Apparat,Goodbye
HEYELAN
🕸
Geçmişime dönüp baktığımda, hafızamın derinlerine gidip anılarımın olduğu kısımlara indiğimde hep şunu düşünürdüm; keşke sihirli bir değneğim olsaydı da hayatımın o kötü kısımlarını tek kalemde silebilseydim.
Silebilseydim de içimi her geçen gün o günlerden bugünlere zehirlemeseydim.
Her defasında içime atıp susmak zorunda kalmasaydım.
Gerçi ben kimsesiz değil miydim ?
Kime neyi anlatacaktım, kime akıtacaktım içimde ki zehri ? Kim dinlemeye katlanabilirdi beni ? Kim destek olup omzumu sıvazlayarak her şeye rağmen korkusuzca arkamda dururdu ?
Aslında cevap çok açıktı.
Kimse dinlemezdi, destek olmazdı, arkamda durmazdı. Aslında düşündüğüm de onlarda kendilerine göre haklıydı. Ben bile dışarıdan bir göz olarak bana baktığımda kendime katlanamıyordum. Bu yüzdendir ki onlara kızamıyordum.
Şu an bu kafede neden bulunuyordum kimi bekliyordum bilmiyordum. Kısa süre tanıştığım ve hayatıma gizemli bir şekilde dahil olan o genç adam bana sadece buraya gelip beklemem gerektiğinden bahsetmişti o kadar. Adres ve saat dışında başka hiçbir şey bilmiyordum. Yeni tanıdığım birine böylece güvenmek delilikti ve belki de bana ters düşen bir durumdu ama beni ona karşı yumuşatan en yakın arkadaşım olmuştu. Bakışlarım akşam saatlerine göre şaşırtıcı derece de az olan insanların arasında dolaşıyordu. Sanırım pek tercih edilen bir kafe değildi. Ben bunu düşünürken telefonuma gelen bir bildirim sesi ile irkildim. Ekrana meraklı gözlerle baktığım sırada sosyal medyadan gelen gereksiz bir bildirim olduğunu görünce kısık sesle kendi kendime söylendim.
Bu sırada göz hizama bir çift koyu kahve erkek postalları girdi. Kalbim değişik bir heyecan ile çarparken bakışlarımı merakla yukarıya doğru kaydırdım. Koyu mavi irislerim sarıya kaçan ve amber denilen göz rengine sahip yabancı genç adamla buluştuğunda duraksadım. Bu yüzü sanki bir yerden tanıyor gibiydim ama çıkaramadım.
Genç adam kibar ama bir o kadar da mesafeli bir bakış attı bana ve ardından görüntüsünü yansıtır bir şekilde konuşmaya başladı. "Merhaba Lina. Sonunda bir araya gelebildik." dediğinde olayın iç yüzünü bilmediğimden dolayı tedirgin kalmaya devam ettim. "Sen kimsin ve beni neden bu görüşmeye zorladılar? Benden ne istiyorsun ?" dediğimde genç adam başını onaylamaz bir şekilde sallayarak karşımda ki boş sandalyeye geçerek rahatça oturdu ve bana gizemli bir bakış attı.
"Tüm sorularına cevap bulacaksın elbet ama sırayla. Aslında buraya sana bir şey sormaya geldim. Bu bir teklif değil ya da bir tehdit değil ama ilgini fazlasıyla çekebileceğini düşünüyorum." dediğinde bakışlarımda ki merak arttı. Tüm mesafeme rağmen bu genç adamın gizemli dilinin çözülmesini ve içine düştüğüm bu kargaşadan kendimi kurtarmayı diliyordum. Dirseklerimi masaya doğru yaslarken ona soru dolu işaretlerle baktım. O ise kendinden emin bir şekilde gülümserken bir süre bana baktı ve ardından sakince konuşmaya başladı.
"Sana anne ve babanın ölümüne sebep olanların intikamını alabilme imkanını sunsaydım eğer bana cevabın ne olurdu ?" dediğinde olduğum yere tutsak kesildim. Zihnim durdu, ruhum kendini kaybetti. Düşüncelerim birbirine karıştı. Boğazıma bir yumru oturdu. Garipti. Bu duygu hem öldürdü beni bir kez daha hem de yıllardır aklımda ki o soru işaretinin çözülmesine bir umut ışığı oldu.