İçeriğe geç

HİSSİZ

Bölüm 31 · 3 dk okuma

HİSSİZ

Bölüm 31

Bölüm 31

Bahçedeki gerginliğin ardından yalının üst katına çekilen hava kurşun gibi ağırdı. Tomris’in hevesle başlayan günü, kapıdaki korumanın sertliği ve ailesinin yapmacık telaşıyla kursağında kalmıştı.

Üçü yine Tomris’in odasına sığınmıştı. Pamir kapıyı arkalarından kapatıp kilitlerken Uzay sinirle odanın içinde volta atıyordu.

"Gazeteciymiş, enfeksiyonmuş... Külahıma anlatsınlar!" diye homurdandı Uzay, ellerini saçlarının arasından geçirerek. "Babamın gözlerindeki o korkuyu hayatımda ilk defa gördüm. Annem desen panikten bayılacaktı. O herifin ceketinin altındaki silahı gördün değil mi Pamir? Bizi bu odaya kapatmalarının altında başka bir bok var."

Pamir pencerenin kenarında durmuş, tülün ardından bahçede volta atan Murat’ı izliyordu. Bakışları keskindi. "Biliyorum Uzay. Bir şeyler dönüyor ve bize yalan söylüyorlar. Ama şimdi bunu kurcalamanın sırası değil."

Bakışlarını pencereden çevirip yatağın kenarında, elektrikli sandalyesinde oturan Tomris’e baktı.

Tomris, sabah özenle giydiği o bej kazağın kollarını ellerinin üzerine kadar çekmişti. Omuzları hafifçe çökmüş, haftalar sonra ilk defa bir çocuk gibi dışarı çıkıp rüzgârı yüzünde hissetmek istemişken eve zincirlenmiş olmanın kırgınlığı bütün bedenine sinmişti.

Başını yavaşça kaldırdı. Gözlerini Pamir’e dikti. Alt dudağını öne doğru hafifçe büzdü; yanakları düştü ve sesi neredeyse içine kaçacak kadar cılız, çocuksu bir fısıltıyla odaya yayıldı:

"Pamiir..."

Pamir o ses tonunu, o dudak büzüşü gördüğü an adeta elektriğe kapılmış gibi iki adım geri çekildi. Kaşlarını çatıp ellerini iki yana açtı:

"Hayır Tomris. Asla. Unut bunu."

Tomris dudaklarını biraz daha büktü, gözlerini kısıp başını hafifçe yana yatırdı. Pamir’e doğru sandalyesini birkaç santim ileri sürdü. Bakışlarında dünyanın en masum, en çaresiz tavşanı yatıyordu sanki.

Pamir başını iki yana sallayarak kararlı görünmeye çalıştı ama sesi şimdiden yumuşamaya başlamıştı bile. "Bana öyle bakma Tomris! Yirmi iki yaşındasın sen. Büyüdün artık, koskoca kızsın. Hayır dedim, getirmeyeceğim o şeyi!"

Tomris omuzlarını biraz daha kıstı, dudaklarını neredeyse burnuna değecek kadar öne uzattı. Kirpiklerini yavaşça kırpıştırdı.

"Hayır diyorum Tomris, zorlama!" dedi Pamir, sırtını duvara yaslayarak. "O dolabın en dibinde, kilitli bavulda duruyor. Çıkarmam. Bak ciddiyim, bu sefer taviz yok."

Odanın ortasında bir sağa bir sola gidip duran Uzay, olduğu yerde zınk diye durdu.

Gözlerini bir Pamir’e, bir Tomris’e dikti. Suratında saf bir şaşkınlık ve akıl tutulması vardı. Birkaç saniye önce holding sırlarını, silahlı korumaları ve suikast şüphelerini tartışırken ortamın bir anda anaokulu kaprisine dönmesini idrak edemiyordu.

"Bir dakika, bir dakika..." dedi Uzay ellerini kaldırarak, ikisinin arasına girip. "Ben mi delirdim, yoksa paralel evrene mi geçtik? Ne dönüyor burada? 'Pamiir' ne, 'Asla' ne? Kod adı mı bu aranızdaki? CIA şifresi mi konuşuyorsunuz oğlum siz?!"

Pamir derin bir nefes verip elini yüzüne kapattı. Tomris ise hiç istifini bozmadan, gözlerini Uzay’a çevirip bıkkın bir edayla devirdi; ardından bakışlarını tekrar Pamir’e dikip dudaklarını biraz daha büzdü.

Pamir dayanamayarak homurdandı:

"Çocukluğundan beri... Ne zaman dünyası başına yıkılsa, ne zaman biri onun hevesini kursağında bıraksa o şeyi giyer. Peluş, kocaman, kulakları olan o lanet pembe tavşan tulumu... İçine girip günlerce battaniyenin altında yatardı."

Uzay’ın ağzı bir karış açık kaldı. Sonra Tomris’in o vakur, holding kızı duruşunun arkasındaki bu absürt sığınağı hayal edince gözleri parladı, dudaklarının kenarı haince kıvrıldı.

"Tavşan tulumu mu?" dedi Uzay, odayı inleten bir kahkahanın eşiğinde. "Ciddi olamazsınız! Pamir, hemen o bavulu açıyorsun. Gerekirse zorla giydireceğim, ben o tulumu görmeden bu odadan çıkmam!"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.