Geceleri ay ışığında bekledim. Kanlı ellerimle, insanların içimdeki çığlıkları duymasını.
Soğuk bir kış günüydü. Yanıp sönen sokak lambalarının takati kalmamıştı. Sadece bir iki tanesi güçlü yanıyordu. Birkaç tanesi yanacak gücü kalmamış bir mum gibi kendiliğinden sönmüştü. Birçoğunun ışığıysa sönmek üzreymişçesine cılızdı. Artık onlar fazlasıyla yorulmuştu. Adam lambalara baktı. Onları insanlarla bağdaştırdı. Bazıları ölmüş dedi. Bazıları çok yorulmuş ölmek için dua ediyor ama ölümden korkuyor ve hayata tutunuyor. Oysaki ölüm kurtuluş değil midir? Kim çektiği acıların dinmesini istemez ki? Tekrar düşünüyor. Mazoşistler istemez diyor. Psikopatlar istemez. Sonra, uzun zamandır felç olan biri istemez. O kadar yorulmuştur ki hasta aksine sevinir bile. Başını eğdi adam. Ardından zihninde flu bir yüz belirdi. Zihnin gözleri görmemeye başlamıştı.
Odanın ortasında duruyorlardı. Arkasını döndü. Sarsak adımlarla kapıya yürüdü. Hem sarhoştu. Hem de cin gibiydi. Acelesi yoktu. Odasına açılan kapının kolunu indirdi. Yatağının yanındaki komodine yönlendirdi sarsak adımlarını. Yatağına oturdu. Biraz eğildi ve komodinin üçüncü çekmecesini açtı. Gözlüklerini aldı, yatağından kalktı çekmeceyi sağ ayağını geriye atarak hafif bir dokunuşla kapattı. Kapıya yöneldi, usulca odasından çıktı ve tekrardan flu yüzün karşısına geçti zihin. Gözlükleri kapıdan çıkarken cebinden çıkardığı mendille üstünkörü bir şekilde temizlemişti. Gözlükleri takmadan önce tahmin etmeye çalıştı zihin. Karşısında duran bu flu yüzün sahibi kim olabilirdi? Herkes olabilirdi. Bir kez tesadüfen gördüğü yabancının teki bile olabilirdi. Gözlükleri taktığında kapattığı gözlerini açmadan önce vücudunu dikleştirdi zihin. Bir şimşek çaktı. Flu yüzün yerini net bir görüntü, net bir suret aldı.