İçeriğe geç

Hikâyeler

Bölüm 1 · 5 dk okuma

Hikâyeler

Bölüm 1

Bir Kurtuluş Hikâyesi

“Anneanne, hep vatanımızın zor dönemleri olduğunu söylerdin bize. Artık anlat, neler oldu o zamanlar?” diye sordu güzel torunum Fatıma. Merakı yüzünden okunuyordu. “Büyüdüğümüzde anlatacaktın, öyle demiştin. Ben artık on yaşındayım, kocaman oldum! Hadi anlat!” dedi merakla torunum Yusuf. Koltuğa, ablasının yanına oturmuş benden yanıt bekliyordu. “Evet, ikiniz de çok büyüdünüz; galiba artık anlatmanın zamanı geldi.” dedim ve gururla baktım torunlarıma. Onlar da bana heyecanla bakıyorlardı. İkisi de benim ağzımdan çıkacak kelimeleri bekliyorlardı. Vatanımızın kurtuluş hikâyesini dinlemek istiyorlardı. Onlar dikkatle yüzümü incelerken ben de derin bir nefes aldım. Gözlerimi şöminenin üstündeki aile fotoğrafımıza çevirip anlatmaya başladım:

Henüz altı yaşında bir kız çocuğuydum o zamanlar. Fakat ben çocukların yaptıklarını yapamıyordum. Parkta oynayamıyor, resim yapamıyordum. Okula gitmem gereken yaşta okuluma gidemiyordum. Ben açlık ve susuzlukla mücadele ederken bombalardan kaçıyordum. Evet, sadece ufak bir kız çocuğu olmama rağmen tüm bunlara direnmiştim ben. Sadece ben değil ülkem tüm bunlara direnmişti. Biz öyle kötü bir dönemden geçmiştik ki bunu anlatmaya kelimeler yetmezdi.

Bir gün ansızın şehre bombalar yağmıştı, İsrailli askerler tüm şehri sarmıştı. Hiçbir şeye anlam veremiyordum. Yaşlı, kadın ,çocuk ayırmadan insanların canına kıymaya başlamışlardı. Gözümün önünde kaç bin can şehit gitmişti. Öylesine çoktu ki bu sayı, saymaya gücüm yetmemişti. Oysa ben sadece yirmiye kadar saymayı biliyordum ve bu sayı defalarca yirmiyi aşmıştı.

Anneler ve babalar yaralı çocukları için defalarca yalvarmıştı. “Lütfen bebeğim yaşasın, lütfen!” Çaresiz haykırışlar hiçbir zaman son bulmamıştı. Kulağıma ilişen acı dolu çığlıklar keskin bir bıçak gibi yüreğimi delip geçiyordu. Çocuğunu kaybeden anne ve babalar, yetim kalanlar, öksüz kalanlar, sevdiğini kaybedenler… Her biri acı içindeydi. Yakınını kaybedenler bunun ardından yas bile tutamadan öldürülmüştü. Biz acımızı yaşayamadan yerine bir diğerini eklemişlerdi. Bu en beteriydi. İsrailli askerler bizim çaresizliğimizden zevk alıyorlardı. İnsan nasıl olurdu da böylesine vahşice bir katliamdan zevk alırdı ,anlayamıyordum. İnsan, insana bunu yaşatmazdı. İnsan, insanı öldürürken zevk alamazdı. Sevdiklerimiz teker teker öldürülüyor yaralılar şifa bulmasın diye hastaneleri bombalanıyordu.

Bizim ülkemize bahar yağmurları değil, savaş bombaları yağdı. Marketler, evler, okullar, her yer bombalandı. Tüm şehir toz duman oldu. Kan kokusu her yanımızı sardı. Ölüm bizi beklerken biz kaçacak delik aradık.O günler aklıma gelmişti; o çaresizlik, o korku, o hüzün… Beni duygulandırmıştı. Gözümden akan birkaç damla yaşı elimin tersiyle sildim. Bu günlere zorluklarla gelmiştik biz.

“Anneanne, karnınızı nasıl doyurdunuz? Nasıl yaşama tutundunuz?” diye sordu Fatıma, merakı biraz bile azalmamıştı. Böyle ağır bir hikâye beklemeyen Yusuf ise duydukları karşısında öylece kala kalmıştı.

Günlerce hatta aylarca aç kaldık. Şehitlerimizin kanının karıştığı, ülkemizin topraklarından çamurlu sular içerek giderdik susuzluğumuzu. Karnımızı doyuralım diye bazı ülkelerin vatandaşları, yardım tırlarında yiyecek yolladı. Fakat askerler geri yolladılar veya bu yardımdan kendileri faydalandılar. Geri yollanmak üzere olan yardım tırlarından düşen un çuvalları parçalandı. Yerlere saçılan unları güç bela toplayıp poşetlere doldurduk. Unlar toprakla karıştı fakat umursamadık. Biz un bulunca mutluluğa boğulduk. O sevinç hâlâ aklımda.. Topraktan, taştan ayıkladığımız un taneleriyle doyurduk karnımızı. Bulduğumuz ne varsa müslüman kardeşlerimizle paylaşarak yedik biz. Bu sayede hayatta kaldık, bir şekilde yaşama tutunduk.

“Vay be!” diyerek şaşkınlığını dile getirdi Yusuf. “Anneanne, sen benden de küçükmüşsün o zamanlar; sen tüm bunlara nasıl katlandın aklım almıyor?”

Küçük yüreğimle büyük acıları taşıdım .Ama yılmadım. Benden daha kötüsünü yaşayanlar da vardı .Bu yüzden halime şükrettim her zaman. İnsan zorluklarla öğrenir hayatı. Her zorlukta ağlarsa hayatı yaşayamaz ve emin ol en ufak zorluk bile büyük gelir o zaman. Bu yüzden direnmek ve şükretmek gerekir. Bu sayede atlattım her şeyi dedim torunumun başını okşayarak. Daha sonra ayağa kalktım ve şöminenin üstündeki aile fotoğrafını elime alıp onlara : ‘’Bu fotoğraf, savaş başlamadan bir yıl önce çekilmişti. Beş yaşındaydım. Annem, babam, kardeşim ve ben bir aradaydık.” dedim hüzünle. Fotoğrafı incelerken “Sonra ne oldu anneanne?” diye sordu Yusuf. Onu daha fazla meraklandırmamak için anlatmaya devam ettim.

Annem bombalar altında can verdi. Babam çok ağladı fakat bizi yaşatmak için çabaladı. Çok geçmedi annemin ölümünün üzerinden, sadece birkaç gün. Kurumaya fırsat bulamadan daha çok ıslandı gözlerim. Babamın iri bedeni gözlerimin önünde yere yığıldı. Babamı da aldılar benden. Zihnimin içinde sessiz çığlıklarım yankılanıyordu. Canım öyle çok yanıyordu ki bedenim karıncalanıyordu. Gözyaşlarım kanlı toprağı ıslatıyordu. Sadece kardeşim ve ben kalmıştık. Ne sığınacak bir evimiz ne de yaslanacağımız bir omuz kalmıştı. Kardeşimin sarı saçlarında annemin sevgisini aradım. Masmavi gözlerinde babamın sevgi dolu bakışlarını gördüm. İçim defalarca hasretle dolup taştı. Kardeşim için direndim, bedenim çok yara aldı ama buna rağmen kardeşimi doyurmak için çabaladım. O yaşasın diye kendimden vazgeçtim. Ben bu sayede acıya direnmeyi öğrendim. Biz Gazzeli çocuklar, doğum günümüz gelmeden büyüdük. Gördüğümüz, yaşadığımız vahşet dolu katliam bizi büyüttü. Yaşıtlarımız çizgi film izlerken biz yakınlarımızın şehit edilişini seyrettik. Ülkemizde kuş cıvıltıları değil çığlıklar yankılandı, çiçek kokusu değil kan kokusu aldık. Bizim manzaramız parklarda oynayan çocuklar değil vahşice katledilen çocuklar oldu. Biz çeşit çeşit yemek yiyemedik, yerlere saçılmış bir avuç un bulduğumuz için sevinçlere boğulduk. Biz temiz su bulamadık, kana bulanmış çamurlu sular içtik. Biz yeniden varoluşun mücadelesini verdik.

İsrailli askerler o kadar acımasızlardı ki havada uçan tek bir kuş bile bırakmadılar. Oysa biz o kuşların kanadına tutunup hayaller kurmuştuk, özgürlüğün sesini güvercin kanadında gökyüzüne salmıştık. Ve biz sadece Allah'a sığınmıştık.

“Peki nasıl kurtuldunuz?” dedi Fatıma. Gülümseyerek sorusunu cevapladım: Umudumuzu hiçbir zaman kaybetmedik ve biz vatanımız topraklarını hiçbir zaman terk etmedik. Biz her şeye rağmen direndik. Vatanımız için, gelecek nesillerimiz için, Mescid-i Aksa için direndik. Biz yaşadığımız onca zorluğa rağmen hayata devam ettik. En sonunda direnişimiz sonuç verdi. Ve şimdi İsrail ismi sonsuza dek haritadan silindi. O, İnsanlığın haritasında kara bir lekeydi .

Bombalar ve çığlık sesleriyle büyüyen biz, kuş cıvıltıları duyduk. Özgürlük türküleriyle güneşi selamlıyor, kanat çırpıyordu kuşlar. Hele çocuklar … Pamuk şekeri gibi pespembeydi yanakları,ışıl ışıldı gözleri .Nar taneleri gibi dört bir yana yayılmıştı cıvıl cıvıl sesleri. Ve yeniden Nuh’un gemisinde filizlendik. Kurumuş toprağımızı sevinç gözyaşlarıyla nemlendirdik. Nehirden denize özgürlüğe yeniden yelken açtık. Zafer nağmeleriyle coştuk.

Burnumu çektim ve yanağıma doğru süzülen gözyaşlarımı hemen sildim. Torunlarım gururla yüzüme baktığını gördüm. Her şeye rağmen ülkemizin özgürlüğü onları da duygulandırmıştı. Ülkemizin kurtuluş hikayesi, bugünlere gelişimiz, her bir şehit, akan her damla kan, direnişler… Her biri iliklerimize kadar işlenmişti.

“Ne diyeceğimi bilemiyorum anneanne, bu gerçekten çok hüzünlü bir hikâye. Onca yaşanana rağmen sonucu çok güzel.” dedi Fatıma ve yanıma gelip boynuma sıkıca sarıldı. Yusuf da dizimin üstüne oturup kollarını boynuma sardı.

Yusuf, ‘’Anneanne, vatanımız tüm bunlara dayandı mı gerçekten?” dedi.

Minik torunum Yusuf hayranlıkla gözlerimin içine bakarken gülümsedim. “Evet,” dedim gururla. “Gazzeliler direndi, direndik. Çektiğimiz acılara rağmen bugün ayakta kalabilmeyi başardık.”

Aylar süren mücadeleyi dakikalara sığdırmış olmam beni duygulandırdı. Yaşadıklarım bir bir gözümün önünden geçti. O günün zorluklarını şimdi gururla anlatabilmek yüzümde buruk bir tebessüm oluşturdu.

Biz onca şey yaşamıştık ve artık özgürdük. Her şeye rağmen nehirden denize Filistin artık özgürdü.

Bölüm sonu

1 yorum