Helikopterin devasa pervaneleri havayı döverken, kabin içindeki motor gürültüsü konuşmayı neredeyse imkansız kılıyordu. Pars Timi, sırtları gövdeye dayalı halde karşılıklı dizilmişti. Yeşil hücum yelekleri, mühimmat cepleri ve tüfekleriyle sahadaki yerlerini almaya hazırdılar.
Defne, kapının hemen yanındaki koltukta oturuyordu. Kaskının altından gözleri helikopterin küçük penceresinden aşağıdaki dik kayalıklara kilitlenmişti. Mert ise tam karşısındaydı. Adamın gözleri Defne’nin üzerindeydi; ne o sert helikopter sarsıntısı ne de motorun uğultusu Mert’in o sakin, dikkatli bakışlarını bozabiliyordu.
Defne bakışlarını pencereden çekip Mert’e çevirdi. "Korkmaz, kulaklığı tak!" diye bağırdı gürültünün arasından.
Mert kaskındaki telsiz kulaklığını indirdi. "Dinliyorum komutanım!"
"Batı sektöründeki sarp geçide iniş yapacağız. Arazi engebeli, görüş açısı dar. Sinan ve Hakan önden iz sürecek, sen ve ben orta hattı tutacağız. İniş yapar yapmaz frekans Alfa-1!"
Mert başıyla onayladı. "Anlaşıldı komutanım. Sektör emniyeti bizde."
Beş dakika sonra helikopter rüzgarlı bir tepeye teker koymadan alçaldı. Kapılar açıldığı an içeri dondurucu bir dağ rüzgarı doldu.
"TİM, İN İN İN!"
Defne’nin komutuyla sekiz kişilik tim seri bir şekilde helikopterden atlayıp çalıların ve kayalıkların arasına dağıldı. Herkes kendi açısını tuttu, tüfek fenerleri ve nişangahlar çevreyi taradı. Helikopter büyük bir gürültüyle yükselip gözden kaybolduğunda, dağın o tekinsiz, ağır sessizliği üzerlerine çöktü.
Mert, tüfeğinin dipçiğini omzuna dayamış halde Defne’nin hemen sağ çaprazında ilerliyordu. İki gün önceki laubalilikten, dün geceki fırçadan eser yoktu. Şuan sahada sadece iki profesyonel asker vardı.
İki saat boyunca sarp kayalıklar arasında, kurutulmuş derelerin içinden sessizce ilerlediler. Hakan ile Sinan önde iz sürüyor, Keskin Nişancı Emre ise geride yüksek bir kayalığa tırmanmış timi yukarıdan kolluyordu.
"Komutanım," dedi Sinan telsizden kısık sesle. "Gözetleme noktasında hareketlilik var. Üç kişi, sivil kıyafetli ama mühimmat yelekleri var. Mağara girişine doğru geçiyorlar."
Defne bir kayanın arkasına yatıp arazi dürbününü çıkardı. Sinan’ın tarif ettiği noktayı taradı. Gerçekten de mağara ağzında mevzilenmiş bir grup vardı.
"Frekans Bravo-2," dedi Defne, telsiz düğmesine basarak. "Sessiz yaklaşacağız. Mert, sen sol kanattan sark. Görkem ile Burak seni desteklesin. Ben sağdan gireceğim. Ateş serbest emri vermeden kimse tetik düşürmeyecek."
Mert başıyla onaylayıp arkasındaki iki uzmana işaret etti. Kayaların arasından bir kedi sessizliğiyle sola doğru kaydı.
Ancak tam o sırada kayalığın üst katında beklenmeyen bir gelişme yaşandı. Mağaranın üst tarafına gizlenmiş ikinci bir grup, timin sızma hattını fark etti.
*PAT! PAT! PAT!*
Görüş açısını kapatmak için yukarıdan aşağıya kızıl bir sis bombası fırlatıldı. Anında ortalığı yoğun, göz gözü görmeyen kırmızı bir duman kapladı. Ardından yoğun bir kaleşnikof sesi kayalıklarda yankılanmaya başladı.
"TEMAS! TEMAS!" diye bağırdı Hakan telsizden. "Üst kottan ateş altındayız!"
Defne dumanın içinde hızla yere kapandı. Mermiler başının hemen üstündeki kayaları parçalıyor, taş kıymıkları yüzüne çarpıyordu. Duman yüzünden görüş açısı sıfıra inmişti.
"Sinan, Hakan, bastırma ateşi!" diye gürledi Defne.
Tam o sırada kızıl dumanın içinden uzun boylu bir siluet belirdi. Mert, hiç tereddüt etmeden Defne’nin bulunduğu kayanın önüne atladı. Kendi gövdesini Defne ile ateş hattının arasına siper ederek tüfeğini yukarı dikti ve üç el seri atış yaptı.
Yukarıdaki teröristlerden biri vurularak kayalıklardan aşağı yuvarlandı.
Mert, dumanın ve mermi seslerinin arasında başını Defne’ye doğru eğdi. Yüzü barut karası ve ter içindeydi ama o muzip, sarsılmaz tebessümü yine dudaklarının kenarındaydı.
"Çay sözünüzü riske atamazdım komutanım!" diye bağırdı çatışmanın gürültüsünde. "İyi misiniz?"
Defne, adamın bu tehlikeli anda bile kendi canını zerre düşünmeden önüne atılmasına ve o alaycı tavrına bir anlık şaşkınlıkla baktı. Göğsü hızla kalkıp iniyordu.
"İyiyim Korkmaz!" dedi Defne, tüfeğinin emniyetini kapatıp dikleşerek. Yüzüne Mert'inkine meydan okuyan sert bir gülümseme yerleşti. "Ama o çayı hak etmek istiyorsan önce şu tepeyi temizleyeceğiz!"
"Emredersiniz komutanım!" dedi Mert.
İkisi aynı anda kayalığın arkasından fırlayarak, kızıl dumanın ortasında omuz omuza ateşe karşılık vermeye başladılar. Pars Timi, komutanlarının liderliğinde tek bir vücut gibi harekete geçmişti.