İçeriğe geç

HİNDİBA

Bölüm 47 · 4 dk okuma

HİNDİBA

Bölüm 47

43. Bölüm "TESELLİ"

Bu sabah sanki farklı bir dünyada gözlerimi açmışım gibi hissediyordum. Hava soğuk ve kapalı olmasına rağmen bahar gelmiş gibiydi. Kalbimin cıvıldayan sesi kulaklarıma geliyordu. Daha önce böyle neşeyle uyandığımı hatırlamıyordum. Esen rüzgara karşı yüreğimin sıcaklığı ısıtmaya yetti bedenimi. Yüzüm sürekli gülmek için bahaneler arayıp duruyordu. Etrafımda dönüp duran zamandan farklı bir boyuttaydım.

Aşk mı bunun adı?

İnsan sevince her şey güzelleşir mi cidden?

Görüntüleri aynı olsada sanki bugün ışıldıyordu buralar. Bu park, bu kaldırım, biraz ötedeki küçük bakkal.. Proje dersi bile bu pozitif enerjimi bozamadı.

Öğle arasında yemekhanede güzel yemek göremeyince okulun içindeki mekanlardan birine gidelim dedik. Bulduğumuz bir cafede en uygun fiyatlı menüyü arıyordu gözümüz. Ayın sonu geldiğinde cüzdanlarımız dibine kadar boş olurdu. Bozuk paraların kıymeti bu zamanlar da belli ediyordu kendini. Hilal ve ben ıslak hamburger, diğer kızlar soğuk sandviç siparişi verdikten sonra beklemeye koyulduk. Tabi bu bekleme arasında onlara dünün özetini en güzel şekilde anlatmaya başladım. Hepsi pür dikkat beni dinlerken adeta o anları tekrar yaşıyordum. Ve sona doğru geliyordum masalımın...

" Saat gece on gibi anca toplarlandık. Otobüse bindiğimizde yanıma oturdu tekrar. Biraz oradan buradan konuştuk. Sonra benim gözlerim tabi kapanmaya başladı."

Nur araya girerek "Kanka o halde bile uykun geliyor ya ne deyim. İnsan biraz daha ilerletir sohbeti." dediğinde Sena atarlanarak "Kızım napsın kız resmen orada köle gibi iş yapmış. Uykusu gelir çok normal." dedi.

"Neyse bölmeyin moda girmiş anlatıyorum ne güzel. Nerede kaldım? Hıh! Sonra.. Gözlerim kapanmaya başladı. Samet bunu farkedince 'Çok mu yoruldun?' dedi. Bende 'biraz' dedim. Sırtını düz biçimde koltuğa yasladı ve omzunu işaret ederek' Burada uyuyabilirsin 'dedi. "

Cemre ince sesiyle birlikte" Ya! Uyudun mu orada? " diye sordu. Hepsinin gözleri adeta ışıl ışıl parlıyordu. Başımı salladım utangaç bir tavırla. Hilal omzuma hafifçe vurdu.

" Kızım dün niye anlatmadın bunları? Omzunda uyumakta ne? "

Nur Hilal'e dönerek" Kanka sen kızarsın diye anlatmamıştır. Verdiğin tepkiye bak. " dediğinde " Bana normal gelmiyor işte. Tabi sizin hayatınıza karışamam. " dedi. Nur alındığının farkındaydı. Bu yüzden eline dokunarak" Ya öyle demek istemedim. Sende bizi korumak istiyorsun farkındayım. " dedi. Hilal'in kırgınlığı yüzünden okunsada devam ettim.

" O öyle yapınca bende başımı hafifçe yasladım ve sonra gerisini hatırlamıyorum. Zaman o kadar çabuk geçti ki sanki sadece bir dakika omzunda uyudum. Halbuki beni uyandırdığında evin oraya gelmiştik."

Bu onun omzunda ikinci kez uyuyuşumdu. Ve aldığım haz öylesine huzur doluydu ki başımı kaldırmak istemedim. Hatta trafik olmasına bile razıydım.

Sena sandviçinden ısırık aldı ve ağzındaki lokmasıyla beraber " Melike sen Samet'i seviyor musun? Emin misin bu çocuktan? " dedi.

Durdum birkaç saniye..

Cevabı söylemek için hazır hissediyordum kendimi. Dudaklarımı araladım, kalbimden dilime kadar dökülmesi için cümlelerin. Fakat karşı masada Samet'i farkettiğim an sonsuza kadar kapattım. Samet, sarı saçı ve uzun boyundan tanıdığım kadarıyla Aslı ile birlikte -adını unutmak istiyorum ama malesef ki aklımdan çıkmıyor- karşımızda ki masada yemek yiyorlardı. Onları izlemek istemesem de bunu ne yazık ki yapamadım. Kızla neler konuştuğunu, nasıl baktığını hatta onun hakkında ki düşüncelerinin hepsini a dan z ye merak ediyordum. Bu kadar uzak mesafeden ancak hareketlerini inceleyebildim. Aslı ile konuşurken o kadar rahat ve mutlu görünüyordu ki uzun zamandır birbirlerini tanıyor gibiydiler. Aslı'nın, saçlarını arkaya atarken ki halleri, zayıf elleriyle yüzünü tutarak gülümsemesi ondan hoşlandığını net bir şekilde belli ediyorken, Samet daha çok Yavuz abinin bana davrandığı gibi davranması onu kardeşi gibi gördüğünü hissettirdi bana. Umarım hissettiğim gibidir. Cemre'nin dürtmesiyle beraber tabağımdakileri bitirdim ve oradan ayrıldık. Nur fakülteye doğru yürüdüğümüz sırada yanıma iyice sokuldu ve "Az önce söyleceğin cevabı biliyorum. Onları gördüğünde suratın resmen renk değiştirdi. Ama ben ikisi arasında bir şey olduğunu sanmıyorum. Rahat ol." dedi. Bu teselli cümlesini duymak yeniden ışıklandırırken yüreğimi hafifçe gülümsedim.

Fakültenin sürgülü kapısından içeri girerken Nur'un bir anda koluma dokunmasıyla durdum. Mavi göz bebekleri kocaman olmuş, ağzı yarı açık bir halde karşıya doğru bakıyordu. Baktığı tarafa doğru bakışlarımı gezdirsemde hiçbir yüzü tanıyamıyordum. Kızlar çoktan anladılar ve Nur'un heyecanlı hallerine karşı rahatlatacak bir çok şey söylediler bile. Her olayda hastalığım yüzünden tepkisiz ve suskun kalıyordum. Onlarla birlikte aynı heyecanı yaşamak varken yaptığım tek şey bana sonradan anlatılanlarla avunmak oluyordu. Şuan olduğu gibi. Nur'un takılı kaldığı kişi meğer Hakan'mış. Gerçi bunu tanıyamasamda tahmin edebilirdim. Fakat şu sıralar öyle çok aksiyon yaşadım ki bir sonrakinin ne olacağı hakkında hiçbir fikrim olmuyordu. Nur hala aynı yerde dikilirken Hakan utangaç bir halde sakalıyla oynayarak yanımıza geldi ve Nur'a "Merhaba Nur. Nasılsın?" diye sordu. Nur kekeler bir halde cevap verirken diğer kızlarla birlikte bu ikiliyi izlemeye koyulduk. Hakan bizim bakışlarımızdan rahatsız olacak ki Nur'u kantine davet etti. İki acemi aşık - Hakan'ın Nur'u sevdiğinden emin olamasam da dışardan bariz öyle görünüyor - kantine doğru ilerlerken, Cemre de Tolga'yla beraber dışarı çıktı. Sena çalan telefonunu açtığında kalan iki sap olarak sınıfa gitme vaktimiz gelmişti.

Bölüm sonu

3 yorum