanla beraber Zilan’ın odasında oturuyorduk. Bir anda telefon çalmaya başladı komutan telefona baktıktan sonra ayaklandı.

Sorar gözlerle ona baktım.

“Doktor, benim gitmem gerek ama buraya iki tane asker göndereceğim.” dedi ve yürümeye başladı bende peşinden gittim. Peşinden geldiğimi anlamış olacak ki hastane kapısında durup bana döndü.

“Tekrar görüşene kadar kendine iyi bak Doktor Efsa” dedi

“Sende kendine iyi bak Komutan Çakı.” dedim

“Eğer dönemezsem de.” dedi fakat devamını getiremedi lafını kesip;

“Vatan sağolsun.” dedim

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.