İçeriğe geç

Hikaye Gezgini

Bölüm 24 · 7 dk okuma

Hikaye Gezgini

Bölüm 24

İhtiyar Kadının Evi

"Sanırım canımız hiç olmadığı kadar tehlikede."

Nefesimi tuttuğumu fark etmem zaman aldı. Bakışlarım karşımızdaki patikayı buldu.

"Hiçbir şey anlamıyorum."

Kendi kendime sessizce mırıldandım. Eris'in bana baktığını hissetmemle kafamı ona çevirdim.

"Şimdi ne yapacağız? Bu patikadan gitmemiz gerektiği çok açık ama gittiğimizde ne olacak? Neyle karşılaşacağız? Neyle baş etmek zorundayız?" Gözlerim kemerlerimizdeki silahları buldu.

"Bu kadar silahı ne için kullanacağız? Üzerimizde bir harita da yok. Patikaya girdikten sonra ne tarafa ilerleyeceğiz?"

Eris sıkıntılı bir nefes verdi. Bir eliyle saçlarını çekiştirdi. Daha sonra hızla ayağa kalktı ve elini bana uzattı. Elinden yardım alıp ben de ayaklandım. Lulu ve Pulu'nun notunu cebine sıkıştırdı.

"Anlaşılan bu sorularının cevaplarını patikaya girmeden bilemeyeceğiz."

Korkarak karşımdaki sonu görünmeyen yola baktım.

"Oraya gidesim hiç içimden gelmiyor."

"Harekete geçmek zorundayız. Burada durdukça tehlike altındayız belki de."

"Ya da burası güvenli bölgedir."

Eris kafasını bana çevirdi.

"Güvenli bölge olsa bile ilerlememiz gerekiyor. Sonsuza kadar bu yerde kalmak istemiyorsun herhalde?"

Derin bir nefes verdim. Eris burnumu sıkıp sırıttı.

"Sakin ol Karamsarlık Kraliçesi. Eğer bir sorun olursa yanında olacağım."

Kaşlarımı çattım.

"Karamsarlık Kraliçesi değilim."

"Hı hı, tamam."

Beni takmadan ilerlemeye başladığında peşinden gittim. Hızlı adımlarla ona yetişip patikaya girdik. Burası, uyandığımız açıklıktan daha karanlıktı. Arkamı dönüp baktığımda uyandığımız açıklığın parladığını gördüm.

"Önüne bak."

Eris'in dediği ile önüme döndüm. Arkama bakmamın bir lüzumu yoktu. Eris'in de dediği gibi ilerlemek zorundaydık.

Arkamızdaki açıklık görünmeyecek kadar yürüdük. Ne zamandır yürüyorduk bilmiyorum. Daha doğrusu burada zaman kavramı var mı onu bile bilmiyordum.

Etraf iyice kararmıştı. Sadece yürüdüğümüzde çıkan çatır çutur sesler dışında hiçbir ses yoktu. Gökyüzü ağaç dallarından gözükmüyordu. Yol gittikçe daralmıştı ve hafif eğilerek yürümek zorunda kalıyorduk. Belim ve boynum ağrımaya başlamıştı.

"Eris nereye gittiğimiz hakkında en ufak bir fikrin yok dimi?"

"Evet."

"Harika."

Üstümüzde bize yol gösterecek bir kağıt parçası da yoktu. Öyle dümdüz kafamıza göre yürüyorduk. Hiçbir yol ayrımına sapmamıştık. Ki zaten yoktu da.

"Sence daha ne kadar ilerlememiz gerekecek?"

"Hiçbir fikrim yok."

"Lanet olası belirsizlik!"

Eris durduğunda ben de durdum. Derin bir nefes alıp arkaya doğru eğilerek belini kıtlattı.

"Her yerim ağrıyor."

"Acaba biraz dinlensek mi?"

"Burada? Ormandan gelecek her türlü hayvandan korumasız bir şekilde burada mı dinleneceğiz?"

Etrafıma bakarak konuştum.

"Bu zamana kadar hiçbir hayvan izine rastlamadık. Dinlesene, baykuşların sesi bile yok."

"Koskoca ormanda herhangi bir canlının olmadığını düşündüğünü söyleme bana."

Sinirle suratına baktım.

"Bana bak, beni daha fazla germe! İkimizin için de iyi bir şeyler yapmaya çalışıyorum! Dinlenmek zorundayız. Gerekirse nöbet tutarız. Nereye kadar yürüyeceğiz? Uçsuz bucaksız bir yol resmen burası! En azından biraz kestirelim. Güçten düşeceğiz yoksa."

Eris patikaya doğru uzun uzun baktı. Bense dinlenebileceğimiz rahat bir ağaç altı arıyordum.

"Bence biraz daha devam etmeliyiz. İçimden bir ses yürümeye devam etmemizi söylüyor."

"Benim içimdeki sesin ne söylediğini duymak isteyeceğine emin değilim."

Bakışlarını bana çevirdi. Gözlerini devirerek konuştu.

"Az çok tahmin edebiliyorum merak etme." Daha sonra hemen ekledi.

"Eğer çok yorulduysan seni sırtımda taşıyabilirim."

Onun yola devam etmekte kararlı olduğunu görünce derin bir nefes vererek omuzlarımı düşürdüm.

"Sen daha da yorulacaksın. İyiyim ben, idare ederim."

"Emin misin?"

"Evet. Hadi devam edelim."

Adımlarımızı hızlandırıp yürümeye devam ettik. Artık topuklarım ağrıyordu ve yere düşüp bayılmak istiyordum. Ama Eris'e bakınca şikayet etmemek için bir nedenim oluyordu. O da benimle aynı yolu çekiyordu, benimle aynı zorluklara katlanıyordu. O hiçbir şey demezken benim çocuk gibi mızırdanmam doğru olmazdı.

"Fark ettin mi, hiç susamadık? Veya acıkmadık?"

Eris'in dediğiyle kaşlarım çatıldı.

"Sen deyince fark ettim."

"Bunun hikaye ile bir ilgisi var mıdır?"

"Muhtemelen var." Omuz silkerek devam ettim. "Her neyse, bu bizim işimize gelir."

Eris sessizce kafasını aşağı yukarı salladı. O benim kadar bu konuya karşı umursuz değildi anlaşılan. Ama ben artık hiçbir şeyi umursamayacak kadar yorgundum.

Ne kadar yürüdüğümüzü bilmiyordum ama artık göz gözü görmüyordu neredeyse. Eris önde ben arkadaydım. Birbirimizi kaybetmemek için el ele tutuşmuştuk. Keşke yere yatsam da Eris beni sürüklese.

"Yoruldun mu?"

Eris'in sorusu ile kafamı salladım.

"Hep yorgundum. İç sesin hala yola devam etmemizi söylüyor mu?"

Eris elimi bırakıp eğildi.

"Sırtıma çık."

"Olmaz."

"Çık Asra."

"Olmaz Eris. Taşıyamayabilirsin. İkimiz de güçten kesiliriz."

"Sadece ben güçten kesileceğim. Sen benim sırtımda dinlenmiş olursun."

Sıkıntılı bir nefes verdim. Çıksam mı? Gerçekten ayaklarım çok ağrıyordu ve Eris'in durmak gibi bir niyeti de yoktu.

"İyi tamam. Ama yorulduğunda indir."

"Tamam. Çık hadi."

İki adım gerileyip sırtına atladım. Eris bacaklarımdan tutup beni daha yukarıya çıkardı. Kollarımı omuzlarından aşağıya sarkıttım.

"Rahat mısın?"

"Evet. Ağır mıyım?"

"Hayır."

Eris yürümeye başladığında kafamı kafasına yasladım. Yürümememe rağmen ayaklarım ağrıyordu. Aşırı rahattım şuan. Bencil olmak istemiyordum ama keşke Eris beni sabaha kadar böyle taşısa.

Bir elimi ağzıma götürüp esnedim. Gözlerim yavaş yavaş kapanmaya başlarken onları açık tutmakta güçlük çekiyordum.

"Biraz uyu Karamsarlık Kraliçesi."

"Karamsarlık Kraliçesi değilim." diye mırıldandım. Eris'in kıkırdaması kulaklarıma doldu.

"Eminim öyledir Karamsarlık Kraliçesi."

Daha fazla gözlerimi açık tutamadım.

°°°

Gözlerim yavaş yavaş açıldığında başta nerede olduğumu garipsedim. Zihnime neler olduğu yüklenirken kafamı eğip Eris'in yüzünü görmeye çalıştım.

"Uyandın galiba?"

"Evet."

Sırtında olduğum aklıma gelince hızlıca konuştum.

"Ben yeterince dinlendim. İndirebilirsin."

Eris durup eğildi. Ben de ellerimi omzumdan çekip atladım. Eris sırtını geriye atıp inleyerek belini kıtlattı. Üzülerek suratına baktım.

"Çok üzgünüm. Keşke uyandırsaydın."

"Sorun değil. Ben daha dayanırım."

Zifiri karanlık da olsa yorulduğunu görebiliyordum. Omzundan tutup sırtını kendime çevirdim.

"Otur da masaj yapayım."

"Vakit kaybetmemeliyiz..."

"Bir kere beni dinlesen olmaz mı? Kim bilir ne zamandır beni taşıyorsun? Kendimi kötü hissediyorum."

Eris derin bir nefes verip dizlerinin üstüne çöktü. Onunla birlikte bende çöktüm ve ellerimi omuzlarına koyarak masaj yapmaya başladım. Sırtına, beline, boynuna. Eris'in gevşediğini hissettiğimde omzundan kafamı uzattım.

"Nasıl? İyi ki yapmışım dimi?"

Kafasını bana çevirdi. Yüzünde bir gülümseme vardı.

"İyi gelmediğini söyleyemem. Bu kadar iyi masaj yaptığını bilmiyordum."

Görmeyeceğini bilsem de at kuyruğumu savurdum.

"Marifetli ellerimin olduğu doğrudur."

Eris gülerek ayağa kalktı. Ben de ayağa kalkıp dizlerimi temizledim.

"İkimiz de bir şekilde dinlendiğimize göre artık yola devam edebiliriz. Elini öne doğru uzat."

Eris'in dediğini yapıp elimi uzattım. Elimi tutup önden ilerlemeye başladık. İkimiz de daha dinçtik.

Ne kadar yürüdüğümüzü bilmiyordum ama ileride bir ışık gördüm. Hemen yanıp geçti.

"Gördün mü?"

Eris ile aynı anda konuşmuştuk.

"Görmüşsün."

Yine aynı anda konuştuk ve adımlarımızı hızlandırarak o yöne doğru ilerledik. Birkaç dakika sonra bir açıklığa varmıştık. Bizim ilk uyandığımız yerdeki açıklıktan biraz daha farklıydı. Karşımızda bir ev duruyordu. İçeride bir ışık gidip gelip duruyordu peşindeki bir gölgeyle.

"Sana yürümeye devam etmemiz gerektiğini söylemiştim."

Eris'in heyecanlı sesine kaşlarımı çattım.

"Yorgunluktan mantıklı düşünememe sırası sende galiba? Bir dur bakalım bu ev neyin nesi, içindeki kişi güvenilir mi, burada ne işi var, hikayenin bir parçası mı?" Sonda kurduğum cümle ile bir farkındalık geldi.

"Acaba şuan başka bir hikayede miyiz? Gerçi o zaman neden kendi görünüşlerimizdeyiz?"

"İçerideki kişi güvenilir mi bilmiyorum ama burada daha fazla duramayız. Başka bir hikayede olup olmadığımızı da bilmiyorum ama bildiğim bir şey var ki o da bizim bu evi bulmamız gerektiği. Yoksa niye burada bir ev olsun? Ve hatta içerisinde birisi yaşasın?"

Eris'in dedikleri mantıklı gelirken ofladım.

"O zaman bu eve gitmek zorundayız."

"Evet."

Kafamı kaldırıp Eris'e baktım. Hava aydınlanmaya başlamıştı ve yüz hatlarını seçebiliyordum. Elimi sıkıp gülümsedim.

"Rahat ol. Başımıza bir şey geleceğini sanmıyorum."

"Çok güzel teselli veriyorsun."

"Teşekkürler."

İkimiz de eve doğru ilerlemeye başladık. Her adımımızda kalbim daha hızlı atıyordu. Eris ise elimi hiç bırakmadan sıkı sıkı tutuyordu. Bu heyecanımı ve korkumu bir nebze de olsa azaltıyordu. Ona bunun için sonra teşekkür edeceğimi aklıma not ettim.

Evin kapısının önüne geldiğimizde Eris hiç düşünmeden büyük tokmağı alıp kapıya vurdu. Evi kısa bir an dışarıdan incelemiştim. Masallardaki cadıların evlerine benziyordu.

Birkaç saniye sonra kapı yaşlı bir kadın tarafından açıldı. Saçları beyaz ve griydi. Yanakları sarkmış, cildi buruşmuştu. Kambur, kısa bir kadındı. Üstünde eski bir pelerin vardı. Gözleri yeşildi ama yaşlanmanın etkisiyle çok silik görünüyordu.

"Merhabalar."

Eris ne diyeceğini bilemiyormuş gibiydi. İhtiyar kadın bizi baştan aşağıya kuşkuyla süzdü.

"Merhaba çocuğum. Burada ne yapıyorsunuz?"

Sesi hafiften titriyordu.

"Şey, biz kaybolduk. Uzaktan evinizin ışıklarını görünce belki yardımcı olursunuz diye gelmiştik."

Kadın sözlerimle gözlerini bana çevirdi. Bakışları değişmişti. Uzun uzun gözlerime baktı. Yüzünde anlamlandıramadığım bir ifade vardı. Tırsmıştım ama bir yandan da bakışlarımı kadının gözlerinden ayıramıyordum.

En sonunda bakışlarını benden ayırmadın geriye çekilerek kapıyı daha da açtı. Eliyle içeriyi gösterdi.

"İçeri geçin çocuğum."

┈┈┈••╰☆╮••┈┈┈•

Bölüm sonu

1 yorum