Nur Kaya, Hakan ile başbaşa olduğu için fazla heyecan yapmış terlemeye başlamıştı. Kantine indiklerinde etraf kalabalık ve masalarda neredeyse doluydu. İçeri girdiklerinde kimseye bakamıyordu ve yanlış anlaşılacaklarından endişeleniyordu. Ama unuttuğu bir ayrıntı vardı. Kalbi. Hakan ile konuşmak için sabırsızlanıyordu. Öylesine hızlı atıyordu ki kantinin o gürültüsü arasında yine de duyulacak kadar. Hakan zar zor bulduğu boş masaya doğru giderken Nur'a döndü.
"Sen otur ben kahveleri alayım."
Nur masaya oturduğu sırada diğer masaları da kontrol etmeye başladı. Tanıdık pek çok kişi varken bakışlarda sanki onun üzerindeydi. Hakan masaya geldiğinde Nur'un bu gergin hallerinin farkındaydı. Kahve bardağını önüne koyarken " Sıcak dikkat et. "dedi. Kahve bardağına yapıştırmış şekilde ellerini "Neden ben? " diye sordu. Hakan böyle bir soru beklemediği için afalladı ve derin bir nefes alarak " Niye böyle bir şey sordun. Anlamadım. " dedi. Nur zamansız çıkışının farkında olsa da en baş sorun olarak gördüğü o soruyu yönelttiği için pişman olmadı. Hakan'ın gözlerine bakamaz halde " Biraz ani geldi sorum. Şey.. Sadece kafama çok takılıyor. Hani etrafında çok kız var ama benimle vakit geçirmek istiyorsun. Bu bana inanılmaz geliyor. " dedi. Boğazlı kazağından mıdır sözcükler boğazına yapışarak çıkıyordu. Hakan sakin ve etkileyici o sesiyle beraber konuştu.
" Evet bunu sormakta haklılık payın var. İlk başta açıkcası seninle görüşme amacım yalnızca ders içindi. Fakat zamanla gözüme çok farklı geldin."
Nur duyduğu şeyler karşısında sakinliğini koruyarak en ince ayrıntısına kadar kaydediyordu. Hakan'ın tüm düşüncelerini öğrenmek için sabırsızlanırken aynı zamanda takıntılı biri gibi de görünmek istemiyordu.
"Farklılıktan kastın ne peki? "
Hakan kahvesinden bir yudum alıp gülümsedi.
"Bakıyorum da her ayrıntıyı öğrenmek istiyorsunuz hanımefendi." dediğinde "Yok, hayır sadece hoşuma gitti o yüzden öğrenmek istiyorum." dedi.
"İstersen en baştan başlayalım. Ne dersin?"
"Tabi ki!"
O tatlı ifadesi karşısında soracağı soruları bekleyen Hakan arkasına yaslandı. Nur derin bir nefes alarak "Başlıyorum o halde. Önce Edirne de yaşıyorsun onu biliyorum. Burcun koç. Aynı yaştayız. Bir ablan var ve evli. Başka ne vardı?" dedi mırıldanarak. Hakan söyledikleri karşısında şaşkın bir şekilde "Sen bildiğin beni özetledin ya. Nereden biliyorsun bu kadarını?" dediğinde Nur utanarak "Ayça anlatmıştı." dedi. Ayça'nın ismini duyduğunda değişen yüz ifadesini birkaç saniyede toparlayıp "Ben de o zaman bir şeyler öğreneyim senin hakkında. Senden.." dediğinde "Tamam anlatayım. İstanbul da yaşıyorum ailemle. İki küçük kız kardeşim var. Başak burcuyum. Bu yüzden biraz takıntılı yönüm var. Onun dışında sabırlı biriyim." dedi.
"Anlaşabilir miyiz o halde başak ve koç?"
"Pek değil."
"Bu kötü oldu."
Nur bu cümlenin üzerine gitmekte ısrarcı olmak istedi. Hakan'ın duygularını öğrenmeyi gerçekten çok istiyordu. Arada kalmak onu tahammül edeceğinden çok daha zorlayacağını biliyordu. Dudaklarını araladı, kalbinden geçen duyguları öğrenmek adına. Fakat yanlarına gelen kızla beraber sımsıkı kapadı dudaklarını.
"Selam Hakan. Naber?"
"İyi Selin senden?"
"Bende iyi aynı biliyorsun. Bir gün uğra mekana kafa dağıtalım. Başı boş bıraktın bizi."
Nur pür dikkat kızı incelemeye koyulmuştu. Omzu düşük gri kazağının altına deri siyah pantolon, zayıf vücut hatları ortaya çıkarken, saçlarını toplamasıyla kendine özgü bir tarzı var görünüyordu. Konuşurken burnundaki siyah piercing de bordo rujuyla beraber daha çok ortaya çıkıyordu.
Hakan kafasını kaşır gibi yaparak "Hiç sorma eskisi kadar kaldırmıyor kafam. Dersler falan biliyorsun son sene dikkat etmem gerekli." dediğinde "Hayırdır sen bu kadar tınlamazdın bilmediğimiz bir şey mi var?" dedi.
"Yok be. Sadece derslerden bunaldım ve tekrar almak istemiyorum."
Kız ikna olmuş biçimde "Peki o halde size iyi oturmalar rahatsız ettim. Görüşürüz." dedi. Kız gittiğinde Nur hala gözlerini ondan alamamış, Hakan hakkındaki düşüncelerini de oturtmaya çalışıyordu. Biraz sessizliğin ardından Nur içinde tutamadığı o karamsarlığı boşaltmak istermişcesine " Bizim bölümden değil sanırım yeni gördüm. " dedi.
"Evet uluslararası ilişkiler okuyor. Barda " dediği an duraksayıp devam etti.
" Barda tanıştık. Yanlış anlaşılmasın. Sadece arkadaş. İyi kızdır. "
Nur o kelimeyi duyduğu an yüzü beyaza bürünmüştü. Kalbinde oluşan o hayal kırıklığıyla beraber bir şeyi iyi anlamıştı. Hakan ve o farklı yaşam tarzlarına sahiplerdi.
"Anladım. Kalkalım mı?" dediğinde Hakan az da olsa anlamıştı düşüncelerini. Bu yüzden ısrar etmek istesede daha çok batırmaktan korktu.
"Peki nasıl istersen." dedi ve masada yarım içilmiş kahve bardaklarını atmak için eline aldı. Nur içini kemiren solucanlarla beraber Hakan'ın yüzüne bakmadan başı eğik yürümeye devam etti. Hemen öteki masada oturan Cemre için ise o solucanların dışarı çıkma vakti gelmişti. Tolga'nın sigarayı bırakması konusunda baskı yaparken sonunda ikna edebilmişti. Bir haftadır neredeyse içmediğini söylerken üzerine sinen sigara kokusunu hisseden Cemre için buna inanmak biraz güçtü.
"Bebeğim bıraktım diyorum. Niye inanmıyorsun yaa. Bak hem Nur gidiyor. Git bir sor bakalım nasıl geçmiş."
"Sanane bundan Tolga. Sanki arkadaşlarıma çok meraklıymışsın gibi. Konuyu değiştirme."
Deri ceketinden dolayı kollarını zar zor kaldırırken "Aşkım demin çocukların yanındaydım. O yüzden üzerime sinmiş. Hem zaten deri mont bu kokar." dediğinde "Neyse bu seferlik konuyu kapatıyorum. O da Nur'un yanına gideceğim için daha sonra görüşeceğim ben seninle.." dedi tehdit eder gibi. Cemre'nin tavrını iyi bildiğinden korkarak başını salladı. Cemre kalkmak üzere montunu sandalyeden eline alırken Yiğit'in selam vermesiyle duraksadı. Nasıl tanımıştı onca kişinin arasından. Kafasındaki soru işaretiyle beraber oturdu tekrar.
"Selam Yiğit."
Yiğit gülümseyerek Tolga'nın yanına oturdu. Tolga masanın üzerindeki bisküviyi ikram ederken "Kanka derse gelmezdin sen ne ayak?" dedi. Bisküviden bir tane alıp ağzına attı ve boğuk bir sesle "Artık derslerime özen göstermeye karar verdim. Uzayacak okul zaten bari bu dönem aldıklarımdan geçeyim." dedi. Cemre sonuna kadar açılmış o kahve gözleriyle Yiğit'i incelemeye koyulmuştu. Bu üçlü aynı lisede okusalar da Yiğit, Cemre ile her zaman mesafeli olmuştu. Çok nadir üçü bir araya gelirdi ve Yiğit, Cemre ile sohbete girmezdi. Şuan yanlarına gelmiş olması hem şaşırtıcı hemde onca kişi arasında onları ayırt etmesi mucize gibi bir şeydi. Dudaklarını aralarken bir şey söylemek üzere, Yiğit önce davranıp Cemre 'ye döndü.
"Melike nerede göremedim onu."
Cemre sessizce mırıldandı.
"Görse tanıyacak sanki."
Başını kaldırıp hafifçe gülümseyerek "Noldu ne yapacaksın Melike'yle. Söyleceğin bir şey varsa iletirim." dediğinde Yiğit bu çıkışını anlam vermediği için çekimser şekilde yanıtladı.
"Ben sadece bir şey konuşacaktım."
Tolga elini Yiğit'in omzuna atarak kendisi çekti ve "Vay bizim kerata büyümüşte aşık olmuş. Kanka gözlerim yaşardı bak." dediğinde Cemre "Sanki ilk defa bir kızla görüşüyor." dedi. Bunu sessiz düşündüğünü sandığından rahatken kendisine çevrilen gözlerle birlikte mahcup oldu. Yiğit "Daha önce kimle görüşmüşüm ki ben?" dediğinde Tolga kolunu dürterek "Elif kanka. Elif'ten bahsediyor." dedi. Yiğit Tolga'nın kolundan kurtulurken "O kim ya!" dedi. Cemre daha çok öfkelenmiş halde kendini sıktı ve dişlerinin arasından sesi zar zor duyuldu.
"Allah'ım kaç kişiyle görüştüyse artık isimleri de unutuyor."
Tolga boğazını temizler gibi yapıp Cemre'ye gitmesi için kaş göz yaptı. Zaten Cemre'nin de Yiğit'e tahammülü kalmamıştı. Ayağa kalktı ve bakır rengindeki saçlarını düzeltirken montunu üzerine hızla geçirip çantasını aldı.
" Oldu. Görüşürüz o zaman. "