Kapının kulubu sertçe zorlanıyordu. Olduğum yerde gücüm çekilir gibi bacaklarım titremeye devam ediyordu. Daha fazla dayanamayıp ona seslenmeye başlamıştım." Dur artık!" Dediğimde kulubu hareket ettirmeyi kesti.
"Zor durumda olduğunu biliyorum. Sana yardımcı olabilirim, Taehyung." Dediğinde bıkkınlık içinde cevap verdim ona.
"Bunu bilerek yapan sen mi diyorsun! Siktir git Young-Soo." Dediğimde bağırma sesi duyduğum gibi duvara vurma sesi yankı yaparken olduğum yerde titreyerek kapıya zor tutundum." Git başımdan!" Diye bağırdım ona karşı. Kasık ağrısı iki büklüm yaparken kendimi kasıyor, özel bölgenin büyüdükçe iç çamaşırıma sıkışıp benim nefesimin kesilmesine sebep oluyordu. İki taraflı kapana kısıldığımı hissettikçe strese giriyordum.
《Buradan sonrası +18 mastürbasyon içerir (♤) sembolü gördükten sonra devam edebilirsiniz》
"İnat etmeyi kes! Sadece bu seferlik izin ver. Sonra istediğin gibi beni elinde oyuncak yaparsın." Dediğinde durup düşünmeye başladım. Onun karşısında zayıf görünmek istemiyorum. Ağrı yüzünden göz yaşları su gibi akarken beni bu durumdan onun kurtarmasını istemedim. Kalınlaşan sesiyle konuşmaya başladı." Bırak ellerimle sana rahatlık vereyim. Yemin ederim biter bitmez gideceğim ve bu olaylar hiç olmamış gibi bahsetmeyeceğim sana." Dediğinde gözlerimi kapatıp sıkmaya başlamıştım. Onun bana dokunduğunu hayal ettikçe daha kötü oluyordum. Elim özel bölgeye giderken zorlukla nefes aldım. Bu böyle olmayacaktı. Ne kadar inat etsem de ona ihtiyacım vardı..
Elim kapı kulpuna gidip yavaşça açtığım gibi bir anda içeri girdiğinde neye uğradım anlayamadım. Üstüme yürümeye başladığında anlık korkuyla karışık heyecanla geri geri giderken, duvara çarptığım gibi bedenlerimizi birleştirdiği sırada dudağıma yapıştığı ve sertçe ağzına aldığında anlık duraksama yaşasam da ona karşılık verdim. Elleri durmayıp biri yavaşça enseye gitti. Diğeri özel bölgeye bedenim de dokunuşlarla yol yapıp yılan gibi kıvrılarak giderken, özel bölgenin heyecandan nabız gibi atışını hissediyordum. Elleri durmayıp sıklığında derin bir inleme sunmuştum onun ağzına doğru. Elim istemsiz saçlarına giderken ihtiyaç duyar gibi ellerime doladım saçlarını. Benim özlemim mi yoksa özel bölgenin mi ihtiyacı vardı bilmiyorum. Bildiğim tek şey onun oyununda pillere ihtiyacı olmayan tek kişi olduğuydu. Bu oyunu o kazanmıştı. Bugün sadece o durduralamazdı! Hoş, durmasını isteyecek halde bile değildim.
Eli iç çamaşırın dan içeri girdiğinde heyecanla nefesim kesildi. Eline aldığı gibi çekmeye başladığında bacaklarım beni yarı yolda bırakırken elini enseden çektiği gibi sıkıca ince bele sardı kolunu. Beni tekrar tekrar çekerken, ağzım kapanmak bilmezken ahenkle inleme'ye devam ettim. Yüzünde bana karşı bakışları o kadar derin ve ihtiyaç doluydu ki ona bakarken nefesim kesildi. Beni olduğum yerde gücüme varana kadar emiyor gibiydi. Gözlerim yavaş yavaş kararmaya başlarken, her kasılmaya başlayan bedenindeki uyarıda elime doladığım saçlarını çekip durdum. Nefes nefese zorlukla konuşmaya başladım.
"D-durma, Tanrım! Beni çılgına çeviriyorsun. Canavarın önde g-gideni falan olmalısın." Dediğimde kaşlarım ihtiyaç içinde sıkmaya başlamıştı. Dayanılmaz bir zevk beni kendine hapseder gibi doladığında kalçamı daha fazlası için eline iterken bu zevkle yetinmek istemiyordum. Dokunuşları beni kendine bağlıyordu. Kasıklarım onun için yanıyordu sanki!
"Dayanamıyorum." Dediğinde kendini zor tutar gibi kulağıma yaklaştığında, ince bele doladığı elini arkadan iç çamaşırıma geçirdiğinde heyecanla sırtım yay gibi gerilip nefesimi hızlandırdı. Kalçasını tuttuğu gibi sıkarken bırakmak istemez gibi yoğurma ya başladığında dokunuşları altında bedenim kukla gibi onun altında kıvrılarak ihtiyaç içinde dahası için inlemeye başladım. Parmakları durmayıp bir anda beklemeden deliği bulduğu gibi daire çizerken, kalınlaşan sesim tuvalette yankı yapıyordu. İki taraflı zevk beynimi pelte kıvamına çevirirken, gözümden yaş aktığını hissettim. Bulanık görüntü yüzünden görmekte zorlanıp durmaya başladım." Seni istiyorum bebeğim." Dediğinde dudağı sayesinde kulak memesini alıp emmeye başladığında dilinin hareketi olduğum yerde huylandırıp içimdeki hazzı tetiklerken kendime hakim olamıyorum. Kalbim hız treni gibi durmak bilmez atarken nefeslerini kulağıma üfleyerek ayrılmıştı.
Nefes nefese ona bakarken başını boynuma gömdü. Sanki yaşamasına yardım eden tek şey benim boynum gibi soluklanıp duruyordu. Elleri hızını kesmeden devam ederken beni deliye döndürdü. Benim adıma olan etkisini kesinlikle bilmiyordu. Elleri merhamet bilmez gibi hızlandırırken kurumuş boğazım ve inleme seslerinden dolayı ses tellerine kadar acımadı bana. İyi niyetle olmasına rağmen beni deli yerine koyuyordu.
Ellerinde kasılmaya başlayan özel bölgenin yakında geleceğini anladığında daha da hızlanmaya başlamıştı. Beynim zonklamaya başladığında ihtiyaç içinde bir elim saçlarını sıkıp diğer elim de kolunu sıkarken anlık incelen sesimle zorlukla konuşmaya başladım.
"Y-young-soo, d-da-dayanamı-yorum." Dediğimde hıçkırık tutmuştu. Kendini tutar gibi inlemeye başladığında, onun bu hali yüzünden karnında kasılmaya sebep olmuştu. Zorlukla konuşmaya başladı.
"Gel bebeğim. Seni bekliyorum." Dediği gibi aklımı kaybetmiş gibi hissederken kasıklarıma öyle bir acıyla yüklenmişti ki bir anda patladı özel bölge. Ikınarak kendimi bırakırken nefes nefese onun kollarına bırakmıştım kendimi. Beynim durmuş gibi onun yüzüne baktığımda, gözlerinde muhteşem bir ışıltıyla bana baktığını fark ettiğimde birşey diyemedim. Baygın gözlerim ondan başka birşey görmezken, kalın sesiyle benim bu halimle etkilenme mi umursamadan konuşmaya başladı.
♤
"Keşke biraz daha devam edebilsek. Seni çok özlemişim. Hiç gitmek istemiyorum yanından." Dediğinde başımı omuzuna gömüp nefes nefese konuşmaya başladım.
"Dahası olmayacak." Dediğimde sıkıntıyla nefes alıp verdiği gibi konuşmaya başladı.
"Neden?" Dediğinde başımı kaldırıp gözlerine baktığımda yüzümü ona yaklaştırıp konuşmaya başladım.
"Çünkü sen benim hakkımda güzel düşüncelere sahip değilsin. Arkadaşlarınla partilere akarken benim basit bir sürtük olduğumu söyledin. Sana bağımlı gibi hiçbir işini göremeyen bir beceriksiz olduğumu söyledin. Benim bir gözlemci olduğumu dalga geçerek söyledin. İşin tuhaf kısmı bunda haklısın. Senin bedenin manyak ötesi gözlerimi alıyor. Ben takıntılı bir psikopatın önde gideni olmalıyım gözünde. Rakiplerimizin tek tek ezilmesine sebep olurken bana korkuyla bakıp duygusuz bir zombi gibi davrandığını söyledin bana. Sence ne yapmalıyım Young-Soo?" Dediğimde zorlukla yutkunduğunda elinin birini çekip yüzüme yerleştirdiği gibi okşamaya başladığında konuşmuştu.
"Lütfen bunları unut. O sözleri söylediğim için cidden pişmanım. Sarhoşken dediğim sözleri hatırlamıyorum bile. Seni seviyorum ve kaybetmek istemiyorum." Dediğinde yanağımı okşayan elinin üstüne koyduğum gibi konuşmaya başladım.
"Bu sözler kafamın içinde yankı yaparken bunu yapamam. Sen sarhoşken doğruları söylersin. Bunu senden iyi ben biliyorum." Dediğim gibi elini yanağımdan çekmesini sağladım. acı gülümsememi saklamadım bu sefer.
"Git artık Young-Soo."
~
(3. kişi ağzından yazılıyor)
İşleri biter bitmez evine giden Taehyung rahatlamak için duşa girmiş, evine gönderilen profesör Arthur'un kargosunu almıştı. Üstünü giyindi ve kendi evinde işlerini devam ettirmek için yaptığı labaratuvar odasına gittiği gibi görevlerine odaklanmaya başlamıştı. Tam flaşı takıp rapor ve dosyaları incelerken kapı zilinin sesi evde yankı yapmıştı. Kimseyi beklemeyen Taehyung endişelenmeye başladığı gibi merakla kapıya giderken kapının önünde durdu ve gelen kişinin kim olduğunu anlamak için kapı deliğine baktı. Eski sevgilisi Young-Soo'yu gördüğümde kaşlarını çattı. Delikten kendini uzaklaştırdı ve neden geldiğini anlayamadığı için korkmaya başlamıştı. Kapıyı açmak veya hiç yokmuş gibi davranmak arasında kalsa da açmayı seçmişti.
Belki de en kötü hatayı kapıyı açarak yapmıştı..
Kapıyı kararsızlık içinde açarken karşısında gördüğü manzara onu gözlerinin büyümesine sebep olmuştu. Young-Soo karşısında dengesini zor kurarak ona bakarken içki kokusu çok yoğun geliyordu. Young-Soo dengesini bile kurmadan kendini Taehyung'un kollarına atarken kalın sesiyle düzensiz konuşmaya başladı.
"Niiye pırakdın beniğğ." dediği gibi kollarını sıkıca Taehyung'un ince beline doladığında fazla sıktığı İçin rahatsız olurken sinirle konuşmaya başladı.
"Kendine gel! Young-Soo kollarını çek. Acıyor gerizekalı!" dediği gibi kollarını çekmese de belindeki dokunuşları gevşemiş rahat bir nefes almasını sağlamıştı." Neyin var senin?" dedi ve bir anda Young-Soo karşısındaki genci kolları arasında kucağına aldığında Taehyung korkuyla çığlık atmıştı.
" Barış benimle." dediği gibi çocuksu bir gülümseme sunmuştu. Sarhoşken çocuk gibi olan adam karşısındaki gence bunu yansıtmaktan çekinmiyor daha da ileri giderek ellerini bacaklarına atarak karın kaslarına yapıştığı gibi baygın gözleri hayranlıkla Taehyung'a bakıyordu.
"Aklını mı kaçırdın! İndir beni senle uğraşmak istemiyorum. Zaten dengede zor duruyorsun birde beni kaldırmaya çalışıyorsun!" dediği gibi ayyaş haliyle gülerken daha sıkı sarılmış çocuklaşmaya devam etmişti.
"Banane! Barış artık benimle. Seni özledim ve lanet olsun seni istiyorum." dediği gibi yüzünü Taehyung'un göğsüne gömdü. Taehyung sabır diler gibi başını yukarı kaldırıp derin nefes alarak sakin kalmaya çalıştı.
"Young-Soo, ben değil Tanrı seni affetsin. Şu haline bak! Tam ayyaş profilin var karşımda." dediğinde Young-Soo mızmız haliyle gülerek konuşmaya başladı.
"Tanrığ beni senğ affedersen affetcek. O yüzden beni affeth." dediğinde Taehyung anlamsız cümlesine göz devirip konuşmaya başladı.
"Saçmalamaya başlıyorsun!" dediğinde kucağından kurtulmak için çırpınıp durduğunda, Young-Soo gücü çekilmiş gibi bırakmak zorunda kalmıştı. Taehyung yere indiği gibi onu umursamadan labaratuvar odasına yol aldığında arkasında küçük bir çocuk edasıyla paytak adımlarla giderken arada başı dönüp gitmekte zorlanıyordu.
Labaratuvar odasına gelen Taehyung kargoda zarar görmeden çıkan malzemelere bakmaya başlamıştı. Kargoda çıkan kan örnekleri ve otomatik iğne içinde panzehir çıktığında geride kalanlara bakmaya başladı. İçinde özenli cam kutularda hapsedilmiş 3 beyaz fare çıktığında saldırgan fareler cama vurup duruyordu ama ses bile çıkmıyordu. Kana bulanmış kürkleri iğrenç bir görüntüye sebep oluyordu.
Taehyung işlerine yoğunlaşırken arkadan bir anda sarılan Young-Soo ile ürkerek başını arkasına çevirdi. İlgiyle onu izleyen adam karşısında ne yapacağını şaşırdı.
"Bu virüs programına bakma demiştim sana." dediğinde başını önüne döndüren Taehyung umursamadan cevap vermişti ona.
"Bende ne yapacağım sana kalmadı demiştim." dediğinde Young-Soo sinirle elinden aldığı iğneyi umursamadan çektiğinde Taehyung endişeyle kendini Young-Soo'ya çevirmiş ve bağırarak konuşmaya başlamıştı.
"Sorun çıkartmayı bırak artık! Bu benim işim ve karışmak sana düşmedi!" dediğinde Young-Soo daha fazla dayanamayıp Taehyung gibi bağırmaya başladı.
"Evet bana kaldı! Sırf gereksiz bir buluş yüzünden hep boşuna uğraşıyorsun!" dediğinde anlık başı döndüğü gibi kendini toparlayıp konuşmaya devam etti." Senin bu buluşların işe yaramaz birer çöp. Hatta biliyor musun hayatımda senin hayatın kadar başarısızlık dolu bir yaşam görmedim ben!" dediğinde Taehyung hayal kırıklığı içinde Young-Soo'ya bakıyordu. Hızını alamadan devam etmişti konuşmaya." Her şey de başarısız bir insansın. Aşkta berbat bir eş, kendi cinsel yönünde beceriksiz ve korkak köpek gibisin." dedi. Taehyung'un kırılmasını umursamadan konuşmuştu. Taehyung kırılgan bir sesle bağırarak konuştuğunda duydukları karşısında dayanamayıp gözünden yaş akmıştı.
"O zaman neden benim için çırpınıp duruyorsun!" dediğinde Young-Soo hızla bağırarak konuştu.
"Çünkü sana aşığım! Orospu gibi peşinde dolanıyorum, sırf seninle birlikte olmak için herşeyi ortaya koyuyorum." dediğinde Taehyung gözyaşlarını elinin tersiyle silip ona baş kaldırarak gücünü ortaya koymak ister gibi bağırarak kendini gösterdi.
"Benim hakkımda kötü düşünen birini asla yanıma almam ben! Kendine benden daha iyi birini tercih etmen için ayrıldım daha ne istiyorsun! Sana ömrümü ellerinde süs olsun diye harcayan biri gibi mi duruyorum! Düşüncesiz heriften başka birşey değilsin. Karşındaki kişinin kırılmasını umursamadan hareket ediyorsun. Sen sadece takıntılı bir manyak olabilirsin!" dediği gibi yüzüne inen tokatla neye uğradığını şaşıran Taehyung üstüne yürüyen Young-Soo ile korkuyla gerilemeye başlamıştı.
"Benden uzaklaşmaya cüret bile edemezsin!" dediğinde Taehyung zorla yutkundu. Tam kaçmaya çalışırken, Young-Soo çevik bir hareketle onu tuttuğu gibi sırtını göğsüne yapıştırdı. Sıkıca beline sardı elini. İğneyi silah gibi boğazına dayadı ve kulağına nefesini üfleyerek konuşmaya başladı." Sen benimsin. Benden başka birinin olamazsın." dediğinde Taehyung hırsla boğazına dayalı ne olduğu belirsiz bir iğneyi umursamadan cevap verdi Young-Soo'ya.
"Ben senin değilim piç kurusu! Ölsem de senin olmam!" dediğinde kulağının dibinde gülen adam ne yaptığını bilmez bir kafayla konuştu.
"Senin gibi muhteşem bedene sahip birine yazık oldu." dedi ve acımadan iğneyi boğazına sapladığı gibi iğne otomatik olarak boynuna aktarmıştı panzehiri!


