İçeriğe geç

Hiçliğe yolculuk

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Hiçliğe yolculuk

Bölüm 1

Kısa öykü 1 özgürlüğe yolculuk

Kırmızı duvara bakarak düşlerin uğultusu ile uykuya dalmaya çalışıyorum. Duvar saati tik tak tik tak rahatsızlık veriyordu. Saatin akrebi ile benim bir derdim yoktu aslında ama onun benimle bir derdi vardı hiç ilerlemiyordu. Sadece akrep mi? Akrebin kuyruğu olan yelkovan da ilerlemiyordu. Hayat sanki ramazanda pide kuyruğuna girmiş gibiydi başı görülmeyen o uzun kuyruğun sonundaydım hep. Yaşam, başlangıç saati belli olmayan, baş dönmesi yaşatan güzel bir kriz anı değil miydi zaten? Kriz anı demişken sahi ben bu kırmızı duvarlı odaya nasıl geldim. En son sonun başlangıcı bu diye bağırarak motor sürüyordum. Yok ya o kesin rüyaydı benim motorum bile yok ki. Ne diyorduk en son? Bu aralar hafızam da iyi değil. Ha! Şimdi hatırladım dönüş hızı Dünya var ya üzerinde yaşadığımız o zavallı gezegen işte onun dönüş hızı artmış dünya da fırıldak oldu desene ya. Böyle kendi kendime konuşuyorum ama deli demezler umarım. Ne için endişe duyuyorum ben zaten ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde değil miyim? Evet, saat başı verilen ilaçların vakti geldi. Taaaak! Çaat! Kapılar açılıyor, direniş gösterenlere zor kullanılıyor. Neden burada olduğumu biliyordum nasıl geldiğimi bilmesem de… Güzel kriz anı demiştim ya içinizden kriz anının nesi güzel dediğinizi duyar gibiyim. Evet, kriz geçirip gelmiştim. Benim varlığı sorgulamama insanlar kriz diyormuş ben de iyi bir şeydir herhalde dedim. Ah işte Dr. Can Bey işte benim güzel arkadaşım galiba yine benimle sohbet etmeye geldi. En son çamaşır makinesi motorundan füze yapıp marsa gitme planımı anlatmıştım. Baya şaşırmıştı makine motoru projemi delilik olarak adlandırmaz umarım. Dokuz numaralı odadaki Mahmut Bey’in kendini hem Tanrı hem de rap yıldızı sanmasından iyidir. Mahmut Bey demişken onunla kaçış planı yaptık. Uzak diyarlara gideceğiz onunla. Bu diyarın kalbi ona göre atmıyormuş artık. O diyorsa doğrudur sonuçta evrenin var edicisiyim diye dolaşıyor ortalıkta bir bildiği vardır. Nasıl gideceğiz diye sordum ona bir sınır çizgisi varmış onu geçmemiz gerekiyormuş ama nerde olduğunu söylemedi vardır bir hikmeti herhalde. Hep düşünürüm sınır çizgisi nasıl çekilir diye kalemle yapacak halleri yok ya çılgın bir mucit çizgi makinesi icat etmiştir. Hep atom bombası üretecek değiller ya caniler. Mahmut duymasın atom bombasına kötü bir şey dediğimi duyarsa kızar. Anlattığına göre, dediği diyara toplu geçiş kapısıymış. Evet, ben bunları düşünürken Dr. Can konuştu konuştu gitti. Bu Can Bey iyi adam da çenesi de motor gibi bu motorun freni yok. Aman be! Bu motorun freni olsa ne olacak daracık bir odadayız fren mesafesi yok ki. Şimdi biraz uyuyup kendime geleyim dokuz numaradaki Mahmut Bey haydi gidiyoruz dediğinde dinç olmalıyım. Evet, verdikleri ilacın etkisi başladı dünya normal ve uykuluydu… Gün ağarmaya başladı odama o güzel huzuru veren sabah güneşi, Rodi’nin o şahane eserinin muadilinin gölgesi ile odama düşmekteydi. Ah aptal kafam o heykel muadili değil o güzel eserle eş değerde değil ki sadece kopyası yine bir sözcüğü yanlış anlamda kullandım. Neyse değerli arkadaşlarım ben Mahmut Bey ile kaçış planımızı tartışmaya gidiyorum. Tartışma demişken duvara vurarak anlaşıyoruz bir araya gelmemiz yasak olduğu için Mors alfabesinin Bize verdiği imkânlardan faydalanıyorduk. Sordum ne zaman gideceğimizi dedi ki vakti gelince söyleyeceğim o zaman nasıl bir diyar olduğunu anlat dedim. İşte Mahmut Bey’in ağzından o diyar: “doğum öncesi gibi hiç sorumluluk yok, acı yok, gam yok, keder yok, araçlar için hız sınırı yok…”

Günle ardı sıra birbirini izliyordu Mahmut Bey benimle konuşmayı kesmişti hapları yutunca bana küsüyordu dilimin altında sakladığım zaman da Dr. Can Bey küsüyor o yüzden ikisinin de gönlü olsun diye bir hafta yutuyorum bir hafta yutmuyorum. Can Bey sıradan bir doktor değil onu kardeşim olarak görüyorum yoksa hap falan yutmam. Evet, sıra Mahmut Bey’in sırası hapımı almadım bu gün başladı duvara vurmaya diyarı anlatacak galiba uzak mıymış diyar sorup hemen geliyorum. Sordum cevabı şu şekilde oldu: “ mesafenin uzaklığı önemli değil önemli olan geçit kapısını açmak nasıl açacağını anlatacağım zamanı gelince.”

Sakinleştirici yapmaya gelen hemşirenin tokasını aşırmış olmam bana anahtar yapmak için hammadde sağladı. Mahmut haydi dediğinde kapıyı açmalıydım.

Saat gecenin üçüydü duvardan ses geldi evet bu Mahmut Bey’di vakit gelmişti. Mahmut Bey Mors alfabesinde çatıda buluşalım demişti. Kapıyı tokadan anahtarım ile açtım çatıya doğru merdivenleri birer birer çıktım. Hasta bakıcılar sigara içmek için çıkıyor ya kapı açıktı zaten o kapıyı açmak için zahmet çekmedim. Ve sonunda çatının uç noktasına geldim. Ama bir gariplik vardı. Mahmut Bey benimle hala Mors alfabesinde iletişim kuruyordu. Ve bana atla dedi. Evet, atla dedi. Bir an durdum ama bu yolculuk ölüm demekti kalbin durmasıydı. Mahmut diyorsa doğrudur hem melek olan kedim Homidi de o diyardaydı belki tekrar bir araya gelebilirdik. Ve kendimi hiçliğin sularına doğru bıraktım. Yere indiğimde ilk ne olduğunu anlayamadım ama yalnız değildim Mahmut hala benimleydi. Sordum ona beni kandırdın mı diye hani mutlu olacaktım. Onun cevabı şu şekilde oldu: “Ben sana yalan söylemedim sana mutlu olacaksın da demedim ben sana sadece o diyarda doğum öncesi gibi hiç sorumluluk yok, acı yok, gam yok, keder yok, araçlar için hız sınırı yok dedim.

Doktor Can başımda ağlarken kardeşim kardeşim diye ben bilinçsizliğin o serin sularına doğru yolculuk yapıyordum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.