İçeriğe geç

Hudut

Bölüm 1 · 3 dk okuma

Hudut

Bölüm 1

Bölüm 1: Sessiz Fırtına

Gece görüş vizörünün arkasındaki dünya sadece iki renkten ibaretti: Monoton bir yeşil ve ölümün rengi olan kırmızının izli mermileri.

​Kuzey Irak sınır hattı, 2200 rakım. Fırtına uğulduyor, telsizden gelen parazit sesleri rüzgara karışıyordu.

​"Karargah! Burası Pars-1, pusuya düştük, tekrarlıyorum, pusuya..." Telsizci Er Sinan’ın sesi titriyordu. "Komutanım, batı yandalar! İletişim koptu, destek gelemez!"

​Timin tecrübeli erlerinden Hakan, siper aldığı kayanın arkasından başını milim kaldırmadan yanındaki askere doğru sövdü: "Lan buraya kadarmış! Masa başından çıkıp komutan olursan böyle olur işte! Kadın komutan bizi buraya yem etti, koca timi dağ ortasında kırdıracak!"

​Önemli bir operasyonda kadın bir komutanın emrinde olmak, timdeki bazı askerlerin kabullenebildigi bir şey değildi. Bakışlarda hep bir "Acaba baskı altında ne yapacak?", fısıltılarda hep bir "Kadından saha komutanı mı olur?" şüphesi vardı.

"Yarın gazete manşeti oluruz artık! Kadın Üsteğmenin ilk operasyon felaketi diye yansıtırlar!"

​Tam o anda, gecenin dondurucu soğuğundan bile daha soğuk bir ses tonu telsiz frekansını kesti.

​"Hakan. Sesini kes."

​Üsteğmen Defne Yalçın, kayalığın hemen arkasında diz çökmüş durumdaydı. Kaskının altından görünen gözlerinde ne bir korku kırıntısı vardı ne de bir tereddüt. Yıllardır akademi günlerinden beri bu meslekte kendini kanıtlamak zorunda kalmıştı. Ördüğü o buzdan zırh, şu an tüm timin tek hayat sigortasıydı.

​Defne, tüfeğinin fenerini yakmadı bile. Ezberindeki haritayı kafasında canlandırdı. Askeri prosedür, sayfa 142, gece savunması ve karşı manevra...

​"Sinan, panik yok. Karargah zaten rotamızı biliyor," dedi Defne. Sesi o kadar kendinden emin, düz ve sakindi ki, arkasından laf eden askerler yutkunmak zorunda kaldı. "Hakan, arkamdan fısıldamayı bırak da önündeki mevziye odaklan. Batıdan gelen ateş bastırma ateşi. Asıl unsur kuzeydoğuda. Bizi batıya kaçırıp çapraz ateşe almak istiyorlar."

​"Ama komutanım, kadın başınıza..." Hakan lafını tamamlayamadan Defne'nin telsizdeki sesi bir kılıç gibi keskinleşti.

​"Soru sorma, emre itaat et! Benim rütbem de kadınlığım da seni ilgilendirmez Hakan, seni ilgilendiren şey buradan sağ çıkmak!" Defne'nin sesi fısıltı seviyesindeydi ama gülle gibi ağır düştü ortalığa. "A ve B timi, sis bombası atışına hazır olun. Saat 2 yönüne bastırma ateşi açacağız. İkişerli sırayla, benim işaret kalıbımla doğu yarmasına süzüleceğiz. Sıfır zayiatla çıkıyoruz buradan. Kimse geride kalmayacak."

​"Komutanım, doğu yarık çok dik, prosedürde oradan intikal riskli..."

​Defne bakışlarını Hakan’a çevirdi. Yeşile çalan vizörün arkasından bile o buz gibi bakışlar hissettiriyordu kendini. "Prosedür benim. Düş," dedi.

​Beş dakika sonra, teröristlerin pusu kurduğu nokta sis fırtınasıyla kaplandı. Defne’nin milimetrik zamanlaması, soğukkanlı komutları ve sıfır risk içeren hamleleriyle tim, teröristlerin ruhu bile duymadan kanyonun derinliklerine süzüldü.

​Gün doğarken karargaha giren Pars Timi’nin yüzünde toz ve barut vardı ama tek bir damla kan yoktu. Dün gece "Kadın komutan bizi öldürtecek" diye fısıldaşan gözler, şimdi Defne önlerinden geçerken hazır ola geçiyor, mahcubiyetle başlarını eğiyordu. Saygı, lafla değil, o dağda icraatla kazanılmıştı.

​##

​Ertesi gün, saat 09:00.

​Defne masasında oturmuş, kusursuzca düzenlenmiş evrakları inceliyordu. Kapı iki kez sertçe çalındı.

​"Gir!"

​Kapı açıldı. İçeriye uzun boylu, geniş omuzlu, askeri üniformayı son derece özgüvenli taşıyan bir adam girdi. Sert yüz hatları, sahadaki yılların izini taşıyan hafif kirli sakalı ve dikkat çekici derecede rahat bir duruşu vardı.

​Kıdemli Uzman Çavuş Mert Korkmaz.

​Mert, sert bir askeri adımla masanın önünde durdu, şapkasını çıkardı ve tekmil verdi:

​"Kıdemli Uzman Çavuş Mert Korkmaz! İzmir! Yeni birliğime katılım yapmak üzere emrinizdeyim komutanım!"

​Ses tonu pürüzsüz ve resmiydi. Bakışlarını bir an bile Defne'den kaçırmadı. Karşısında buz gibi duran bu kadın komutanın duruşunu tartar gibi bakıyordu.

​Defne belgenin üzerinden başını kaldırdı. "Dosyanı okudum Uzman Çavuş," dedi soğuk bir sesle. "Suriye sınırında üç operasyon, iki takdirname... Saha tecrüben yüksek."

​"Sağ olun komutanım," dedi Mert, net bir sesle.

​"Burası disiplinin birinci öncelik olduğu bir birlik," dedi Defne, gözlerini adamın gözlerine dikerek. "Benim timimde sınırlar ve kurallar esnetilmez. Kitap ne diyorsa o uygulanır. Sahanın kuralları kadar hiyerarşinin kuralları da geçerlidir."

​Mert başını hafifçe 'anlaşıldı' anlamında salladı. Dudaklarının kenarında belli belirsiz, zeki bir kıvrım belirdi. "Anlaşıldı komutanım. Emirlere uymak ana prensibimizdir."

​"Çıkabilirsiniz Uzman Çavuş. Birlikteki yerinizi alın."

​"Emredersiniz komutanım!"

​Mert kusursuz bir askeri selam verip arkasını döndü. Kapıdan çıkarken adımlarındaki o doğal rahatlık, Defne'nin masasında titizlikle hizaladığı cetvellerin, kalemlerin arasında yabancı bir rüzgar gibi esti.

​Kapı kapandığında oda yeniden sessizliğe büründü. Defne kalemi parmaklarının arasında sıkıca kavradı ve önündeki dosyaya geri döndü.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.