Kantin masasında süren o ölümcül sessizlik, sadece kağıda sürtünen kalem cızırtıları ve nöbetçi askerlerin adımlarıyla bölünüyordu. Saatin tik takları karargahın dondurucu gecesinde ilerlerken, Pars Timi’nin devasa adamları başları önlerinde, sayfalarca telsiz kodunu satır satır yazmayı tamamlamışlardı.
Defne, kollarını göğsünde birleştirmiş halde masanın başında dikiliyordu. Saatine baktı, ardından dondurucu bir sesle mırıldandı:
"Süre bitti. Kalemleri bırakın."
Masadaki sekiz asker aynı anda kalemleri masaya koydu. Hiç kimseden çıt çıkmıyordu. Kantinin diğer tarafındaki askerler bile nefeslerini tutmuş, masada yaşanacak olanı izliyordu.
Defne masaya yaklaştı. İlk olarak Sinan’ın önündeki defteri hışımla çekip aldı. Sayfaları hızlıca çevirirken gözleri satırların üzerinde adeta bir cerrah neşteri gibi gezindi.
"Noktalama eksik, Sinan," dedi Defne, defteri masaya geri fırlatarak. "Sahada o tek bir noktalı virgülün hayat kurtardığını kafana sokana kadar devam edeceğiz."
Ardından Hakan’ın, Görkem’in ve diğerlerinin defterlerini tek tek kontrol etti. Sayfaları hışımla çeviriyor, en ufak bir harf hatasında veya çizgi kaymasında gözlerini kırpmadan soğuk bakışlarını askerlerin üzerine dikiyordu. Bütün tim adeta ecel terleri döküyordu.
En son Mert’in önüne geldi.
Mert, defterini milimetrik bir düzenle masanın ortasına koymuştu. Defne defteri aldı, pürüzsüz el yazısıyla yazılmış, altı çizilmiş kodlara baktı. Bakışlarını defterden kaldırıp Mert’in gözlerine sabitledi. Mert’in yüz hatlarındaki o sakin, ne gerekiyorsa kabullenen ciddi ifadeyle karşılaştı.
Defne defteri masaya pat diye bıraktı. Masanın etrafında ağır adımlarla turlamaya başladı. Sesi bağırmıyordu; ama her bir kelimesi kantinin duvarlarında tokat gibi patlıyordu.
"İki dakika insafa geldik diye, oturduk şurada bir bardak çay içtik, iki satranç oynadık diye götünüz başınız ayrı oynamaya başladı!" dedi Defne, alaycı ve yakıcı bir tonla. "Komutanınızla aranızdaki mesafeyi unutacak kadar cüret kazandınız demek? Birkaç tatlı söze, iki makaraya tav olup sahada asker olduğunuzu unuttunuz!"
Masa etrafındaki herkes başı önünde bu sözleri yutkunarak dinliyordu. Sözler doğrudan gururlarına temas ediyordu ama sonuna kadar haklıydı.
Defne masanın başında durdu. Kollarını yeniden göğsünde birleştirdi. Yüzünde en ufak bir esneme veya yumuşama yoktu; tam anlamıyla zırhını yeniden kuşanmış, otoritesini harf harf masaya kazımıştı.
"Madem o kodlar o kafalara girdi..." dedi Defne, gözlerini timin üzerinde son kez gezdirerek. Sesi buz gibi ve kestirip atan bir edadaydı:
"Şimdi siktirin gidin gözümün önünden. Sabah altı içtimasında tek bir hiza hatası görürsem, bu defterleri baştan yazdırırım."
"Emredersiniz komutanım!"
Tim aynı saniyede ayağa fırladı, hazır ola geçti. Mert, Defne’ye son bir defa baktı; gözlerinde en ufak bir kırgınlık ya da öfke yoktu, aksine otoritesini yeniden söke söke alan bu kadına karşı derin bir saygı vardı.
"Tim, sağa dön! Marş marş!"
Askerler defterlerini alıp kantinden hızla çıkarken, Defne masanın başında tek başına kaldı. Derin bir nefes verdi, masadaki çay bardağına baktı. Öfkesi yatışmıştı ama mesaj netti: Bu birlikte laubaliliğe yer yoktu.